“Buse’ye Mektup Yazıyoruz”

SPoD LGBTİ Buse için mektup etkinliği düzenliyor. Etkinliğin detayları için bkz: https://www.facebook.com/events/445626332696754/?active_tab=about

Açıklamayı aşağıda sizlerle paylaşıyoruz:

Buse’nin arkadaşları olarak dayanışma saflarını sıkılaştırıyoruz.

Buse’nin sağlık durumu daha iyiye gidiyor ancak hala daha bizlerin desteğine ihtiyacı var. Onun yüzünü güldürmek, biraz olsun içinde bulunduğu tecrit koşullarını hafifletebilmek adına Buse’ye mektup yazıyoruz, kart atıyoruz.

Buse’nin sağlık durumuyla ilgili güncel bilgi içeren basın açıklaması: https://youtu.be/b5w-EHETojg

29 Ağustos Perşembe Saat 18:00 – 20:00
Yer: SPoD Ofis

28.08.2019

Layleen Polanco’nun Ölümü Tek Hücreli Hapsin Zalimliğini Kanıtlıyor

layleen-polanco

Josh Manson, 17 Temmuz 2019

Geçen salı sabahı aktivistlerin New York’taki hapishanelerde tek kişilik hücre cezası uygulamasına son vermek amacıyla düzenledikleri protestolardaki sloganlarda ve konuşmalarda anılan isimlerden biri de Layleen Polanco idi. 27 yaşında trans kadın olan ve New York ballroom sahnelerinin ünlü isimlerinden Polanco, 7 Haziran’da, milyonların Dünya Onur Ayı için bir araya geldiği yere 10 mil uzaklıktaki Rikers Island’daki tek kişilik hücresinde ölü bulunmuştu.

İlk olarak Nisan ayında kabahatler kanununa karşı gelmek suçuyla tutuklanan Polanco, daha önceki seks isçiliği ile alakalı tutukluluğu sebebiyle 500 Dolar kefalete tabi tutulmuştu. Bu parayı ödeyemeyince Rikers Island’da kadınlar için bulunan tesisteki translara ayrılan birime yerleştirildi ve hiçbir suça mahkûm edilmediği halde iddiaya göre karıştığı bir kavga sebebiyle tekli hücreye gönderildi. Rikers memurları Polanco’nun gözaltı sırasında nasıl öldüğü ve bu olaydan hemen sonra tecritteki kadın mahpusların hücrelerden çıkarılması hakkında bazı detayları paylaştı. Fakat, birçoğu için bu olay, trajik ve muhtemelen önlenebilir olduğu kadar, şaşırtıcı değil: translar ve özellikle Polanco gibi beyaz olmayan kadınlar[1] rutin olarak ceza infaz sistemine düşüyor ve sistemin en şiddetli pratiklerine beyaz veya natrans akranlarına göre daha yüksek oranda maruz kalıyorlar.

Polanco, transların parmaklıklar ardında bulunmuş yüzde 16’sı – ve siyah transların yüzde 47’si-ni oluşturan mahpuslardan biriydi. Ulusal Trans Eşitliği Merkezi’nin (National Center for Transgender Equality) 2014’teki bir anketine göre, siyah trans kadın mahpusların oranı Amerika genel nüfusundaki tutuklu sayısına oranla on kat daha fazla. Bu oranın aşırı yüksek olmasının nedenini yasal uygulamalardaki transfobi ve ırkçılık gibi sistemsel faktörlerle birlikte transları suçlulaştıran ve aşırı denetimle hayatta kalma mücadelelerini zorlayan yasalar oluşturuyor. (2015’te yapılan bir ankete göre, siyah trans kadınların üçte biri geçmişte polisin kendilerini seks işçisi sandığını belirtiyor.)

Beyaz olmayan trans kadınlar ıslah edici gözaltı süresince cinsel saldırıdan sözlü tacize kadar çeşitli istismara maruz kalıyorlar. Hapishane yetkilileri transları cinsiyet kimlikleriyle uyuşmayan tesislere yerleştirerek sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyorlar ve sonra bu bariz istismarları en nihayetinde Layleen Polanco’yu da öldürmüş olan uzatılmış tekli hücre hapsi gibi şiddet biçimlerinin sebepleri arasında gösteriyorlar.

Mahpusluk süreci tekli hücrede sonlanmış transların sayısını kesin olarak takip etmek zor olsa da hapishane karşıtı LGBTQ+ grup Black and Pink’in (Siyah ve Pembe) 2015’teki raporuna göre mahpus LGBTI katılımcıların yüzde 85’i tutukluluk süresince tecrit edilmişler.

