‘Sorma, Anlatma’: Özgürlüğünden Yoksun Kalmış LGBTİ’lerin Maruz Kaldığı Şiddet Döngüsünü Kırmak

Özgürlüğünden yoksun kalmış lezbiyen, gey, biseksüel, trans veya interseks (LGBTİ) bireyler — ya da bu gruba ait olduğu düşünülen kimseler — ceza adalet sisteminin her aşamasında özel bir kırılganlık durumundalar ve insan hakları ihlallerine maruz kalmanın yanı sıra diğer özgürlüğünden yoksun kalmış kişiler tarafından da olmak üzere kötü muamele riski altındalar. Bu blogda, İşkenceyi Önleme Derneği’nden (Association for Prevention of Torture, APT) Jean-Sébastian Blanc, LGBTİ mahpusların farklı tipteki tutma tesislerindeki durumlarını izlemek için rehberlik edecek ve denetçilere çalışmalarındaki kilit noktalarda yardım edecek, İşkenceyi Önleme Derneği’nce bugün yayımlanmış, yeni bir aracı tartışıyor.

Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ) bireyler tüm dünyada tarihsel olarak ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldılar. İstismarın bu çeşitli formları tüm şartlarda yaşanır ancak şiddetin büyüdüğü ve LGBTİ’lerin son derece kırılgan hale geldiği özel bir durum var: herhangi bir tutma ortamında özgürlükten yoksun kalmaları.

Kapalı kurumlar, bireylerin bedenleri ve ruhları üzerinde aşırı kontrol uygulayan ve kurumsallaşmış şiddetin sayısız tezahürde ete kemiğe büründüğü yerlerdir. Tutuklulukta, LGBTİ bireyler oldukça tehlikeli bir bağlantı ile karşı karşıyadır: kapatılmaları nedeniyle kırılgan olmalarına ek olarak, —Birleşmiş Milletler (BM) İşkence Özel Raportörünün sözleriyle— ‘toplumca yapılandırılmış cinsiyet beklentilerine ayak uyduramadıkları için, orantısız olarak işkenceye ve kötü muameleye maruz kalırlar.’ [1]

LGBTİ mahpuslarla ilgili veri genellikle yetersiz ancak mevcut olduğu hallerde bu veriler, LGBTİ mahpusların daha sık cinsel eziyete maruz kaldığını, daha sık akıl sağlığı problemleri bildirdiğini ve daha sık hücre hapsine ve diğer yaptırımlara maruz kaldığını ortaya çıkarıyor. Özellikle biseksüel ve interseks bireylerle ilgili olarak daha da az veri mevcut. Bu gerçek, ‘LGBTİ’ akroniminin, birçoğunun kendini özdeşleştirmeyebildiği; etiketlerini ve bağdaştırılmış anlatılarını reddettikleri, oldukça çeşitli bir grup insanı işaret ettiğini belirtiyor. Bu farklılıklara rağmen, LGBTİ’lerin özgürlükten mahrum bırakıldıklarında karşı karşıya kaldıkları ciddi risk çeşitleri ise ortak payda olmayı sürdürüyor.

LGBTİ bireylerle… sıklıkla alay ediliyor, onlar aşağılanıyor, tacizkar vücut aramasına maruz kalıyor, kolluk güçlerince ve ceza infaz memurlarınca orantısız biçimde hedef alınıyor, diğer mahpuslarca taciz ediliyor ve hapishanelerin en karanlık köşelerine kapatılıyorlar.

İlginçtir ki, LGBTİ’lerin tutulma yerlerinde orantısız bir biçimde kötü muameleye maruz kalmaları en iyi şekilde madalyonun iki yüzü metaforu kullanılarak açıklanabilir: görünürlük ve görünmezlik. Bir yandan görünürlük, toplumca yapılandırılmış cinsiyet beklentilerine riayet etmedikleri için özgürlüğünden yoksun kalmış LGBTİ’lere karşı ayrımcı kötü muameleyi artırır. Bu nedenle LGBTİ bireylerle sıklıkla alay ediliyor, onlar aşağılanıyor, üst arama işkencesine maruz kalıyor, kolluk güçlerince ve ceza infaz memurlarınca orantısız biçimde hedef alınıyor, diğer tutulan kişilerce taciz ediliyor ve hapishanelerin en karanlık köşelerine kapatılıyorlar. Diğer yandan, LGBTİ bireylerin tutulma yerindeki görünmezliği bu ayrımcılık ve kötü muamele döngüsünü teşvik ediyor ve sürdürüyor. Sıklıkla durum şu ki LGBTİ’ler hapishane yetkililerinin ya da kolluk güçlerinin, yargıçların ve gözetim organlarının radarında değiller, istatistiklere dahil edilmezler ve misilleme korkusu ile resmi şikayet kanallarını kullanmaktan faal olarak kaçınırlar. Öyle ki yetkililerin gözünde adeta yoklardır.

