Hapiste LGBTİ+ Olmak

Birgün herkesin yolu hapishaneye düşebilir… peki hapishanede hayat nasıl? LGBTİ+ bireyler hapishanede neler yaşar? Yolu hapishaneden geçen LGBT bireylerin hakları, sıkıntıları, talepleri nedir, biliyor muyuz? LGBTİ+’lar için hapishanelerdeki düzenlemeler nasıl olmalı?

Mağduriyetleri ifade etmek ve ayni nakdi dayanışmanın ötesine geçsek, taleplerimizi belirlesek… Mesela LGBTİ+’ların üst araması nasıl yapılmalı? Hapishane personelinin bu konudaki fikirleri ve bilgileri, hapishaneye girdiğinde gündelik hayatının her anında sana nasıl davranıldığını belirleyecek. Erkeklerin olduğu hapishanelerde, geyler ayrı koğuşa yerleştiriliyor. Eğer girdiğin hapishanedeki tek gey tutuklu veya hükümlü sensen, yalnız kalacaksın… Trans kadınsın, “dışarıdayken” ağda alıp yapabilirsin, ama “içeride” hapishane kantininde ağda var mı? Başka mahpusların ihtiyaçları hapishane kantinlerinde bulunduruluyor, senin özel ihtiyaçlarının neden yeri olmasın?

İçeri girdiğimiz zaman ayrımcılığa uğramamak için orada yaşanan sıkıntıları bilip, olması gerekenleri biz ortaya koyalım, devletten, Adalet Bakanlığı’ndan talep edelim. 

Bu blogun amacı, bundan sonra bu konuda birlikte neler yapabileceğimizi, nasıl yapabileceğimizi konuşmak. Lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve ”+” şemsiyesindeki bütün insanların hapishanede karşılaştıkları sorunları ve taleplerini duyurmak. LGBTİ+ bireyler, yakınları ve ayrımcılığa karşı olan herkes için, hapishanedeki LGBTİ+’ların durumu hakkında bir iletişim kanalı oluşturmak. 

İletişim için, burada yayınlanmasını istediğiniz bilgiler için hapistelgbti@cisst.org.tr adresine yazabilirsiniz. Ayrıca CİSST, PembeHayat ve KaosGL dernekleri üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Featured post

“İskenderun Cezaevi’nde LGBTİ+ ve hasta mahpuslara işkence”

KaosGL Haber Portalının paylaştığı mezopotamya haber ajansının 14 Mart 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz :

İnsan Hakları Derneği (İHD) İskenderun Şubesi, İskenderun T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan LGBTİ+’lar ile hasta tutukluların durumuna dair rapor hazırladı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, İnsan Hakları Derneği (İHD) İskenderun Şubesi, İskenderun T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan LGBTİ+’lar ile hasta tutukluların durumuna dair rapor hazırladı.

Raporun detaylarını şube binasında düzenledikleri basın toplantısı ile paylaşan İHD Merkezi Cezaevi Komisyonu üyesi avukat Mehtap Sert, tutukluların başvurusu üzerine cezaevine gittiklerini söyledi. 

Sert, tutukluların ortak şikayetlerinin sağlığa erişemedikleri ve güvende olmadıkları yönünde olduğunu belirtti. Sert, özelikle hasta ve LGBTİ+’lara ilişkin bilgiler paylaştı.

Tedaviye erişim engelleniyor

Avukat Mehtap Sert’in paylaştığı bilgiler arasında birçok hak ihlali yer aldı. Sert’in rapordan aktardıkları şu şekilde: 

“Ş.K., trans bir kadın. Aynı zamanda Buerger hastasıdır. Tedavi yetersiz kalıyor. Verilen ilaçlar iyileştirmediği gibi hijyen olmadığı için pansuman da fayda etmiyor. Cezaevinde de revir koğuşunda yatması gerekiyor. Adli Tıp 3’üncü İhtisas Kurulu 2021’de 14333 sayılı kararında ‘reviri olan cezaevinde yatmalıdır’ kararı vermiş. Kendisi, cezaevine Sağlık Bakanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na, İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı’na Adli Tıp Kurumu’na 14 Ocak ile 3 Mart tarihleri arasında dilekçeler yazmış.  Dilekçelerinin gönderilmediğini, akıbeti hakkında bilgi verilmediğini söyledi. Rehabilitasyona ihtiyacı olmasına rağmen kurumdaki psikologla görüştürülmediğini belirtti.”

“E.Ö., LGBTİ+. Bipolar bozukluğu var. Tedavisinin engellendiğini söyledi.”

“M.E. LGBTİ+. 2019 yılında Alanya’da uyum süreci başlamış. Hormon ilaçları alıyor. Kıyafetlerine karışıldığını, sürekli hakarete uğradığını, fiziki temasta bulunduklarını söylüyor. Bel düzelmesi ve bel fıtığı hastalığı var. Doktora götürmüşler ancak ilaçları verilmiyor. Tedavisinin yapılmadığını ifade etti.”

