Yastık Parası

Rosida Koyuncu’nun Kaos GL’ye yazmış olduğu haberi sizlerle paylaşıyoruz. 

Ekim 2015’te Kadıköy de oturan Okyanus adında trans bir kadın arkadaş bana ulaştı. İçerde trans bir kadın arkadaşı olduğunu cezası bitmesine rağmen 5 aydan fazla süredir tahliye olmadığını aktardı. Kadıköy’de Okyanus ile bir araya geldik ve olaya dair daha ayrıntılı bilgilendim.

Cezaevindeki trans kadın Gökçen İzmir 1 No’lu cezaevinde kalıyor. Cezasının Nisanda bitmesi gerektiği halde hâlâ bırakılmayınca olaya dair ne yapabiliriz diye düşündük. Okyanusa gelen mektuplardan kendisine infazının yandığına dair bir durumun belirtilmediğini öğrenince üç yöntem deneme kararı aldık. İHD’nin Akdeniz Şubesinden avukatların Burdur’a gitmesini sağlama, Bu olaya dair CİSST derneği aracılığı ile ceza tevkif evlerine duruma dair bilgilendirme başvurusu yapma bir diğer durum ise olaya dair haber yapmak olduğuna karar verdik. Etkin Haber Ajansı’nda haber yaptık, CİSST derneği bilgilenme başvurusu yaptı. İHD’den doğru avukat ziyareti için başvuru yaptık.

Geçen hafta Gökçen, CİSST Derneğine mektup yazmış. Mektupta yaşadıkları ayrıntılı yazmış. 6 sayfalık mektubunda Gökçen şunları anlatıyor:

“Ben daha önce 2007 yılında bir dosyam vardı. O süreçte oryantallik yaparak geçimimi sağlıyordum. İkamet ettiğim bir adresim olmadığı için mahkemeden bir tebligat ve mahkeme sonucu elime ulaşmadı. Yakalandığımda 2 yıl 6 ay ceza aldığımı öğrendim. Ben takipsizlik ile sonuçlanmış diye düşünüyordum.

“Bursa E tipi cezaevinde cinsiyet kimliğinden hapis içinde hapis yaşıyordum. Tekli hücrede tutuluyordum. Ben koğuşa geçmek istiyorum diye idarecilere belirtmeme rağmen taleplerimi ciddiye almıyorlardı. Onlara göre benim tekli hücrede kalmam gerekiyordu. Normalde disiplin suçu işleyenler hücrede tutulur. Ben herhangi bir disiplin suçu işlememiştim. Eşcinsel olmam onlara göre herhalde suçtu. Sıkıntıdan patlamak üzereydim. Parasızlıktan gardiyandan her sigara istediğimde Küfürlere maruz kalıyor ve yüzüme mazgalı kapatıyorlardı.

“Bunlara artık dayanamadım ve hayatıma son vermek istedim. Kaldığım tekli odada küçük ıslak bir bezin içinde biraz pamuk, meyve suyu kutuları, sigara izmariti vardı. Ben kuru tarafından yaktım. Dumandan kendimi zehirleyerek öldürmek istedim. Zehirleyeceğim gün idareye bir dilekçe yazdım. Dilekçemde bana bir şey olursa cezaevi yöntemimi sorumludur dedim.

“O bezi ateşe verdim. Dumandan bayıldım, bir ara gardiyanların beni yerden sürükleyerek hücreden çıkardıklarını fark ettim. Odada Hücrenin fotoğraflarını çekip yastık yaktığımı ve devlet malına zarar verdiğime dair bana dava açtılar. Fakat ölmek üzere olan ve devletin himayesinde olan benim yastık kadar değerim yoktu. Ben devletin vatandaşı ve malıyım neden beni düşünmüyorlar. Sadece yastığı düşünerek beni hücre içinde hücre cezası verdiler. Ben tekli hücrede çıkmak içinde ölümü göze alırken onlar beni 3 gün tekli hücrede havalandırmaya bile çıkamayacak şekilde ceza  verdiler. Sadece tekli hücreyle keşke kalsa bana 5 Ay 23 günde hapis cezası vererek infazımı da yaktılar. 11 Temmuz 2015 tarihinde infazım bitti. Verilen bu cezada eklenince 2 yıl 11 ay 23 gün oldu. Ben bu cezaya itiraz edecektim. Bana en fazla bir ay yatacaksın çıkacaksın dediler. Niye uğraşacağım dedim. Fakat 5/1 yatacaktım.