Trans mahpuslar cinsiyet kimlikleriyle direkt veya dolaylı ilişkili olarak disiplin nedeniyle sık sık tecrit ediliyorlar. Birçok hapishane yönetimi cinsiyet kimliğini ifade eden eşyaları kaçak olarak kategorize edebiliyorlar ki bu kategoriye giren eşyalar cezai tecrite sebep olabiliyor. Nevada’da bulunan bir erkek hapishanesinde kalan bir kadın giydiği dekolteli atleti ve geçici sütyen olarak kullandığı iki çift çorabı için “kaçak mal bulundurmama kuralını” ihlal ettiği varsayılarak 60 günlük disiplin cezası almıştı. Polanco gibi birçok mahpus birçok sözde kural ihlali sebebiyle kendilerini cezai tecritte buluyorlar ki hapishanede translara yönelik şiddetin aşırı boyutlara varması ve etkili güvenlik tedbirlerinin yetersizliğine bakılırsa bu duruma şaşırmak imkânsız. Fakat belki de en şaşırtıcısı da transların kendilerini sözde güvenlikleri için süresi belirsiz ve uzatılan tecritte bulmaları ki bu Birleşmiş Milletler tarafından işkence olarak tanımlanıyor. Bazı tutsaklar gönüllü olarak kendi güvenlikleri için “koruyucu gözetimi” kabul ederken, hapishane yetkilileri sık sık bu tür idari ayrımları transları canları istediği gibi ve neredeyse hiç hukuk gözetilmeden izole etmek için kullanıyorlar.

Koruyucu gözetimin cezalandırıcı olmaması gerekmesine rağmen, burada tutulan insanlar programlara ve anlamlı insan ilişkilerine ulaşımda yetersizlik gibi hücre hapsinin ayırıcı özelliklerine katlanmak zorunda kalıyorlar. Örneğin, son zamanlarda the Vera Institute of Justice’ten (Vera Adalet Enstitüsü) çıkan bir rapora göre Louisiana’daki koruyucu gözetim için kullanılan birimler “diğer tecrit biçimlerine benziyor”; Solitary Watch’un bir başka rapor için Louisiana’da tecritte tutulan insanlarla yaptığı ankette de erkek bir mahpus ise; “koruyucu gözaltında hiçbir hakkınız, tulumunuz, havlunuz, hiçbir şeysiniz bulunmuyor. Hücremi kelepçesiz terk edemiyorum. [Kelepçeler takıldıktan sonra] bileklerim kanadı. Burada bir aydan fazla havlusuz veya hijyensiz yaşadım” diyor.

Kolluk kuvvetleri, gizli tanıklar veya toplumda şiddete ve tacize maruz kalmaktan korkan bazı insanlar kendi güvenlikleri için koruyucu gözetime yerleştirilmeyi talep edebiliyorlar, fakat kişiler bu kararları oldukça nadir ve çaresizlikten veriyorlar. Koruyucu gözetimdeki translar ise genellikle kendi kararları doğrultusunda değil hapishane yetkilileri onları yerleştirdikleri için orada oluyorlar. Black and Pink’e göre tecritte zaman geçirmiş LGBT katılımcıların yarısı koruyucu gözetime kendi istekleri dışında yerleştirilmiş. Seattle Hukuk Üniversitesinde hukuk profesörü ve aktivist olan Dean Spade’in Solitary Watch’a belirttiğine göre tecrite yerleştirilmek trans bireyleri “infaz koruma memurlarının saldırılarına karşı oldukça savunmasız” hale getiriyor ve “kafeste tutulmanın psikolojik etkilerini arttırıp programlara ve sosyal desteğe olan ulaşımlarını azaltarak” cezalarının uzamasına sebep oluyor.

2003’teki Hapishane’de Tecavüzü Önleme Yasası’na (PREA – Prison Rape Elimination Act[2][3]) göre trans bireylerin sırf trans oldukları için hücre hapsine konulması –yanlış uygulanan güvenlik tedbirleri olsa bile- kâğıt üzerinde yasak. PREA transların -ya da özellikle cinsel saldırıya maruz kalabilecek diğer grupların- koruyucu gözetime alınmasını son çare olmadığı müddetçe yasaklıyor ve özellikle her kişinin özel ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla bireysel değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Ayrıca bu değerlendirme sonrasında tekli hücreye konulan her bireyin “programlara, ayrıcalıklara, eğitime ve iş imkânlarına mümkün olduğu kadar ulaşabilmesini” şart koşuyor ve bu tür bir tutukluluğun ne kadar süreceği konusunda kısıtlamalar getiriyor.

