“TÜRKİYE’DE MAHPUS OLMAK” KONFERANSI 27- 28 ŞUBAT’TA BOMONTİ’DE

CİSST/TCPS’in düzenlediği Türkiye’de Mahpus Olmak konferansı 27-28 Şubat tarihinde, MSGSÜ Bomonti Kampüsü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek. Özel ihtiyacı olan mahpuslara odaklandığımız konferansta, 27 Şubat Cumartesi günü LGBTİ mahpusların sorunları ve ihtiyaçları da tartışılacak. Konferansımıza herkesi bekliyoruz.

İletişim
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Katip Mustafa Çelebi Mh. Billurcu Sk. No 5/2
Pk: 34433
Beyoğlu / İstanbul / Türkiye
Telefon / Fax : +90 212 293 69 82
E-posta : info@tcps.org.tr
http://www.tcps.org.tr/
http://thea.org.tr/

https://www.facebook.com/events/1713888952189808/

 

Trans Mahpustan Mektup (İzmir Buca Kırıklar Hapishanesi) 03.02.2016

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne mektup ile ulaşan ağırlaştırılmış müebbet trans kadın cinsiyet geçiş sürecinde olduğunu, yüzündeki tüylerden epilasyon ile kurtulmak istediğini, masrafı karşıladığı taktirde hapishanenin epilasyon yaptırmasına izin verdiğini fakat maddi yetersizlikler sebebiyle epilasyon ücretini karşılayamadığını belirtmiştir.

Mahpusun mektubunu epilasyon ve diğer kıyafet ihtiyaçlarını sizlerle paylaşıyoruz.

Adsız

Pembe Hayat LGBTT Derneği‘nin trans mahpuslar için oluşturmuş olduğu Dilek İnce Giysi Bankası’na  (http://pembehayat.org/haberler.php?id=865) giysi gönderebilirsiniz.

LGBTİ mahpuslara destek olmak, doğrudan isteklerini kendisine yollamak isterseniz  bu ihtiyaçları nasıl yollayabileceğinize dair bilgi almak için CİSST’in 0212 293 69 82 numaralı telefonunu arayabilirsiniz.

Jandarmadan trans mahpusa: Topa kelepçe takın!

İstanbul Maltepe 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde bulunan Azerbaycanlı trans kadın mahpus Sibel, kendisini hastaneye götürmesi gereken jandarmanın transfobik hakaretlerine maruz kaldı. Rosida Koyuncu’nun yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

İstanbul Maltepe 3 No’lu L Tipi Cezaevi’nde bulunan Azerbaycan vatandaşı trans kadın mahpus Sibel, kendisini hastaneye götürmesi gereken jandarmanın transfobik hakaretlerine maruz kaldı.

Sibel yaşadıklarını 4 Şubat günü görüşüne giden arkadaşlarına anlattı. Görüşçülerinden Eldar Güney’in aktarımıyla Sibel’in yaşadıkları şöyle:

Hastaneye gidemedi, hakaretlere maruz kaldı

“Sibel 30 Aralık 2015 Tarihinde Maltepe açık cezaevi kampüsünün önünden hastaneye götürecek olan ring aracına götürülüyor. Ring aracına varmak üzereyken orada bulunan sevk devriye komutanı, jandarmalara Sibel’i işaret ederek ‘Topa kelepçe takın’ diyerek hakaret ediyor.

“Sibel, jandarmaya ‘Benimle doğru konuşur musun’ diyerek doktor tarafından kendisine verilen transseksüel raporunu uzatıyor. Komutan, ‘doktor kim ki sana rapor veriyor’, ‘top, şu haline bak utanmıyor musun’ ve ‘siktir git almıyorum seni’ diyerek hastaneye götürmeyi reddediyor.”

Sibel’in yaşadığı ayrımcılık ve hakaretlere ilişkin herhangi bir soruşturma açılmazken, jandarmalar Sibel’den şikayetçi oldu. Sibel’in ifadesi alındı.