Zorla saçları kesiliyor

“M.G., LGBTİ+. Saçlarını zorla kestirdiklerini, sürekli gerekli gereksiz odasına girildiğini ve kaba dayağa maruz kaldığını söyledi.”

“C.K. de trans. Zorla saçının kestirdiklerini E.G. ve Ş.Y. tarafından koğuşta istismar edildiğini söyledi. Hücrede kalıyor. Koğuşa geçmek istiyor. Başka bir adli mahkum H.A. tarafından istismar edildiğini, şikayet etmesine rağmen cezaevi idaresinin H.A.’yi Diyarbakır‘a sürgün gönderdiğini ve olayın üstünü örtmek ve şikayetinden vazgeçirmek için eziyet gördüğünü ifade etti. Şikayetini devam ettirmek istiyor. Bunun için güvende olmadığını düşünüyor. Kronik tansiyon ve şeker hastası, ilaçlarının verilmediğini ve revir taleplerinin kabul edilmediğini belirtti.” 

“N.U. LGBTİ+ birey de yine H.A.’nın istismarına uğrayan bir başka kişi. Daha öncede ruh ve sinir hastalıları hastanesinde yatmış. O da şikayetinden vazgeçsin diye psikolojik baskı yapıldığını söylüyor. Dilekçelerinin kayda alınmadığını psikologla görüştürülmediğini, hücrede kaldığını ifade etti. Güvende olmadığını düşünüyor.”

Av. Sert, LGBTİ+’lara yönelik cinsel istismar olayının üstünün kapatılmak istendiğini belirterek, “İskenderun T Tipi Cezaevi’nde sayıları artan LGBTİ+ mahpusların kişiliklerine saygı duyulması ve mahpusları küçük düşürecek davranışlar, istismar, şiddet kullanılması ve taciz edilmesine son verilmesi gerekiyor. Yine bu suçlarda bulunan görevliler hakkında gerekli işlemlerin yapılması idarenin sorumluluğundadır” dedi. “

Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) Hasta Kadın ve LGBTİ+ Mahpuslar İçin Eylem Yaptı!

Gazete Karınca’nın 2 Mart 2022 Tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“Cezaevindeki kadın tutuklularla dayanışmak için kampanya başlatan ve cezaevi önünde açıklama yapan Kadınlar Birlikte Güçlü, “Hasta tutsak olan yol arkadaşımız Aysel Tuğluk şahsında hasta kadın ve LGBTİ+ tutsakları özgür bırakın” ifadelerini kullandı.

Kadınlar Birlikte Güçlü, cezaevlerinde kadın tutukluların yaşadığı hak ihlallerine ve hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için başlattıkları “Hapishanede erkek devlet şiddetine karşı kadınlar birlikte güçlü” kampanyasının startını Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde yaptıkları açıklamayla verdi.

Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Barış Anneleri ve çok sayıda kadın katıldı.

Kadınlar adına açıklama yapan Çağla Akdere, kadın dayanışmasını bu kez cezaevlerinde olan tutuklu kadınlar için büyüttüklerini söyledi.

İktidarın cezasızlık ve kadın düşmanı politikalarının erkekleri cesaretlendirdiğini belirten Akdere, mücadele eden kadınları ise cezaevine atılarak sindirmeye çalışıldığını kaydetti.

8 Mart’ı örgütledikleri, 25 Kasım’da şiddete dur dedikleri için mahkemelerde kadınlardan savunma istendiğini hatırlatan Akdere, en temel hak olan yaşam hakkını korumak için, erkeğe karşı hayatını savunan kadınların en ağır cezalara çarptırıldığını vurguladı.

‘Hasta kadın ve LGBTİ+’ları serbest bırakın’

Cezaevlerinde tutulan kadınların bu kez de orada şiddete maruz kaldığını aktaran, Akdere, şunları söyledi:

Sağlık ve yaşam hakkı engellenen, tahliye edilmesi gerekirken cezaevinde tutulan onlarca ağır hasta tutsaklar, ATK’nin iktidarın hapishane politikasına göre karar vermesinden kaynaklı tutukluluk halleri devam etmekte ve tahliyeleri engellenmektedir. Her yerde seslendiğimiz gibi bir kez daha Bakırköy Cezaevi’nin önünden sesleniyoruz. Hasta tutsak olan yol arkadaşımız Aysel Tuğluk şahsında hasta kadın ve LGBTİ+ tutsakları özgür bırakın.

