İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu: LGBTİ mahpuslara yönelik ayrımcılık önlenmelidir.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun Temmuz- Ağustos- Eylül ayları için hazırladığı raporda LGBTİ+ mahpuslara yönelik ayrımcılığın önlenmesini talep etti.

Bağımsız İletişim Ağı – bianet’ten Ece Deniz’in 12 Ekim 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun üç aylık raporuna göre, Marmara Bölgesindeki hapishanelerde toplam 1275 hak ihlali tespit edildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, üç aylık Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu bugün şube binasındaki basın toplantısıyla açıkladı.

Rapora göre, mahpuslar ve yakınlarınca derneğe Temmuz- Ağustos- Eylül aylarında 23 cezaevinden 61 hak ihlali başvurusu yapıldı. Başvurulardan 5’i kadın, 55’i erkek mahpuslara ait.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, üç ay içinde kendilerine yapılan 61 başvurudan Temmuz ayında 287, Ağustos ayında 239, Eylül ayında ise 448 olmak üzere toplam 974 hak ihlali tespit ettiklerini açıkladı. Basın taraması yoluyla tespit edilen 301 hak ihlali ile toplam ihlal sayısı 1275’e ulaştı.

165 sağlık hakkı ihlali

Basın açıklamasında verileri paylaşan hak savunucusu Meral Nergis Şahin, elde ettikleri verilerde 20 yaşam hakkı ihlaline, 410 kötü muamele ve darp ihlaline, 187 iletişim hakkı ihlaline ve 97 öz bakım ihtiyaçlarının karşılanmaması ihlaline rastladıklarını belirtti.

Şahin tüm bu ihlaller dışında ayrıca hasta mahpuslara uygulanan muamelelere dikkat çekerken 165 sağlık hakkı ihlalinin de raporda yer aldığını vurguladı.

Şüpheli ölümler arttı

Hapishanelerde artan şüpheli ölümler ve tecritleri de gündeme getiren Şahin, şunları söyledi:

“Artan hasta mahpus ölümlerin yanında, artan intiharlar ve şüpheli ölümler bu tabloyu gözler önüne seriyor. Bu rapor döneminde intihar girişimi, iki intihara zorlama, bir ip ve boğulma girişimi olmak üzere yaşam hakkına yönelik saldırı ve tehditler yanında 15 ölümle sonuçlanan vaka tespit edildi.

“Dördü hasta mahpus, üçü tutulduğu tek kişilik hücrede olmak üzere yedi intihar vakası tespit edildi. Dört mahpus kalp krizi, bir mahpus astım krizi, iki mahpus kronik hastalıklarına bağlı, bir mahpus şüpheli nedenlerle toplam 15 mahpus yaşamını yitirdi.”

“Sorunlara pandemide yenileri eklendi”

Şahin hapishanelerde ırkçı söylemlerin, adliye dönüşlerinde ve sağlık muayeneleri sonrasında mahpuslara yapılan çıplak arama uygulamalarının da arttığını kendilerine gelen şikayetler üzerinden tespit ettiklerini ekledi:

“Hastaneye sevk taleplerinin geciktirilerek karşılanması, hapishane revirinde hekim ya da uzman hekim bulunmaması, kelepçeli muayene, zorlama, muayene odasına asker bulunması, düzenli olarak ilaçların verilmemesi, mahpusa ve ailesine sağlığı ve tedavisine ilişkin bilgi verilmemesi, hastanenin mahpus koğuşlarının olumsuz koşulları, ağır hasta bakımı konusunda Adli Tıp Kurumunun olumsuz raporlar vermesi, diyet beslenme taleplerinin karşılanmaması gibi devam eden sorunlara pandemi sürecinde yenileri eklenmiştir. Bütün bu unsurlar tedaviye erişimin tamamen durmasına neden oluyor. Bu durum özellikle ağır ve kronik hastalığı olan mahpuslar bazında yaşam hakkı ihlallerine zemin hazırlıyor, hasta mahpus ölümleri artıyor.”

