“Evlerinden uzaktaki cezaevlerinde kalanlar aileleriyle görüşemiyor.”

Deutsche Welle Türkçe’nin 23.01.2022 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“Türkiye’de artan hayat pahalılığı ve ekonomik kriz en çok onları etkiledi. Çoğunluğu alt gelir grubundan olan mahpus aileleri parasızlık yüzünden evlerinden uzaktaki cezaevlerine sevk edilen yakınları ile görüşemiyor.

“Kardeşimin yüzüne hasretim. Herkes gidip kardeşini görüyor. Ben bu şehirde cezaevinin yanından geçerken bile çok hasret çekiyorum.”

Diyarbakır’ın Şehitlik Mahallesi’nde, oldukça bakımsız ve eski bir apartmanda yaşayan 54 yaşındaki Müzeyyen Aycan, dört yıldır cezaevinde olan kardeşi Hasan Yılmaz’a olan hasretini bu sözlerle ifade ediyor. Hasret çekiyor çünkü Diyarbakır Cezaevi’nde yatan kardeşi, iki yıl önce isteği dışında bin 250 kilometre uzaklıktaki Karabük Ceza İnfaz Kurumu’na nakledilmiş. İki kez kalp krizi geçiren ve ayakları rahatsız olan Aycan da iki yıldır parasızlık yüzünden kardeşini ziyaret edememiş. Üç çocuk annesi olan Müzeyyen Aycan, eşi kendilerini terk ettiğinden beri akraba yardımlarıyla, zar zor geçimini sağlamaya çalışıyor. İki odalı evinin duvarları rutubet ve soğuktan küflenmiş, pencerenin altındaki duvarın boyası da içeri sızan yağmur damlalarından iyice dökülmüş. Binalarında doğal gaz var ancak paraları olmadığı için kombi alamamış ve hattı evin içine getirememiş. Tek göz odada bir battaniye ve elektrik sobasıyla ısınıyor. Aylık 600 lira olan kirasını bile uzun zamandır ödeyemeyen Aycan, bin 250 kilometre uzaktaki cezaevine nasıl gidebileceğini de bilmiyor.

Ekonomik krizin yarattığı dram

Türkiye’de son zamanlarda artan hayat pahalılığı beslenmeden barınmaya, giyimden ulaşıma kadar yaşamın birçok alanında olumsuz etkiler yarattı. Krizden etkilenenler sadece az kazançla hayatını sürdürmeye çalışanlar değil. Yaklaşık 300 bin kişinin tutuklu ve hükümlü olduğu Türkiye’de yakınları cezaevlerinde bulunan aileler de krizi en çok hissedenlerden. Özellikle evlerinden uzak cezaevlerine sevk edilen mahpusların aileleri, hayat pahalılığının hızla artması ile birlikte insani bir dram yaşamaya başladı. Müzeyyen Aycan da o dramın mağdurlarından biri. Ayda bir kez kardeşini ziyaret etmek için en az bin liraya ihtiyacı var. Hiçbir geliri olmadığı için de kardeşini daha ne kadar zaman göremeyeceği konusunda bir fikri yok:

“İmkânım olsa her ay ziyarete giderdim. Kardeşim içeride çok üzülüyor. Elden bir şey de gelmiyor. Çok zor durumdayız. Evimizde çalışan kimse yok. Oğlum eve ekmek getirmek için okumayı bıraktı. Sonra o da hastalandı, çalışamıyor. Ben kendi halime acımıyorum. Kardeşime üzülüyorum. Hep onu görmek istiyorum.”

Uzağa sevk cezalandırma yöntemi mi?