Tutuklular cezaevlerinde yoğun olarak ölüm, sürgün, infaz erteleme, infaz yakma, işkence, kötü muamele, tecrit ve izolasyona maruz kalıyor. Ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, çıplak arama, kelepçeli muayene, ayakta tekmil vererek sayım uygulamaları, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşanmaktadır. Özellikle son süreçte başta Bakırköy Cezaevi olmak üzere birçok kadın hapishanesinde disiplin soruşturmaları ve cezaları artmış durumda. Bakırköy cezaevinde açık görüşlerde tokalaşma ve sarılma gerekçe gösterilerek disiplin soruşturması açılmıştır.

‘Cezalar ve tutuklamalarla sinmeyeceğiz’

Akdere, “Tecrit ve ceza politikası giderek artmış durumda dün sorun olmayan her şey bugün disiplin soruşturması hâline getiriliyor. Açıkça yaşanan bu hak ihlallerine karşı sessiz kalmıyoruz. Kadınları her yerde nefessiz bırakmaya çalışan iktidar, koğuş içerisinde ve mahrem alanları görecek şekilde kameralar bulundurarak, özel yaşam ve mahremiyet hakkını da ihlal ediyor. Ama aynı kameralar Garibe Gezer’e yapılan cinsel işkenceyi görmüyor ve soruşturmayı açmaya delil üretmiyor. Garibe Gezer’in katledilmesine sessiz kalmayacağız” diye belirtti.

Akdere, cezaevlerinde de kadınların yoksullaştırıldığını belirterek şunları söyledi:

Kantinlerde temel ihtiyaçların alınamayacak kadar zamlanması, hijyen ürünlerinin alınamaması zaten kötü olan koşulları daha da kötü hale getiriyor. Kadınlar yoksulluğu içerde ya da dışarıda her yerde yaşamaya devam ediyor. Krizin bedelini bizler ödemeyeceğiz. Cezalar ve tutuklamalarla sinmeyecek, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler biliyoruz ki kadın dayanışmasının aşamayacağı duvarlar yoktur. Buradan içeride mücadele eden tüm kadınları sevgiyle selamlıyoruz, 8 Mart’larını kutluyoruz, mücadele arkadaşlarımızın direnişi, direnişimizle buluşacaktır. Özgür, eşit bir yaşamda mutlaka buluşacağız.”

“LGBTİ+ Hakları ve Yoksulluk Alanında Çalışan Örgütler LGBTİ+ Yoksulluğunu Ele Aldı”

Derneğimiz Kadın Tematik alanından Özge Akyüz ve LGBTİ+ Tematik alanından Meriç G. Doğan’ın da katılımıyla “LGBTİ+ “Yoksulluk Çalışmaları Diyalog Toplantısı” gerçekleştirildi. 17 Mayıs Derneğinin 3 Mart 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

LGBTİ+ örgütleri ve toplumuna yönelik güçlendirme faaliyetlerini alandan elde ettiği somut bilgilere dayandırarak çalışmalarını sürdüren 17 Mayıs Derneği; Türkiye’deki mevcut ve potansiyel LGBTİ+ yoksulluğunu analiz etmek amacıyla, Etkiniz desteği ile 21 ve 25 Şubat tarihlerinde iki diyalog toplantısı gerçekleştirdi.

LGBTİ+ hakları ve yoksulluk alanında çalışan örgütlerle bir araya gelinen diyalog toplantılarının ilki 21 Şubat tarihinde İhtiyaç Haritası, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Çorbada Tuzun Olsun Derneği, Senex Yaşlanma Çalışmaları Derneği, Açık Alan Derneği/Derin Yoksulluk Ağı, Kadın Dayanışma Vakfı, Pozitif Alan, 40+ Lubunya, Kaos GL Derneği’nin katılımlarıyla Zoom aracılığıyla düzenlendi. “Yoksulluk Çalışmaları Bağlamında Sivil Toplum Diyalog Toplantısı” başlığıyla gerçekleşen toplantıda katılımcı örgütlerin kendilerini ve çalışmalarını tanıtmalarının ardından “​​Yoksullukla mücadele için (doğrudan veya dolaylı) yürüttüğünüz çalışmalar nelerdir?  Ne tür sorunlar ve risklerle karşılaşıyorsunuz? LGBTİ+’lardan başvurular geliyor mu? LGBTİ+’ları başvurmaya teşvik etmek ve onların ihtiyaçlarına yanıt vermek için aldığınız özel tedbirler var mı?” sorularına cevap arandı. Toplantının forum kısmında ise birlikte neler yapılabileceğine dair önerilere odaklanıldı.

