Layleen Polanco’nun Ölümü Tek Hücreli Hapsin Zalimliğini Kanıtlıyor

layleen-polanco

Josh Manson, 17 Temmuz 2019

Geçen salı sabahı aktivistlerin New York’taki hapishanelerde tek kişilik hücre cezası uygulamasına son vermek amacıyla düzenledikleri protestolardaki sloganlarda ve konuşmalarda anılan isimlerden biri de Layleen Polanco idi. 27 yaşında trans kadın olan ve New York ballroom sahnelerinin ünlü isimlerinden Polanco, 7 Haziran’da, milyonların Dünya Onur Ayı için bir araya geldiği yere 10 mil uzaklıktaki Rikers Island’daki tek kişilik hücresinde ölü bulunmuştu.

İlk olarak Nisan ayında kabahatler kanununa karşı gelmek suçuyla tutuklanan Polanco, daha önceki seks isçiliği ile alakalı tutukluluğu sebebiyle 500 Dolar kefalete tabi tutulmuştu. Bu parayı ödeyemeyince Rikers Island’da kadınlar için bulunan tesisteki translara ayrılan birime yerleştirildi ve hiçbir suça mahkûm edilmediği halde iddiaya göre karıştığı bir kavga sebebiyle tekli hücreye gönderildi. Rikers memurları Polanco’nun gözaltı sırasında nasıl öldüğü ve bu olaydan hemen sonra tecritteki kadın mahpusların hücrelerden çıkarılması hakkında bazı detayları paylaştı. Fakat, birçoğu için bu olay, trajik ve muhtemelen önlenebilir olduğu kadar, şaşırtıcı değil: translar ve özellikle Polanco gibi beyaz olmayan kadınlar[1] rutin olarak ceza infaz sistemine düşüyor ve sistemin en şiddetli pratiklerine beyaz veya natrans akranlarına göre daha yüksek oranda maruz kalıyorlar.

Polanco, transların parmaklıklar ardında bulunmuş yüzde 16’sı – ve siyah transların yüzde 47’si-ni oluşturan mahpuslardan biriydi. Ulusal Trans Eşitliği Merkezi’nin (National Center for Transgender Equality) 2014’teki bir anketine göre, siyah trans kadın mahpusların oranı Amerika genel nüfusundaki tutuklu sayısına oranla on kat daha fazla. Bu oranın aşırı yüksek olmasının nedenini yasal uygulamalardaki transfobi ve ırkçılık gibi sistemsel faktörlerle birlikte transları suçlulaştıran ve aşırı denetimle hayatta kalma mücadelelerini zorlayan yasalar oluşturuyor. (2015’te yapılan bir ankete göre, siyah trans kadınların üçte biri geçmişte polisin kendilerini seks işçisi sandığını belirtiyor.)

Beyaz olmayan trans kadınlar ıslah edici gözaltı süresince cinsel saldırıdan sözlü tacize kadar çeşitli istismara maruz kalıyorlar. Hapishane yetkilileri transları cinsiyet kimlikleriyle uyuşmayan tesislere yerleştirerek sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyorlar ve sonra bu bariz istismarları en nihayetinde Layleen Polanco’yu da öldürmüş olan uzatılmış tekli hücre hapsi gibi şiddet biçimlerinin sebepleri arasında gösteriyorlar.

Mahpusluk süreci tekli hücrede sonlanmış transların sayısını kesin olarak takip etmek zor olsa da hapishane karşıtı LGBTQ+ grup Black and Pink’in (Siyah ve Pembe) 2015’teki raporuna göre mahpus LGBTI katılımcıların yüzde 85’i tutukluluk süresince tecrit edilmişler.

Trans mahpuslar cinsiyet kimlikleriyle direkt veya dolaylı ilişkili olarak disiplin nedeniyle sık sık tecrit ediliyorlar. Birçok hapishane yönetimi cinsiyet kimliğini ifade eden eşyaları kaçak olarak kategorize edebiliyorlar ki bu kategoriye giren eşyalar cezai tecrite sebep olabiliyor. Nevada’da bulunan bir erkek hapishanesinde kalan bir kadın giydiği dekolteli atleti ve geçici sütyen olarak kullandığı iki çift çorabı için “kaçak mal bulundurmama kuralını” ihlal ettiği varsayılarak 60 günlük disiplin cezası almıştı. Polanco gibi birçok mahpus birçok sözde kural ihlali sebebiyle kendilerini cezai tecritte buluyorlar ki hapishanede translara yönelik şiddetin aşırı boyutlara varması ve etkili güvenlik tedbirlerinin yetersizliğine bakılırsa bu duruma şaşırmak imkânsız. Fakat belki de en şaşırtıcısı da transların kendilerini sözde güvenlikleri için süresi belirsiz ve uzatılan tecritte bulmaları ki bu Birleşmiş Milletler tarafından işkence olarak tanımlanıyor. Bazı tutsaklar gönüllü olarak kendi güvenlikleri için “koruyucu gözetimi” kabul ederken, hapishane yetkilileri sık sık bu tür idari ayrımları transları canları istediği gibi ve neredeyse hiç hukuk gözetilmeden izole etmek için kullanıyorlar.