“Normalde Nisan 2015 te çıkacaktım. Ramazan ayında vardiya değişimi sırasında yine parasızlıktan sigara istedim vermeyince müdürü çağırın dedim. Aradan beş dakkika geçmeden robokop ile içeri girip darp ettiler. Ben Adalet bakanlığına kapalı zarf içinde yaşadıklarıma dair mektup yazdım. Bana cevap olarak İzmir  1 Nolu cezaevine sevk çıktı. Orada Tv yoktu ve  yalnızlıktan dayanmadım cama ipi asarak kendimi asmaya çalıştığım esnada koridordan gardiyan görmüş odaya müdahale ettiler ve beni engellediler. Bu sefer kendimi öldürmeye çalıştığın için ceza vermediler. İşlem yapmadılar. Sıkıntılarımı anlattımbana biraz yardımcı oldular. Can güvenliğimi sağlamayacaklarını belirttip beni İzmir 4 nolu cezaevine eşcinsellere ait bir koğuşa yolladılar. O koğuşta daha önce kavgalı olduklarım vardı. Bu sefer ben sevk istedim. Beni bu sefer Burdur E tipi Cezaevine yolladılar.

“Burdur cezaevinde biraz rahat ederim diye düşündüm ama her yerde olduğu gibi yine sorunlarla karşılaştım. Burada açıkcezaevine gitme hakkımın olduğunu öğrendim. Açık cezaevine  eşcinselleri gönderemediklerine iyi halli olanlara belirli günlerde dışarı yollayabiliyorlar. Antalya da yaşayan ve aynı cezaevinde kalan bir arkadaşım dışarı çıkıyordu ama ben çıkamıyordum. Bende bu durumum için cezaevi idaresini savcılığa şikayet ettip idare bana düşman oldular. En sonunda bana  Antalya da gidebileceğin bir adres bize belirt sana yardımcı olalım dediler. Ben Antalya da Kalan arkadaşımın adresini verdim. Arkadaşımın çıktığı gün bana da izin vereceklerdi. Arkadaşım gitti bende neden böyle yapıyorsunuz bende hani gidecektim dedim. Bana tamam birazdan çıkarsın dediler. Bende telefon yok Antalya’yı bilmeme arkadaşıma da ulaşamazdım. Tek başıma Antalya sokaklarında dolandım. Bir çok hakkımızı kullanamıyoruz. Telefonla kimseyi arayamıyorum. Sen zorlamadan haklarını bilmeden ve istemeden idareciler uygulamıyor. Ben buradan artık çıkmak istiyorum. infazımı yaktıranda ve benim hala içerde olmama sebep olan idarecilerin ve infaz rejimin biz travestilere ve eşcinsellere yaklaşımıdır.”

 

20 Ocakta LGBTİ örgütleri ve CİSST Adalet bakanlığı ile görüşme yapacak. Görüşmede LGBTİ mahpusların sorunları ve çözümlerine dair bir görüşme sanırım. Ben de bu görüşmeye katılmak isterdim. Fakat bazı durumlardan kaynaklı katılamıyorum. Katılacak heyet ve Adalet bakanlığın temsilcilerine buradan seslenmek istiyorum. Cezaevlerinde LGBTİ mahpusları tekli hücrede tutmanın Anayasada, TCK, infaz rejimine dayandıramadıklarını kendileri de çok iyi biliyor ve bu hukuksuzluğun farkındalar. Çükü tekli hücrede kalmak için ağırlaştırılmış müebbet ceza almak gerekir, disiplin suçu işlenmiş ise 15 gün geçici olarak tekli hücrede tutulur. Bulaşıcı hastalığı olanın da tekli hücrede tutulması anlaşılır. LGBTİ’leri ‘güvenliğinizi sağlıyoruz’ diyerek tekli hücrede tutmanın hukukla bağdaşan bir yönü olmadığı gibi bu insanların sadece beden güvenliğini düşünmek de sorunludur. Beden güvenliği sağlanırken ruhu paramparça ediliyor. Tecritin getirdiği sonuçlardan bir tanesi de Sevgili Gökçen’dir. İnfazını yakmasına sebep olan bu politikalardır. Onların güvenliğini sağlıyoruz diyerek iyi niyet göstergesi olamaz. Bu resmen hukuksuzluk olduğu gibi sorun üreten bir mantıktır. Tecritin bir insanlık suçu olduğunu belirtmek sanırım çok bilmişlik olmaz.