“Ayrımcılık sebebiyle intihar etti”

Hasta mahpusların hücre benzeri araçlarla hastaneye sevk edildiğini ve hatta son dönemde daha dar ayakta durmaya imkân vermeyen araçlarla hastaneye götürüldüğünün de derneğe iletilen ihbarlarda yer aldığı ve bunun da ayrıca bir hak ihlali yarattığı ifade edildi.

Hapishanelerdeki şüpheli ölümlere dikkat çeken Şahin, raporda sundukları ve Roman kimliğine mensup bir mahpusun uğradığı ayrımcılık sonucunda intihar ettiğini söyledi.

“Bu kişinin on iki kere yazdığı değişik başvurularda, mektuplarda durumunu anlattığı, yaşamını tehdit altında olduğunu, baskıya maruz kaldığını, özellikle roman olduğu için bir ayrımcılığa tabi tutulduğunu defaten söylemesine rağmen sonunda intihar etti denilerek yaşamının son bulmasını bu şekilde izah eden bir idareden ya da yaşamının bu şekilde son bulmasından bahsediyoruz… Bütün mahpus ölümleri aslında şüpheli ölüm olarak değerlendirilmeli.”

Talepler

Raporda, çözüm önerileri ve talepler şöyle sıralandı:

  • Ceza infaz kanunu ve hapishanelerde mahpusların yaşamını etkileyen yönetmelikler ve genelgeler insan ve mahpus haklarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli.
  • Ceza İnfaz Kanunu’nun on altıncı maddesinden, Adli Tıp Kurumu raporu şartı ve toplum güvenliği bakımından tehlike kriterleri çıkartılmalı.
  • LGBTİ+ ve mülteci mahpusların maruz kaldıkları ayrımcılık göz önünde tutularak infazdaki bu ayrımcılığın önüne geçilmeli.
  • Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin izlenebilmesi, tespit edilmesi ve önlenmesi konusunda sivil denetim uygulanmalı.”

Raporun tamamını okumak için : https://www.ihd.org.tr/wp-content/uploads/2022/10/2022-Temmuz-Agustos-Eylu%CC%88l-Marmara-Bo%CC%88lgesi-Hapishane-Raporu.pdf

İtalya’da LGBTİ+ Stratejisi Hapishaneleri de Kapsıyor

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın 8 Ekim 2022 tarihli haberine göre Fırsat Eşitliği ve Aile Bakanı Elena Bonetti 7 Ekim tarihinde yaptığı açıklamada, ‘LGBT+ insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele amaçlı bir Ulusal Strateji Belgesi’ni’ onayladıklarını duyurdu. Belgede 2022-2025 döneminde yürürlükte olacak plan hapishaneleri de kapsıyor.

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın 8 Ekim 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:


“İtalya’da görevi birkaç hafta içinde aşırı sağcı bir iktidara teslim etmeye hazırlanan Başbakan Mario Draghi hükümeti son günlerinde, LGBT+ haklarını garanti altına alma amaçlı bir yasal belgeye imza attı.

Fırsat Eşitliği ve Aile Bakanı Elena Bonetti dün yaptığı açıklamada, ‘LGBT+ insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele amaçlı bir Ulusal Strateji Belgesi’ni’ onayladıklarını duyurdu.

2022-2025 dönemini kapsayan plan, okullar, işyerleri, cezaevleri, hastaneler gibi birçok alanda ve medyada ayrımcılığın önlenmesini öngörüyor.

Eğitim kurumlarında homofobik ve transfobik şiddet ve zorbalığın önlenmesi, istihdama erişimde ve çalışma koşullarında ayrımcılıkla mücadele, cezaevlerinde LGBT bireylerin şiddetten korunması için tedbirler sunuluyor.

Eşcinsel çiftlerin de çocuk izninden faydalanabilmesi, trans bireylerin işgücüne katılımının teşvik edilmesi isteniyor.

Ayrıca medyadaki önyargılı ve ayrımcı dil ve temsillerle mücadele de öngörülüyor.

Bakan Bonetti, belgenin ideolojik olmadığını, ‘hakları ve fırsat eşitliğini somut olarak güvence altına almayı’ amaçladığını söyledi.

