“Trans kadın mahpus Buse, 31 gündür ölüm orucunda!”

BASIN BÜLTENİ
05.07.2018
Trans kadın mahpus Buse, 31 gündür ölüm orucunda!
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’nde tutulan trans kadın mahpus Buse, tüm hukukî prosedürleri yerine getirmesine rağmen cinsiyet uyum operasyonu için hastaneye sevk edilmediği için 31 gündür ölüm orucunda. Buse’nin cinsiyet uyum operasyonu için hukukî süreci takip eden avukatlar ve aktivistler, bugün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına, Buse’nin hukuk mücadelesini takip eden İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) ve Hapiste LGBTİ+ Ağı’ndan Derya Özata ve LGBTİ+ hareketinden aktivistler katıldı. Trans mahpus Buse’nin hukukî süreci hakkında bilgi veren avukatlar, Buse’nin yasal hakkı olan cinsiyet uyum operasyonunun, Adalet Bakanlığı’nca keyfî bir şekilde engellendiğini, bu müdahalenin birçok trans mahpusu hak gasbına uğrattığını ve bakanlığın bu hukuksuz işleme derhal son vermesi gerektiğini ifade etti.
Basın açıklamasını okuyan Derya Özata, “Buse, bu keyfî tutum ve zorlama karşısında, bugün itibarı ile ölüm orucunun 31. gününe girmiş durumda. Kendisine başka çare bırakılmayan Buse’nin, bedenini ölüme yatırmaya zorlandığı, başlı başına bir hukuksuzluk örneği olan bu süreci endişe içerisinde takip ediyoruz. Ölüm orucunu sürdüren arkadaşımız Buse üzerinde geçici ya da kalıcı, olası tüm psikolojik ve bedensel hasarlardan, doğrudan mahkeme kararına rağmen, sağlık hakkına erişime engel teşkil edici kararlar alan Adalet Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğumuzu ifade ediyoruz” diye konuştu.
KADAV ve Hapiste LGBTİ+ Ağı’ndan Özata, “Buse’nin arkadaşları olarak, bu dayatmayı ve keyfî tutumu, alenen işkence olarak tanımladığımızı, Buse’ye uygulanan bu işkence son bulana kadar ve Buse, yasalarla güvence altına alınmış hakkını gerektiği gibi kullanana dek sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Adalet Bakanlığı’nı da hukuksuzluktan değil, adaletten yana tavır almaya davet ediyoruz” dedi.
Aktivistler, trans mahpus Buse ve hapishanelerde Buse ile aynı sorunları yaşayan tüm trans mahpuslarla dayanışma çağrısında bulundu.
Medenî Kanun ne diyor?
Madde 40 – Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.
 
Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.
———— BÜLTENİN SONU ————
 
*İletişim için:  0535 354 75 15 (Derya Özata)
Toplantıda okunan basın açıklamasının tam metni:
 
