“Bakanlık, Buse’nin Cinsiyet Uyum Ameliyatını “Estetik Amaçlı” Diye Reddediyor”

Sizinle Bianet’in haberini paylaşacağım;

Avukat Eren Keskin, “Bakanlığın kişinin cinsiyet kimliğini oluşturan bir konuyu estetik olarak değerlendirmesi trajikomik” dedi.

Haberin İngilizcesi için tıklayın

Cinsiyet uyum ameliyatı engellendiği için cinsel organını kesen trans mahpus Buse’nin kendi cinsel kimliğine kavuşmak için verdiği mücadele sürüyor.

TIKLAYIN – Trans Geçiş Operasyonu Engellenen Mahpus Buse, Cinsel Organını Kesti

TIKLAYIN – Trans Mahpus Buse Destek Bekliyor

Buse’nin bu konudaki ilk mücadelesi, Tekirdağ 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuru yapmasıyla başladı. Mahkemeden cinsiyet değiştirme izni de aldı. Ne var ki, Tekirdağ F Tipi Cezaevi İdaresi, mahkeme dosyasına sunulan heyet raporunu, yeterli bulmadı. Cezaevi, cinsiyet değişikliği işleminin “ruh sağlığı açısından zorunlu” ibaresine yer veren yeni bir rapor istedi.

Buse, bu rpaoru almak için mücadelesindeki ikinci adımı attı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. Ocak 2018’de yeni bir rapor düzenlendi ve Buse’nin “cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğu” tıbbi kanaatine varıldı.

Raporun ardından Buse, tekrar Adli Tıp’a sevk edildi. Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu, Haziran 2018’de tarihli raporunda Buse’nin “transseksüel yapıda olduğunu ve cinsiyet değişiminin ruh sağlığı açısından uygun olduğunu” belirtti.

Adli Tıp, Savcılığın sorusu üzerine cinsiyet değişikliği ameliyatlarının hayati önem taşıyan, acil olunması gereken ameliyatlar grubunda olmadığı yönünde bir değerlendirmeyi de rapora ekledi.

Bakanlık: “Ameliyet olsun bütçesini kendisi karşılasın”

Avukatı Eren Keskin, Buse’nin cinsiyet geçiş ameliyatı olması için Sağlık Bakanlığı’na başvuru yaptı. Başvuruya, mahkeme kararlarını ve raporları da ekledi. Ancak, Sağlık Bakanlığı’ndan verilen cevapta, eğer ameliyat ücretini Buse karşılarsa ameliyatın gerçekleşebileceği söylendi.

Yıllardır cezaevinde olan Buse’nin böyle bir ekonomik koşulu yoktu ve ameliyatını olamadı.

Avukat Keskin de Sağlık Bakanlığı’nın “ameliyat maliyetini kendisi karşılasın” cevabını İdare Mahkemesi’ne taşıdı, ayrıca tazminat davası açtı. Bu kez, Bakanlık’tan mahkemeye gönderilen yanıt, herkesi şaşırttı.

Çünkü, Bakanlığın yanıtında, Buse’nin cinsiyet uyum ameliyatının “estetik amaçlı” olduğu iddia edildi ve bu nedenle ameliyat giderini kendisinin karşılaması gerektiği ifade edildi.

Oysa Buse’ye Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden daha önce verilen raporda, “Psikolojik ve fizyolojik açıdan ameliyat olması gerektiği” belirtilmişti.

Keskin: Anayasa’ya aykırı bir uygulama

Kendilerinin de müvekkili olan bazı adli mahpusların cinsiyet ameliyatının gerçekleştirildiğini ve giderlerinin de Sağlık Bakanlığı’nca karşılandığını hatırlatan avukat Eren Keskin, şöyle dedi:

“Örnekleri olmasına rağmen, Buse’ye bir ayrımcılık yapılıyor. Anayasaya aykırı bir şekilde yapılıyor bu.  Anayasa’da ‘herkes eşittir ilkesine aykırı’ bir işlem yapılıyor.