Ağır ekonomik koşullar, ailelerin uzak cezaevlerindeki yakınlarıyla görüşmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bu durum da evlerinden uzaktaki cezaevlerine sevk edilen tutuklu ve hükümlülerin mağduriyetini gün geçtikçe artırıyor. Sayıları tam olarak bilinmiyor. Hak örgütlerine göre, binlerce tutuklu ve hükümlü, güvenlik gibi gerekçelerle ailelerinden uzak şehirlere naklediliyor. Bu durum da genellikle alt gelir grubundan olan ailelerin mağduriyetini gün geçtikçe büyütüyor. Ceza İnfaz Sistemi’nde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Koordinatörü Berivan Korkut’a göre, evlerinden uzak cezaevlerine yapılan sevkler, hem tutuklu ve hükümlüler hem de ailelerine yönelik cezalandırma yöntemi:

Berivan Korkut

“Ailelerinden uzak yerde tutulan mahpuslar için bu gerçekten çok ciddi bir krize dönüşmüş durumda. Mahpusların ailelerinden çok uzaklara sevk edilmesinin, ısrarlı başvurulara rağmen yakın yerlere geri gönderilmemesinin, ailelere ve mahpuslara yönelik bir cezalandırma olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca adli mahpuslarda da herhangi bir sorun çıkarsa, ‘Seni sürgün ederiz. Ailenden uzak yere göndeririz’ gibi tehditlerde bulunulduğunu biliyoruz. Bir şekilde hapishanede sorun yaşayan insanların ailelerine çok uzak yerlere sevk edildiğini söylemek mümkün.”

İki oğlu da 1500 kilometre uzakta

Korkut, bir mahpusun ailesinden uzak bir şehre gönderilmesinin ceza içinde “ikincil bir cezalandırma” olduğunu düşünüyor. Korkut’a göre, yol masrafları, cezaevine götürülecek ihtiyaçlar, birden fazla kişi görüşe gidiyorsa onların masrafları nedeniyle, birden fazla bireyi hapiste olan aileler önemli sorunlarla mücadele ediyor. O ailelerden biri Diyarbakır’ın Lice ilçesindeki küçük bir barakada yaşıyor. Tarımla uğraşarak geçimini sağlayan 65 yaşındaki anne M.A. kendi deyimiyle “zindandaki” çocuklarına zarar gelmemesi için adının ve çocuklarının hangi cezaevinde olduğunun yazılmamasını istiyor. Çocuklarının kendisinden bin 600 kilometre uzaklıktaki bir cezaevine gönderildiğini söyleyen acılı anne, “İki oğlunuz niye cezaevinde?” sorusuna, “Siyasi” diye cevap veriyor. M.A. ağır cezalar alan çocuklarını görme umudunu kaybettiğini söylüyor:

“Artık umudum kalmadı. Ekmek almaya bile zorlanıyoruz. Nereden para bulup, oralara kadar gideceğim? Haftada bir kez çocuklarımın sesini duyuyorum. Ama artık onların yüzünü görme umudum yok. Ölmeden önce son bir kez çocuklarımı görmek istiyorum.”

“Bir yönetmelikle değişebilir”

Ağır ekonomik koşullar, dışarıdaki aileler kadar içerideki mahpusları da etkiliyor. Alım gücü düşen çok sayıda aile, cezaevindeki yakınına ekonomik destekte bulunamıyor, bu da tutuklu ve hükümlülerin en temel ihtiyaçlarını karşılayamamalarına yol açıyor. CİSST’e göre, ağırlaştırılmış müebbet cezası olduğu için veya LGBTİ+ olduğu için tek başına tutulan ve aile desteği sınırlı olan tutuklu ve hükümlüler, daha büyük bir yoksulluk yaşıyor. CİSST Koordinatörü Korkut, temizlik malzemesi, ek gıda ve diğer ihtiyaç maddelerine erişimde ciddi sıkıntılar yaşandığını belirtiyor. Korkut, aileleri de cezalandırmak anlamına gelen bu yöntemin yasal düzenlemelerle ortadan kaldırılabileceği görüşünde:

“Mahpusu ailesinden uzağa göndermek, hapishane yönetimlerinin kullandığı cezalandırma yöntemi. Kişilerin ailenin ikamet ettiği belli bir bölge dışında başka hapishanelere sevk edilmemesi konusunda yönetmelik değişikliğine gidilmesi gerekir. Aksi halde bu görünmeyen ikincil bir cezalandırma olarak kullanılmaya devam edecek. Pandemi döneminde isteğe bağlı sevkler kapalıyken bile çok sayıda siyasi mahpusların koğuşları ve kurumları değiştirildi. Bu durum, mahpus kadar aileyi cezalandırma şeklinde oluyor.”