25 Şubat tarihinde ise “LGBTİ+’ların Yoksulluğu ve Yoksunluğu Bağlamında Diyalog Toplantısı” başlığıyla ikinci bir toplantı gerçekleştirildi. Unikuir, Kaos GL, 17 Mayıs, 40+ Lubunya, Hande Kader Dayanışması, İstanbul Pride, Lambda İstanbul, Pozitif Alan, Özgür Renkler, Muamma LGBTİ+, SPoD, Genç LGBTİ+  ve trans aktivistlerin katılımıyla Zoom üzerinden düzenlenen toplantıda “Alandaki ihtiyaçlar neler? Bu ihtiyaçlara ne kadar karşılık verebiliyoruz? Yoksullukla mücadele için (doğrudan veya dolaylı) yürüttüğümüz çalışmalar var mı? Bunlar neler?  Ne tür sorunlar ve risklerle karşılaşıyoruz?” sorularına birlikte yanıt arandı. Toplantının forum kısmında ise katılımcılar yoksulluk ve yoksunlukla mücadelede birlikte neler yapılabileceğine odaklandı.

17 Mayıs Derneği düzenlediği bu diyalog toplantılarında STÖ’lerin deneyimlerinden ve yapılan tartışmalardan edindiği bilgileri de kullanarak önümüzdeki aylarda Etkiniz desteği ile hazırladığı yoksulluk analizi raporuyla Türkiye’deki mevcut ve potansiyel LGBTİ+ yoksulluğuna dair geniş bir fotoğraf çekmeyi amaçlıyor.”

“Tutsak Kadın ve  LGBTİ+larla Dayanışma Forumu” Raporu

Kadınlar Birlikte Güçlü platformunun düzenlediği CİSST LGBTİ+ Tematik Alan Temsilcisi Meriç G. Doğan’ın da “Mahpus LGBTİ+ların Yaşadığı Hak  İhlalleri” üzerine konuştuğu forumun çıktıları aşağıdaki gibidir. Bu açıklama sonrası KBG Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu önüne eylem gerçekleştirmiştir.

“Hapishanede erkek devlet şiddetine karşı kadınlar birlikte güçlü!”  

demek için harekete geçiyoruz! 

Kadınlar Birlikte Güçlü olarak 1 ayda 7 cenazenin çıktığı, Garibe Gezer’e cinsel işkencenin  takipsizlikle sonuçlandığı, Aysel Tuğluk ve yüzlerce ağır hasta tutsağın cezaevinde kalamayacağına  dair raporlara rağmen adeta ölümüne tutulmaya devam ettikleri bu süreçte “Tutsak Kadın ve  LGBTİ+larla Dayanışma Forumu” gerçekleştirdik. Hapishanelerde neler oluyor diye sorduk.  Sonrasında da “içeriye göz kulak olmak için” neler yapabileceğimizi tartıştık. 

Eren Keskin’in “Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüz”, Sevda Özbingöl’ün “Tutsak Kadınların Yaşadığı  Hak İhlalleri”, Meriç Eyüboğlu’nun “Hayatına Sahip Çıkan Kadınlar”, Esin Bozovalı’nın “Geri Gönderme  Merkezinde Göçmen ve Mülteci Kadınlar” ve Meriç G. Doğan’ın “Mahpus LGBTİ+ların Yaşadığı Hak  İhlalleri” üzerine konuştuğu forumda, bu farklı deneyimler arasında ihlaller açısından epey fazla  ortaklık olduğunu fark etme imkanımız oldu. Bu farkındalığın ışığında da hapishanelerdeki erkek  devlet şiddetini teşhir etmek, buna karşı mücadele etmek, bu şiddete maruz kalanlarla dayanışmak  için önümüze bir kampanya koymaya karar verdik.  

Toplam 300.000 tutuklu ve hükümlünün 12.000 civarı, yani %5’i kadın tutuklu ve hükümlüden  oluşuyor. 8 adet kadın cezaevi var. Her cezaevinin kadın cezaevi olma koşuluna uygun olmamasına  rağmen kadın koğuşları var. İkili cinsiyet sisteminin ve kimlikteki cinsiyet hanesinin tamamen  belirleyici olduğu bir alan. Personelin sadece %10-12’si kadın, ihtiyaçları karşılayacak eğitim, öğretim  ve donanıma sahip değiller. Her açıdan erkekler için dizayn edilmiş, kadın ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını  ya yok sayan ya bir işkence aracı haline getiren hapishane sistemi içerisinde, kadın ve LGBTİ+  tutsaklar, siyasi koğuşlarda da adli koğuşlarda da erkek-devlet şiddetinin, yoksullaştırmanın, izolasyon  ve yalnızlaştırmanın, cinsel şiddetin, sağlık hakkına erişimsizliğin özel bir hedefi haline geliyorlar. Bu  şiddet, baskı, ayrımcılık ve sömürü karşısında seslerini duyurma araçları dışarıdaki bizlerden çok daha  kısıtlı. Bu nedenle bu 8 Mart’a doğru giderken, 2 Mart Çarşamba günü saat 14.00’te Bakırköy Kadın  Hapishanesi önünde sesimizi ve kadın dayanışmasını yükselterek başlıyoruz! 

