Kadın ve LGBTİ+’lar Hapishanelerde Hak İhlalleriyle Karşı Karşıya

Ceren İskit’in 28 Kasım 2022 tarihinde Bağımsız İletişim Ağı için hazırladığı haberi sizlerle paylaşıyoruz :

“İHD’nin düzenlediği panelde konuşan hak savunucuları, kadın ve LGBTİ+’ların hapishaneler başta olmak üzere hayatın bir çok alanında hak ihlali ile karşılaştığını vurguladı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında, “Dansöz” adlı tiyatro oyununu seyirciyle buluşturdu.

Aralık Sahne’de gösterilen oyunun ardından düzenlenen “Özgürleşmenin Estetiği: Sokakta ve Temsil Alanı Olarak Sanatta Kadın Mücadelesi” başlıklı panele İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, tiyatro oyununun oyuncusu Sezen Keser, Kaos GL editörü ve çizer Aslı Alpar konuşmacı olarak katıldı.

Panelin moderasyonunu ise İHD’den Sevinç Koçak üstlendi.

“Dansöz bir özsavunma hikayesi”

Panelde ilk sözü alan oyuncu Sezer Eser, oynadığı oyundaki Meryem’in hikayesinin şiddete uğramış bir kadının özsavunma hikayesi olduğunu belirtti. Oyunun mottosunun “özsavunama haktır” olduğunu vurgulayan Eser, “Meryem’in de bizim de korumak istediğimiz bir şey var o da hayatlarımız.” dedi. Oyuna hazırlık sürecini de anlatan oyuncu, “Oyuna şiddete maruz bırakılanın haysiyetine sahip çıkarak çalıştık” dedi.

“Mizah da bir özsavunma biçimi”

Panelde söz alan gazeteci-çizer Aslı Alpar da mizahın da bir özsavunma biçimi olduğunu vurguladı. Sanatta temsil olarak kadın mücadelesinden son zamanlarda daha fazla çalışma ortaya çıktığını, çok güzel işler yapıldığını vurgulana Sevinç Koçak’a yanıt olarak Aslı Alpar, “Karşılaştığımız bütün ayrımcılıklar, failin karşısında mağdur edildiği durumlar karşısında gerçekten mizah çok etkili. Kendin için bir başkasını etkilemekten ziyade güldüğün zaman normalleştirmen ama o normalleştirme karşısında mücadele edebilmen, onu alaşağı edebilmen için mizah çok etkili” dedi. 

“Mizahın cinsiyeti el değiştirdi”

Türkiye’de kadın mücadelesinin son 15 yıldır mizaha da yansıdığını ve cinsiyetçi bakış açısının değiştiğini de sözlerine ekleyen Alpar, “Erkeklerin ürettiği bir komik alanından, erkeklerin ürettiği bir güldürü alanından, kadınların artık sahnelerde, stand-uplarda, kendi sosyal medya sayfalarında ürettikleri bir şeye dönüştü.” dedi. 

Avukat Eren Keskin ise panelde kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik cinsel şiddetin hukukta tanınması için verilen mücadeleyi anlattı. Türkiye’nin coğrafya olarak bir “soykırım” coğrafyası olduğunu belirten Keskin, bu durumdan en çok etkilenenlerin kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar olduğunu söyledi.

“Çıplak arama yeni çıkmış gibi konuşuluyor”

90lı yıllarda özellikle gözaltındaki Kürtlere yönelik gözaltında cinsel şiddete karşı hukuki yardım verdiklerini örneklerle anlatan Keskin, “Çıplak arama yeni çıkmış gibi konuşuluyor, 99’da herkes çırçıplak sorgulanıyordu. Biz bunu aramızda konuşmaya başladık. İstisnasız herkes cinsel tacize uğradı, çünkü çırılçıplaktı” dedi.

Cinsel şiddetle mücadelenin başladığı yıllarda Türk Ceza Kanunu’nda henüz “kadın” ifadesinin yer almadığını söyleyen Keskin, “Biz başladığımız yıllarda TCK’da kadın yoktu. Sadece tecavüz suçu vardı ve tanımı yoktu. Kadınlar ve trans kadınlar çeşitli cisimlerle de cinsel saldırıya maruz kalıyordu. TCK’da bunun hiçbir karşılığı yoktu. Cinsel taciz diye bir suç tanımı yoktu. Sırf işkence olsun diye, bekaret kontrolü uygulanıyordu.” dedi.