Bu çelişkili gerçeklik özgürlükten yoksun bırakılmış LGBTİ’leri hem en temel kendini ifade etme ve ayrımcılığa maruz kalmama haklarından hem de cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliği nedeniyle maruz kaldığı şiddet ve kötü muameleye karşı etkili korunma hakkından mahrum bırakan oldukça kırılgan durumların içine sokar. Bu anlamda, hapishane ortamındaki ‘Sorma, anlatma’ politikası, esasında LGBTİ mahpuslardan ‘ses çıkarmamalarını’ ve kendilerini görünmez kılmalarını talep ederek, mahpusları insanlık onurundan yoksun bırakmakla kalmayarak aynı zamanda yetkililerin bu haklara saygı gösterme ve yerine getirme zorunluluğundan kaçınmalarına ve bu hakları görmezden gelmelerine olanak tanıyarak tezahür eder. Geçenlerde bunu gözler önüne seren bir vaka olarak İsviçre hükümeti, LGBTİ mahpuslar hakkında daha çok veri talep eden bir parlamento önergesini, diğer argümanlara ek olarak, resmi şikâyetlerin eksikliğinin problemin de mevcut olmadığını gösterdiğini öne sürerek reddetti. Şikâyet yok, problem yok — basit ama tehlikeli bir biçimde hatalı bir denklik.

LGBTİ mahpusların durumu elbette bölgeden bölgeye farklılık gösteriyor. Durum, aynı cins ilişkileri kriminalize etmeye devam eden, insanların kimlikleri nedeniyle gözaltına alınabildikleri ve tutuklanabildikleri 72 ülkede özellikle ciddi. Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Alt Komitesinin (UN Subcommittee for the Prevention of Torture) ısrarla tavsiye ettiği gibi, böylesi yasaların yürürlükten kaldırılması ‘lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks bireylerin işkenceye maruz kalmalarını önlemek için mecburi bir gerekliliktir.’ [2] Spektrumun diğer ucunda ise, trans kadınların kendi beyanları doğrultusunda kadın tesislerine yerleştirilebildikleri, gey tutukluların hapishanedeki destek gruplarına erişim sağlayabildikleri ve LGBTİ odak noktalarının kolluk hizmetleri içinde var olabildiği ülkeler var. Fakat böylesi kabul gören gelişmelere rağmen, daha alınacak çok yol var.

 

Bağımsız denetleyici organlar, birincil elden bilgiye erişebilmeleri sayesinde, bu konuyu aydınlatmak ve LGBTİ mahpusların durumunun iyileştirilebilmesi için farklı yollar önermek hususunda oldukça önemli bir rol oynuyorlar. Bu bağlamda Ulusal Önleyici Mekanizmalar (National Preventive Mechanisms, NPMs), İşkenceyi Önleme Sözleşmesinin İhtiyari Protokolü (Optional Protocol to the Convention against Torture, OPCAT) altında kurulan, güçlü ziyaret yetkileri olan, bilhassa avantajlı durumdaki bir girişim. Ancak, onlara bu girişimlerinde yardım edecek tavsiyeler hususunda aşikâr bir eksiklik söz konusu.

Bağımsız denetleyici organlar, birincil elden bilgiye erişebilmeleri sayesinde, bu konuyu aydınlatmak ve LGBTİ mahpusların durumunun iyileştirilebilmesi için farklı yollar önermek hususunda oldukça önemli bir rol oynuyorlar.

Bu gerçeğe yanıt olarak, İşkenceyi Önleme Derneği (Association for Prevention of Torture, APT) bugün ‘Özgürlükten yoksun bırakılmış LGBTİ bireylerin etkin korunmasına yönelik (Towards the effective protection of LGBTI persons deprived of their liberty).’ adında bir denetleme kılavuzu yayımladı. Farklı tipteki tesisler (hapishane, polis nezareti ve göçmenlerin tutulması) için spesifik kılavuzlar dahil olmak üzere kılavuz, özgürlüğünden mahrum bırakılmış LGBTİ’lerin durumunu izlemek için detaylı bir metodoloji ortaya koyuyor. Ayrıca denetçilere çalışmalarındaki kilit noktalarda yardım etmesi için tasarlanmış pratik kontrol listeleri de içeren kılavuz, – İngilizceye ek olarak – Portekizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde erişilebilir.