Koruyucu gözaltının bu derece fazla kullanılmasının arkasındaki itici etken transların hapishaneye girerken cinsiyet kimliklerinin yaygın bir şekilde yanlış sınıflandırılması. Layleen Polanco’nun cinsiyet kimliğine uygun bir tesise yerleştirilmesi aslında çok nadir gerçekleşen bir durum: Ekim 2018’de New York City ülkede trans bireylerin cinsiyet kimliklerine uygun yerleştirildiği üçüncü şehir oldu. Ülkenin diğer yerlerinde, PREA taleplerine karşıt olarak, transların hemen hemen hepsi kendilerine doğduklarında tayin edilmiş cinsiyet kimliğine göre yerleştiriliyorlar ve bu durum mahpus bulunan trans bireylerin yüzde 36’sının cinsel saldırı yaşadığı bir krizi daha da alevlendiriyor.

Gazeteci ve aktivist Aviva Stahl, Solitary Watch’a yaptığı açıklamada tecrit hücrelerinin toplumda biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki fark ve bu farkı kimin belirleyeceği üzerinden dönen “kültür savaşının” bir cephesi olduğunu belirtiyor. Stahl son yıllarda oraya çıkan kendilerini feminist olarak tanımlayan aşırı sağcı ve the Christian Right (Hristiyan Sağ) üyelerinden oluşan bir koalisyonun toplumsal cinsiyeti kimlik veya ifade yerine sadece biyolojik anatomiye dayanarak dar bir perspektiften yeniden tanımlamaya çalıştığına işaret ediyor. Kimin nereye ait olduğu konusundaki mücadele son zamanlarda en görünür haliyle tuvaletlerin kullanımı ve askerlik konularında görünüyor, fakat bu çok daha kapsamlı siyasi bir mücadele ve transların astronomik oranlarda neden tek hücreli hapse sürüklendiğiyle ilgili her şeyi açıklıyor.

Gazeteci Aviva Stahl’in söylediklerine göre “Flemming davasına bakarsanız, Trump yönetiminin ve TERF’lerin (Trans Exclusionary Radical Feminist – trans dışlayıcı radikal feminist) cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin bir ve aynı şeyler olduğunu savunarak trans kadınları erkek hapishanelerinde tutmak için çoktandır birlikte çalıştığını görebilirsiniz. Toplumsal cinsiyetin ne olduğuna ve buna yasal olarak kimin karar vereceğine dair söylemsel tartışmanın gerçek ve hayati sonuçları olduğunu ve ‘ilerlemeye’ dair her adımda Trump yönetiminin daha çok trans kadını hapsettiğini anlamak çok önemli.”

Hapishanelerin transları sıklıkla genital organlarına göre yerleştirmelerine rağmen hukuk aslında “vakaya özel”, daha esnek ve incelikli değerlendirmeyi talep ediyor. Tıpkı PREA’nin herhangi birinin koruyucu gözetlemeye yerleştirilmeden önce hakkında değerlendirme yapma şartı gibi, kişinin kadın veya erkekler için ayrılan tesislerden hangisine konulacağına dair bireysel değerlendirmeyi de gerektiriyor. En azından, yetkililer “yerleştirmenin mahpusun sağlığı ve güvenliğini sağlayacağına dair vakaya özel bir değerlendirme yapmalı” ve kişinin “kendi güvenliği hakkındaki düşüncelerini” ciddiyetle ele almak zorunda. Bunların dışında, The National Center for Transgender Equality “bireyin kendi topluluğundaki sosyal cinsiyet rolü ve yerleştirmenin bireyin ruh sağlığı üzerindeki etkisine dair medikal ve ruh sağlığı çalışanlarının görüşleri” gibi birçok diğer faktörün de dahil edilmesini tavsiye ediyor.