“Kardeşimi bir kez görseydim, sonra ölseydim”

Tutuklu ve hükümlü ailelerinin, çocuklarının evlerine yakın cezaevlerine getirilmesi için gösterdikleri çabalar da sonuçsuz kalıyor. Müzeyyen Aycan da kardeşinin Diyarbakır’a getirilmesi için defalarca adliyeye gitmiş, dilekçeler yazmış, çalmadık kapı bırakmamış. Ancak hiç kimse derdini dinlememiş. Onun tek isteği, haftada bir kez kardeşini görebilmek. Bunun için de herkesten yardım istiyor:

“Keşke kardeşimi bir kez görseydim, sonra da ölseydim. Abla olarak ona kazak bile götüremiyorum. Dua etmekten başka bir şey yapamıyorum. Allan rızası için kimin sözü para ediyorsa bize yardım etsin, kardeşimi buraya getirsin. Herkes kardeşini görüyor. Bu şehirde cezaevinin yanından geçerken hasret çekiyorum. Bize yardım eden kimse yok. Biz çok çaresiziz, çok mağduruz, çok perişanız. Eğer bir kuruş param olsaydı, gece demeden, şimdi çıkıp kardeşime giderdim.”

Felat Bozarslan/Diyarbakır

© Deutsche Welle Türkçe

“Banksy, ünlü yazar Oscar Wilde’ın tutulduğu hapishaneyi satın almak için 10 milyon sterlin teklif etti”

NTV Haber’in 06.12.2021 Tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“İngiliz sanatçı Banksy, bir zamanlar İrlandalı yazar Oscar Wilde’ın “ağır ahlaksızlık” iddiasıyla parmaklıklar altında tutulduğu Reading Hapishanesi’ni, sanat merkezine dönüştürmek için satın almak istediğini duyurdu. Sokak sanatçısı, hapishanenin 10 milyon sterlinlik (yaklaşık 182 milyon lira) fiyatını ödeyeceğine söz verdi. Bansky’nin teklifi, birçok siyasetçi, sanatçı ve aktivist tarafından olumlu karşılandı.

İngiliz sokak sanatçısı Banksy, 19. yüzyılın ünlü yazarlarından biri olan Oscar Wilde’ın tutulduğu Reading Hapishanesi’ni  satın almak istediğini açıkladı.

Günümüzün en önemli sanatçılarından biri olan Banksy, bu kapsamda 10 milyon sterlin (yaklaşık 182 milyon lira) teklif etti.  

“ONU YOK EDEN YERİ BİR SANAT SIĞINAĞINA DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”

Bununla birlikte, Banksy’nin katkısı ise Reading İlçe Meclis’ininkiyle birlikte, eski hapishane için yapılan teklifi tahminen 12,6 milyon sterline çıkaracak.

Banksy, Wilde’ın “sihir yaratmak için iki zıt fikri bir araya getirmenin koruyucu azizi” olduğunu belirterek, “Onu yok eden yeri bir sanat sığınağına dönüştürmek o kadar mükemmel hissettiriyor ki, bunu yapmak zorundayız” dedi.

Ünlü yıldızlar da Banksy’e destek verdi. Bu isimler arasında Judi Dench, Sir Kenneth Branagh, Kate Winslet ve Natalie Dormer öne çıkıyor.

ESERİN ŞABLONUNDAN GELECEK

Diğer taraftan Banksy, 10 milyon sterlin’i Reading Hapishesi’nin duvarına yaptığı resmin şablonunu satarak elde edebileceğini açıkladı. 

Banksy’nin hapishane duvarına yaptığı figür, hapishaneden uç uca eklediği çarşafından sonuda bir daktilo bulunan bir yazarın yüzleştiği baskıdan kurtuluşunu temsil ediyor.