 

Denetleyici organlar için – tıpkı diğer tüm kurumlar için olduğu gibi – LGBTİ’ler dahil olmak üzere, tüm azınlıklara karşı ayrımcılığı açıkça yasaklayan politikalar ortaya koymak önemlidir. Bu, söz konusu kurumlar için çalışan personele karşı yapılan ayrımcılık da dahil olmak üzere, ayrımcılığa karşı olan yasaklar hakkında güçlü mesajlar verecektir ve Ulusal Önleyici Mekanizmalarının (NPMs) ve diğer gözetim organlarının izleme faaliyetleri sırasında bu mesajları daha etkin bir biçimde somut önlemlere dönüştürmesini sağlayacaktır. Sıklıkla, bu meseleleri etkin bir biçimde ele almak, gerekli uzmanlığın kurumların dışında bulunduğunun ve politikalar ile denetleme araçlarının gözden geçirilmesi ve kapasitelerinin güçlendirilmesi için sivil toplumdan ya da akademiden uzmanların desteğinin istenmesinin bir ihtiyaç olduğunun idrak edilmesini zorunlu kılacaktır.

Nihayetinde, denetleme faaliyetini üstlenen her bir kişi ayrımcılık durumlarını ve örüntülerini ve ayrımcı kötü muamele örneklerini tespit edebilmeli, değerlendirebilmeli ve bu durumlara yerinde yanıt verebilmelidir. Bu, Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Özel Raportörünün adlandırdığı ‘yerleşik ayrımcılığın, ataerkil, heteronormatif güç yapılarının ve toplumsallaşmış cinsiyet kalıplarının etkilerini yeterli şekilde izah edebilmek için cinsiyetlendirilmiş ve kesişimsel merceklerin’ kullanılmasını gerektirmektedir. [3] Bu anlamda, denetçilerin rolü, politika yapıcıları ve hapishane yetkililerini homofobinin ve transfobinin kaynağını ele almaları ve toksik toplumsal cinsiyet normlarını ve beklentilerini yeniden yapılandırmaları için harekete geçirecek kadar eleştirel olmak olarak da tanımlanabilir ve tanımlanmalıdır.

 

Daha fazla bilgi için

Okumak için tıklayınız: Özgürlükten yoksun bırakılmış LGBTİ bireyler: önleyici denetim için bir çerçeve. Uluslararası Ceza Reformu (Penal Reform International, PRI) ve İşkenceyi Önleme Derneği (Association for Prevention of Torture, APT) tarafından yayımlanan bu rapor, denetleyici organlar tarafından ele alınabilecek olası faaliyet alanları önermekle birlikte, ceza adalet sistemi içinde LGBTİ bireylerin özgürlükten yoksun bırakıldıklarında maruz kaldıkları durumların ve temel risk faktörlerinin ana hatlarını çizmektedir. Uluslararası Ceza Reformu ve İşkenceyi Önleme Derneği’nin Tutukluluk İzleme Aracının bir parçası olan bu inceleme, denetleyici organların polis binalarını ve hapishaneleri ziyaret ettiklerinde önleyici yükümlülüklerini olabildiğince etkin bir biçimde yerine getirmelerine yardım etmek için bir analiz ve pratik bir tavsiye sağlamaktadır.

 

[1] Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele ve Ceza Özel Raportörünün Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna raporu, A/56/156, 3 Temmuz 2001, paragraf 19.

(Report of the UN Special Rapporteur on Torture and other cruel, inhuman or degrading treatment or punishment to the UN General Assembly, A/56/156, 3 July 2001, para.19.)

 

[2] İşkencenin ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ve Küçültücü Muamele ve Cezanın Önlenmesi Alt Komitesinin 8. yıllık raporu, CAT/C/54/2, 26 Mart 2015, paragraf 70.

(Eighth annual report of the Subcommittee on Prevention of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, CAT/C/54/2, 26 March 2015, para. 70.)

 

[3] Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele ve Ceza Özel Raportörünün raporu, A/HRC/31/57, 5 Ocak 2016, paragraf 5. (Report of the Special Rapporteur on torture and other cruel, inhuman or degrading treatment or punishment, A/HRC/31/57, 5 January 2016, para. 5.)

Metnin orijinali için tıklayınız: https://www.penalreform.org/blog/dont-ask-dont-tell-breaking-the-cycle-of/ 

Haber çevirisi: Emrah Aktop

10.12.2018

Comments are closed.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