Bu gereksinimler, her ne kadar müphem ve noksan olsa da hapishane ve tutukevi yetkilileri tarafından bariz bir şekilde görmezden geliniyor. Trump yönetiminin Federal Hapishaneler Bürosu 2018’de, öyle görünüyor ki PREA standartlarını ihlal ederek, kendi Trans Mahpus Kılavuzu’nun içini boşalttı ve şimdi bu kılavuz, federal hapishanelerdeki yerleştirmelerin sadece “nadir durumlarda” insanların toplumsal cinsiyetlerine uygun yapılmasını şart koşuyor. Bu değişiklik kısmen, trans kadınlarla aynı hapishanelere yerleştirilmelerinin Anayasal haklarının ihlal ettiğini iddia eden dört natrans kadını temsilen bir Hristiyan yasal savunuculuk grubunun açtığı davaya cevap olarak yapıldı. Bu son değişikliklerin PREA önlemlerini geçersiz mi kılacağı yoksa sadece yasal karmaşıklık mı yaratacağı ise henüz belirli değil- ki her iki durum da görevin kötüye kullanılmasının devam edeceğini gösteriyor.

Birçok açıdan, Layleen Polanco’nun davası hapishane veya tutukevine giren trans bireylerin yaygın deneyimlerine göre olumlu bir istisnaydı: Layleen toplumsal cinsiyet kimliğine uyan bir tesise yerleştirilmişti ve güya bulunduğu birim transların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilmişti. Polanco’nun ölümünden sadece bir ay önce, mayıs ayında, hapishanedeki yetkililerden biri birimin “trans ve intersekslerin tutukevi tesislerine yerleştirmeleri için ulusal standardı belirlediğini” ifade etmişti.

Fakat Polanco’nun hikayesi translar için ayrılmış özel bir birim olduğunda bile tecritin tehlikelerinin altını çizmekte. Sözde ilerici reformlar Polanco’yu izolasyonun tehlikesinden korumakta başarısız oldu. Spade’in Solitary Watch’a açıkladığı gibi, “Nihayetinde, hapsetme insanlık dışıdır, zarar verir ve translar için “güvenli” hapishane veya tutukevi diye bir şey yoktur. Yerine, hak savunucuları insanları hapishanelerden çıkarmak, hapishanelerdeki tecrit gibi yaygın işkence pratiklerini durdurmak ve bireylerin yiyeceğe, duşlara ve sağlık hizmetlerine ulaşması gibi acil durumların üstesinden gelmek için mücadele ediyorlar[etmeliler].”

Polanco’nun Rikers Island’da ölümünden hemen sonra, New York City’nin Islah Heyeti’nin üyelerinden biri heyetin geçen ay Albany’de meclis üyelerinin oylamaya sunma konusunda başarısız oldukları ilerici devlet yasası olan HALT Hücre Hapsi Yasası’ndan esinlenerek tecrit reformları düşündüğünü belirtti. Vali Andrew Cuomo yasama sürecini son dakika gerçekleşen gizli bir anlaşmayla sonlandırmıştı çünkü bu yasa kısmen tecriti sadece devlet hapishanelerinde değil aynı zamanda geçerli alternatifler yaratma konusunda yeterli kaynağa sahip olmadıklarını savunan yerel tutukevlerinde de kısıtlayacaktı. Cuamo ayrıca yasayı veto etmesi konusunda eyaletin ıslahevi yetkilileri ve başkentte muazzam bir siyasi etkiye sahip olan Kanun Uygulayıcıları Birliği tarafından siyasi baskıyla karşılaşmıştı.

Fakat New York City’deki savunucular şimdi daha kararlılar ve esas olarak Rikers’daki bütün hücre hapislerine son verilmesini talep ediyorlar. Polanco’nun ölümünden haftalar sonra, The New York City Anti-Violence Project (New York City Şiddet Karşıtı Projesi) Polanco’nun ailesi ve aktivist organizasyonların koalisyonu ile birlikte Vali Cuomo ve Belediye Başkanı DeBlasio’ya bir mektup gönderdiler. Bu mektupla birlikte şehir ve eyalet bazında, içerisinde Polanco’nun ölümüne dair hızlandırılmış soruşturmanın, sistemik tecrit reformu ve trans, toplumsal cinsiyet normlarına uymayı kabul etmeyen, ikili cinsiyete uymayan siyah, Latinx, ve beyaz olmayan insanların sağlık ve refahına dair önemli kaynakların sağlanacağı yatırım taleplerinin de olduğu, kapsamlı bir talepler listesi gönderdiler.

Geçen ay, yerel grupların oluşturduğu bir koalisyon aylık buluşmalarından önce New York City Islah Kurulu önünde bir protesto düzenlediler. Hücre hapsinden kurtulmuş aktivist Roger Clark kurula, “Tekli hücrede 5 yıldan fazla zaman geçirdim fakat orada yaşadığınız bir gün bile işkence gibi gelebiliyor. Bazı günler, etrafımdaki duvarlar beni kuşatıyormuş gibi gelirdi. Asansörde kaldığınızı düşünün – günleri, haftaları, ayları, ya da yılları bırakın, saatlerce. İnsanlar her gün ve her gece dolaplarını yumrukluyor, acıyla haykırıyorlar” dedi.