İtalya’da 25 Eylül’de yapılan genel seçimleri kazanan ve bir sonraki başbakan olması beklenen Giorgia Meloni liderliğindeki aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi ise plana tepki gösterdi.

Draghi hükümetinin, görevi devretmesine kısa süre kala LGBT+ bireylere ayrımcılığı önleme planını onaylaması, Meloni yönetiminde bu alandaki hak ve özgürlüklerle ilgili endişelerle ilişkilendiriliyor.

Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri’nden milletvekili Eugenia Roccella, Draghi hükümetinin ‘’bir sonraki hükümet adına taahhütte bulunamayacağını’’ söyledi. Katolik örgütlerin eşcinsel çiftlere evlilik ve aile hakları tanınmasına karşı düzenlediği ‘Family Day’ (Aile Günü) etkinliğinin eski sözcülerinden de olan Roccella, sağ ittifakın iktidara geldiğinde meseleyi baştan ele almaya hazır olduğunu da söyledi.

Mario Draghi

İptal tepkilere yol açabilir

Aynı partiden Senatör Isabella Rauti de görev süresi bitmek üzere olan hükümetin gelecek yıllar için bir strateji belgesi sunmasını ‘vahim’ diye niteledi.

Tam adıyla, ‘Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığın önlenmesi ve mücadele için 2022-2025 Ulusal LGBT+ Stratejisi’ belgesi, tavsiye niteliğinde maddeler içeriyor. Ancak iktidara gelmesi beklenen sağ partilerin belgeyi iptal etme girişiminde bulunması, medeni hak ve özgürlüklerde geriye gidiş endişelerini alevlendirebilir ve tepkilere yol açabilir.

Birkaç hafta içinde başbakanlık görevini alması beklenen Giorgia Meloni seçim kampanyasında mevcut yasalara ve haklara dokunmak istemediğini söylemişti.

Ancak Meloni, ‘’toplumsal cinsiyet ideolojisi’’ olarak adlandırdığı hareketlere karşı çıkan, ‘LGBT lobilerinden’ şikayet eden, ‘geleneksel aileyi’ savunduğunu söyleyen bir isim. Meloni seçim kampanyasında da sıklıkla ‘Tanrı, vatan, aile’ sloganını kullanmış ve İtalyanların daha fazla çocuk yapmasının teşvik edilmesini savunmuştu.

İtalya’nın Kardeşleri’nin kültür sözcüsü olarak görev yapan milletvekili Federico Mollicone de seçim kampanyasında, eşcinsel çiftlerin ebeveynlik yapmasına karşı çıkmıştı. Çizgi film Peppa Pig’in bir bölümünde lezbiyen bir çift ile çocuklarından oluşan bir ailenin yer almasına tepki gösteren Mollicone bu bölümün İtalya’da gösterilmemesini talep etmişti.”

LGBTİ+ Mahpusların da yer aldığı ‘Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar’ raporu yayında!

CİSST LGBTİ+ ve Kadın Tematik Alan temsilcilerimizin de katkılarıyla hazırlanan Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar’ raporu 27 Eylül 2022 tarihinde yayınlandı!

17 Mayıs Derneğinin raporla ilgili hazırladığı bilgi notu aşağıda yer almaktadır:

“17 Mayıs Derneği Yoksulluk Çalışmaları kapsamında Etkiniz AB Programı desteğiyle “Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar” adlı yeni bir rapor yayımladı.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

LGBTİ+ toplumunda herkesi kesen yoksulluk meselesine bütüncül bir bakış açısıyla odaklanan ve yoksulluğa ekonomik boyutunun yanı sıra temel insan haklarına erişim çerçevesinden bakan bu rapor, mevcut durumun ortaya konulması ve bundan sonraki süreçte daha detaylı çalışmalar yapılması için bir başlangıç noktası niteliği taşıyor.