09.02.2016

Menemen Hapishanesinde Trans Kadın Hak İhlalleri Yaşıyor

11 yıldır mahpus olan trans kadın Esra’nın Menemen Hapishanesi’nde yaşadıklarını vasisi Merve Arkun Jinha’dan Özgü Özütok’a anlattı. Haberin detaylarını sizlerle paylaşıyoruz. 

İZMİR – 11 yıldır tutsak olan trans kadın Esra, şu an Menemen Cezaevi’nde erkek koğuşunda tutuluyor ve cezaevi yönetimi tarafından tecrit altında tutuluyor. Esra’nın tutsaklığı boyunca tacize, cinsel işkenceye ve şiddete maruz kaldığını aktaran vasisi Merve Arkun, Esra’nın tüm haklarının gasp edildiğini söyledi.

Transların sayısız hak ihlallerine uğradığı cezaevlerinde trans kadın Esra’nın da hakları gasp ediliyor. İkili cinsiyet sisteminde başka kimseye yaşam hakkı tanımayan heteronormatif toplumda, cezaevlerindeki translarda aynı normatif uygulamaya maruz kalıyor. Esra, bir trans kadın olmasına rağmen erkek koğuşunda tutuluyor. Kimliğini, yönelimini, cinsiyetini yok sayan bu uygulamanın yanında bir de tecrit uygulanıyor. Esra’nın yaklaşık 1 buçuk yıl önce Kırıklar F tipi Cezaevi’ndeyken bir gazetede yayımlanan röportajını okuyan Merve Arkun, bu röportajın ardından Esra’yla iletişim kurmaya başlıyor. Şu an Esra’nın vasisi olan Merve, cezaevinde trans kadın tutsaklara neler yaşandığını ve Esra’nın hikayesini JINHA’ya anlattı.

Esra’nın şartlarını iyileştirmek için mektup kampanyası

Merve, Esra’nın geçtiğimiz temmuz ayında Samsun Canik E tipi Cezaevi’ndeyken tacize, cinsel saldırıya ve işkenceye uğradığını anlatıyor. Bu durumu öğrendikten sonra, kadın dayanışmasıyla birlikte anarşist kadınlar olarak Esra için dayanışma kampanyası düzenlediklerini, ardından da mektup yolladıklarını söylüyor. Yurtiçinden ve yurtdışından birçok mektup geldiğini ifade eden Merve, bu mektupların cezaevi yönetimi üzerinde etkili olduğunu ve şartların biraz daha iyileştiğini aktarıyor.

‘Trans olduğu için tecrit’

Merve, 4 ay önce Menemen T tipi Cezaevi’ne sevk edilen Esra’nın burada yaşadığı olumsuzlukların da sistematik bir şekilde sürdürülerek artırıldığını aktarıyor. Esra’nın daha önce trans bir kadın olarak yaşadığı zorlukları Menemen Cezaevi’nde de yaşadığını belirten Merve, “Henüz geçiş ameliyatlarını olmadığından, mavi kimliği olduğu için erkek tutsakların kaldığı bölüme sevk edildi. Cezaevi yönetiminden güvenlik gerekçesi bahane edilerek daha önceki cezaevlerinde olduğu gibi tecride alındı. Cezaevi yönetimi bunu tekli oda şeklinde teorize etmeye çalıştı ama Esra’nın kaldığı yer şu an bir hücredir” diye aktardı.

‘Hakları gasp ediliyor’

Hücrede kalmasından dolayı cezaevi yönetimi tarafından birçok hakkının gasp edildiğini aktaran Merve, erkek bölümünde yaşadıklarına şöyle dikkat çekiyor: “Erkeklerin içinde olduğu için bütün ceza infaz memurları, gardiyanlar hep erkek. Aramalar yapıldığında her defasında iş aramadan çıkıp taciz boyutuna ulaşabiliyor.”