Ölümünü takip eden günlerde, Polanco’nun öldüğü tecrit biriminde tutulan diğer sekiz kadına acil “şartlı tahliye” verilmişti, konunun soruşturması hala devam etmekte. The Anti-Violence Project ve mektuplarının arkasındaki koalisyonun talepleri arasında Rikers’taki bu tür tesislerin hepsi kapatılana kadar bütün kadınların tecritten çıkarılması da vardı. Fakat, bu ay, DeBlasio yönetimi tesisi tekrar açtı ve Islah Departmanı sekiz kadını izolasyona geri gönderdi.

 

[1] Bu ifade siyah, yerli, Chicana (Meksika’lı), Latin, ve göçmen kadınları içeren “women of color” kavramının çevirisi olarak kullanıldı. (ç.n)

[2] 2003’te imzalanan PREA tam metni (ç.n.): https://www.govinfo.gov/content/pkg/PLAW-108publ79/pdf/PLAW-108publ79.pdf

[3] Bu yasa kapsamında gerçekleştirilen çeşitli araştırmaların raporları (ç.n.): https://www.bjs.gov/index.cfm?ty=tp&tid=20

 

Haberin orijinali için tıklayınız: https://www.them.us/story/trans-incarceration-crisis

Haber çevirisi: Emrah Karakuş

27.08.2019

“Buse’yi hayatta tutan tek şey ameliyat olabileceği umudu”

Aslı Alpar’ın Eren Keskin ile yaptığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Beden uyum sürecini başlatabilmek için mücadele eden trans kadın mahpus Buse’nin karşılaştığı sağlık hakkı engellerini ve yürütülen hukuki mücadeleyi avukatı Eren Keskin anlatıyor.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi tutulan trans kadın mahpus Buse 5 yıldır beden uyum sürecini başlatabilmek ve “istediği bedende yaşayabilmek” için mücadele ediyor.

Bu süreç içinde önce Adalet Bakanlığı ardından da Sağlık Bakanlığı tarafından Buse’nin trans geçiş operasyonu olabilmesi engellendi. Sağlık hakkı ihlal edilen Buse sesini duyurabilmek için defalarca açlık grevi ve ölüm orucuna başladı.

Dün (21 Ağustos) Buse’nin arkadaşlarının düzenlediği basın açıklamasında, Buse’nin “bedenindeki hapishaneden” kurtulabilmek için kendisine zarar verdiği kamuoyu ile paylaşıldı. Buse’nin karşılaştığı sağlık hakkı engelleri ve bu engellere karşı yürütülen hukuki mücadeleyi Buse’nin avukatı Eren Keskin’le konuştuk.

Avukat Keskin “Buse’nin dayanacak gücü kalmadı” diyor ve kaosGL.org okurları için  süreci anlatıyor.

Buse trans geçiş operasyonları için tüm prosedürleri tamamladı mı?

Evet, Buse Medeni Kanun’un 40. maddesinde belirtilen tüm hukuki prosedürü tamamladı. Yani psikolojik ve fiziksel açıdan tam teşekküllü bir hastaneden trans geçiş operasyonu olabileceğine dair belgesi var. Mahpusta olmayan bir kişi bu süreci tamamladığında hemen beden uyum operasyonunu yaptırabilir. Ancak Buse’nin bu hakkı engelleniyor.

Hangi kurum engelliyor?

Buse’nin trans geçiş operasyonu olmasını önce Adalet Bakanlığı engelledi. Bakanlık Buse’nin bu ameliyatı yaptırmasının “zorunlu” olduğunu belirten bir belge istedi. Bu belge trans geçiş ameliyatlarını düzenleyen ilgili kanunda istenen bir belge değil. Yine de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden Buse’nin bu ameliyatı yaptırmasının “zorunlu” olduğunu bildiren raporu aldık.

Peki, neden halen Buse’nin ameliyatı engelleniyor?

Çünkü raporu almamıza rağmen bu defa da Sağlık Bakanlığı “Bu ameliyatın hayati öneme sahip bir ameliyat olmadığı”nı ileri süren bir karar verdi. Bu karara ilişkin yürütmeyi durdurma talepli dava açtık ancak yargı uzun sürüyor ne yazık ki. Ve Buse’nin dayanacak gücü kalmadı.