Siyasi tutsaklar, hayatına sahip çıkarak bir erkeği öldürmek zorunda kalmış kadınlar, geri gönderme  merkezlerindeki mülteci ve göçmen kadınlar ve hapishanelerdeki LGBTİ+ları oraya getiren koşullar ve  deneyimleri arasında pek çok farklılık olsa da, forumda yapılan konuşmaların da gösterdiği üzere  hapishanede yaşadıkları açısından önemli ortaklıklar var: 

1- Bilgiye erişim zorluğu:  

Tüm konuşmacılar, özellikle kadınların ve LGBTİ+ların cezaevlerinde neler yaşadığına dair, sağlıklı bilgi edinmenin giderek zorlaştığını ifade ederken, pandemi ile birlikte dışarısı ve  içerisi arasındaki duvarların iyice kalınlaştığının altını çizdi. Bunun siyasi tutsaklara karşı bir  cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı ifade edildi. Adli-siyasi koğuşlarda ve geri gönderme  merkezlerindeki kadınların ve LGBTİ+ların içinde bulundukları durumlara ilişkin sağlıklı bilgiye  erişememenin sebep olduğu ihlaller vurgulandı.  

Özellikle adli koğuşlarda kadınların yaşadıkları siyasi koğuşlardan farklı ve çok daha az bilgiye  erişebiliyoruz. Aynı durum geri gönderme merkezlerindeki göçmen kadın ve lgbti+lar için de  geçerli. Üstüne üstlük geri gönderme merkezlerindeki göçmenlere çoğu zaman adli yardım  hakları olduğu iletilmiyor ya da onların böyle bir talebi olduğunda baroya iletilmeyebiliyor. Bu  durum kadınların ve LGBTİ+ların can güvenliği riski olmasına rağmen sınır dışı edilmesiyle  sonuçlanabiliyor. 

LGBTİ+ mahpuslar özelinde, kaç kişi olduklarına, hangi koşullarda tutulduklarına, tecrit  yaşıyorlarsa nasıl ayrımcılıklara uğradıkları bilgisine erişmek çok zor çünkü sistem bilgiye  engel oluyor. Trans erkekler ve lezbiyen/biseksüel kadınlara dair bilgi özellikle çok az.  Hapishanedeki gözetleme pratiği nedeniyle, yani tüm mektuplar okunduğu için LGBTİ+  derneklere yazmak da cezaevi idaresine açılmak ve kendini başka türlü şiddet ve baskılara  açık etmek anlamına geliyor. Bu nedenle hak ihlallerine dair bilginin dışarıya çıkması  zorlaşıyor. 

2- Cezaevi idarelerinin keyfiyeti:  

Cezaevlerinin ve geri gönderme merkezlerinin uyması gereken yasal mevzuatlar,  yönetmelikler, düzenlemeler olmasına rağmen tüm konuşmacılar hapishanelerde ve geri  gönderme merkezlerinde sabit bir uygulama olmadığını aktardılar. İdareden idareye değişen,  yöneticilerin inisiyatifine göre belirlenen kötü uygulamaların gerçekleştiğinden; infaz  hâkimleri ve savcılarının da bu kötü uygulamalara karşı harekete geçmektense çoğunlukla  fiilen desteklediğine dair aktarımda bulundular. Tüm bu yaşanan ihlaller ve şiddet karşısında  ise cezaevindeki mahpusların haklarını arama mekanizmalarının da çoğunlukla işlemediği  aktarıldı. 

Özellikle yine pandemi ile birlikte, tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla görüşme kısıtları,  telefon görüşmelerine getirilen kısıtlamalar, avukat görüş odalarının camlarla kapatılması,  içerideki ihtiyaçların karşılanmasına ve mektuplara getirilen keyfi sınırlamalar var. Geri  gönderme merkezlerinde ise, kişiler hakkında herhangi bir cezai soruşturma veya kovuşturma  yürütülmeksizin, sadece istihbarat bilgisiyle ülkede kayıtsız bulunmak, düzensiz çalışmak,  terör, kamu güvenliği, düzeni veya sağlığına tehdit oluşturmak gibi muğlak ifadelerle sınır dışı  kararı verilebiliyor.  

3- Sağlığa erişimsizlik:  

Tüm konuşma başlıklarında sağlık hakkının farklı şekillerde kısıtlandığı, bunun özellikle  kadınlar, LGBTİ+lar ve göçmenler için ne anlama geldiği anlatıldı. Yine bu başlıkta da bir  keyfiyet söz konusu. Mesela, mahpus trans kadınların cinsiyet uyum sürecinde ihtiyaç  duyduğu hormonlara erişimin, doktorun inisiyatifine bırakıldığı, bu durumun trans mahpuslar  için hormon tedavisine erişememe ve cinsiyet kimliğini ifade edememe gibi yaşamsal bir  anlama geldiği aktarıldı. Regl ürünlerine ücretsiz ve rahat erişim olmamasının yarattığı  sorunlardan bahsedildi. Hamile ve çocuklu göçmen kadınların geri gönderme merkezlerinde  yeterli gıdaya erişemediği ifade edildi. 