“Climbing Rope” adlı söz konusu eser, bu ayın başlarında sanatçı Grayson Perry’nin Channel 4 serisi Grayson’s Art Club için düzenlediği serginin bir parçası olarak Bristol Müzesi ve Sanat Galerisi’nde sergilendi.

OSCAR WİLDE’IN TUTUKLANMA SÜRECİ

Wilde, Lord Alfred Douglas ile olan eşcinsel ilişkisi ortaya çıkınca ağır ahlaksızlıkla suçlanarak mahkum edildi. 1895-1897 yılları arasında Reading Hapishanesi’nde tutuldu. 

Hapsedilirken, eski sevgilisine yazdığı mektuplardan oluşan “De Profundis” yazdı ve serbest bırakıldıktan sonra orada geçirdiği zamanı “The Ballad of Reading Gaol”(Reading Zindanı Baladı) adlı eserinde anlattı.

Hapishane ise İngiltere Kralı 1. Henry tarafından kurulan bir manastır olan Reading manastırının bulunduğu yere inşa edildi. Henry’nin sunağın altına gömüldüğüne inanılıyor ve naaşının  şimdi hapishane otoparkının veya duvarlarının altında olduğu düşünülüyor.

Öte yandan, Reading East’ten İşçi Partisi Milletvekili Matt Rodda, hapishaneyi sanat merkezi olarak kullanma fikrini desteklediğini ve bu hafta bakanları teklifi parlamentoda sunacağını söyledi:

EDEBİYAT VE LGBT TARİHİNİN KESİŞTİĞİ YER

“Tarihin şaşırtıcı katmanları var. Edebiyat tarihi, LGBT topluluğun tarihi ve Oscar Wilde’ın geçmişi birleşiyor.Ama aynı zamanda bazı yerel ve ulusal Viktorya sosyal tarihi var. Tüm bunlar İngiltere’nin geri kalanıyla da bağlantılı. Pek çok nedenden dolayı, bu binanın sadece yıkılıp apartman  ya da başka bir şeye dönüştürülmesi yerine, korunup yapıcı bir şekilde kullanılması kesinlikle en doğrusu.”

KABUL EDİLMEMESİ SUÇ OLUR

Reading’deki Rabble tiyatrosunun sanat yönetmeni Toby Davies, Adalet Bakanlığı’nın sanatçının teklifini geri çevirmesinin suç olacağını söyledi. Davies, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Banksy, kamu yararı için doğrudan Adalet Bakanlığı’na gidecek inanılmaz miktarda para teklif ediyor. Banksy’nin teklifi olağanüstü ve Adalet Bakanlığı bunu reddederse, bunu bir suç eylemi olarak kabul ederim” diye konuştu.”

“Pandemide Bir Yıl Nasıl Geçti? : Mahpuslar ilaca ulaşamadı, doktora görünemedi”

İstanbul – BİA Haber Merkezi 08 Şubat 2022 tarihli CİSST 2020 yılı raporumuzla ilgili haberi sizlerle paylaşıyoruz:

“CİSST’in yıllık raporuna göre, pandeminin başladığı 2020 yılında hapishanelerde en çok öne çıkan problemlerden biri, sağlık hakkına erişimde yaşanan ihlaller oldu.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil toplum Derneği (CİSST), pandemi döneminde hapishaneden iletilen şikayetleri derlediği ikinci yıllık raporunu açıkladı.

Raporda, COVID-19 salgını ile hapishanelerde alınan COVID-19 önlemleri, infaz düzenlemeleri ve mahpusların yaşamlarını doğrudan etkileyen hapishane koşulları değerlendirildi.

Hak ihlalleri ve özel ihtiyaç sahipleri

Pandeminin başladığı 2020 yılını kapsayan rapor, İsveç Büyükelçiliği’nin desteğiyle gerçekleşen “Türkiye’deki Hapishane ve Mahpusların Koşullarının Uluslararası İnsan Hakları ve Değerleriyle Uyumlu Şekilde İyileştirilmesi” projesi kapsamında yazıldı.