Daha önce bu operasyonu mahpusken gerçekleştirilen trans olmadı mı?

İlginç olan da bu. Daha önce mahpus trans kadınlar bu ameliyatları oldu, izinleri çıktı. Yalnızca, bu operasyonu hapishanedeyken geçiren trans kadınlar adli hükümlüydü. Bu sebeple biz Buse’nin siyasi hükümlü olmasından da kaynaklanan bir zorluk çıkarıldığını düşünüyoruz.

“Buse ‘Katlanamıyorum’ diyor”

Dün (21 Ağustos) düzenlediğiniz basın açıklamasında sağlık hakkı engellenen Buse’nin kendine zarar verdiğini duyurdunuz…

Evet, kendisinin izniyle bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştık. Biliyorsunuz Buse defalarca açlık grevi ve ölüm orucu yapmak zorunda kaldı sesini duyurmak için. Ve her defasında biz dışarıdakilerin ricasıyla durdurdu bu eylemlerini. Ancak tüm hukuki prosedürleri yerine getiren ve 5 yıldır bu konuda mücadele eden Buse’nin karşılaştığı hak ihlalleri ve engellemelere dayanacak gücü kalmadı. “Katlanamıyorum” diyor, “bir an önce bedenindeki hapishaneden kurtulmak istiyorum” diyor. İçeride geçireceği daha 15 yıl var. Son olarak ne yazık ki kendine zarar verdi ve cinsel organını kesti. Bu Buse’nin çığlığı gibi bir şey oldu.

Bu olay olduğunda sizinle hemen görüşebildi mi?

Hemen görüşebildik. Ama şunu ifade edeyim, Buse’nin koğuşta yalnız olmaması çok büyük bir şans. Buse’nin bu eylemini aynı koğuşu paylaştığı trans arkadaşı haber veriyor ve Buse hemen hastaneye götürülüyor. Aksi durumda Buse’yi kaybedecektik.

Şimdi sağlığı nasıl?

Buse hastanede yattı, sonda ile yaşamını sürdürdü uzun bir süre. Ama şimdi Metris Cezaevindeki rehabilitasyon merkezinde. Son görüşmemizde daha iyiydi, Buse’yi hayatta tutan tek şey ameliyat olabileceği umudu.

Peki, operasyon nasıl yapılacak? Mahpus olmasından kaynaklı dezavantajları var mı?

Ameliyat sadece mahpus koğuşu olan hastanelerde yapılır. Daha önce trans mahpusların operasyonları Marmara Tıp Fakültesi’nde olmuştu, bir ihtimal yine burada olabilir. Hastane bu tür ameliyatlarda başarılı. Buse’nin bu durumda başka bir dezavantaj ya da hak ihlali yaşamaması için Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan doktor arkadaşlar da süreci takip edecekler.

Umarım olmaz ama ya yeni bir engel çıkarılırsa?

Dediğim gibi biz Sağlık Bakanlığı’nın verdiği karar karşı yürütmeyi durdurma davamızı sürdürüyoruz. Ancak yeni bir engel olasılığına karşı bir kampanya başlattık: Buse Yaşasın! Yalnızca Buse için değil cezaevlerinde daha fazla trans kadın ayrımcılık ve kötü muameleye maruz kalmasın diye de herkesi bu dayanışmaya destek vermeye çağırıyoruz.

Süreci Twitter’da @buseyasasin hesabı ve #BuseYaşasın heştegi üzerinden takip edebilirsiniz.

 

22.08.2019

“Prisoner Buse Cuts Off Sex Organ After Being Prevented from Sex Transition Surgery”

Buse’s friends and lawyer Eren Keskin have announced the establishment of a solidarity network for prisoner Buse Aydın, who is being held at Metris prison and wants to have sex transition surgery.

Evrim Kepenek

İstanbul – BIA News Desk22 August 2019, Thursday 10:54

Click to read the article in Turkish

“We don’t know how to explain this to you. However, we think it is also important in terms of information. On July 27, 2019, as a response to the Justice Ministry’s arbitrary extortion of her right to be freed from prison in her body by disrupting the process of the surgery, Buse cut off her sex organ and carried out an act. She was taken to the hospital. Her condition is better at the moment and her transfer to the Metris Prison has taken place. We expect her to be transferred to Haseki State Hospital in the coming days.”

this is how her friend Derya Özata describes the recent situation in the struggle initiated by trans prisoner Buse Aydin, who is being held as a prisoner in Metris Prison, to change her gender identity.