Peki ne yapılmalı sorusuna ise ilk temel önerim şu olacaktır. İçerdeki mapusların yaşadıklarını dinleyin, eğer onlara dair bir politika belirliyorsanız. Önce içerdeki mahkumları daha sonra bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerini dinlemeniz nacizane fikrimdir. LGBTİ hapishanenin yapılıp yapılmamasından tutalım, böyle bir hapishanenin getirileri ve götürülerini tartışmak gerekiyor. Böyle bir hapishanenin nasıl bir işleyişi olmalı konusunda deneyimler ve sorunların çözümüne dair bir ışık olabileceğini düşünüyorum. Şahsen böyle bir mekana dair bir çok çekincem var. Nazi kampına dönüşmeyeceğini nerden bileyim. Böyle bir hapishaneye şahsım adına gelecekte içeri girme potansiyeli yüksek biri olarak girmek istemem. Sorunların çözümünü isteyen bir mantık hapishanelerin toplumsal sorunlar çözen bir çözüm olmadığını bilmelidir.

 18 Ocak 2016

Trans Mahpus Esra ile Dayanışmak İçin Mektup Kampanyası

Trans Tutsak Esra İle Dayanışma İnisiyatifi, Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edilen Esra’nın durumu hakkında bilgi vermek ve mektup kampanyasına çağırmak için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı yaptı. Yıldız Tar’ın haberini sizlerle paylaşıyoruz. 

Esra Menemen’e sürgün edildi

İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Mine Nazari, “Esra’nın yaşadığı basit bir yer değiştirme değildir. Ortada rıza dışında gerçekleşen bir sürgün var” dedi. Yetkilileri harekete geçmeye çağıran Nazari, “Umudumuz az ama insani bir duruş geliştirmelerini ve Esra’ya uygulanan tecritin son bulmasını talep ediyoruz” dedi.

İnisiyatif adına basın açıklamasını okuyan Nergiz Şen, 6 Ocak günü Esra ile görüşmeleri sonucu cezaevinde tecrit, taciz, gerekçesi olmadan hücrede tutulma, revire çıkartılmama, dilekçelerinin işleme alınmaması gibi hak ihlallerinden haberdar olduklarını söyledi.

Esra’nın cinsiyet kimliği dolayısıyla hemen her hapishanede benzer hak ihlallerine maruz kaldığını hatırlatan Şen, “Menemene sevkinden bu yana herhangi bir gerekçesi olmadan ‘tekli oda’ denilen bir hücrede tutuluyor ve bu sebeple birçok hakkından mahrum kalıyor” diyerek yaşananları özetledi.

Havalandırma talebi reddedildi

Şen, Esra’nın aynı koridorda kalan hükümlülerle beraber havalandırmaya çıkma isteğinin, “hükümlünün cinsel eğiliminin farklı olması sebebiyle diğer hükümlülerle birlikte havalandırmaya çıkmasının uygun görülmediği” gerekçesiyle reddedildiğini söyledi.

Esra’nın yaşadığı hak ihlallerine ilişkin başvurularının cezaevi yönetimince ‘asılsız iddialar’ olarak değerlendirildiğini belirten Şen, Menemen T Tipi’nde eşcinsel bir mahpusun da baskı altında olduğunu vurgulayarak, “LGBTİ bireylere ‘dışarıda’ bile özgür bir yaşam neredeyse imkansızken cezaevlerinde mahpus olan LGBTİ bireyler içinse özgürlüğün hayali dahi imkansızlaşıyor” dedi.

Tacize maruz kalıyor

Son olarak söz alan Esra’nın vasisi Merve Arkun, “12 yıldır cezaevinde ve ağırlaştırılmış müebbetten yatıyor. Kaldığı her cezaevinde şu anda yaşadıklarına benzer ve bazen daha ağır hak ihlali ve işkenceye maruz kaldı. Taciz, tecavüz ve birçok hak ihlali…” dedi.

Arkun, Esra’nın kendisine anlattığı kadarıyla Menemen T Tipi’nde tacize maruz kaldığını belirtti:

“Tekli oda olarak adlandırılan açık bir şekilde hücre olan odada barındırılıyor. Kaldığı erkek cezaevinde bir kadın olarak yaşadığı sorunlar ortada. Kalan başka erkek mahpuslar, ‘Vücudunun şurasını aç’ gibi sözlü tacizlerde bulunuyor. Cezaevi yönetimi bu sistematik tacizlere zemin hazırlıyor. Bireysel olarak izleyebileceği bütün hukuki yolları denedi. Bu başvuruların çoğu gönderilemedi. Göndermesi engellendi. Cezaevi bu iddiaları asılsız diyerek gerekçelendirdi. Acil olarak, geçen haftaki görüşün ardından bir yazı yazmasını istedim ve cezaevi bu yazının dışarıya gönderilmesini engelledi. Mektupları da gönderilmedi.”