Raporun giriş kısmı şöyle:

“Yoksulluk, uzun yıllar boyunca, belirli bir gelir düzeyinin altında olmak, asgari yaşam standartlarına erişememek veya temel ihtiyaçları karşılayamamak gibi durumlarla açıklanmaya çalışıldı. Ne var ki, özellikle son otuz yılda bu geleneksel tanımın yoksulluğu açıklamakta yetersiz kaldığı anlaşıldı ve yoksulluğun yalnızca gelir eksikliği ile ilgili bir konu olmadığı kabul edildi. Yoksulluk, gelir eksikliğinin yanında eğitime, sağlık hizmetlerine, sosyal yardıma ve barınma olanaklarına erişim gibi farklı bir çok etkeni de içeren çok boyutlu bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Bu çok boyutlu yoksulluk algısı, yoksulluğun aynı zamanda kişilerin kendi hayatlarını şekillendirebileceği güce ve imkanlara erişemediği, seslerini duyuramadığı, insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne saygının olmadığı koşullarla doğrudan ilişkili olduğunu ifade eder. Bu açıdan bakıldığında yoksulluk ile insan hakları, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi kavramlar arasında bir sebep sonuç ilişkisi olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, yoksulların güvencesiz ve sağlıksız işlerde çalışmaya zorlanmaları veya sağlık hizmetlerinden yararlanamamaları yoksulluğu hak ihlalinin bir sebebi yaparken, bütün çocukların nitelikli eğitime eşit ve ücretsiz bir şekilde erişememesi yoksulluğu bir sonuç olarak karşımıza çıkarabilir. Ayrıca, devam eden ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri, kişilerin yoksulluktan çıkmalarını imkansız hale getirebilir.

Yoksulluğa insan haklarını temel alan bir açıdan yaklaşmak, dünyada ve Türkiye’de sistematik olarak ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+’ların yaşam koşullarını araştırmayı zorunlu kılıyor. Dünyada son yıllarda – sınırlı da olsa – LGBTİ+’ların yoksulluğu ile ilgili araştırmalardan elde edilen veriler, LGBTİ+’ların eğitim, sağlık, istihdam, barınma ve finansal hizmetlere erişimlerinin daha düşük olduğunu göstermekte. Bu, toplumsal hayatta maruz bırakıldıkları ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın, onları yoksulluk riskine açık hale getirdiği anlamına geliyor. Türkiye’de zaman zaman LGBTİ+’ların sosyal politikalardan nasıl etkilendiği ile ilgili çalışmalar yürütülse de ne yazık ki LGBTİ+ yoksulluğu bugüne kadar gündemimizde yeterince yer alamadı. Ancak belirli bir grup veya hak alanı üzerine yeterli bilginin olmaması, o konuda bir sorun veya hak ihlali olmadığı anlamına gelmez; aksine, veri yetersizliğine işaret eder. Dolayısıyla, yoksulluğun LGBTİ+ hak mücadelesinin temel gündemlerinden biri olarak kabul edilmesi ve LGBTİ+lara yönelik sistematik insan hakları ihlalleri ve ayrımcılık ile yoksulluk arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin verilerle ortaya konulması gerekir.

17 Mayıs Derneği olarak, Türkiye’deki mevcut ve potansiyel LGBTİ+ yoksulluğunu analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmayı üç temel aşamayla yürüttük:

1- Literatür taraması: Çalışmanın ilk adımında, yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak ele alan yerel ve uluslararası kuruluşların yayınlarını inceledik. Bunun yanı sıra, Türkiye’deki LGBTİ+’ların uğradığı ayrımcılık ve hak ihlallerini ortaya koyan raporları inceledik ve buradaki bilgileri yoksulluk kapsamında yorumladık. Mevcut raporlar, yoksulluk analizinin temel bilgi kaynağını oluşturuyor. Diğer bir deyişle, yoksulluğu farklı hak alanlarıyla birlikte değerlendirirken öncelikle bu raporlarda yer alan verilerden yararlandık.