Friends of Buse who are members of LGBTI+ organizations and rights advocates, and her lawyer Eren Keskin, issued a press release today at the İstanbul branch of the Human Rights Association (İHD).

Speaking first in the statement, Keskin said that Buse could not undergo surgery because the Ministry of Health did not provide the budget required to perform the operation. Saying that Buse’s surgery has not been performed despite a medical report that states she can undergo an operation, Keskin noted they applied to the Ankara Administrative Court for the cancellation of the requirement by the Ministry of Health that Buse should pay for the surgery.

Statement by the friends of Buse

Derya Özata, who later read the statement on behalf of Buse’s friends, said:

“We, Buse’s friends, know that this period which Buse is subjected to discrimination and has been striving for six years is not the first example of the violence that trans women are subjected to. But it is necessary to see that this process, extended for months by the Ministry of Justice, is the result of a holistic policy of violence against trans women held in isolation on the grounds of security. The conditions of transphobia and isolation in prisons threaten and harm the psychological and physical integrity of trans people.

“Last year, Diren Coşkun and this year, Esra Arikan were forced to take various actions to make their voices heard because of the discrimination, violence and torture they suffered in their prisons. Buse was also discriminated against repeatedly, forced to do a hunger strike and death fast, in the six years she spent in prison and worked for the body adjustment process. Unfortunately, it is not difficult to estimate that many trans people, whom we do not know names and conditions of, are also subjected to various forms of discrimination.

“Buse has been in prison for 24 years. We want Buse to live. We see that both her body and her psychology do not have the strength to withstand this torture that she has resisted for years. The extent of this systematic torture became so much for Buse that she cut off her genitals.

“Buse needs to be freed from the prison in her body to survive, andsheneeds solidarity and strength to survive. We call on all LGBTI+ and LGBTI+ phobia opponents to support the solidarity network we will establish.”

“Buse’s process is not the first; our struggle will continue so that more trans women in prisons are not subjected to discrimination and mistreatment. We ask you to disseminate this call in order for the public to be aware of Buse and other trans prisoners.

You can follow the process on Twitter via the @buseyasasin account and the hashtag #Buseyasasın (Buse should live).

What happened?

Trans prisoner Buse had gone on a 38-day hunger strike in July 2018 to have her gender transition surgery accepted.

He suspended the death fast over the court’s ruling thatshe”could have surgery.” However, her surgery did not take place. Buse had begun her death fast again on January 31, 2019.

Human Rights Association İstanbul delivered the letter describing her condition to the United Nations on 20 February 2019.

The letter said the Justice Department’s blocking of the surgery is against 8th and 14th articles of the European Convention on Human Rights.

(EMK/VK)

“Cinsiyet Değişikliği Ameliyatı Engellenen Mahpus Buse, Cinsel Organını Kesti”

Bianet’ten Evrim Kepenek’in haberini sizlerle paylaşıyoruz.

Buse’nin Arkadaşları ve avukatı Eren Keskin, Metris Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan ve cinsiyet değişikliği ameliyatı olmak isteyen mahpus Buse Aydın için dayanışma ağı kurulduğunu açıkladı.

Haberin İngilizcesi için tıklayın

“Size bunu nasıl açıklayacağımızı bilmiyoruz. Ancak, bilgilendirme açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz. Cezaevindeki Buse, ameliyat sürecinin bir kez daha sekteye uğratılarak ölüme sürüklenmemesi için 27 Temmuz 2019 tarihinde, Adalet Bakanlığı’nın hakkını keyfi bir tutum sergileyerek gasp etmesine bir tepki olarak, bedenindeki hapishaneden kurtulabilmek için cinsel organını kesti ve bir eylem gerçekleştirdi. Hastaneye kaldırıldı. Şu anda durumu daha iyi ve Metris Hapishanesi’ne sevki gerçekleşti. Önümüzdeki günlerde Haseki Devlet Hastanesi’ne nakledilmesini bekliyoruz.”

Metris Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak tutulan trans mahpus Buse Aydın‘ın cinsiyet kimliğini değiştirmek için başlattığı mücadelesindeki son durumu arkadaşı Derya Özata böyle anlatıyor.

LGBTİ+ oluşum ve hak savunucularından oluşan Buse’nin Arkadaşları ve avukatı Eren Keskin, bugün İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması düzenledi.