“AİHM’in Musa Çitil’e verdiği karar”

Türkiye’de cinsel şiddetin belirlenmesinde hala sadece Adli Tıp Kurumu’un verdiği raporun dikkate alındığını belirten Keskin, Diyarbakır’da Sur’dan sorumlu komutan Musa Çitil’e yönelik verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararı hatırlattı.

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Sur’u yıkan Musa Çitil’in komutanı olduğu bölgede çok sayıda kadına cinsel işkence uygulandı. Bunlardan biri Şükran Aydın’dı. AİHM Türkiye’yi Şükran Aydın davasında mahkûm etti. Kararın gerekçesi ise bağımsız hekimden rapor alınmamasıydı. Biz bütün dosyalara bu kararı sunmamıza rağmen hala bağımsız hekimden rapor alınmıyor” dedi.

“Birçok kadın ve trans kadın cezaevlerinde çok zorlanıyor”

Cezaevinde ölümüyle ilgili “kovuşturmaya yer yok” kararı verilen Garibe Gezer’in işkence ve cinsel şiddet gördüğüne dair görüntüleri yayınladıklarını vurgulayan Eren Keskin, “Garibe yapılan her haksızlığa itiraz ediyordu. Cezaevinde kadın gardiyanlar tarafından cinsel saldırıya maruz kaldığını her aşamada dile getirdi. Bu devam ederken, Garibe yaşamını yitirdi. Görüntülerini ailesinin izniyle paylaştık. Süngerli oda denilen izolasyonun üstü bir sistem var ve sanki kendinden vazgeçmesi amaçlanıyor. Onun gibi birçok kadın ve trans kadın cezaevlerinde çok zorlanıyorlar” dedi.

25 Kasım’da İstanbul’da düzenlenen kadın eyleminde Taksim, Tünel ve çevresinde kadınlara uygulanan polis şiddetine değinen Keskin, “Kadınlardan, LGBTİ+’lardan korkuyorlar, bu bir kazanımdır” diye seslendi.

(Cİ/EMK)”

TİHEK’e göre LGBTİ+ mahpusun tecrit edilmesinde sorun yok!

Kaos GL LGBTİ+ Haber Portalı’ndan Yıldız Tar’ın 3 Kasım 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

TİHEK, tekli koğuşta kalmak yerine başka LGBTİ+ mahpuslarla kalmak isteyen LGBTİ+ mahpusun başvurusunu değerlendirdi, LGBTİ+ mahpusun tecrit edilmesinin ihlal olmadığına karar verdi.

LGBTİ+’lara nefret söylemi üretmesi ve LGBTİ+’ların başvurularını değerlendirmeden reddetmesi ile gündeme gelen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), bir LGBTİ+ mahpusun başvurusunda da ihlal olmadığı kararını verdi.

Afyonkarahisar 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tekli koğuşta tutulan LGBTİ+ mahpusun başvurusunu değerlendiren TİHEK, kötü muamele yasağının ihlal edilmediğini öne sürdü.

Mahpus, tek kişilik koğuşta keyfi olarak tutulduğunu, tekli koğuşta tutulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre ayrımcılık yasağı kapsamında olduğunu belirterek kuruma başvurdu.

Başvurusunda, daha önce Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda aynı sorunlarla karşılaştığını ve nakil talebinde bulunduğunu, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün LGBTİ+’lar için yeni bir koğuş açıldığı için nakil talebini reddettiğini ve Manisa’da LGBTİ+ mahpuslar için özel koğuş açıldığını da hatırlatan LGBTİ+ mahpus, Afyon’da özel koğuş açılması talebinin reddedildiğini vurguladı.

Başvuranın talebini değerlendiren TİHEK, AfyonT Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü ile görüştü. Cezaevi yönetimi, özel koğuş açılmamasına gerekçe olarak “asayiş ve güvenliği” gösterdi.

Cezaevi yönetiminin iddialarını doğru kabul eden TİHEK, LGBTİ+ mahpus diğer mahpuslarla kalmayı değil kendisi gibi LGBTİ+ mahpusların kalabileceği bir koğuşta kalmayı talep etmesine rağmen başka mahpuslarla kalmayı istemiş gibi cevap verdi:

Özel birtakım durumları olan mahpus grupları içerisinde cinsel yönelimi farklı olan mahpusların birinci ve en önemli ihtiyacı hiç kuşkusuz bu kişilerin cezaevinde güvenliklerinin sağlamasıdır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde cinsel yönelimi farklı bir mahpusu diğer mahpusların sindirme, cinsel taciz ve tecavüz gibi eylemlerine karşı korumak ve söz konusu mahpusun güvenliği için risk oluşturabilecek mahpuslarla aynı koğuşa koymamak ceza infaz kurumuidaresininen önceliklisorumluluğudur.