“Sağlık Bakanlığı’nın yanıtında estetik amaçlı olduğu iddia ediliyor ameliyatın. Oysa cinsiyet değiştirmesine dair mahkeme raporları ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastenisi’nin ‘ruh sağlığı açısından ameliyatı zorunludur’ raporu var.

‘Trajikomik ve transfobik’

“Bakanlığın bu yaklaşımı transfobik bir yaklaşımdır. Kişinin cinsiyet kimliğini oluşturan bir konuyu estetik olarak değerlendirmesi trajikomik.

“İstanbul Sözleşmesi, uluslararası sözleşmeler bütün bunlar kişinin cinsiyet geçiş hakkını gözeten anlaşmalar. Bakanlığın kararı, bu anlaşmalara da aykırı.”

Avukat Kaya: Doktorlar Buse ile muhatap olmamış

Cinsel organını kestiği için şu anda Metris Cezaevi’ndeki rehabilite merkezinde tutulan Buse’yi ziyaret eden avukatı Jiyan Kaya da şunları söyledi:

“Buse, gündemi takip ediyor ve başka insanların ameliyatının yapıldığını görüyor. Dolayısıyla kendisine özel bir uygulama yapıldığının, ayrımcılık yapıldığının farkında.

“Buse’yi iki – üç kere ziyaret ettim. Doktorların bir kısmının tavrının kötü olduğunu söylüyor. Hastaneye gittiğinde, doktorların onu evraklar üzerinden muayene ettiklerini, hiç ilgilenmediklerini anlatıyor. Doktorlar, onunla değil onu doktora götüren jandarmalarla muhatap olmuş. Bu ayrımcılıklara dair de çok üzgün.

“Artık dayanacak halinin kalmadığını ve intihar aşamasına geldiğini sürekli olarak söylüyor. Çok mutsuz, umutsuz ve üzgün. Biz de tüm yetkililerin bir an önce gerekeni yapmasını ve Buse’nin cimnsiyet uyum ameliyatının gerçekleştirilmesini istiyoruz.” (EMK)

26 Eylül 2019

“Trans Mahpus Buse’nin Sesini Duyun: ‘Takatim Kalmadı, Ameliyat Olmak İstiyorum’”

Bianet’ten Evrim Kepenek’in haberini sizlerle paylaşıyoruz.

Haberin Kürtçesi / İngilizcesi için tıklayın 

Trans geçiş ameliyatı engellenen trans mahpus Buse, Metris Cezaevi’nden bianet’e hem mektup hem de fotoğrafını gönderdi.

Trans mahpus Buse, trans geçiş ameliyatının kabul edilmesi için 2018’in Temmuz ayında 38 gün açlık grevi yaptı.

Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeydi. Mahkeme, “Ameliyat olabilir” kararı üzerine ölüm orucuna ara verdi.  Ancak ameliyatı gerçekleşmedi. Bunun üzerine Buse, 31 Ocak 2019’da yeniden ölüm orucuna başladı. Cezaevi idaresi ile konuşunca ölüm orucuna tekrar ara verdi.

Bu sırada, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Buse’nin ölüm orucunun 20. gününde durumunu anlatan mektubu 20 Şubat 2019’da Birleşmiş Milletler’e iletti. Mektupta, Adalet Bakanlığı’nın ameliyatı engellemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. ve 14. maddelerine aykırı olduğu belirtildi.

Mahkeme va hastanenin “Ameliyatı gerçekleşmesi gerekir” raporuna rağmen, cinsiyet geçiş ameliyatı gerçekleşmeyince Buse, Ağustos 2019’da cinsel organını kesti. Bunun üzerine rehabilite merkezinin olduğu Metris Cezaevi’ne getirildi.

Buse’nin Metris Cezaevi’nden bianet’e gönderdiği mektubu şöyle:

Samatya Hastanesi’ne gittim. Üroloji hiç ilgilenmedi.  Doktor, “İlk defa transseksüel görüyorum” dedi. Hemen başından saldı. Plastik Cerrahi ilgilendi, muayene yaptı. Çapa’daki hastaneye sevk etti.