Koruyucu gözetimin cezalandırıcı olmaması gerekmesine rağmen, burada tutulan insanlar programlara ve anlamlı insan ilişkilerine ulaşımda yetersizlik gibi hücre hapsinin ayırıcı özelliklerine katlanmak zorunda kalıyorlar. Örneğin, son zamanlarda the Vera Institute of Justice’ten (Vera Adalet Enstitüsü) çıkan bir rapora göre Louisiana’daki koruyucu gözetim için kullanılan birimler “diğer tecrit biçimlerine benziyor”; Solitary Watch’un bir başka rapor için Louisiana’da tecritte tutulan insanlarla yaptığı ankette de erkek bir mahpus ise; “koruyucu gözaltında hiçbir hakkınız, tulumunuz, havlunuz, hiçbir şeysiniz bulunmuyor. Hücremi kelepçesiz terk edemiyorum. [Kelepçeler takıldıktan sonra] bileklerim kanadı. Burada bir aydan fazla havlusuz veya hijyensiz yaşadım” diyor.

Kolluk kuvvetleri, gizli tanıklar veya toplumda şiddete ve tacize maruz kalmaktan korkan bazı insanlar kendi güvenlikleri için koruyucu gözetime yerleştirilmeyi talep edebiliyorlar, fakat kişiler bu kararları oldukça nadir ve çaresizlikten veriyorlar. Koruyucu gözetimdeki translar ise genellikle kendi kararları doğrultusunda değil hapishane yetkilileri onları yerleştirdikleri için orada oluyorlar. Black and Pink’e göre tecritte zaman geçirmiş LGBT katılımcıların yarısı koruyucu gözetime kendi istekleri dışında yerleştirilmiş. Seattle Hukuk Üniversitesinde hukuk profesörü ve aktivist olan Dean Spade’in Solitary Watch’a belirttiğine göre tecrite yerleştirilmek trans bireyleri “infaz koruma memurlarının saldırılarına karşı oldukça savunmasız” hale getiriyor ve “kafeste tutulmanın psikolojik etkilerini arttırıp programlara ve sosyal desteğe olan ulaşımlarını azaltarak” cezalarının uzamasına sebep oluyor.

2003’teki Hapishane’de Tecavüzü Önleme Yasası’na (PREA – Prison Rape Elimination Act[2][3]) göre trans bireylerin sırf trans oldukları için hücre hapsine konulması –yanlış uygulanan güvenlik tedbirleri olsa bile- kâğıt üzerinde yasak. PREA transların -ya da özellikle cinsel saldırıya maruz kalabilecek diğer grupların- koruyucu gözetime alınmasını son çare olmadığı müddetçe yasaklıyor ve özellikle her kişinin özel ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla bireysel değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Ayrıca bu değerlendirme sonrasında tekli hücreye konulan her bireyin “programlara, ayrıcalıklara, eğitime ve iş imkânlarına mümkün olduğu kadar ulaşabilmesini” şart koşuyor ve bu tür bir tutukluluğun ne kadar süreceği konusunda kısıtlamalar getiriyor.

Koruyucu gözaltının bu derece fazla kullanılmasının arkasındaki itici etken transların hapishaneye girerken cinsiyet kimliklerinin yaygın bir şekilde yanlış sınıflandırılması. Layleen Polanco’nun cinsiyet kimliğine uygun bir tesise yerleştirilmesi aslında çok nadir gerçekleşen bir durum: Ekim 2018’de New York City ülkede trans bireylerin cinsiyet kimliklerine uygun yerleştirildiği üçüncü şehir oldu. Ülkenin diğer yerlerinde, PREA taleplerine karşıt olarak, transların hemen hemen hepsi kendilerine doğduklarında tayin edilmiş cinsiyet kimliğine göre yerleştiriliyorlar ve bu durum mahpus bulunan trans bireylerin yüzde 36’sının cinsel saldırı yaşadığı bir krizi daha da alevlendiriyor.