TİHEK, 8 Eylül’de kötü muamele yasağı ihlali yapılmadığına karar verdi.

TİHEK’in ayrımcı tarihi

Geçtiğimiz yıllarda da bir trans kadının otelde ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle TİHEK’e yaptığı başvuru, kurumun “cinsel kimlik” temelli ayrımcılığa ilişkin inceleme yetkisi bulunmadığı öne sürülerek reddedilmişti.

TIKLAYIN – Kaos GL’den TİHEK’e mektup: LGBTİ+’ları reddederek ayrımcılık hiyerarşisini doğrudan inşa ediyorsunuz

Öte yandan, Gaziantep Valisi Davut Gül’ün LGBTİ+’ları hedef gösteren ayrımcı açıklamalarına ilişkin başvuruyu reddetti. TİHEK, daha önce olduğu gibi bu sefer de LGBTİ+’lara ayrımcılığı ayrımcılık temelinde değerlendirmediğini söyledi.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu: LGBTİ mahpuslara yönelik ayrımcılık önlenmelidir.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun Temmuz- Ağustos- Eylül ayları için hazırladığı raporda LGBTİ+ mahpuslara yönelik ayrımcılığın önlenmesini talep etti.

Bağımsız İletişim Ağı – bianet’ten Ece Deniz’in 12 Ekim 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun üç aylık raporuna göre, Marmara Bölgesindeki hapishanelerde toplam 1275 hak ihlali tespit edildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, üç aylık Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu bugün şube binasındaki basın toplantısıyla açıkladı.

Rapora göre, mahpuslar ve yakınlarınca derneğe Temmuz- Ağustos- Eylül aylarında 23 cezaevinden 61 hak ihlali başvurusu yapıldı. Başvurulardan 5’i kadın, 55’i erkek mahpuslara ait.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, üç ay içinde kendilerine yapılan 61 başvurudan Temmuz ayında 287, Ağustos ayında 239, Eylül ayında ise 448 olmak üzere toplam 974 hak ihlali tespit ettiklerini açıkladı. Basın taraması yoluyla tespit edilen 301 hak ihlali ile toplam ihlal sayısı 1275’e ulaştı.

165 sağlık hakkı ihlali

Basın açıklamasında verileri paylaşan hak savunucusu Meral Nergis Şahin, elde ettikleri verilerde 20 yaşam hakkı ihlaline, 410 kötü muamele ve darp ihlaline, 187 iletişim hakkı ihlaline ve 97 öz bakım ihtiyaçlarının karşılanmaması ihlaline rastladıklarını belirtti.

Şahin tüm bu ihlaller dışında ayrıca hasta mahpuslara uygulanan muamelelere dikkat çekerken 165 sağlık hakkı ihlalinin de raporda yer aldığını vurguladı.

Şüpheli ölümler arttı

Hapishanelerde artan şüpheli ölümler ve tecritleri de gündeme getiren Şahin, şunları söyledi:

“Artan hasta mahpus ölümlerin yanında, artan intiharlar ve şüpheli ölümler bu tabloyu gözler önüne seriyor. Bu rapor döneminde intihar girişimi, iki intihara zorlama, bir ip ve boğulma girişimi olmak üzere yaşam hakkına yönelik saldırı ve tehditler yanında 15 ölümle sonuçlanan vaka tespit edildi.

“Dördü hasta mahpus, üçü tutulduğu tek kişilik hücrede olmak üzere yedi intihar vakası tespit edildi. Dört mahpus kalp krizi, bir mahpus astım krizi, iki mahpus kronik hastalıklarına bağlı, bir mahpus şüpheli nedenlerle toplam 15 mahpus yaşamını yitirdi.”