Raporda, karantina koğuşları, ısıtma ve aydınlanma, hijyen, tuvalet-banyo, yemek, yatak-yastık başlıklarında hapishanelerdeki durum anlatılıyor. Başka bir başlıkta da sevkler, çıplak arama, görüş-yayın kısıtlamaları gibi hak ihlalleri sıralanıyor. İşkence ve kötü muameleye dair kısımda da mahpusların maruz kaldığı ihlaller yer alıyor.

Raporun ikinci bölümünde de özel ihtiyaç sahibi mahpuslar olarak tanımlanan grupların -çocuk, kadın, LGBTİ+, engelli, ağırlaştırılmış müebbet, öğrenci, işçi ve yabancı uyruklu mahpuslar- kendi özgül durumlarından da kaynaklı karşılaştıkları problemler, COVID-19 salgınının bu grupları özelde nasıl etkilediği ve CİSST’e ilettikleri kötü muamele vakaları ele alındı.

205 hapishaneden 1528 mahpus

Hapishanelerde izleme yapma imkanlarının sivil toplum örgütlerine kapalı olması sebebiyle CİSST’in bilgi kaynaklarını mektuplaşma, danışma hattı başvuruları, aile ve yakınlardan edinilen bilgiler ve avukat görüşleri oluşturuyor. Bu yöntemlere ek olarak bilgi edinme başvuruları, soru önergeleri ve araştırma önergeleriyle hapishanelerin durumunu takip ediyorlar.

CİSST 2020 yılında yeni açılan hapishaneler de dahil olmak üzere 205 farklı hapishaneden 1528 mahpusa ulaşmıştı. Avukat ziyaretleri ise, pandemi önlemleri kapsamında ancak 2020 yılının sonlarında yapılabildi. Bu ziyaretler dışında mahpusların yaşadığı sorunlar ve hak ihlali iddiaları yoğun olarak danışma hattı ve mektuplaşma çalışmaları ile aktarıldı.

“Hapsetmenin alternatifleri tartışılmalı”

Türkiye hapishanelerinin 2020 yılındaki durumunun ve insan hakları koşullarının değerlendirilmesi için hazırlanan raporun sonuç bölümünde şu değerlendirmeler yer aldı:

  • 2020 yılında COVID-19 salgınının tüm dünyada ve hapishanelerde hızla yayılmasıyla kapatılma mekânlarının koşulları daha yakıcı bir gündem haline geldi.
  • Hapishanelerin kapasitesinin yaratacağı bulaş riskleri, mahpusların pandemi koşullarında sağlık hakkına ve diğer tüm haklara eşit şekilde erişebilmelerinin gerekliliği, hapsedilmenin alternatiflerinin tartışılmasına da olanak yarattı.
  • İlk vakanın 2020 yılının Mart ayında görülmesiyle beraber hapishane sisteminin salgının etkisiyle yeniden değerlendirilmesi ve bulaş riskini asgariye indirmek için alınan önlemler oldu. Hapishanelerin kapasitesinin düşürülmesi için infaz değişikliği kanunlaştı fakat içeride kötü muamele ve hak ihlalleri devam etti.
  • Salgına hazır olmayan sistem, hapishaneden hapishaneye değişen uygulamalar ve bu uygulamaların denetlenmemesi birçok ihlale zemin hazırladı.
  • COVID-19 önlemleri mahpuslardan mektup almayı ve mahpuslara mektup göndermeyi geciktirdi, veriye erişim imkânı önceki senelerle karşılaştırıldığında daha da zorlaştı.
  • İletişimin kesintiye uğraması insan hakları ihlallerinin yaygınlaşmasına zemin hazırladı.
  • Mahpusların hem hapishane içinde atölye, etkinlik, sohbet gibi haklarının askıya alınması sebebiyle diğer mahpuslarla hem de hapishane dışında görüş ve telefon haklarındaki düzenlemelerle yakınlarıyla olan iletişimleri kısıtlandı.
  • Dış dünya ile iletişimleri de gazete, TV ve radyoya erişememeleri sebebiyle engellendi.
  • Salgınla birlikte hapishanelerin ve koğuşların dezenfekte edilmesine, mahpusların ve hapishane çalışanlarının kullandığı ortak alanlarda gerekli hijyen önlemlerinin alınmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Hijyenin sürekli sağlanmasında ve mahpusların hijyen kitlerine ulaşabilmesinde birçok problem yaşandı.
  • Hijyen önlemleri, koğuşlarda olduğu gibi mahpusların risk altında oldukları karantina koğuşlarında da yetersiz kaldı.
  • Mahpusların hapishanelerde yeterli ve dengeli beslenmesi, vitamin ve besin takviyeleri ile bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi önemli hususlardan biriyken günlük ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli besine erişmek ve dışarıdan tedarik edebilmek zorlaştı.
  • 2020 yılında öne çıkan problemlerden bir diğeri sağlık hakkına erişimde yaşanan ihlallerdir. Çoklu hastalıkları olan, ağır hasta ve yaşlı mahpuslar için salgının muhtemel etkileri fazlasıyla risk arz ederken tedaviye sürekli erişimde ve mevcut hastalıklarının takibinde sorunlar yaşandı.
  • Mahpuslar ilaçlarına ulaşamamış, revire çıkamamış, doktorlara şikayetlerini aktaramamış, hastaneye sevkleri gerçekleşmemiş ve ağır hasta mahpuslara Adli Tıp Kurumundan hapishanede hayatlarını yalnız idame ettiremeyeceği yönünde raporlar olmasına rağmen evde tedavi imkânı sağlanmamıştır.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

(AS)”

Panel: Tutsak Kadın ve LGBTİ+’larla Dayanışmanın Yolları

KaosGL LGBTİ+ Haber Portalı’nın paylaştığı CİSST LGBTİ+ Tematik Alan Temsilcisi Meriç G. Doğan’ın da konuşmacılar aarasında yer aldığı “Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, “Tutsak Kadın ve LGBTİ+’larla Dayanışmanın Yolları”nın konuşulacağı” panelin duyurusunu sizlerle paylaşıyoruz:

“Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’nun 15 Ocak Cumartesi, saat 14:00’da çevrimiçi gerçekleştireceği etkinlikte “Tutsak Kadın ve LGBTİ+’larla Dayanışmanın Yolları” konuşulacak.

Platform etkinliği şöyle duyuruyor:

“Cezaevlerinden gelen intihar ve hak ihlalleri haberlerini konuşmak için; Garibe Gezer’e ne oldu diye sormak için; Aysel Tuğluk’un demans teşhisine rağmen tahliye edilmemesini konuşmak için; cezaevlerinde siyasi tutsakların ve özellikle kadınların ve LGBTİ+ların pandemi ve yükselen faşizmin etkisiyle yaşadıklarını ortaya çıkarmak için; göçmen kadınların geri gönderme merkezlerinde ne tür ayrımcılıklara maruz kaldığını öğrenmek için; ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınlara yönelik cezalandırma politikasını tartışmak ve neler yapabileceğimizi konuşmak için bir araya geliyoruz.

“Nice zamandır cezaevi koşullarının kötüleştiğini, kötü muamele ve işkencenin yaygınlaştığını, özellikle kadın ve LGBTİ+ tutsakların çıplak arama, cinsel şiddet ve ayrımcılığa maruz kaldığını duyuyoruz. Son olarak, 1 ayda 7 kişinin cezaevinde ölüm haberini aldık! Cezaevi bir çeşit ölüm cezası haline mi getiriliyor? Pandemi bahanesiyle iyice kısıtlanan görüş hakları nedeniyle sağlıklı bilgi almanın giderek zorlaştığı koşullarda, devlet gözetiminde tutulan kadın ve LGBTİ+ tutsakların, siyasi mahkumların, göçmenlerin, hayatını savunduğu için cezaevinde olan kadınların neler yaşadığını, tek kişilik hücrelerde insanların nasıl ölüme terk edildiğini ve buna engel olmak için neler yapabileceğimizi merak ediyoruz.”