Esra ile dayanışmak için mektup kampanyası

Daha önce yaptıkları mektup çağrısının çok etkili olduğunu belirten Arkun, Esra ile dayanışmak için yeniden mektup kampanyası başlattıklarını açıkladı:

“Temmuz ayında yaptığımız mektup çağrısı çok etkili olmuştu. Çokça transfobi karşıtı mektup yolladı. Bu mektuplar Esra’ya güç verdi. Bir kez daha bu mektup kampanyasını yinelemek istiyoruz. Cezaevindeki arkadaşlarımızı yaşama bağlayan onlara gönderilen mektuplar. Gönderdiğiniz bir kart bile onun için çok etkili oluyor. Cezaevi için de izlendikleri baskısını oluşturuyor.” (YT/ÇT)

Esra’ya mektup yazmak isteyenler için iletişim adresi:

Salih Arıkan (Esra), Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi H-18 Menemen/İzmir

İnisiyatifin mail adresi: transtutsakdayanisma@gmail.com

15.01.2016

 

Alanya’da LGBTİ Mahpuslar Tekli Hücrede Tutuluyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Mustafa Eren ve Hilal Başak Demirbaş Alanya L Tipi Hapishanesinde tekli hücrelerde tutulan LGBTİ mahpusların durumunu bianete anlattı. Haberi sizlerle paylaşıyoruz. 

Alanya L Tipi Hapishanesi’ndeki LGBTİ mahpuslar, sivil toplum örgütlerinin başvurularına, onlarca kuruluşun imzasını taşıyan basın duyurularına rağmen aylardır tekli hücrelerde tutuluyorlar.

Alanya L Tipi Hapishanesi’nde 14 LGBTİ mahpus var. Bu mahpuslar ilk olarak Haziran 2015 tarihinde sivil toplum örgütlerine mektup yazmış ve tekli hücrelerde tutulduklarını belirterek bu durumun son bulması için girişimlerde bulunulmasını istemişlerdi. Mahpuslar günün 23 saatini hücrede geçirdiklerini, havalandırmaya sadece 1 saat çıkarıldıklarını, psikolojilerinin bozulduğunu, başvurularına rağmen kendilerine bir koğuş açılmadığını ifade ediyorlardı.

Türkiye’nin yasalarına (söz konusu olan hapishaneler olduğunda temel yasa olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a) göre “hücreye koyma” bir disiplin cezasıdır. Bu cezaya çarptırılan kişiler diğer mahpuslarla temas edemeyecekleri bir şekilde tekli hücreye alınır ve günün 23 saati bu hücrede tutulurlar. Bir ceza olarak dahi, tekli hücreye kapatmanın, hapishane içinde bir kez daha hapsetmenin ve tüm insan ilişkilerinden soyutlamanın yıkıcı etkileri olduğu ve savunulamayacağı ortadayken ortada bu cezayı vermeyi gerektiren bir “disiplin suçu” dahi yokken LGBTİ mahpusların tekli hücrelerde tutulması en hafif tabiriyle bir kötü muameledir.

Mahpusların sivil toplum örgütlerine (STÖ) mektuplar yazmasının ardından Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) 3 Temmuz 2015 tarihinde Adalet Bakanlığı’na başvuru yapmış, Türkiye’nin eşcinsel bir mahpusu 8 ay tekli hücrede tutması sebebiyle AİHM tarafından mahkum olduğunu da hatırlatarak mahpusların tek tutulma hallerine son verilmesini talep etmiş ancak bu başvuru sonuç vermemiştir.[1]

8 Ekim 2015 tarihinde ise Alanya Kadın Hakları Kurulu’na bağlı avukatlar Alanya Hapishanesi’ne giderek hapishane idaresi ile görüşmüştür. Bu görüşme sırasında hapishane idaresi kapasitenin 480 olmasına rağmen hapishanede 1600’ü aşkın mahpus bulunduğunu, yer sıkıntısı yaşadıklarını, son olarak yemekhanenin bir bölümünü koğuşa çevirdiklerini, LGBTİ mahpusları can güvenlikleri nedeniyle diğer mahpuslarla bir araya getiremediklerini ve ayrı bir koğuş açmanın da mümkün olmadığını, onların hücrelerde değil “tek kişilik koğuşlarda” tutulduğunu, burada kalmak isteyen çok sayıda mahpus olduğunu belirtmiştir.