“Sorunlara pandemide yenileri eklendi”

Şahin hapishanelerde ırkçı söylemlerin, adliye dönüşlerinde ve sağlık muayeneleri sonrasında mahpuslara yapılan çıplak arama uygulamalarının da arttığını kendilerine gelen şikayetler üzerinden tespit ettiklerini ekledi:

“Hastaneye sevk taleplerinin geciktirilerek karşılanması, hapishane revirinde hekim ya da uzman hekim bulunmaması, kelepçeli muayene, zorlama, muayene odasına asker bulunması, düzenli olarak ilaçların verilmemesi, mahpusa ve ailesine sağlığı ve tedavisine ilişkin bilgi verilmemesi, hastanenin mahpus koğuşlarının olumsuz koşulları, ağır hasta bakımı konusunda Adli Tıp Kurumunun olumsuz raporlar vermesi, diyet beslenme taleplerinin karşılanmaması gibi devam eden sorunlara pandemi sürecinde yenileri eklenmiştir. Bütün bu unsurlar tedaviye erişimin tamamen durmasına neden oluyor. Bu durum özellikle ağır ve kronik hastalığı olan mahpuslar bazında yaşam hakkı ihlallerine zemin hazırlıyor, hasta mahpus ölümleri artıyor.”

“Ayrımcılık sebebiyle intihar etti”

Hasta mahpusların hücre benzeri araçlarla hastaneye sevk edildiğini ve hatta son dönemde daha dar ayakta durmaya imkân vermeyen araçlarla hastaneye götürüldüğünün de derneğe iletilen ihbarlarda yer aldığı ve bunun da ayrıca bir hak ihlali yarattığı ifade edildi.

Hapishanelerdeki şüpheli ölümlere dikkat çeken Şahin, raporda sundukları ve Roman kimliğine mensup bir mahpusun uğradığı ayrımcılık sonucunda intihar ettiğini söyledi.

“Bu kişinin on iki kere yazdığı değişik başvurularda, mektuplarda durumunu anlattığı, yaşamını tehdit altında olduğunu, baskıya maruz kaldığını, özellikle roman olduğu için bir ayrımcılığa tabi tutulduğunu defaten söylemesine rağmen sonunda intihar etti denilerek yaşamının son bulmasını bu şekilde izah eden bir idareden ya da yaşamının bu şekilde son bulmasından bahsediyoruz… Bütün mahpus ölümleri aslında şüpheli ölüm olarak değerlendirilmeli.”

Talepler

Raporda, çözüm önerileri ve talepler şöyle sıralandı:

  • Ceza infaz kanunu ve hapishanelerde mahpusların yaşamını etkileyen yönetmelikler ve genelgeler insan ve mahpus haklarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli.
  • Ceza İnfaz Kanunu’nun on altıncı maddesinden, Adli Tıp Kurumu raporu şartı ve toplum güvenliği bakımından tehlike kriterleri çıkartılmalı.
  • LGBTİ+ ve mülteci mahpusların maruz kaldıkları ayrımcılık göz önünde tutularak infazdaki bu ayrımcılığın önüne geçilmeli.
  • Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin izlenebilmesi, tespit edilmesi ve önlenmesi konusunda sivil denetim uygulanmalı.”

Raporun tamamını okumak için : https://www.ihd.org.tr/wp-content/uploads/2022/10/2022-Temmuz-Agustos-Eylu%CC%88l-Marmara-Bo%CC%88lgesi-Hapishane-Raporu.pdf

İtalya’da LGBTİ+ Stratejisi Hapishaneleri de Kapsıyor

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın 8 Ekim 2022 tarihli haberine göre Fırsat Eşitliği ve Aile Bakanı Elena Bonetti 7 Ekim tarihinde yaptığı açıklamada, ‘LGBT+ insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele amaçlı bir Ulusal Strateji Belgesi’ni’ onayladıklarını duyurdu. Belgede 2022-2025 döneminde yürürlükte olacak plan hapishaneleri de kapsıyor.

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın 8 Ekim 2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:


“İtalya’da görevi birkaç hafta içinde aşırı sağcı bir iktidara teslim etmeye hazırlanan Başbakan Mario Draghi hükümeti son günlerinde, LGBT+ haklarını garanti altına alma amaçlı bir yasal belgeye imza attı.

Fırsat Eşitliği ve Aile Bakanı Elena Bonetti dün yaptığı açıklamada, ‘LGBT+ insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele amaçlı bir Ulusal Strateji Belgesi’ni’ onayladıklarını duyurdu.

2022-2025 dönemini kapsayan plan, okullar, işyerleri, cezaevleri, hastaneler gibi birçok alanda ve medyada ayrımcılığın önlenmesini öngörüyor.