Panelin programı şöyle:
14.00 – 14.10: Giriş
14.10-14.20: Eren Keskin – Gözaltında Taciz ve Tecavüz
14.20-14.30: Sevda Çelik Özbingöl – Tutsak Kadınların Yaşadığı Hak İhlalleri
14.40-14.50: Meriç Eyüboğlu – Hayatına Sahip Çıkan Kadınlar
14.50-15.00: Esin Bozovalı – Geri Gönderme Merkezinde Göçmen ve Mülteci Kadınlar
15.00-15.10: Meriç G. Doğan – Mahpus LGBTİ+’ların Yaşadığı Hak İhlalleri
15.10-15.25: ARA
15.25-16.00: Forum”

“Trans mahpuslar: Cezaevi koşulları, hak ihlalleri, mücadele yöntemleri”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20-23 Mayıs 2021 tarihinde düzenlediği Salgın Sonrası Dönemde İnsan Hakları Gündemi sempozyumunda Hazal Akpınar’ın “Trans mahpuslar: Cezaevi koşulları, hak ihlalleri, mücadele yöntemleri” başlıklı sempozyum bildirisi Türkçe ve İngilizce olarak yayınlandı.

Bildirinin sonuç bölümü aşağıdaki gibi:

“Bazı durumlarda örgütler ve aktivistler bir kişinin ya da grubun yaşadığı bir hak ihlaline anlık tepki vererek onu anında çözmeyi hedeflemektedirler. Ancak mektupların gecikmesi ya da cezaevinden bilgi alınmaması bu doğrudan müdahaleyi zorlaştırmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi mektupların geç ulaşması ya da hiç ulaşmaması hak savunusunun niteliğini ve doğrudanlığını etkilemektedir. Bilginin dışarı çıkmaması aktivistleri ve kurumları cezaevinde yaşananlara dair karanlıkta bırakmaktadır ve etkili bir savunu geliştirilmesini engellemektedir. Çoğu durumda avukatı ya da vasisi olmayan kişi yaşadıklarını kamusallaştıramamakta, doğru bir mücadele örgütlenememektedir. Bu durumda da mahpuslar bir hak ihlali döngüsünün içinde kalmaktadırlar.

İletişimden kaynaklanan aksamalar, sıkıntılar ve cezaevinin sansür mekanizması hak ihlallerine doğru zamanda müdahale etmeyi, bunları kamusal alana taşımayı ve mahpusun yaşam koşullarını düzeltmeyi engellemektedir. Öte yandan faillerin cezasız kalmasına ve mahpusun failin nefretine daha açık hale gelmesine neden olmaktadır. İkili cinsiyet sisteminin yarattığı zorluk, trans medikalizm ve cezaevinin trans mahpusların güvenliğini sağlayamaması nedeniyle verilen mücadeleler nihayete erememektedir, kazanım sağlanamamaktadır. İletişimden kaynaklanan zorluklar hak mücadelesinin kamusallaştırılmasını zorlaştırdığı için devlet ve kurumlar üzerinde etkili bir baskı oluşturulamamaktadır ve trans mahpuslar cezaevinde kendi başlarına kalmaktadır. Devlet LGBTİ+ mahpuslar özelinde bir çözüm yolu geliştirmemektedir.