TIKLAYIN – Ölüm Orucundaki Mahpus Buse: “Beni Yalnız Bırakmayın”

Keskin: “Buse için acil harekete geçmek gerek”

Açıklamada ilk olarak konuşan Buse’nin avukatı Eren Keskin, Buse’nin ameliyatının gerçekleşmesi için gereken bütçeyi Sağlık Bakanlığı’nın karşılamaması nedneiyle Buse’nin ameliyatı olamadığı bilgisini verdi. “Ameliyat olabilir” raporuna rağmen Buse’nin ameliyatının gerçekleşmediğini belirten Keskin  Sağlık Bakanlığı’nın “ücretini kendisi karşılaması” şartının iptali için Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurduklarını söyledi.

“Buse’nin dayanacak gücü kalmadı”

Daha sonra Buse’nin arkadaşları adına açıklamayı okuyan Derya Özataşunları söyledi:

“Bizler, Buse’nin arkadaşları olarak biliyoruz ki Buse’nin maruz bırakıldığı ve 6 yıldır mücadele ettiği bu ayrımcılık dolu süreç, trans kadınların hem hapishanelerde hem de toplumsal yaşamda maruz bırakıldığı şiddetin ilk örneği değil, Adalet Bakanlığı tarafından aylardır uzatılan bu sürecin, güvenlikleri sağlanması gerekirken guvenlik gerekçe gösterilerek tecrit koşullarında tutulan trans kadınlara dönük bütünlüklü bir şiddet politikasının sonucu olduğunu görmek; ve bu şiddet döngüsüne karşı ses çıkartmak gerekiyor. Hapishanelerdeki transfobi ve tecrit koşulları transların psikolojik ve bedensel bütünlüklerini tehdit etmekte ve zarar vermektedir.

“Daha geçen yıl Diren Coşkun, bu sene de Esra Arıkan, cezaevlerinde maruz kaldıkları ayrımcılık, şiddet ve işkence yüzünden seslerini duyurmak için çeşitli eylemler yapmak zorunda kaldılar. Buse de beden uyum süreci için uğraştığı 6 yılda ve cezaevinde geçirdiği her anda, defalarca ayrımcılığa maruz bırakıldı, açlık grevi ve ölüm orucu yapmak zorunda kaldı. Adını ve durumunu bilmediğimiz birçok transın da çeşitli ayrımcılıklara maruz bırakıldığını tahmin etmek ne yazık ki zor değil.

“Buse 24 yıldır hapishanede. Bizler Buse yaşasın istiyoruz. Buse’nin yıllardır direndiği bu işkenceye, hem bedeninin hem de psikolojisinin dayanacak gücü kalmadığını görüyoruz. Bu sistematik işkencenin boyutu, Buse için öyle bir hal aldı ki Buse cinsel organını kesti. “

Dayanışma ağını sosyal medyadan takip edebilirsiniz

Özata son olarak şu çağrıyı yaptı:

“Buse’nin yaşayabilmesi için bedenindeki hapishaneden kurtulmaya, kurtulmak için de dayanışmaya ve güce ihtiyacı var. Tüm LGBTi+’ları ve LGBTİ+ fobi karşıtlarını, kuracağımız dayanışma ağına destek vermeye çağırıyoruz.”

“Buse’nin yaşadığı süreç ilk değil; cezaevlerinde daha fazla trans kadın ayrımcılık ve köt muameleye maruz kalmasın diye de mücadelemiz devam edecek. Buse’den ve diğer mahpus  translardan kamuoyunun haberdar olması için bu çağrıyı yaygınlaştırmanızı rica ediyoruz.

Süreci, Twitterda @buseyasasin hesabı ve #BuseYaşasın heştegi üzerinden takip edebilirsiniz.

Ne olmuştu? 

Trans mahpus Buse, cinsiyet geçiş ameliyatının kabul edilmesi için 2018’in Temmuz ayında 38 gün açlık grevi yapmıştı.

Mahkemenin “Ameliyat olabilir” kararı üzerine ölüm orucuna ara vermişti. Ancak ameliyatı gerçekleşmedi. Bunun üzerine Buse, 31 Ocak 2019’da yeniden ölüm orucuna başlamıştı.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Buse’nin ölüm orucunun 20. gününde durumunu anlatan mektubu 20 Şubat 2019’da Birleşmiş Milletler’e iletmişti.

Mektupta, Adalet Bakanlığı’nın ameliyatı engellemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. ve 14. maddelerine aykırı olduğu belirtilmişti.

(EMK)

Evrim Kepenek

bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. Bianet’in ilk stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA ve Jinha, Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

22.08.2019

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