Çapa’ya gittim. Üroloji ilgilenmedi. Androloji’ye sevk etti. Plastik Cerrahi de Üroloji’ye sevk etti. Androloji’ye sevk etti. Doktorlar benle konuşmadı. Sadece pencereden memurla konuşarak durumu anlamaya çalıştı.  Onlar da  Androloji’ye sevk etti.

Androloji ilgilenip  ilgilenmeyeceğini bilemiyorum, hiç umudum kalmadı. Kendimi çok ama çok kötü hissediyorum. Artık sabrım gücüm kalmadı. “Ameliyatım engellenirse yüzde yüz intihar edeceğim” demiştim. “Ameliyatımın gerçekleşme süreci uzatılırsa intihar etmeyeceğime dair garanti yok” demiştim.

Beden sağlığım dolayısıyla da ruh sağlığım alarm vermek üzere. Eğer bir an önce ameliyatım gerçekleşme intihar edeceğim. Yaşamıma son vereceğim.

Aslında intihardan söz etmek istemezdim. Ama “İlgililer böyle olacağını bilmiyorduk veya tahmin etmiyorduk” dememeleri için önceden söz etme gereği duydum.
Artık dayanacak gücüm, sabrım, takatim kalmadığı gibi ruh beden sağlığım alarm veriyor.

İdrarımı yaparken bile mağdur oluyorum. Bacaklarım ayaklarım elbiselerim ıslanıyor idrar bulaşıyor. Bazen yüzüme bile idrar geliyor. Ayrıca uykuda bedenim uyarılınca şiddetli ağrı hissediyorum.

Ama bunları doktorlarla konuşamıyorum. Konuşturmuyorlar ki. Raporlara, tutanaklara bile doğru düzgün bakmadan hemen başlarından savıyorlar.

Nefret ettiklerini tiksindiklerini her davranışlarından belli ediyorlar. İntiharımın yüzde yüz kaçınılmaz oldukları halde umurlarında değil. Moralmen bitmiş durumdayım. Umarım acilen bir şeyler yaparlar. Yoksa, ben kendim bir şeyler acilen yapmak mecburiyetindeyim.

Yaşamımdan, hayatımdan bezdim kendinden utanır hale geldim. Sürekli mağduriyetimi dile getirmekten de utanır hale geldim.

Not: Sadece tek kat elbisem kaldı, bana elbise ve etek gönderebilir misiniz?

Tüm arkadaşlara selam ve sevgi sunuyorum.” (EMK)

Evrim Kepenek

bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. Bianet’in ilk stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA ve Jinha, Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

 

26.09.2019

 

“LGBT+ in Turkey’s prisons: A double punishment”

Turkish activists are sounding the alarm about inhumane conditions for those locked up “for political reasons.” Reports of solitary confinement, physical and emotional abuse, and denial of medical services are common.

    
LGBT rights activists trying to gather for a pride parade banned by Istanbul's government (Reuters/M. Sezer)

Buse Aydin, a 44-year-old transgender woman, has been jailed in Turkey “for political reasons” for 24 years. For her, it is as if she were in two prisons at the same time. Not only is she locked up in the Tekirdag high-security prison in western Turkey — she’s also trapped in “the wrong body,” her lawyer told DW.

Hers is a situation that is given no consideration in prison. Aydin waited five years for gender confirmation surgery, before the Ministry of Health eventually rejected her request, arguing tersely that it was “not necessary.” In desperation, she went on hunger strike to try to compel them to perform the operation that was so important to her. When even that had no effect on the decision, she cut off her penis herself in the prison bathroom.