Adalet Bakanlığı’na başvuru

Kampanyalarını güncelleyeceklerini belirten Merve, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin de (CİSST), LGBTİ tutsaklar için yaptığı çalışmaları aktardı. Yaklaşık 100 trans tutsağın olduğunu ve her birinin Esra’yla aynı şartlar altında yaşamaya çalıştığını söyleyen Merve, “Bu olayın takipçisi olarak Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, LGBTİ örgütleri var. Esra ile görüşmek için geçen hafta avukatlar gitti, fakat cezaevindeki yetkililer nöbetçi müdürlerin orada olmadığından dolayı henüz bir görüşme gerçekleştirilemedi. Biz bu süre içinde Adalet Bakanlığı’na ve Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonuna başvurduk ve aynı zamanda cezaevi yönetimiyle iletişim kurma çabalarımız sürüyor” ifadelerinde bulundu.

‘Geçiş ameliyatını hızlandırmaya çalışıyoruz’

“Mavi kimliğe sahip olduğu süre boyunca devlet onu bir erkek olarak tanımlaya devam edecek ve bir kadın olmasına rağmen erkeklerin arasında tutsaklık etmeye devam edecek” diyen Merve, “Bu da Esra için bitmeyen bir tecrit ve taciz döngüsünün devam etmesine sebep olacak. Biz de süreçte Esra’nın geçiş ameliyatını yapması için gerekli işlemleri hızlandırmaya çalışıyoruz. Diğer tüm LGBTİ tutsakların yaşadıkları hak ihlallerini daha görünür kılarak, bu mağduriyeti yaşayan insanlara dışarıdan bir ses vermek ve farklı cezaevleri üzerinde baskılar oluşturarak dönüştürebileceğimiz, değiştirebileceğimiz bütün olumsuzları ortadan kaldırmak istiyoruz” dedi.

‘Bu erk bir zihniyettir’

İzmir’de yaşayan trans birey Demet Yanardağ ise, transların gardiyanlar tarafından tacize ve tecavüze maruz kaldığını ve duyulmaması için de tehdit edildiklerini aktarıyor. Toplumda olduğu gibi transları cezaevlerinde de yalnızlaştırıp baskı kuran erk bir zihniyet söz konusu olduğunu belirten Demet, “Aslında Esra’nın yaşadığı ayrımcılık, taciz, tecavüz tüm translara yaşatılıyor. Bazı cezaevlerinde tecrit uygulaması varken bazı cezaevlerinde trans koğuşları var ancak oradaki gardiyanlarda erkektir. Eğer Türkiye’de yaşayan bir transsanız adeta her şeyin size yapılması mubah görülüyor. Seks objesi olarak görülüyorsunuz. Kendilerindeki namus kavramı ne yazık ki böyle ikiyüzlü bir kavramdır” şeklinde konuştu.

‘Trans kadınlara kadın gardiyan verilmeli’

“Türkiye’deki gardiyanların da bu konularda eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum” diyen Demet, “Ayrıca translara özel gardiyanlar da bulunmalı. Trans kadınlara kadın gardiyan verilmeli. Bu anlamda transları istihdam edebilirler. Translar seks işçiliği yapmasın deniyor ama bir yandan yapabilecekleri iş kolu yok. O zaman trans gardiyan, öğretmen, doktor da olabilmeli. Erkek tahakkümü her yerde olduğu için bunun acısını bizler de çekiyoruz” diye belirtti.

04.02.2016

Türkiye’deki Hapishanelerin Kapasitesi Neden Doluyor?

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden sosyolog Ayşegül Algan hapishanelerin genel durumunu BBC Türkçe’ye anlattı. Haberi sizlerle paylaşıyoruz. 

“Tutukluların yaşam hakları ihlal ediliyor. İki kişi bir yatakta uyuyorlar. Ya da nöbetleşe yatan insanlar var. Gece biri, gündüz biri uyuyor.”

Tutuklu Hükümlü Platformu’ndan ismini gizli tutmak isteyen bir yönetici, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan kapasite sorununu bu sözlerle özetliyor.

“Tuvalet kapısı önüne serilen yer yataklarında uyuyan insanlar var” diyor.

Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü Yavuz Yıldırım, geçtiğimiz günlerde TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerine yaptığı bir sunumda, cezaevlerinde yalnızca 565 kişilik yer kaldığını, kapasitenin dolmak üzere olduğunu ifade etmişti.

Ancak görüştüğümüz Tutuklu Hükümlü Platformu yöneticisi, bu kapasitenin aslında geçen yıldan beri aşıldığını söylüyor.

Bunun tutuklu ve hükümlülerin yaşam kalitesi açısından büyük sorun teşkil ettiğini, özellikle sağlık hizmetlerinin karşılanmasıyla ilgili de sıkıntılara yol açtığını savunuyor.

“Suç işleyen kişi zaten cezasını çekiyor. Bir de yaşam hakkının ihlal edilmemesi lazım” diyor.

“Üç katlı ranzalar”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Sosyolog Ayşegül Algan da Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara temkinli yaklaşıyor.

Algan, “Birçok hapishaneden, mahpuslardan ranza ve yatacak yer sorunu yaşandığına dair başvuru alıyoruz. Bakanlık, aynı koğuşa yeni ranzalar ekleyerek, bazı yerlerde ranzaları üç katlı hale getirerek kapasite sorununu çözdüğünü ifade ediyor. Ancak bu doğru değil.” diyor.

Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü Yavuz Yıldırım, açıklamasında, cezaevlerinde mevcut tutuklu ve hükümlü sayısının 13 Ocak 2016 itibarıyla 179 bin 611 olduğunu belirtmişti.

Türkiye’de 290 kapalı, 59 açık, 3 çocuk kapalı ceza infaz kurumu, 2 çocuk eğitim evi, 4 kadın açık ceza infaz kurumu ve 5 kadın kapalı ceza infaz kurumu bulunduğunu aktaran Yıldırım, cezaevlerinin toplam kapasitesinin de 180 bin 176 olduğunu ifade etmişti.

Image copyrightAFP

Yıldırım bu çerçevede kapasite sorununun aşılabilmesi amacıyla, önümüzdeki 4 yılda 165 cezaevi açılmasını, 131 eski cezaevinin kapatılmasını planladıklarını da belirtmişti.

Ancak Sosyolog Ayşegül Algan, bunun kapasite sorununa bir çözüm getiremeyeceğini, zira yeni açılan hapishanelerin de hızla dolduğunu söylüyor.

Algan, “Yeni hapishaneler açıldıkça yeni mahpusları oluyor Türkiye’nin. Devlet bir hapishane açmışsa mutlaka dolduruyor.” diyor.

Dokuzuncu ülke

Londra merkezli Kriminal Politikalar Araştırma Enstitüsü ICPR’ın hazırladığı Dünya Cezaevleri Raporu’na göre, Türkiye dünya genelinde cezaevlerinde en çok tutuklu ve hükümlü barındıran dokuzuncu ülke konumunda.

Avrupa’da ise, Türkiye Rusya’dan sonra en kalabalık tutuklu ve hükümlü nüfusuna sahip ikinci ülke.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün verileri incelendiğinde, 1970 yılından 2006’ya kadar tutuklu ve hükümlü sayılarının 50 ila 70 bin dolayında seyrettiği, bu tarihten sonra ise hızlı bir artışın söz konusu olduğu görülüyor.

Örneğin, 2006 yılında 70 bin 277 olan tutuklu ve hükümlü nüfusu 10 yıllık süre zarfında yüzde 150’yi aşkın bir artış kaydediyor ve yaklaşık 180 bin seviyelerine ulaşıyor.

TBMM Adalet Komisyonu’nun AKP’li üyelerinden Yılmaz Tunç, 13 yıllık iktidarları döneminde cezaevi şartlarında çok sayıda iyileştirmeler yapıldığını, yeni ve modern cezaevleri inşa edildiğini, cezaevlerindeki doluluk oranlarındaki artışın Türk Ceza Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunundaki değişikliklere bağlı olduğunu savunuyor.