2- LGBTİ+ hakları ve yoksulluk alanında çalışan örgütlerle toplantılar: Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa ve Mersin’den sivil toplum örgütleriyle (STÖ) iki toplantı yaptık. 21 Şubat 2022’de yaptığımız çevrimiçi toplantıda doğrudan yoksulluk ve yoksullukla ilişkili olabilecek konularda çalışan STÖ’lerle bir araya geldik. Bu toplantıda, bizim için çok yeni bir alan olan yoksullukla ilgili yapılan çalışmaları bizzat yürütenlerden dinleme şansını yakaladık. 25 Şubat 2022’deki

ikinci toplantıda ise yine çevrimiçi ortamda LGBTİ+ örgütleriyle buluşarak, LGBTİ+’ların artan ihtiyaçlarını ve örgütlerin yoksulluğu ele alırken karşılaştığı sorunları konuştuk. Literatür taramasının yanında bu toplantılar, yoksulluk ve insan haklarına ilişkin bir çerçeve çizmemize ve yoksullukla birlikte mücadele etmek için ne gibi adımları atabileceğimizi düşünmemize yardımcı oldu.

3- Odak grup toplantıları: LGBTİ+ topluluğu içindeki her grubun yaşadıkları özgün olabileceği için mevcut raporlarda yoksullukla bağlantısı en az kurulan üç gruptan – interseksler, HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar ve translar – aktivistlerle odak grup görüşmeleri yaptık. 11 Mayıs 2022 ve 18 Mayıs 2022 tarihlerinde yapılan bu toplantılarda katılımcılar, hem kendi kişisel deneyimlerinden hem de alandaki deneyim ve gözlemlerinden hareketle intersekslerin, HIV’le yaşayan LGBTİ+’ların ve transların özellikle eğitim, sağlık ve çalışma haklarına erişirken yaşadıkları ihlal ve ayrımcılıkları, bunların barındırdığı yoksulluk riskini de göz önünde bulundurarak anlattı. Aktivistlerin hem kendi kişisel deneyimleri hem de alana dair gözlemleri, “Hak ihlalleri ve ayrımcılık LGBTİ+’ları yoksullaştırıyor mu?” sorusunun yanıtını aramamıza yardımcı oldu. Ankara İstanbul, Mersin, İzmit, Balıkesir ve Bursa’dan 4 ila 6 aktivistin katıldığı toplantılar yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Bu noktada, çalışmanın kısıtlılıklarına da değinmek gerekir. LGBTİ+’ların kendi içinde çeşitlilik göstermesi (toplam nüfusun özelliklerinin bilinmemesi) ve gizliliğin korunmasına dair harcanan öncelikli çaba nedeniyle LGBTİ+’lara yönelik araştırma yürütmek kolay değildir. Bunun yanında, interseksler ve HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar yeni örgütlenmeye başladığı için sayıları fazla değil ve görüşmeye açık kişileri bulmak çok zor. Dolayısıyla odak grup toplantılarına katılan kısıtlı sayıda insanın tüm LGBTİ+ topluluğunu temsil ettiğini söyleyemeyiz. Yine de bu sorunu aşmak için katılımcıları alanda çalışan aktivistlerden seçtik ve toplantıda anlattıkları sayesinde tekil örneklerin ötesine geçip LGBTİ+’ların yaşadıklarına dair detaylı bilgiler edinebildik. Hiç kuşku yok ki, LGBTİ+’lar içindeki her grubun yoksulluk riskinin ayrı ayrı değerlendirildiği daha detaylı çalışmalara ihtiyaç var.

Elinizdeki yayın, beş bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, yoksulluğu kısaca tanımlayıp insan hakları açısından ne ifade ettiğinden bahsedeceğiz. İkinci bölüm, Türkiye’de son yıllarda artan yoksulluğu temel ekonomik göstergeler ışığında inceliyor. Üçüncü bölümde, belli başlı hakları kullanırken yaşadıklarından yararlanarak LGBTİ+’ların karşı karşıya olduğu yoksulluk riskinden bahsedeceğiz. Dördüncü bölümde sivil toplum örgütlerinin artan yoksulluk karşısında sürdürdüğü çalışmaları özetleyeceğiz. Son bölüm ise bütün bu süreçten öğrendiklerimizden hareketle hazırladığımız kısa bir değerlendirmeden oluşuyor.