Turkish human rights lawyer Eren Keskin ( imago/H. Rudel)Turkish human rights lawyer Eren Keskin: Legally, the Turkish government must pay for prisoners’ gender confirmation surgery

Aydin’s lawyer, Eren Keskin, told DW: “In fact, the legal situation is clear. The state should bear the cost of her operation.” She assumes that the decision to refuse the operation was based on “the decision-makers’ homophobic attitude.”

The Aydin case was disclosed in August by the research institute Civil Society in the Penal System (CISST). The story spread quickly, causing outrage among the Turkish public.

Read more: Turkey’s LGBT+ activists refuse to give up the fight

Discrimination a structural problem

CISST scrutinizes the situation in Turkish prisons, and its employees are therefore in constant contact with prisoners by letter. Complaints from people like Aydin — prisoners who belong to a sexual minority — are especially frequent.

Watch video01:33

Istanbul: A setback for gay activists

Hilal Basak Demirbas of CISST says this case is no exception. Rather, it is just one example of a structural problem in Turkish prisons. She has published a study entitled “LGBTQI Prisoners in Turkey,” in which she reveals and evaluates letters of complaint from people in prison who identify as LGBTQI individuals.

“One of the most serious problems is that LGBT+ people are placed in solitary confinement, especially when there are no other LGBT+ people in the prison,” she comments. But they are also put in solitary confinement due to prison overcrowding. “Two years ago, there were several LGBT+ prisoners in a prison near Alanya, but the prison was so crowded that no cell could be provided for the group. So the LGBT+ detainees were all held in solitary confinement,” Demirbas writes. According to her study, LGBT+ people may spend more than eight months in solitary confinement — a length of time that’s actually only meant to be imposed on dangerous criminals.

Read more: Turkey holds thousands in solitary in Erdogan’s prisons

Physical, emotional abuse

The study notes that lesbians, gays and transgender people are usually separated from heterosexual prisoners to protect them from attacks and discrimination. It also observes a slow improvement in that prison officers are gradually starting to show greater sensitivity. However, there are still numerous reports of humiliations and insults: “For example, some trans women are provocatively addressed by their birth names (deadnames) instead of the female name they’ve given themselves.” Sexual harassment is also a common occurrence. The study mentions a case of sexual abuse of a transgender individual by a prison guard in the Black Sea town of Samsun. When the victim complained, although there were sperm that could be matched to the officer in question, the incident was classified as “consensual sex.”

Aylin Kirikcu, a lawyer who defends several LGBT+ prisoners, highlights another problem she hears about from her clients. “When transgender women are arrested, they often request that the medical examination be carried out by a woman.” Kirikcu says that this request is rarely fulfilled. “There’s sometimes unwanted physical contact, which my clients experience as sexual torture.” Some have also complained that they were sexually assaulted by male officials at the start of their detention.

Read more: In Turkey, being gay can cost you your job

Watch video12:11

Being gay in Turkey

‘Pink block’ proposal controversial

As long ago as 2014, the Turkish government proposed setting up “pink blocks” for LGBT+ people in Turkish prisons. These special wings were intended to guarantee the safety of homosexual or transgender prisoners. The issue has repeatedly been on the agenda ever since, but so far nothing has happened.

Hilal Basak Demirbas, author of the LGBTQI Prisoners in Turkey report (Privat)Researcher Hilal Basak Demirbas: Separating LGBTI prisoners is the “institutionalization of existing discrimination”

LGBT+ activists and the opposition sharply criticized the proposal — their objection at the time was that it would only do more to encourage the exclusion of sexual minorities from society. Hilal Basak Demirbas of CISST is also skeptical about the Turkish government’s proposal. “A prison-like that is nothing other than the institutionalization of existing discrimination,” she says. In her view, it makes more sense to try harder to solve existing problems directly.

Every day, DW’s editors send out a selection of the day’s hard news and quality feature journalism. Sign up for the newsletter here.