Bu görüşmenin ardından 2 Aralık 2015 tarihinde 50 insan hakları ve LGBTİ derneği/oluşumu LGBTİ mahpusların fiili olarak tecrit altında tutulmasını eleştiren bir basın duyurusu hazırlamış ve kamuoyuyla paylaşmıştır. [2]  Bu  basın duyurusunda mahpusların tek tutulma hallerinin sona ermesi, kendi istekleri doğrultusunda hapishanede açılacak bir koğuşa veya bir araya gelebilecekleri bir hapishaneye sevk edilmeleri ve “hücre cezası”nın kaldırılması için girişimler başlatılması talep edilmiştir.

480 kapasiteli bir hapishanede 1600 mahpusun tutulması bir çok kötü muameleye ve hak gaspına zemin hazırlıyor. LGBTİ mahpusların tek tutulma hali bu kötü muamelenin dışarıya yansıyabilen bariz örneklerinden sadece birisi. Yer darlığı, personel azlığı, bütçe yokluğu gibi gerekçeler mahpuslara kötü muamele olarak nitelendirilebilecek uygulamaların gerekçesi olamaz. Ulusal ve uluslararası yasalar açıkça belirtmektedir ki devletler, özgürlüklerinden mahrum bıraktıkları insanlara ek bir ceza anlamına gelecek yaptırımlarda bulunamazlar.

Alanya L Tipi Hapishanesi’nde tutulan LGBTİ mahpuslar hala fiili tecrit altındadır. LGBTİ mahpusların tek tutulma hali kötü muameledir. Bu kötü muamele son bulmalıdır. [3]

LGBTİ mahpusun 29 ARALIK 2015 tarihli mektubundan

CİSST’e 29 Aralık 2015 tarihinde gelen mektup LGBTİ mahpusların sorunlarının hala devam ettiğini gösteriyor:

“beni sorarsanız inanın artık dayanacak gücüm kalmadı. Çok daraldım. … hanım yaklaşık bir senedir hücrede yatıyorum ya inanın artık takatim kalmadı. Günde 1 saat hava alıyorum. Hiç bir şekilde güneşten faydalanamıyorum. Hareket edemiyorum. Yalnızca 8 adımlık bir odada 23 saat boyunca kalmak artık ağır geliyor. Aşırı yoğunluktan bahsediliyor, bizlerin can güvenliğinden bahsediliyor vs vs. Bunlar bizlerin tecrit edilmesi için sebep değil ki. Toplamda evet 14-15 kişiyiz. Bizim kaldığımız blok 10 kişilik ve 10 kişi de raporlu eşcinseldir. (…) Madem ki can güvenliğimiz için neden o halde tecrit ediliyoruz? Bu durum hayatımızı tehdit etmiyor mu? Bir arkadaşımıza en ufak bir şey olsa kalkıp acil çağrı butonuna basacak dermanı kalmasa ve kötü bir şey olsa o zaman ne olacak? Tamam kurumun kapasitesi dolu olabilir. O halde çıkıp sevk istediğimiz zaman Bakanlık diyorlar ama Bakanlığa ulaşamıyoruz ki. Bir şekilde önümüz kesik. Yani yapacak hiçbir şeyimiz yok. Tek çare bizler için koğuş sistemi bulunan, daha insani yaşam koşulları bulunan ve en önemlisi bizleri olduğumuz gibi kabul edecek bir kuruma acil olarak nakil gitmek. Hoş kaç aydır siz olun biz olalım çabalıyoruz ama yok olumlu bir sonuç yok. Çok mu zor? Değil inanın 2 satırlık bir yazıya bakıyor ama yok …”

Hilal Başak Demirbaş

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun. Genel Sosyoloji ve Metadoloji Yüksek Lisans Programına kabul edildi. Lisans ve yüksek lisans eğitim süresi boyunca çeşitli projelerin alan araştırmalarında yer aldı. Balıkçılık üzerine olan alan araştırması sonrasında ‘Alamana’ isimli belgeselin yapımcılığını üstlendi. Queer Documentaries  sitesinin proje sahibi ve içerik yöneticisidir. Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin Akademi Alanı, Sakatlık ve LGBTİ Çalışmaları, Mahpus LGBTİ Çalışma Grubu’nda aktif olarak çalışmaktadır. “Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı” projesinde LGBTİ ve yabancı uyruklu mahpus alt ağları temsilcisidir.