Eğitim kurumlarında homofobik ve transfobik şiddet ve zorbalığın önlenmesi, istihdama erişimde ve çalışma koşullarında ayrımcılıkla mücadele, cezaevlerinde LGBT bireylerin şiddetten korunması için tedbirler sunuluyor.

Eşcinsel çiftlerin de çocuk izninden faydalanabilmesi, trans bireylerin işgücüne katılımının teşvik edilmesi isteniyor.

Ayrıca medyadaki önyargılı ve ayrımcı dil ve temsillerle mücadele de öngörülüyor.

Bakan Bonetti, belgenin ideolojik olmadığını, ‘hakları ve fırsat eşitliğini somut olarak güvence altına almayı’ amaçladığını söyledi.

İtalya’da 25 Eylül’de yapılan genel seçimleri kazanan ve bir sonraki başbakan olması beklenen Giorgia Meloni liderliğindeki aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi ise plana tepki gösterdi.

Draghi hükümetinin, görevi devretmesine kısa süre kala LGBT+ bireylere ayrımcılığı önleme planını onaylaması, Meloni yönetiminde bu alandaki hak ve özgürlüklerle ilgili endişelerle ilişkilendiriliyor.

Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri’nden milletvekili Eugenia Roccella, Draghi hükümetinin ‘’bir sonraki hükümet adına taahhütte bulunamayacağını’’ söyledi. Katolik örgütlerin eşcinsel çiftlere evlilik ve aile hakları tanınmasına karşı düzenlediği ‘Family Day’ (Aile Günü) etkinliğinin eski sözcülerinden de olan Roccella, sağ ittifakın iktidara geldiğinde meseleyi baştan ele almaya hazır olduğunu da söyledi.

Mario Draghi

İptal tepkilere yol açabilir

Aynı partiden Senatör Isabella Rauti de görev süresi bitmek üzere olan hükümetin gelecek yıllar için bir strateji belgesi sunmasını ‘vahim’ diye niteledi.

Tam adıyla, ‘Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığın önlenmesi ve mücadele için 2022-2025 Ulusal LGBT+ Stratejisi’ belgesi, tavsiye niteliğinde maddeler içeriyor. Ancak iktidara gelmesi beklenen sağ partilerin belgeyi iptal etme girişiminde bulunması, medeni hak ve özgürlüklerde geriye gidiş endişelerini alevlendirebilir ve tepkilere yol açabilir.

Birkaç hafta içinde başbakanlık görevini alması beklenen Giorgia Meloni seçim kampanyasında mevcut yasalara ve haklara dokunmak istemediğini söylemişti.

Ancak Meloni, ‘’toplumsal cinsiyet ideolojisi’’ olarak adlandırdığı hareketlere karşı çıkan, ‘LGBT lobilerinden’ şikayet eden, ‘geleneksel aileyi’ savunduğunu söyleyen bir isim. Meloni seçim kampanyasında da sıklıkla ‘Tanrı, vatan, aile’ sloganını kullanmış ve İtalyanların daha fazla çocuk yapmasının teşvik edilmesini savunmuştu.

İtalya’nın Kardeşleri’nin kültür sözcüsü olarak görev yapan milletvekili Federico Mollicone de seçim kampanyasında, eşcinsel çiftlerin ebeveynlik yapmasına karşı çıkmıştı. Çizgi film Peppa Pig’in bir bölümünde lezbiyen bir çift ile çocuklarından oluşan bir ailenin yer almasına tepki gösteren Mollicone bu bölümün İtalya’da gösterilmemesini talep etmişti.”

LGBTİ+ Mahpusların da yer aldığı ‘Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar’ raporu yayında!

CİSST LGBTİ+ ve Kadın Tematik Alan temsilcilerimizin de katkılarıyla hazırlanan Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar’ raporu 27 Eylül 2022 tarihinde yayınlandı!

17 Mayıs Derneğinin raporla ilgili hazırladığı bilgi notu aşağıda yer almaktadır:

“17 Mayıs Derneği Yoksulluk Çalışmaları kapsamında Etkiniz AB Programı desteğiyle “Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar” adlı yeni bir rapor yayımladı.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

LGBTİ+ toplumunda herkesi kesen yoksulluk meselesine bütüncül bir bakış açısıyla odaklanan ve yoksulluğa ekonomik boyutunun yanı sıra temel insan haklarına erişim çerçevesinden bakan bu rapor, mevcut durumun ortaya konulması ve bundan sonraki süreçte daha detaylı çalışmalar yapılması için bir başlangıç noktası niteliği taşıyor.