10.09.2019

“Trans Mahpus Miray 55 Gündür Açlık Grevinde, Tek İstediği Koğuşa Geçmek”

CİSST’ten Hapiste LGBTİ+ Ağı Temsilcisi Hilal Başak Demirbaş Alanya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tekli hücrede tutulan LGBTİ+ mahpusların uzun zamandır yaşadıkları sorunları Bianet’ten Evrim Kepenek’e anlattı. Haberin detaylarını sizlerle paylaşıyoruz:

Alanya L Tipi Cezaevi’nde tutulan trans mahpus Miray, koğuş hakkı için açlık grevi yapıyor. Eğer Miray’ın talebi karşılanmazsa açlık grevini ölüm orucuna dönüştürecek.

“Biz daha önce başka cezaevlerinde de kaldık. Hiç böyle sorunlar yaşamadık. Burada dilekçelerimiz yanıtlanmıyor. Sorunlarımız çözülmüyor. Bir arkadaşımız tam 55 gündür açlık grevinde. Tek isteği koğuşa geçmek.”

Alanya L Tipi Cezaevi’nden izinli olarak çıkan trans mahpus İncilay, cezaevinin içini bu sözlerle anlatıyor. Endişeli olduğunu söyleyip  “Arkadaşımız açlık grevini her an ölüm orucuna çevirebilir. Tek kişilik hücreden çıkartılıp koğuşa alınması gerek acilen” diye devam ediyor.

Alanya L Tipi Cezaevi’nde 15 LGBTİ kalıyor. 15’i de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkûmlar için hazırlanan tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Oysa aldıkları ceza hücre cezası içermiyor. Ama LGBTİ oldukları için cezaevi yöhetimi, onları tek kişilik hücrelerde tutuyor. Kimlikleri “mavi” olduğu için de erkek cezaevindeler.

“Dilekçelerimiz yanıtlanmıyor”

Ayrımcılık bunlarla da sınırlı değil. Yazdıkları dilekçelere yanıt verilmiyor. İncilay, “Belki de bin tane dilekçe yazmışımdır, hiç birine yanıt alamadım. Bize yok muamelesi yapılıyor. Oysa görüyorum, başka tutuklular semaver istediği an odalarına semaver gönderiliyor. Bunun adı ayrımcılıktır” diyor.

“Denizli Cezaevi’nde taciz edildi”

İncilay cezaevinde yaşananları şöyle özetliyor:

“Biz bu cezaevine başka cezaevlerinden geldik. Bir arkadaşımız Denizli Cezaevi’nde taciz edildi. Şiddet gördü. O da burada. Başka cezaevinden geldiğimiz için biliyoruz, her cezaevi böyle değil. Böyle davranılmıyor. Sadece bu cezaevinde çok yoğun bir ayrımcılık ve cinsiyetçilik gözlemliyoruz.

“Bize karşı önyargılı bir yaklaşım var. Hiçbir talebimiz, istediğimiz dikkate alınmıyor. Bir arkadaşımız şehir dışına gitmesi gerekti sonuçta bizim izin hakkımız var. Arkadaşımızın biletini alması konusunda hiç yardımcı olmadılar. Parasıyla bile biletini alamadı arkadaşımız. Hayatımızı kolaylaştırmak yerine sürekli olarak ayrımcılık yapıp bize burayı daha da yaşanmaz hale getiriyorlar.”

“Hava bile alamıyoruz”

LGBTİ’lerin konulduğu hücreleri de tarif eden İncilay, “İçinde yuvarlak masa, demir bir dolabın sığdığı küçük bir alan düşünün. Pencelerinde korkular var. Korkulukların üstü de demir sacla kaplanmış durumda. Demir sacın üzerinde minik delikler var. Oradan ne kadar hava girebilir içeri? Nefes alamıyoruz” diyor.

Trans mahkum Miray’ın 55 gündür açlık grevinde olduğunu söyleyen İncilay, başka mahpusların da hücreden koğuştan geçebilmek için açlık grevine başlayacağını belirtiyor.

Alanya L Tipi’nde tutulan LGBTİ mahpuslar, Haziran 2015’te sivil toplum örgütlerine mektup yazarak tek kişilik hücrelerde tutulduklarını ve günde sadece bir saat tek başlarına havalandırmaya çıkarıldıklarını belirtmişlerdi.