Mustafa Eren

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Sosyoloji bölümünden mezun. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi doktora derslerini takip ediyor.

Hapishaneler/kapatılma, emek, sistem karşıtı hareketler, siyasi tarih, “dezavantajlı gruplar” üzerine çalışmalar yürütüyor.

Kanlı Pazar/1960’lar Türkiyesi’nde Milliyetçiler İslamcılar ve Sol (2012), Kapatılmanın Patolojisi/Osmanlı’dan Günümüze Hapishanenin Tarihi (2014), Mahpus Hakları El Kitabı (2015 –Başak Ekinci ile beraber) isimli kitapları yayınlandı.

İstanbul Toplumsal Araştırmalar Grubu’nun (İSTAG) kuruluşunda yer aldı. Açık Radyo’da, Ayşe Berna Uçarol ile birlikte Emeğin Gündemi programını hazırlıyor ve sunuyor. 2012 tarihinden itibaren çalışmalarına katıldığı Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nde (CİSST) Yönetim Kurulu Başkanı.

Azerbaycanlı Trans Kadın Mahpus Tecrit Ediliyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne mektup gönderen Azerbaycanlı trans kadın mahpus Türkiyeli LGBTİ mahpuslarla birlikte LGBTİ koğuşunda kalmak istediğini, yabancı uyruklu mahpusların bulunduğu hapishanede, yabancı uyruklu trans kadın ve eşcinsel erkek mahpuslarla anlaşamadığı için koğuşta kalamadığını ve tecrit edildiğini belirtmiştir. Trans kadın mahpusun yaşadıklarını aktaran Umur Yedikardeş’in haberini sizlerle paylaşıyoruz.  

Cezaevlerinde kalan LGBTİ bireylerin ve yabancıların maruz kaldıkları ayrımcılıklar devam ediyor. Azeri trans tutuklu F.H. de Türkiye şartlarında “ötekinin de ötekisi” durumunda. Maltepe 3 no’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tekli hücrede kalan hükümlü F.H, psikolojisinin bozulduğunu belirterek, cezasını diğer eşcinsel arkadaşlarıya birlikte çekmek istiyor. F.H, Adalet Bakanlığı’na yazdığı mektupta, erkeklerin bulunduğu cezaevinde kalmanın yanlış olduğunu belirterek, şu ifadelere yer veriyor: “Daha önce 1 no’lu cezaevinde eşcinsel arkadaşlarımla kalıyordum. Şimdi ise erkeklerin kaldığı bu cezaevinde hücredeyim ve kimsem yok. Psikolojim bozuldu. Benim daha 30 yıl 6 ay cezam var. Bu cezamı burada tek başına yatmam mümkün değil. Beni trans kadın olarak erkek cezaevinde tutmaları yanlıştır.”

“Köpek bağlasan durmaz”
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı mektupta ise H., yardım isteyerek durumun vehametini ortaya koyuyor. Bulunduğu yeri ‘köpek bağlasan durmaz’ cümlesi ile anlatan F., “Ben burada çok yalnızım. Konuşacak kimsem yok. Psikolojim tamamen bozuldu. Burası çok pis. Sosyalleşme imkanım hiç yok. LGBTİ olmak suç değildir.” diyerek yardım istiyor. Azeri Trans, tecrit durumunun sona ermesini ve kalan cezasını LGBTİ‘lerle çekmek istiyor.
İngiltere’de de yaşandı
İngiltere’de HMP Bristol hapishanesinde kalan 26 yaşındaki Tara Hudson isimli trans kadın, erkekler koğuşuna konulmasıyla taciz ve cinsel istismar tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Yaşadıklarını anlatan Hudson, “Erkek mahkumlar tıpkı birer hayvan gibiydi. Tecavüze uğrama korkusuyla sabahlara kadar uyuyamadım” dedi. Cezaevi yönetimine başvurmasına rağmen koğuşu değişmeyen Hudson’un sesini 150 bin imza toplayan LGBTİ derneği duyurdu. Toplanan imzalar ile birlikte trans bireylerin özel koğuşa alınması sağlanacak.

22.12.2015

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