Bununla birlikte hapishanelerden gelen bilgiye göre, en az 1500 hasta mahpus ile yaklaşık 500  ağır hasta mahpus için sağlığa erişememenin bir ölüm kalım meselesi haline geldiği ifade  edildi. Özellikle son zamanlarda, Aysel Tuğluk üzerinden de kamuoyunun gündemi haline  gelen sağlık hakkının, tıp etiğine değil siyasi iktidarın taleplerine uygun olacak biçimde ihlal  edildiği vurgulandı. Tutsakların ya tecrit koşulunda ya da 10’ar kişilik koğuşlarda 30’a yakın  kişinin çocuklarıyla beraber yaşamak zorunda bırakılarak sağlık hakkından mahrum bırakıldığı  anlatıldı. Doktor muayenelerinin %90’ının İstanbul Protokolü’ne uygun, odada doktor ve  hastadan başka kimse bulunmaksızın ve bire bir yapılmadığı, bunun yerine çoğunlukla  doktorun mazgaldan hastaya “neyin var” diye sorduğu aktarıldı. Adli Tıp Kurumu’nun da infaz  hakimlikleri gibi siyasi bir kurum haline geldiği ifade edildi.

Sağlık hakkına erişememe meselesinin yalnızca hapishane içinde değil, yargılama süreci  açısından da büyük bir sorun olduğu; hayatına sahip çıkan kadınlar açısından olay günü  yaşadıkları şiddetin, cinsiyet körü bir bakış açısıyla, “sanık” oldukları için raporlanmamasının  yargılama sürecinde nasıl sistematik erkek şiddetinin üzerini örtmeye yaradığı anlatıldı.  

4- İzolasyon + izolasyon: 

Hapishanelerin ve geri gönderme merkezlerinin giderek yoğunlaşan bir izolasyon  mekanizması olması ve yalnızlaştırmanın etkileri üzerine çokça konuşuldu. Özellikle F Tipi  cezaevlerinin tutsakların birbiriyle kurduğu yaşamsal iletişimi, özellikle pandemiyle birlikte,  neredeyse imkansız hale getirdiği anlatıldı.  

Mahpusların maruz bırakıldığı İzolasyonun farklı biçimleri olduğu her bir konuşma başlığı  altında özel olarak belirtildi. Hücre cezası, süngerli oda gibi disiplin mekanizmaları, dayanışma  kurulan koğuşların dağıtılması, dil bariyerleri, LGBTİ+ların birbirlerinden ayrılıp farklı  cezaevlerine yollanmaları ve tecrit altında tutulmaları; göçmenlerin avukat ve sığınma  başvurusuna erişim sorunları, telefon haklarının kısıtlanması veya yalnızca ailenin  aranabilmesi, adli koğuşlarda kadınların yaşadığı yalnızlaşma gibi pek çok izolasyon  biçiminden bahsedildi.  

Bu izolasyon biçimleri diğer pek çok başlıkla da iç içe geçebiliyor. Mesela, yalnızlaşma  dışarıdan ekonomik desteğin gelmediği koşullarda hapishanede ciddi bir yoksulluk anlamına  geliyor. İzolasyon, erkek-devletin cinsel şiddetini teşhir etmeyi ve mücadeleyi de zorlaştırıyor.  Garibe Gezer’in, hapishanede cinsel saldırıya maruz kalması, herhangi bir psikolojik desteğe  ulaşamaması, yaşadığı şiddeti aktarmasının keyfi bir biçimde engellenmesi ve tüm bunlarla  birlikte uzun süreli olarak hücre cezalarına maruz kalması sonrasında intihar etmesi yaşanan  durumun ciddiyetinin ne yazık ki en önemli göstergesi oldu.  

5- Yoksullaşma:  

Tüm konuşmacılar mevcut ekonomik krizin ve yoksulluğun, hapishanelerde de ağır bir  biçimde yaşandığını aktardılar. Hapishanelerdeki kadınlar ve LGBTİ+lar açısından da, yakınları  başka ülkelerde olan göçmenler açısından da aile ve toplum desteğinin eksikliğiyle bu  yoksulluğun katmerlendiği ifade edildi. 

Özellikle hapishanedeki LGBTİ+lar açısından bakıldığında, tecrit edilme hali toplu ortamlarda  bulunmaları engellendiğinden çalışma hakkından da mahrum edilmeleri ve iyice  yoksullaştırılmaları anlamına geldiği aktarıldı. Hapishanelerde çalışanların emeği ise tam  anlamıyla köle gibi sömürülüyor. Günlük yevmiyeler 20 lirayı aşmazken hapishanelerde  çalışanların emeğinden elde edilen gelirin yalnızca %2’si yevmiyeye ayrılıyor. 