CISST: “Bir an önce çözüm adımları atılmalı”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste LGBTİ+ Ağı Temsilcisi Hilal Başak Demirbaş da LGBTİ’lerin uğramış oldukları hak gasplarına dair şunları söyledi:

“Dernek olarak 2016 yılında Alanya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda LGBTİ+ mahpusların tekli hücrelerde kalmalarını eleştirmiş, bununla ilgili basın metni kaleme almıştık. Hapishanelerdeki kapasite artışı ve bu artışın sebep olduğu sorunları farklı platformlarda dile getirmeye devam ediyoruz.

“Ne yazık ki LGBTİ+ mahpusların sorunları ve tekli hücrede tutulmaları günümüze kadar devam etmekte ve bu konuda bir önlem alınmamakta. Koğuşa geçmek isteyen mahpusların talepleri gerçekleşmemekte, farklı hapishanelerin LGBTİ+ koğuşlarına da mahpuslar sevk edilmemekte. Tekli hücrede kalan mahpuslar eğer maddi imkanları yoksa koğuşta kalmanın sağlayacağı dayanışma ortamından da uzaklaşmaktalar.

“Bu da mahpusları hem maddi hem de psikolojik olarak çok zorlamaktadır. 8 ay boyunca avukat görüşü hariç olmak üzere, kapatıldığı 7 metrekarelik hücresinden dışarıya çıkarılmayan eşcinsel bir mahpusun başvurusu üzerine Türkiye’nin 2012 yılının Ekim ayında AİHM tarafından mahkûm edilmiş olmasını da dikkate alarak tekli hücrede kalmak istemeyen LGBTİ+ mahpusların ihtiyaçları ve taleplerine uygun şekilde hapishanelerdeki koğuşlara yerleştirilmeleri, cezalarına ek olarak ‘tecrit’e maruz kalmalarına yönelik adımların atılması elzemdir.”

Alanya L Tipi Cezaevi’ndeki LGBTİ mahpusların talepleri

*LGBTİ mahpuslar ya kendilerine bir koğuş açılmasını ya da koğuşu olan bir hapishaneye sevk edilmek.

*Hijyen koşullarının sağlanması.

*Revire çıkmak istediklerinde bu haklarının engellenmemesi.

*Dilekçelerine yanıt verilmesi.

*Ayrımcılık ve önyargının sona ermesi.

(EMK)

Evrim Kepenek

bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. Bianet’in ilk stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA ve Jinha, Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

Cezaevinde LGBTİ olmak: “Her gün ayrı mücadele”

CİSST’ten Hapiste LGBTİ+ Ağı Temsilcisi Hilal Başak Demirbaş, Deutsche Welle Türkçe’den Burcu Karakaş’a LGBTİ mahpusların güncel durumunu, açılması planlanan LGBTİ hapishanesini, LGBTİ+ ve insan hakları derneklerinin LGBTİ mahpusların koşullarını iyileştirmek için sundukları önerileri aktardı. Röportajı ve  haberi sizlerle paylaşıyoruz.

Türkiye’de cezaevinde ayrımcılık, cinsel taciz ve kötü muameleyle karşılaşabilen LGBTİ mahkûmlar, temel ihtiyaçlar için bile mücadele vermek zorunda kalıyor.

“Yirmi sekiz ay tecritte, sekiz ay müşahede koğuşunda tutuldum çünkü cezaevinde benden başka eşcinsel mahkûm yoktu; beni nereye koyacaklarını bilemediler.”

Bu anlatım, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum (CİSST) Derneği’nden Hilal Başak Demirbaş tarafından hazırlanan “Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak” kitabında yer alan bir LGBTİ mahkûma ait. LGBTİ’lerin cezaevi koşullarını ortaya koyan kitapta yer alan sözler, buzdağının görünen kısmından sadece bir kesit.