Kısa sürede sınırlı olanaklarla hazırladığımız bu yayının LGBTİ+ hareketinin yoksullukla ilgili çalışmalarına bir altyapı oluşturmasını ve yeni araştırmalar ile savunuculuk faaliyetlerine vesile olmasını umuyoruz.”

CİSST Hapiste LGBTİ+ Atölyesi’nde LGBTİ+ mahpusların maruz kaldığı ihlaller konuşuldu

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 24 Eylül Cumartesi günü “Hapiste LGBTİ+ Atölyesi”nin 7’ncisini Beyoğlu’nda bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirdi. Avukatlar, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve LGBTİ+ alanında çalışma yürüten çok sayıda katılımcının bulunduğu atölye üç oturum boyunca devam etti.

CİSST LGBTİ+ Tematik Alan Temsilcisi Meriç Doğan’ın sunum ve moderasyonuyla atölye boyunca, Pandemi’den günümüze hapishaneler ve Mahpus Hakları, LGBTİ+ Mahpusların Güncel Koşulları ve Bilgiler, Çözüm Önerileri Üzerine Tartışma, Deneyim Aktarımları ve Talepler başlıklarıyla üç oturum gerçekleştirildi.

“İHD’den İskenderun T Tipi Cezaevi raporu”

Körfez İskenderun Haber’in 17.08.2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“İnsan Hakları Derneği İskenderun Şubesi İskenderun T Tipi Cezaevi ile ilgili yaptıkları inceleme ve görüşme sonuçlarını rapor haline getirerek kamuoyu ile paylaştı.

İHD Merkezi Cezaevi Komisyon Üyesi Mehtap Sert tarafından paylaşılan raporda şu hususlara yer verildi:

“İskenderun T Tipi Cezaevi’nden mahpuslar tarafından şubemize yapılan hak ihlali başvuruları üzerine gerçekleştirilen görüşmelerde yapılan tespitler şöyledir.

F. : Sosyalleşme ile ilgili sıkıntıları var. Aile görüşü 40 dakika yapılıyor. Yeterince kitaba ulaşılamıyor. Mektupları gelmiyor. Gönderdikleri gitmiyor . Dilekçelerine cevap verilmiyor. Normal posta 5. TL , Yüzde sekseni yerine ulaşmıyor. 30 TL ye Aps gönderdiği zaman gidiyor. Bütçesini aştığı için yapamıyor. Bir yakını daha başka bir cezaevinde . Sevk talebi sürekli red ediliyor. Kantin fiyatları her hafta değiştiği için sorun yaşıyor. Yoğurt , peynir gibi gıdaları satın almak konusunda sıkıntı yaşıyor. Yemeklerde kıl, taş çıktığı için genelde yemekleri yiyemiyor. Odalarında 1 adet semaver, 1 adet tv , 1 adet buzdolabı , 2 tane pervane olmasına rağmen kişi başı elektrik parası yüksek geliyor. Koğuşları keyfi olarak sürekli aranıyor ve eşyaları yere atılıyor.
A. : Kantin fiyatları sürekli değiştiği için sorun yaşıyor. Sosyal hiçbir hakkı yok. Hükümete muhalif sol gazeteler verilmiyor. Yemekler çok kötü . Cezaevi idaresi görevlilerin kötü muamelesi ile ilgili pasif davranıyor. Babasını kaybetti. Ağırlaştırılmış müebbet olduğu için cenazeye katılma talebi red edildi. Koğuşu sürekli aranıyor ve eşyaları yerlere atılıyor.
Ş. Y. : LGBT artı birey. Hasta mahpus listemizde . 4 kişilik odada tek kalıyor. Havalandırmaya da tek çıkıyor. Sosyal faaliyetlerden yararlanamıyor. Çünkü kendi kişisel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar ağırlaşmış. Ayakları siyaha dönmüş. Ayaklarının altında yaralar çıkmış. Ayakta duramıyor. Koğuşta ikinci kata çıkamadığı için bütün eşyaları alt katta . Yürümek konusunda aşırı zorlanıyor. Fizik tedavi yapılmıyor. Damarlar tıkanmış, ilaçlarını devlet hastanesinde kalp damar cerrahı yazmış ve reçeteli olmasına rağmen ilaç verilmiyor. Engelli olduğu için engelli maaşı alıyor. Kantinden şeker , çay ,tütün, temizlik malzemesi dışında bir şey alamıyor. Fiyatlar her hafta değişiyor. Mektupları ve dilekçeleri yerine ulaşmıyor. 14/08/2021 tarihinde R tipinde yatar raporu olmasına rağmen sevki yapılmıyor . Cezaevi idaresinin kendisine tutum ve davranışlarında psikolojik şiddet çok fazla . Koliyle gelen kıyafetleri özellikle iç çamaşırları ile ilgili sıkıntı yaşıyor. Kıyafet kotadan düşmeyince geleni de alamıyorlar