Raporun giriş kısmı şöyle:

“Yoksulluk, uzun yıllar boyunca, belirli bir gelir düzeyinin altında olmak, asgari yaşam standartlarına erişememek veya temel ihtiyaçları karşılayamamak gibi durumlarla açıklanmaya çalışıldı. Ne var ki, özellikle son otuz yılda bu geleneksel tanımın yoksulluğu açıklamakta yetersiz kaldığı anlaşıldı ve yoksulluğun yalnızca gelir eksikliği ile ilgili bir konu olmadığı kabul edildi. Yoksulluk, gelir eksikliğinin yanında eğitime, sağlık hizmetlerine, sosyal yardıma ve barınma olanaklarına erişim gibi farklı bir çok etkeni de içeren çok boyutlu bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Bu çok boyutlu yoksulluk algısı, yoksulluğun aynı zamanda kişilerin kendi hayatlarını şekillendirebileceği güce ve imkanlara erişemediği, seslerini duyuramadığı, insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne saygının olmadığı koşullarla doğrudan ilişkili olduğunu ifade eder. Bu açıdan bakıldığında yoksulluk ile insan hakları, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi kavramlar arasında bir sebep sonuç ilişkisi olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, yoksulların güvencesiz ve sağlıksız işlerde çalışmaya zorlanmaları veya sağlık hizmetlerinden yararlanamamaları yoksulluğu hak ihlalinin bir sebebi yaparken, bütün çocukların nitelikli eğitime eşit ve ücretsiz bir şekilde erişememesi yoksulluğu bir sonuç olarak karşımıza çıkarabilir. Ayrıca, devam eden ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri, kişilerin yoksulluktan çıkmalarını imkansız hale getirebilir.

Yoksulluğa insan haklarını temel alan bir açıdan yaklaşmak, dünyada ve Türkiye’de sistematik olarak ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+’ların yaşam koşullarını araştırmayı zorunlu kılıyor. Dünyada son yıllarda – sınırlı da olsa – LGBTİ+’ların yoksulluğu ile ilgili araştırmalardan elde edilen veriler, LGBTİ+’ların eğitim, sağlık, istihdam, barınma ve finansal hizmetlere erişimlerinin daha düşük olduğunu göstermekte. Bu, toplumsal hayatta maruz bırakıldıkları ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın, onları yoksulluk riskine açık hale getirdiği anlamına geliyor. Türkiye’de zaman zaman LGBTİ+’ların sosyal politikalardan nasıl etkilendiği ile ilgili çalışmalar yürütülse de ne yazık ki LGBTİ+ yoksulluğu bugüne kadar gündemimizde yeterince yer alamadı. Ancak belirli bir grup veya hak alanı üzerine yeterli bilginin olmaması, o konuda bir sorun veya hak ihlali olmadığı anlamına gelmez; aksine, veri yetersizliğine işaret eder. Dolayısıyla, yoksulluğun LGBTİ+ hak mücadelesinin temel gündemlerinden biri olarak kabul edilmesi ve LGBTİ+lara yönelik sistematik insan hakları ihlalleri ve ayrımcılık ile yoksulluk arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin verilerle ortaya konulması gerekir.

17 Mayıs Derneği olarak, Türkiye’deki mevcut ve potansiyel LGBTİ+ yoksulluğunu analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmayı üç temel aşamayla yürüttük:

1- Literatür taraması: Çalışmanın ilk adımında, yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak ele alan yerel ve uluslararası kuruluşların yayınlarını inceledik. Bunun yanı sıra, Türkiye’deki LGBTİ+’ların uğradığı ayrımcılık ve hak ihlallerini ortaya koyan raporları inceledik ve buradaki bilgileri yoksulluk kapsamında yorumladık. Mevcut raporlar, yoksulluk analizinin temel bilgi kaynağını oluşturuyor. Diğer bir deyişle, yoksulluğu farklı hak alanlarıyla birlikte değerlendirirken öncelikle bu raporlarda yer alan verilerden yararlandık.