LGBTİ tutuklu ve hükümlülerden mektuplar alan CİSST Derneği, kendilerine en fazla sevk konusunda başvuru geldiğini söylüyor çünkü yerleştirme, en sık karşılaşılan sorunlardan biri. Dernek üyesi Demirbaş, “Eğer gittikleri cezaevinde başka LGBTİ’ler yoksa tek başlarına kalıyorlar. Bazen kapasite sebebiyle LGBTİ koğuşu açılmıyor. Örneğin, iki sene önce Alanya Cezaevi’nde LGBTİ mahkûm çoktu ancak doluluk gerekçesiyle açılamamıştı. Mahpuslar uzun süre tecritte kaldı” diyor.

“Özgür hayatta nasılsa hapishanede de aynı”

LGBTİ mahkûmların haklarının artık daha görünür olduğunu ve infaz memurlarının daha dikkatli davrandığını dile getiren Demirbaş, trans mahkûmlara kimlik ismiyle hitap etme sorununun ise devam ettiğini dile getiriyor. “Mahpusun, örneğin, isminin ‘Ayşe’ olmasına rağmen, kullanmadığı kimlik ismiyle hitap edilebiliyor. Farklı şekillerde aşağılayıcı cümlelere ve hakaretlere maruz kalabiliyorlar” diyor.

LGBTİ’lerin cezaevi koşullarına yer veren kitapta, bir LGBTİ mahkûmun, “Özgür hayatta nasılsa hapishanede de aynı. Hakaret, sözlü taciz, aşağılayıcı tavır ve davranışlara maruz kalıyoruz” sözleri de, yaşanan muameleyi örneklendiriyor.

“Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak” kitabının yazarı Demirbaş

“Görünür olduklarından translar daha fazla ayrımcılığa uğruyor”

LGBTİ hakları aktivisti avukat Aylin Kırıkçu, trans mahkûmların görünür olmaları sebebiyle daha fazla sıkıntı yaşadıklarına dikkat çekiyor. “Bu da daha fazla ayrımcılığa maruz kalmaları demek. Translar uyum süreçleri bitmediyse pembe kimlikleri varsa kadın, mavi kimlik varsa erkek muamelesi görüyorlar. Kimlik rengi belirleyici oluyor” diyor.

Kimlik sadece yerleştirme sırasında değil, üst aramalarında da belirleyici bir unsur. Bu durum ise taciz vakalarına neden olabiliyor. Üst aramasını kadın memurun yapmasını isteyen bir trans kadına olumsuz cevap verildiğinde istenmeyen durumların yaşandığına dikkat çeken avukat, “Fiziksel olarak temas istemediğin birinin temasına maruz kalmış oluyorsun, cinsel işkenceye dönüşüyor. Trans kadın müvekkillerim arasında erkek memurların tacizine maruz kalanlar olmuştu” diyor.

“Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak” kitabında yer alan, “Samsun Hapishanesi’nde bir gardiyanın cinsel tacizine maruz kaldım. Şikâyet ettim. Sperm kalıntılarını kendi ellerimle teslim ettim. ‘Gönül rızasıyla olmuştur’ diye beraat verdiler” anlatımı, tacizin ulaşabileceği boyutları ortaya koyuyor.

Cezaevindeki ihtiyaçların karşılanması noktasında da sıkıntılar yaşanabiliyor. Mavi kimlik sebebiyle erkek cezaevinde kalan bir trans kadının sütyen, ağda ya da makyaj eşyası gibi malzemelere erişimi sağlanamıyor. Aylin Kırıkçu, “Her bir ihtiyacı edinmek mahpus için ayrı bir mücadeleye dönüşüyor” diyor.