Z. : 16 kişilik koğuşta 14 kişi ve iki çocukla kalıyor. Yemeklerde kıl, tırnak , kurt çıkmış. Yemekler genellikle bozuk geldiği için gıda zehirlenmesi yaşamış. Serum takılmış. Verilen yemekte koğuştaki sayı kadar değil. Daha az . Koğuşları sebepsiz aranıyor. Semaver, kova , terlik gibi kantinden aldıkları malzemeler fazla diye alınıyor. Eşyalar yere atılıyor. Asıl şikayeti sağlıkla ilgili. Revirdeki doktor dişini çekerken çenesini kırmış . Kronik astım. Migreni var. Hastaneye sevk edilmiyor. Doktor savcının talimatı var demiş. Cezaevi idaresi sağlık bakanlığına şikayet edilmiş.
V.T. :16 kişilik odada 23 kişi kalıyor. Kardeşi de aynı cezaevinde . Aynı koğuşta idiler. Hiç sebepsiz ayrı koğuşlara alındılar. Koğuşta başkaları kavga etmiş, kendisine ceza verilmiş. Kıyafetleri kotadan düşmediği için sorun yaşıyor. Mektup pul parası çok olduğu için iletişimi kısıtlanmış . Kantinden sadece çay, şeker , tütün alabiliyor. Sağlıkla ilgili sorunları için başvuru yapılmasını istiyor. Sağ gözünde yüzde 75 görme kaybı var. Engelli raporu almak istiyor. Astım ilaçları verilmiyor. Kontrol için doktora götürülmüyor. Dalak sorunuyla ilgili ultrason çekilmesi gerekiyor. Hastaneye götürülmüş. Ancak o gün çekilmemiş. Hala bekliyor. Keyfi koğuş aramasında kantinden aldıkları terlik, plastik kova gibi malzemeler alıp götürülüyor. Parası iade edilmiyor. Tahliye olanlara el konulan eşyalar verilmiyor. El konulan eşyalarla ilgili tutanak tutulmuyor.

M.E. : Trans birey . Aramalarda elle arandığı, fiziksel temasa çok maruz kaldığı için şikayetçi . Sebepsiz hücre cezası almış. Yemekler çiğ olduğu için yiyemiyor. Oda kıyafetlerini almak konusunda sorun yaşıyor. Koğuşlarında 1 semaver , bir tv , bir pervane, bir buzdolabı var. . Çay sadece sabah kahvaltı ve akşam yemeğinden sonra yapılıyor. Bütün gün çalışmıyor. O yüzden elektrik parasını fahiş buluyor. Keyfi aramalar ve eşyaların yere atılmasından rahatsız .

S.K.: Trans birey. Görüşe gelen, telefonla arayan, para gönderen kimsesi yok. Kıyafeti yok. Arsuz Kaymakamlığı’na kıyafet için talepte bulunmuş. Kaymakamlık personeli cezaevi idaresine ziyarete gelmiş. Başvuru yapın gönderelim demişler. Başvuruya kaymakamlık 30/06/2022 tarihinde iki satırlık bir yazıyla red etmiş. Yüzde 44 engelli. Kalp ve akcigerlerindeki rahatsızlıktan dolayı engelli raporu verilmiş. Astımı var. Doktora götürülmüyor . İlaçları verilmiyor.