2- LGBTİ+ hakları ve yoksulluk alanında çalışan örgütlerle toplantılar: Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa ve Mersin’den sivil toplum örgütleriyle (STÖ) iki toplantı yaptık. 21 Şubat 2022’de yaptığımız çevrimiçi toplantıda doğrudan yoksulluk ve yoksullukla ilişkili olabilecek konularda çalışan STÖ’lerle bir araya geldik. Bu toplantıda, bizim için çok yeni bir alan olan yoksullukla ilgili yapılan çalışmaları bizzat yürütenlerden dinleme şansını yakaladık. 25 Şubat 2022’deki

ikinci toplantıda ise yine çevrimiçi ortamda LGBTİ+ örgütleriyle buluşarak, LGBTİ+’ların artan ihtiyaçlarını ve örgütlerin yoksulluğu ele alırken karşılaştığı sorunları konuştuk. Literatür taramasının yanında bu toplantılar, yoksulluk ve insan haklarına ilişkin bir çerçeve çizmemize ve yoksullukla birlikte mücadele etmek için ne gibi adımları atabileceğimizi düşünmemize yardımcı oldu.

3- Odak grup toplantıları: LGBTİ+ topluluğu içindeki her grubun yaşadıkları özgün olabileceği için mevcut raporlarda yoksullukla bağlantısı en az kurulan üç gruptan – interseksler, HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar ve translar – aktivistlerle odak grup görüşmeleri yaptık. 11 Mayıs 2022 ve 18 Mayıs 2022 tarihlerinde yapılan bu toplantılarda katılımcılar, hem kendi kişisel deneyimlerinden hem de alandaki deneyim ve gözlemlerinden hareketle intersekslerin, HIV’le yaşayan LGBTİ+’ların ve transların özellikle eğitim, sağlık ve çalışma haklarına erişirken yaşadıkları ihlal ve ayrımcılıkları, bunların barındırdığı yoksulluk riskini de göz önünde bulundurarak anlattı. Aktivistlerin hem kendi kişisel deneyimleri hem de alana dair gözlemleri, “Hak ihlalleri ve ayrımcılık LGBTİ+’ları yoksullaştırıyor mu?” sorusunun yanıtını aramamıza yardımcı oldu. Ankara İstanbul, Mersin, İzmit, Balıkesir ve Bursa’dan 4 ila 6 aktivistin katıldığı toplantılar yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Bu noktada, çalışmanın kısıtlılıklarına da değinmek gerekir. LGBTİ+’ların kendi içinde çeşitlilik göstermesi (toplam nüfusun özelliklerinin bilinmemesi) ve gizliliğin korunmasına dair harcanan öncelikli çaba nedeniyle LGBTİ+’lara yönelik araştırma yürütmek kolay değildir. Bunun yanında, interseksler ve HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar yeni örgütlenmeye başladığı için sayıları fazla değil ve görüşmeye açık kişileri bulmak çok zor. Dolayısıyla odak grup toplantılarına katılan kısıtlı sayıda insanın tüm LGBTİ+ topluluğunu temsil ettiğini söyleyemeyiz. Yine de bu sorunu aşmak için katılımcıları alanda çalışan aktivistlerden seçtik ve toplantıda anlattıkları sayesinde tekil örneklerin ötesine geçip LGBTİ+’ların yaşadıklarına dair detaylı bilgiler edinebildik. Hiç kuşku yok ki, LGBTİ+’lar içindeki her grubun yoksulluk riskinin ayrı ayrı değerlendirildiği daha detaylı çalışmalara ihtiyaç var.

Elinizdeki yayın, beş bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, yoksulluğu kısaca tanımlayıp insan hakları açısından ne ifade ettiğinden bahsedeceğiz. İkinci bölüm, Türkiye’de son yıllarda artan yoksulluğu temel ekonomik göstergeler ışığında inceliyor. Üçüncü bölümde, belli başlı hakları kullanırken yaşadıklarından yararlanarak LGBTİ+’ların karşı karşıya olduğu yoksulluk riskinden bahsedeceğiz. Dördüncü bölümde sivil toplum örgütlerinin artan yoksulluk karşısında sürdürdüğü çalışmaları özetleyeceğiz. Son bölüm ise bütün bu süreçten öğrendiklerimizden hareketle hazırladığımız kısa bir değerlendirmeden oluşuyor.

Kısa sürede sınırlı olanaklarla hazırladığımız bu yayının LGBTİ+ hareketinin yoksullukla ilgili çalışmalarına bir altyapı oluşturmasını ve yeni araştırmalar ile savunuculuk faaliyetlerine vesile olmasını umuyoruz.”

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