Gazeteci ve aktivist Aviva Stahl, Solitary Watch’a yaptığı açıklamada tecrit hücrelerinin toplumda biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki fark ve bu farkı kimin belirleyeceği üzerinden dönen “kültür savaşının” bir cephesi olduğunu belirtiyor. Stahl son yıllarda oraya çıkan kendilerini feminist olarak tanımlayan aşırı sağcı ve the Christian Right (Hristiyan Sağ) üyelerinden oluşan bir koalisyonun toplumsal cinsiyeti kimlik veya ifade yerine sadece biyolojik anatomiye dayanarak dar bir perspektiften yeniden tanımlamaya çalıştığına işaret ediyor. Kimin nereye ait olduğu konusundaki mücadele son zamanlarda en görünür haliyle tuvaletlerin kullanımı ve askerlik konularında görünüyor, fakat bu çok daha kapsamlı siyasi bir mücadele ve transların astronomik oranlarda neden tek hücreli hapse sürüklendiğiyle ilgili her şeyi açıklıyor.

Gazeteci Aviva Stahl’in söylediklerine göre “Flemming davasına bakarsanız, Trump yönetiminin ve TERF’lerin (Trans Exclusionary Radical Feminist – trans dışlayıcı radikal feminist) cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin bir ve aynı şeyler olduğunu savunarak trans kadınları erkek hapishanelerinde tutmak için çoktandır birlikte çalıştığını görebilirsiniz. Toplumsal cinsiyetin ne olduğuna ve buna yasal olarak kimin karar vereceğine dair söylemsel tartışmanın gerçek ve hayati sonuçları olduğunu ve ‘ilerlemeye’ dair her adımda Trump yönetiminin daha çok trans kadını hapsettiğini anlamak çok önemli.”

Hapishanelerin transları sıklıkla genital organlarına göre yerleştirmelerine rağmen hukuk aslında “vakaya özel”, daha esnek ve incelikli değerlendirmeyi talep ediyor. Tıpkı PREA’nin herhangi birinin koruyucu gözetlemeye yerleştirilmeden önce hakkında değerlendirme yapma şartı gibi, kişinin kadın veya erkekler için ayrılan tesislerden hangisine konulacağına dair bireysel değerlendirmeyi de gerektiriyor. En azından, yetkililer “yerleştirmenin mahpusun sağlığı ve güvenliğini sağlayacağına dair vakaya özel bir değerlendirme yapmalı” ve kişinin “kendi güvenliği hakkındaki düşüncelerini” ciddiyetle ele almak zorunda. Bunların dışında, The National Center for Transgender Equality “bireyin kendi topluluğundaki sosyal cinsiyet rolü ve yerleştirmenin bireyin ruh sağlığı üzerindeki etkisine dair medikal ve ruh sağlığı çalışanlarının görüşleri” gibi birçok diğer faktörün de dahil edilmesini tavsiye ediyor.

Bu gereksinimler, her ne kadar müphem ve noksan olsa da hapishane ve tutukevi yetkilileri tarafından bariz bir şekilde görmezden geliniyor. Trump yönetiminin Federal Hapishaneler Bürosu 2018’de, öyle görünüyor ki PREA standartlarını ihlal ederek, kendi Trans Mahpus Kılavuzu’nun içini boşalttı ve şimdi bu kılavuz, federal hapishanelerdeki yerleştirmelerin sadece “nadir durumlarda” insanların toplumsal cinsiyetlerine uygun yapılmasını şart koşuyor. Bu değişiklik kısmen, trans kadınlarla aynı hapishanelere yerleştirilmelerinin Anayasal haklarının ihlal ettiğini iddia eden dört natrans kadını temsilen bir Hristiyan yasal savunuculuk grubunun açtığı davaya cevap olarak yapıldı. Bu son değişikliklerin PREA önlemlerini geçersiz mi kılacağı yoksa sadece yasal karmaşıklık mı yaratacağı ise henüz belirli değil- ki her iki durum da görevin kötüye kullanılmasının devam edeceğini gösteriyor.

Birçok açıdan, Layleen Polanco’nun davası hapishane veya tutukevine giren trans bireylerin yaygın deneyimlerine göre olumlu bir istisnaydı: Layleen toplumsal cinsiyet kimliğine uyan bir tesise yerleştirilmişti ve güya bulunduğu birim transların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilmişti. Polanco’nun ölümünden sadece bir ay önce, mayıs ayında, hapishanedeki yetkililerden biri birimin “trans ve intersekslerin tutukevi tesislerine yerleştirmeleri için ulusal standardı belirlediğini” ifade etmişti.