N.U. : Koğuşunda Selçuk Şen isimli bir LGBTİ bireyle kalıyor. Sürekli taciz ediliyor. Daha önce cezaevinde Hasan Ati tarafından cinsel şiddete uğramıştı. Cezaevi psikoloğu sürekli görüşme talebini red ediyor. Çay, şeker, tütün dışında hiçbir gıda alamıyor. Kantin fiyatları çok pahalı . Yemekler çok kötü. Temiz değil, pişmemiş. Dilekçeleri işleme alınmıyor. CİST in kendisine gönderdiği ve eğitim amaçlı kitaplar cinsel içerikli denilerek kendisine verilmiyor. Elektirk faturası 200 Tl gelmiş. Bir semaver, bir vantilatör , bir buzdolabı var. Keyfi aramalarda eşyaları yere atılıyor .

M.G.: Koğuşta kalması gerekirken tekli hücrede kalıyor.. Havalandırmaya tekli koşullarına göre çıkıyor. Dişlerinin yapılmasını istiyor ama hastaneye götürülmüyor . Hijyen malzemelerini cezaevi veriyor. Hepatit C hastası kontrole götürülmüyor. Tek başına kalmak istemiyor. Hücrede olduğu için spora çıkarılmıyor.

E.G. : LGBTİ+ birey. Ruh sağlığı ile ilgili sıkıntıları var. Ankara Yüksek Güvenlikli Psikiyatri Cezaevi’ne mahkeme göndermiş. Bir ay kalmış . Doktor yeni ilaçlar yazmış . Ancak İskenderun ilaçları vermiyor. Revir için talepte bulunduğunda götürülmüyor. Yada doktora şikayeti anlatıp kafadan ilaç getiriyor. Yemekler çok kötü olduğu için genelde yemiyor. 5 gün üst üste iki öğün bulgur gelmiş. Kantinden sadece çay, şeker, tütün, temizlik malzemesi alabiliyor. Keyfi aramaların bazen haftada iki defa olduğu ve eşyalarının yere atıldığını söylüyor.

GENEL GÖZLEMLER : Fiziki görüntülerinde değişiklik net belli. Uzun süredir devam eden yemek sorunlarına , kantin fiyatlarındaki artış eklenince hemen hepsinde önceye nazaran zayıflama , psikolojik olarak çökme belirtileri var. Artan psikolojik şiddet nedeniyle cezaevinden hiç kurtulamayacakları gibi bir inanca kapılmışlar .Koridorlardan hijyen malzemeleri kaldırılmış. Görüşten sonra ilaçlama bırakılmış.

ÖNERİLERİMİZ
, : 1-Kronik hastalara ilaçların verilmemesi , revirdeki doktorların hastayı görmeden ilaç yazması, yanlış tedavi , hastaneye götürülmeme , hastaneye gidildiğinde uzmanın verdiği ilaçları cezaevi doktorunun vermemesi sebebiyle artan hastalıklar ve ölümlerin önüne geçmek için sağlık bakanlığına dair mekanizmaları daha etkin harekete geçmesi gerekir. Ruh sağlığı ile ilgili yazılan bir ilacın ki konusunda uzman bir doktorun yazdığı ilacı revir doktoru hangi gerekçeyle vermez bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Mahpusların sağlık hakkı sorununun acilen idarece çözülmesi gerekmektedir.

2- Hastalığın yaygınlaştığı bir dönemde koğuş aramasında kişisel eşyaların yere atılması kabul edilemez. Kantinden alınan eşyalara el konulması ve bunların akıbetinin ne olduğunun sorgulanması da gerekir. El konulan eşyalarla ilgili tutanak verilmediği gibi , tahliye olduklarında iade edilmiyor. Bu eşyanın akibeti açıklığa kavuşturulmalıdır .

3- Mahpusların sosyalleştiği bir alan kitap okuma iken listenin az olması okumak istedikleri kitaplara ulaşılamaması ciddi bir sorundur. Mahpusların okuyabilmesini sağlamak için kütüphanenin zenginleştirilmesi gerekmektedir.

17.08.2022″

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