Image copyrightAFP

Tunç, “Ceza İnfaz Kanununda hükümlülerin yatması gereken sürelerle ilgili değişiklikler yapıldı. Eskiden 10 yıl ceza alan 4 yıl yatıp şartlı salıverilirken şimdi 10 yıl alan 7 yıl yatıyor. Bu da hükümlünün cezaevindeki yatış süresini neredeyse yüzde 70-80 oranında artıran bir durum.” diyor ve ekliyor:

“Burada şu söyleniyor: Son 13 yılda suçlu sayısı arttı, olay sayısı arttı, onun için böyle oldu deniliyor. Asıl sebep burada infaz kanunundaki değişiklik ve verilen cezanın daha fazla süreye çekilmesidir.”

“Dünyanın bütün ülkelerinde cezaevleri vardır. Demokratik hukuk devletlerinin hepsinde cezaevleri vardır. Suçlular cezasız kalmaz. Ancak Türkiye’de yeni cezaevleri inşa ediliyor, burada insanlar hapse tıkılıyor şeklinde bir propaganda yapılıyorsa buna katılmak mümkün değil.”

“Toplumsal mühendislik”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Sosyolog Ayşegül Algan da tutuklu ve hükümlü sayılarında son dönemde görülen artışın toplumda yaşanan bir suç patlamasından kaynaklanmadığı görüşünde.

Algan, “Türkiye’de bir suç patlaması yaşanıyor olsaydı, bunun hapishane kapasitelerinin artışıyla birlikte başka göstergeleri de olurdu. Ancak böyle göstergelerle karşılaşmıyoruz. Şu anda böyle bir durumdan ziyade bir kriminalizasyon söz konusu, yani insanlar sistematik bir şekilde suçlulaştırılıyor” diyor ve şöyle devam ediyor:

“2013 yılında yaptığımız bir araştırmada gördük ki toplumdaki her 100 kişiden 11’i hakkında soruşturma açılmıştı. Suçlarda bir patlama olmamasına rağmen mahpus sayısı artıyorsa burada başka nedenlerden ve mekanizmalardan söz etmek lazım.

“Adalet Bakanlığı, 2014 yılında bilgi edinme başvurumuza verdiği cevapta 2017 yılı sonuna kadar 199 yeni hapishane açıp 119 bin ek kapasite yaratacağını açıkladı. Demek ki hapsedilmesi planlanan 100 binin üzerinde bir insan kitlesi var. Burada bir toplumsal mühendislik girişiminden de söz etmek mümkün.”

Alternatif yöntemler

Birleşmiş Milletler’in Uyuşturucu ve Suç Ofisi’ne (UNODC) göre cezaevlerindeki kapasite sıkıntısı dünya genelinde neredeyse tüm cezaevi sistemlerinde görülen bir sorun.

Cezaevlerinde kapasitenin aşılmasının birçok insan hakkı ihlaline de yol açtığını belirten UNODC, yeni cezaevi inşasının ise soruna ancak kısa vadeli çözüm geliştirebileceğini belirtiyor.

Image copyrightAFP

UNODC, bunun yerine küçük ölçekli adi suçlar için hapis cezasına alternatif ceza sistemlerinin daha etkin kullanımının tavsiye edildiğini söylüyor.

Sosyolog Ayşegül Algan da aynı görüşü paylaşıyor ve şöyle diyor:

“Türkiye’de hapsetmek hala en önemli ceza infaz yöntemlerinden biri. Denetimli serbestlik dışında alternatif yöntemler ne yazık ki hala bilinir, üzerine tartışılır ve kullanılır değil.

“Kapasite sorunu aşılmak isteniyorsa yeni hapishanelerin inşası değil, hapsetmeye alternatif yöntemlerin kullanılması gerekli.”

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün açıkladığı verilere göre Türkiye’de 56 bin 772 kişi denetimli serbestlik kapsamında takip ediliyor. Elektronik kelepçeyle izlenen kişi sayısı ise 2 bin 492.

03.02.2016

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