Fakat Polanco’nun hikayesi translar için ayrılmış özel bir birim olduğunda bile tecritin tehlikelerinin altını çizmekte. Sözde ilerici reformlar Polanco’yu izolasyonun tehlikesinden korumakta başarısız oldu. Spade’in Solitary Watch’a açıkladığı gibi, “Nihayetinde, hapsetme insanlık dışıdır, zarar verir ve translar için “güvenli” hapishane veya tutukevi diye bir şey yoktur. Yerine, hak savunucuları insanları hapishanelerden çıkarmak, hapishanelerdeki tecrit gibi yaygın işkence pratiklerini durdurmak ve bireylerin yiyeceğe, duşlara ve sağlık hizmetlerine ulaşması gibi acil durumların üstesinden gelmek için mücadele ediyorlar[etmeliler].”

Polanco’nun Rikers Island’da ölümünden hemen sonra, New York City’nin Islah Heyeti’nin üyelerinden biri heyetin geçen ay Albany’de meclis üyelerinin oylamaya sunma konusunda başarısız oldukları ilerici devlet yasası olan HALT Hücre Hapsi Yasası’ndan esinlenerek tecrit reformları düşündüğünü belirtti. Vali Andrew Cuomo yasama sürecini son dakika gerçekleşen gizli bir anlaşmayla sonlandırmıştı çünkü bu yasa kısmen tecriti sadece devlet hapishanelerinde değil aynı zamanda geçerli alternatifler yaratma konusunda yeterli kaynağa sahip olmadıklarını savunan yerel tutukevlerinde de kısıtlayacaktı. Cuamo ayrıca yasayı veto etmesi konusunda eyaletin ıslahevi yetkilileri ve başkentte muazzam bir siyasi etkiye sahip olan Kanun Uygulayıcıları Birliği tarafından siyasi baskıyla karşılaşmıştı.

Fakat New York City’deki savunucular şimdi daha kararlılar ve esas olarak Rikers’daki bütün hücre hapislerine son verilmesini talep ediyorlar. Polanco’nun ölümünden haftalar sonra, The New York City Anti-Violence Project (New York City Şiddet Karşıtı Projesi) Polanco’nun ailesi ve aktivist organizasyonların koalisyonu ile birlikte Vali Cuomo ve Belediye Başkanı DeBlasio’ya bir mektup gönderdiler. Bu mektupla birlikte şehir ve eyalet bazında, içerisinde Polanco’nun ölümüne dair hızlandırılmış soruşturmanın, sistemik tecrit reformu ve trans, toplumsal cinsiyet normlarına uymayı kabul etmeyen, ikili cinsiyete uymayan siyah, Latinx, ve beyaz olmayan insanların sağlık ve refahına dair önemli kaynakların sağlanacağı yatırım taleplerinin de olduğu, kapsamlı bir talepler listesi gönderdiler.

Geçen ay, yerel grupların oluşturduğu bir koalisyon aylık buluşmalarından önce New York City Islah Kurulu önünde bir protesto düzenlediler. Hücre hapsinden kurtulmuş aktivist Roger Clark kurula, “Tekli hücrede 5 yıldan fazla zaman geçirdim fakat orada yaşadığınız bir gün bile işkence gibi gelebiliyor. Bazı günler, etrafımdaki duvarlar beni kuşatıyormuş gibi gelirdi. Asansörde kaldığınızı düşünün – günleri, haftaları, ayları, ya da yılları bırakın, saatlerce. İnsanlar her gün ve her gece dolaplarını yumrukluyor, acıyla haykırıyorlar” dedi.

Ölümünü takip eden günlerde, Polanco’nun öldüğü tecrit biriminde tutulan diğer sekiz kadına acil “şartlı tahliye” verilmişti, konunun soruşturması hala devam etmekte. The Anti-Violence Project ve mektuplarının arkasındaki koalisyonun talepleri arasında Rikers’taki bu tür tesislerin hepsi kapatılana kadar bütün kadınların tecritten çıkarılması da vardı. Fakat, bu ay, DeBlasio yönetimi tesisi tekrar açtı ve Islah Departmanı sekiz kadını izolasyona geri gönderdi.

 

[1] Bu ifade siyah, yerli, Chicana (Meksika’lı), Latin, ve göçmen kadınları içeren “women of color” kavramının çevirisi olarak kullanıldı. (ç.n)

[2] 2003’te imzalanan PREA tam metni (ç.n.): https://www.govinfo.gov/content/pkg/PLAW-108publ79/pdf/PLAW-108publ79.pdf

[3] Bu yasa kapsamında gerçekleştirilen çeşitli araştırmaların raporları (ç.n.): https://www.bjs.gov/index.cfm?ty=tp&tid=20

 

Haberin orijinali için tıklayınız: https://www.them.us/story/trans-incarceration-crisis

Haber çevirisi: Emrah Karakuş

27.08.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