6- Cinsel şiddetin yaygınlığı:  

Tüm konuşmacılar kadın, göçmen ve LGBTİ+ mahpusların maruz kaldığı, cinsel şiddet, çıplak  arama, elle ve sözle taciz ile bunların üstünün örtülmesi için tutsaklara baskı uygulanması  veya sürgün edilmesinin yaygın ve ortak bir deneyim haline geldiğini aktardılar.  

90’lı yıllardan bugüne cinsel şiddetin açığa çıkarılması için verilen mücadelelerle pek çok  kazanım elde edilmesine rağmen, cinsel şiddetin ortaya çıkmasında ve belgelenmesinde hala  ciddi sorunlar var. Bir yandan toplumsal cinsiyet kabulleri ve bu konunun tabu olması  nedeniyle kişiler, maruz kaldığı cinsel saldırıyı ailelerinin ve yakın çevrelerinin öğrenmesini

istemeyebiliyor, bir yandan da yaşadıkları cinsel şiddeti ifade edip bağımsız kurumlardan rapor aldıklarında bu raporlar kabul edilmiyor. Yani bir kişi cinsel işkenceye maruz kalmışsa,  savcılık ve mahkeme sadece Adli Tıp Kurumunun (ATK) raporunu kabul ediyor. Bu büyük bir  sorun oluşturuyor, çünkü ATK resmi bir bilirkişilik makamı. Devlet görevlileri tarafından  hapishanede işlenen suçların belgelenmesi böylece zorlaşıyor. 

Tüm bunlarla birlikte cinsel saldırının niteliğine göre oluşan fiziksel hasarların tespit edilmesi  için gereken zaman dilimi de ciddi bir sorun. Çünkü birçok kişi bu zaman dilimleri içinde  yaşadığını bırakın başkasına kendisine bile açıklayamıyorken bu süre içinde başvuruda  bulunamaz hale gelebiliyor. Bazı durumlarda ise, yine karşımıza çıkan keyfi uygulamalarla  bürokratik engellerle bu zaman diliminde rapor alamayabiliyor.  

İçerisi ve dışarısı arasında bilgiye erişim zorluğu, cezaevi idarelerinin keyfiyeti, sağlığa erişimsizlik,  katmerlenen izolasyon, yoksullaşma ve cinsel şiddetin yaygınlığının karşısında siyasi ve adli  koğuşlardaki kadın ve lgbti+ tutsaklar, geri gönderme merkezlerindeki göçmen ve mültecilerle  dayanışmanın tam zamanı! Gözümüzün içeride olduğunu hatırlatmak, kadın dayanışmasını  yükseltmek, hapishanelerdeki erkek-devlet şiddetine karşı da birlikte güçlü olduğumuzu ilan etmek  için harekete geçelim! 

Kadınlar Birlikte Güçlü 

28.02.2022

Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) hapishanelerdeki kadın ve LGBTİ+’ların yaşadıkları hak ihlallerine karşı kampanya başlattı

Gazete Karınca’nın 1 Mart 2022 Tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“Kadınlar Birlikte Güçlü, cezaevlerinde kadın tutukluların yaşadığı ihlallere karşı, “Hapishanede erkek devlet şiddetine karşı kadınlar birlikte güçlü!” kampanyası başlattı.

Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG), cezaevlerinde kadın tutukluların ve LGBTİ+’ların yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla yeni bir kampanya başlattı.

“Hapishanede erkek devlet şiddetine karşı kadınlar birlikte güçlü!” adıyla başlatılan kampanyanın eylem startı da yarın saat 14.00’da Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde yapılacak olan açıklama ile verilecek.

Kampanyalarına dair yazılı açıklama yaparak bilgilendirmede bulunan Kadınlar Birlikte Güçlü, 1 ayda 7 cenazenin çıktığı, Garibe Gezer’e cinsel işkencenin takipsizlikle sonuçlandığı, Aysel Tuğluk ve yüzlerce ağır hasta tutuklunun cezaevinde kalamayacağına dair raporlara rağmen ölümüne tutulmaya devam ettikleri süreçte, “Tutsak Kadın ve LGBTİ+larla Dayanışma Forumu” gerçekleştirdiklerini ve neler yapabileceklerini tartıştıklarını aktardı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in “Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüz”, avukat Sevda Özbingöl’ün “Tutsak Kadınların Yaşadığı Hak İhlalleri”, Meriç Eyüboğlu’nun “Hayatına Sahip Çıkan Kadınlar”, Esin Bozovalı’nın “Geri Gönderme Merkezinde Göçmen ve Mülteci Kadınlar” ve Meriç Doğan’ın da “Mahpus LGBTİ+ların Yaşadığı Hak İhlalleri” üzerine konuştuğu forum sonucunda ihlallerde ortaklıkların gözlemlendiği ifade edildi.