“Önceliğim bedenimdeki hapishaneden kurtulmak”

CİSST Derneği’nin son dönemde en fazla aldığı bir diğer başvuru ise beden uyum ameliyatları. 44 yaşındaki Buse, onlardan biri. Trans kadın Buse, 24 yıldır cezaevinde bulunan siyasi bir hükümlü. Beş yıldır beden uyum ameliyatı olmak için bekliyor. Avukat Eren Keskin, Buse’nin cezaevindeki ilk görüşmelerinde hiç avukatı olmadan kesinleşmiş hapis cezası hakkında konuşmak yerine, “Benim önceliğim bedenimdeki hapishaneden kurtulmak” diyerek ameliyatın kendisi için önemini vurguladığını anlatıyor.

Buse, cinsiyet uyum ameliyatı için bütün yasal süreci yerine getirmiş. Ameliyat için hem mahkeme kararı hem de ruh sağlığı açısından zorunlu olduğuna dair raporu var. Ancak savcılığa sorusuna Adli Tıp Kurumu’nun verdiği ameliyatın “acil olmadığı” cevabının ardından masrafları Sağlık Bakanlığı’nın karşılamayacağını söylemesi üzerine uyum süreci sekteye uğradı.

Avukat Keskin cinsiyet uyum ameliyatının devlet tarafından karşılanması gerektiğine dikkat çekiyor

Keskin’in verdiği bilgiye göre, sesini duyurmak adına açlık grevi ve ölüm orucuna giren Buse, geçtiğimiz günlerde cezaevi tuvaletinde cinsel organını kesti. Koğuş arkadaşının çığlıkları arasında hastaneye kaldırılan trans kadın, şu anda rehabilitasyon merkezinde. Eren Keskin, “Kanuna göre masrafları devlet karşılamalı, bu kararın homofobik bakıştan ve siyasi hükümlü olmasından kaynaklandığını düşünüyorum” diyor.

LGBTİ’lere ayrı hapishane tartışması

Adalet Bakanlığı, 2014 yılında LGBTİ’lerin güvenliğini gerekçe göstererek ayrı bir hapishane açmayı planladığını açıklamıştı. Ancak aktivistler, bunun iyi bir fikir olmayacağı ve mahkûmlar arasındaki dayanışmaya zarar vereceği görüşünde. Hilal Başak Demirbaş, ayrı cezaevi projesi konusunda öncelikle tutuklu ve hükümlülerin fikri alınması gerektiğini belirttikten sonra, “Var olan ayrımcılığı kurumsallaştıracak bir hapishane, mahkûmları damgalamaktan, ziyaret edecek aile ve arkadaşların durumunu zorlaştırmaktan ötesine geçmeyebilir” diyor. Demirbaş’a göre, mevcut sorunların çözülmesine dair çaba sarf edilmesi daha anlamlı.

“Cezaevinde ciddi memur çalışır, sen eşcinselsin”

Güvenlik sebebiyle görevi yaptığı kurumun ismini ve adını saklı tuttuğumuz eşcinsel S. ise infaz memuru olarak görev yaparken ayrımcılığa maruz kalmış. DW Türkçe ile yaşadıklarını paylaşan 34 yaşındaki eşcinsel memur hakkında bir ihbar üzerine soruşturma başlatılmış.

Sosyal medya paylaşımlarının ihbar edilmesi üzerine açılan soruşturma sonucunda “devlet memurluğuna yakışmayan davranışlar” sergilediği için cezaevinde görev yapması sakıncalı olacağı gerekçesiyle Nisan ayında açığa alınmış.

İtirazı yerel mahkeme tarafından reddedilmiş, Adalet Bakanlığı ise mahkemeye gönderdiği savunmada, “Cezaevleri ciddi kurumlardır, ciddi memurların çalışması gerekir” demiş. Şimdi hakkını arayan ve işsiz olan S., savunmaya oldukça tepkili. “Ben sekiz senedir gayet ciddi çalıştım. Bunca senedir ciddi değildim de şimdi mi ciddiyetsiz oldum? Nasıl bir ciddiyet bekliyorlar? Sadece eşcinsel olduğum için açığa alındım” diyor.

Burcu Karakaş/İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

03.09.2019

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