Son yıllarda, yani 2015’ten beri bir pembe hapishane, LGBTİ+ hapishanesi yapımı gündeme gelmiştir (Demirbaş 2016; Koyuncu 2015). Güvenlikleri ve refahları bahane edilerek cis- heteroseksüel olmayan herkesi bir hapishaneye koymak gibi bir çözüm ortaya atılmıştır. Çalışmamdan çıkan sonuca göre LGBTİ+ mahpuslar için bir cezaevinin olup olmaması gerektiği sorusuna şu şekilde cevap verilebilir:

Öncelikle esas sorun cezaevinin kendisi, yani onun örgütlenişidir (Foucault 2015). Cezaevlerinin yönetiminde ve işleyişinde en göze çarpan özellik keyfiliktir. Yasal boşluklar, mesela nefret suçunun tam olarak tanımlanmamış olması, transları kapsayıcı koruyucu bir yasa olmaması cezasızlığa neden olmaktadır. Buna bir de cezaevinin bilgi paylaşma konusunda isteksiz olması ve şeffaf olmaması eklenince cezaevleri dokunulamaz ve nüfuz edilemez katı bir yapı haline gelmektedir. Cezaevlerinin kapalılığı, nüfuz edilemezliği ve şeffaf olmaması yanında bir diğer özelliği de devletin dışında bir devlet gibi işlemesidir. Gardiyanlar cezasızlık, korunma ve yönetimdeki keyfi uygulamalar nedeniyle kendilerini adaleti sağlayan ve cezayı veren kişiler olarak görmektedirler ve bu şekilde davranmaktadırlar. Gardiyanları, yönetimi dahi LGBTİ+ kişilerden oluşturulmuş bir cezaevinde nihayetinde bu iktidar yapısı korunacaktır ve yeniden üretilecektir. Translığın kültürel inşası cezaevi içerisinde yeniden kurulacaktır.

Öte yandan sadece LGBTİ+ mahpusların yerleştirildiği, “işaretlenmiş” bir hapishane onları dışarıdan gelebilecek şiddete daha açık kılmaktadır. Zaten kamusal alandan dışlanan transların böylece tekrardan bir ayrımcılığa ve yalnızlaştırmaya maruz kalmaları ve toplumdan dışlanmaları tehlikesi ortaya çıkacaktır.

Devletin makro politikaları cezaevinin mikro politikasını etkiler. Örneğin İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve devletin “LGBTİ’ler yoktur” söylemi cezaevindeki mahpusları da şiddetin ve ayrımcılığın (ve yok saymanın) hedefi haline getirmektedir. Çünkü devletin söylemleri transfobiyi beslemekte ve cezasızlığın teminatını vermektedir. Bir LGBTİ+ hapishanesi devlet nezdinde onların kabul edilmesi değil, aksine izole edilerek kapatılmasıdır.

Trans mahpuslar ele alındığında, FB’nin belirttiği gibi, “katmanlı bir ötekilik” ve dolayısıyla “katmanlı bir maruz bırakılmışlık” mevcuttur. Kapatılma halinin yanında cinsiyet kimliklerine yönelik bir baskı, transfobi kaynaklı şiddet ve kötü muameleye maruz kalmaktadırlar. Sosyalleşebilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri bir yer olmadığı gibi bedenlerine de müdahale edilen, bedenleri biçimlendirilen mahpuslar olmaları bakımından trans mahpusların durumu kendine özgü yanlar içermektedir. Transların deneyimlerini şekillendiren tahakküm yapısı genital temelli yerleştirme ve sınıflandırma, translara yönelik şiddetin ve baskının cezasız kalması gibi sebeplerden dolayı eşzamanlı, çok yönlü ve katmanlıdır. Onları merkezine alan bir mücadele de mahpusları analitik bir yapıya yerleştirmeden, farklı mahpusluk durumları göz ününe alınarak geliştirilmelidir. Eşitlikle birlikte farklılığın da vurgulanması gerekmektedir. Çünkü sabitleşmiş kimlik kategorilerini ve göstergeleri reddederken bir üst- kimlik olarak translığın kurulması ve yerleştirilmesinden kaçınmak önemlidir.

Kaynakça

Demirbaş, H. B. 2016. Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak. İstanbul: TCPS Kitaplığı.

Foucault, M. 2015. Hapishanenin Doğuşu. Çev. Mehmet Ali Kılıçbay. İstanbul: İmge.

Koyuncu, R. 2015. Voltaçark. İstanbul: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği. “

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