KBG, cezaevlerindeki erkek devlet şiddetini teşhir etmek, buna karşı mücadele etmek, bu şiddete maruz kalanlarla dayanışmak için önlerine kampanya koymaya karar verdiklerini kaydetti.

‘Bir işkence aracı’

300 bin tutuklu ve hükümlünün 12 bin civarının kadın tutuklulardan oluştuğunun belirtildiği açıklamada şöyle denildi:

8 adet kadın cezaevi var. Her cezaevinin kadın cezaevi olma koşuluna uygun olmamasına rağmen kadın koğuşları var. İkili cinsiyet sisteminin ve kimlikteki cinsiyet hanesinin tamamen belirleyici olduğu bir alan. Personelin sadece yüzde 10-12’si kadın, ihtiyaçları karşılayacak eğitim, öğretim ve donanıma sahip değiller. Her açıdan erkekler için dizayn edilmiş, kadın ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını ya yok sayan ya bir işkence aracı haline getiren hapishane sistemi içerisinde, kadın ve LGBTİ+ tutsaklar, siyasi koğuşlarda da adli koğuşlarda da erkek-devlet şiddetinin, yoksullaştırmanın, izolasyon ve yalnızlaştırmanın, cinsel şiddetin, sağlık hakkına erişimsizliğin özel bir hedefi haline geliyorlar. Bu şiddet, baskı, ayrımcılık ve sömürü karşısında seslerini duyurma araçları dışarıdaki bizlerden çok daha kısıtlı.

Yarın Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde yapacakları eylem ile seslerini ve kadın dayanışmalarını yükselterek kampanyalarını startını vereceklerini kaydeden KBG, “Siyasi tutsaklar, hayatına sahip çıkarak bir erkeği öldürmek zorunda kalmış kadınlar, geri gönderme merkezlerindeki mülteci ve göçmen kadınlar ve hapishanelerdeki LGBTİ+ları oraya getiren koşullar ve deneyimleri arasında pek çok farklılık olsa da, forumda yapılan konuşmaların da gösterdiği üzere hapishanede yaşadıkları açısından önemli ortaklıklar var” ifadelerine yer verdi.

‘Sağlığa erişim bir ölüm kalım meselesi’

Açıklamada, cezaevlerine dair yapılan tespitler şöyle sıralandı:

  • Bilgiye erişim zorunluluğu: tüm konuşmacılar, özellikle kadınların ve LGBTİ+ların cezaevlerinde neler yaşadığına dair, sağlıklı bilgi edinmenin giderek zorlaştığını ifade ederken, pandemi ile birlikte dışarısı ve içerisi arasındaki duvarların iyice kalınlaştığının altını çizdi. Bunun siyasi tutsaklara karşı bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı ifade edildi.
  • Cezaevi idarelerinin keyfiyeti: Cezaevlerinin ve geri gönderme merkezlerinin uyması gereken yasal mevzuatlar, yönetmelikler, düzenlemeler olmasına rağmen tüm konuşmacılar hapishanelerde ve geri gönderme merkezlerinde sabit bir uygulama olmadığını aktardılar. Tüm bu yaşanan ihlaller ve şiddet karşısında ise cezaevindeki mahpusların haklarını arama mekanizmalarının da çoğunlukla işlemediği aktarıldı.
  • Sağlığa erişimsizlik: Tüm konuşma başlıklarında sağlık hakkının farklı şekillerde kısıtlandığı ve bu konuda bir keyfiyet olduğu belertildi. Bununla birlikte hapishanelerden gelen bilgiye göre, en az bin 500 hasta mahpus ile yaklaşık 500 ağır hasta mahpus için sağlığa erişememenin bir ölüm kalım meselesi haline geldiği ifade edildi.
  • İzolasyon + İzolasyon: Özellikle F Tipi cezaevlerinin tutsakların birbiriyle kurduğu yaşamsal iletişimi, özellikle pandemiyle birlikte, neredeyse imkansız hale getirdiği anlatıldı. İzolasyon, erkek-devletin cinsel şiddetini teşhir etmeyi ve mücadeleyi de zorlaştırıyor.
  • Yoksullaşma: Tüm konuşmacılar mevcut ekonomik krizin ve yoksulluğun, hapishanelerde de ağır bir biçimde yaşandığını aktardılar.
  • Cinsel şiddetin yaygınlığı: Tüm konuşmacılar kadın, göçmen ve LGBTİ+ mahpusların maruz kaldığı, cinsel şiddet, çıplak arama, elle ve sözle taciz ile bunların üstünün örtülmesi için tutsaklara baskı uygulanması veya sürgün edilmesinin yaygın ve ortak bir deneyim haline geldiğini aktardılar.”

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