Basına ve kamuoyuna,
05.07.2018
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’nde tutulan ve cinsiyet kimliğini mahpusluk döneminde tanımlayan trans kadın arkadaşımız Buse, lehte mahkeme kararı ve doktor raporu olmasına rağmen, hakkı olan cinsiyet uyum operasyonu için hastaneye ısrarla sevk edilmiyor. Buse’nin yasal hakkı olan cinsiyet uyum operasyonu, bizzat Adalet Bakanlığı tarafından “operasyon hayatî öneme sahip değil”, “operasyonun aciliyeti yok” gibi sözde gerekçeler ile engelleniyor. Buse, bu keyfî tutum ve zorlama karşısında, bugün itibarı ile ölüm orucunun 31. gününe girmiş durumda. Kendisine başka çare bırakılmayan Buse’nin, bedenini ölüme yatırmaya zorlandığı, başlı başına bir hukuksuzluk örneği olan bu süreci endişe içerisinde takip ediyoruz. Ölüm orucunu sürdüren arkadaşımız Buse üzerinde geçici ya da kalıcı, olası tüm psikolojik ve bedensel hasarlardan, doğrudan mahkeme kararına rağmen, sağlık hakkına erişime engel teşkil edici kararlar alan Adalet Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğumuzu ifade ediyoruz.
Aynı konuda, daha önce de resmî kurumlara yaptığı başvurulardan herhangi bir yanıt alamamasına karşılık, 30 günlük ve 60 günlük olmak üzere, iki ayrı açlık grevi direnişinde bulunan Buse, devletten bir “iyilik” beklentisi içerisinde değil. Buse, Medenî Kanun’un 40. maddesinde “cinsiyet değişikliği” olarak yer bulan cinsiyet uyum operasyonu için tüm prosedürleri yerine getirmiştir: Tüm bu işlemler cezaevinde bulunduğu süreç içerisinde tamamlanmış; Buse kendi çabasıyla Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, “cinsiyet değiştirme izni” talep etmiştir. Mahkeme, Buse’yi Adlî Tıp 6. İhtisas Kurulu’na sevk etmiş ve Adlî Tıp 6. İhtisas Kurulu, 21 Temmuz 2017 tarihli raporu ile “Kişinin transseksüel yapıda olduğu ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından uygun olduğu” şeklinde durum tespiti yapmış ve mahkeme de bu raporu dayanak alarak Buse’nin cinsiyet uyum operasyonu için izin kararı vermiş ve bu karar kesinleşmiştir.
Tüm bu hukukî sürece rağmen, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılığı yasaklayan 14. maddesine aykırı bir biçimde, Buse için verilen raporun yetersiz olduğuna karar vermiştir. Bu süreç zaten yıllardır cezaevinde bulunan ve infazının tamamlanmasına 17 sene bulunan Buse’nin, ihtiyaçlarına uygun olarak bir kadın cezaevine naklinin önünde engel oluşturmakta ve birçok trans mahpus gibi tecritte tutulmasına zemin sunmaktadır. Adalet Bakanlığı, ulusal ve uluslararası mevzuatı çiğneyerek son derece keyfî şekilde davranmaya devam etmekte, arkadaşımız Buse’nin yasal hakkını gasp etmekte, bununla da kalmayıp mahkeme kararını yok sayarak ülkede ayyuka çıkmış hukuksuzluk ve adaletsizliği tekrar ve tekrar üretmektedir.
Buse’nin cinsiyet uyum operasyonunu engelleyen Adalet Bakanlığı, vermiş olduğu bu keyfî karar ile kendisini kadın olarak tanımlayan bir insanı, erkek bedenine hapsederek, transfobisini bir kez daha tescillemiştir. Buse ve Buse’yle benzer hak gasplarını yaşayan ve  hâlihazırda toplumca farklı şekillerde cezalandırılmış olup cezaevlerinde tutulan onlarca trans mahpus, Adalet Bakanlığı’nın yarattığı adaletsizlik nedeniyle, haklarında verilmiş olan hapis cezalarına ek olarak, tecrit altında tutuldukları yerlerde maruz bırakıldıkları hak ihlâlleri ile ayrıca cezalandırılmaktadır.
Adalet Bakanlığı’na, bugün ölüm orucunun 31. gününü dolduran Buse’nin temel insan hakkı olan sağlığa erişim hakkı kapsamında cinsiyet uyum operasyonu için gerekli idarî işlemleri derhal tesis ederek keyfî tutumuna son vermesinin, adaletin ve hukukun bir gereği olduğunu hatırlatıyoruz.
Haklara, özgürlüklere duyarlı tüm kesimleri, biz, arkadaşlarından başka kimsesi olmayan Buse ve Buse ile aynı sorunları yaşayan trans mahpusların yanında olmaya çağırıyor, Adalet Bakanlığı’nı hukuksuzluktan değil, adaletten yana tavır almaya davet ediyoruz.
Buse’nin arkadaşları olarak, bu dayatmayı, ve keyfî tutumu, alenen işkence olarak tanımladığımızı, Buse’ye uygulanan bu işkence son bulana kadar ve Buse, yasalarla güvence altına alınmış hakkını gerektiği gibi kullanana dek sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Buse’nin arkadaşları

“Trans Kadın Mahpus Buse ile Dayanışma Çağrısı!”

Kaos GL’nin haberini sizlerle paylaşıyoruz.

Trans kadın mahpus Buse, cinsiyet geçiş operasyonunun yapılması talebiyle 29 gündür “ölüm orucunda”. Buse için bugün sosyal medya kampanyası yapılacak. Avukatları ve aktivistler ise 5 Temmuz’da basın toplantısı düzenliyor.

Fotoğraf: İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, 2018, Ciwan Veysel

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ndeki trans kadın mahpuslardan Buse’nin, sağlık hakkına erişim için başlattığı “ölüm orucu” 29. gününde.

Sosyal medya çağrısı

Cinsiyet geçiş operasyonu yapılmadığı için “ölüm orucuna” başlayan Buse’nin taleplerinin kabul edilmesi amacıyla bu akşam sosyal medya kampanyası yapılacak. Saat 21.00’de #BuseyleDayanışmaya hashtagiyle yapılacak kampanya ile Buse’nin taleplerinin hayata geçirilmesi için kamuoyu yaratılması hedefleniyor.

Basın toplantısı yapılacak

Öte yandan, 5 Temmuz Perşembe saat 12.00’de İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde Buse’nin avukatları ve süreci takip eden aktivistler bir basın toplantısı düzenleyecek. Toplantıda son süreç ve Adalet Bakanlığı’nın, doktor raporuna rağmen, Buse’nin yasal hakkı olan cinsiyet geçiş operasyonu olmasını, “operasyonun hayati önem taşımadığı” iddiası ile engellemesi aktarılacak.

Buse ne talep ediyor?

Buse 22 yaşında cezaevine girdi. Şu anda 45 yaşında. Hakkında müebbet hapis cezası kararı var. 20 yıla yakın bir süre daha cezaevinde kalacak. Diren Coşkun’un Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ne sevkinden önce uzun yıllar tek başına tecrit koşullarında tutuldu.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı’ndan Derya Özata, Buse’nin yaşadıklarını ve taleplerini KaosGL.org’a şöyle anlatmıştı:

“Buse çok uzun süredir cinsiyet geçiş ameliyatı için dilekçeler yazıyor. Geçiş ameliyatının yapılabilmesi için mücadele ediyor. Biz de birlikte dilekçeler yazdık. Yine Av. Eren Keskin de süreci takip etti ve ediyor. Nihayetinde Buse mektubunda hastanenin kendisine ‘cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğuna’ dair rapor verdiğini yazdı. Ardından Adalet Bakanlığı’na tekrar dilekçe yazıldı. Ancak Buse’nin aktardığına göre bakanlıktan cezaevine, ‘ameliyat zorunludur ancak aciliyeti yoktur’ diye geri dönüş yapılıyor. Buse de 5 Haziran itibariyle hem başka bir cezaevine nakli hem de ameliyatının yapılması talebiyle ölüm orucuna başlıyor.”

“Trans kadın mahpus Buse, sağlık hakkına erişim için ‘ölüm orucunda’!”

Kaos GL’nin haberini sizlerle paylaşıyoruz.

KADAV’dan Derya Özata, cinsiyet geçiş ameliyatının yapılması talebiyle “ölüm orucuna” başlayan trans mahpus Buse’nin taleplerini aktardı. 23 yıldır cezaevinde olan Buse, “Ben artık bu bedenle yaşamak istemiyorum. Ne kadar yaşayacağım, cezaevinden çıkıp çıkamayacağım belli değil” diyor.

İllüstrasyon: Aslı Alpar / Kaos GL

Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ndeki trans kadın mahpuslardan Buse, avukatı vasıtasıyla 5 Haziran’dan beri “ölüm orucunda” olduğunu duyurdu.

Buse, cinsiyet geçiş operasyonu yapılmadığı için bu kararı verdiğini söylüyor. Geçtiğimiz aylarda sağlık hakkına erişimi engellenen trans kadın mahpus Diren Coşkun ile beraber kalıyor ve cinsiyet geçiş operasyonunun bir an evvel yapılmasını talep ediyor.

Diren Coşkun ve Buse’nin cezaevinde yaşadıkları ihlallere ilişkin süreci takip eden Kadınlarla Dayanışma Vakfı’ndan Derya Özata, Buse’nin yaşadıklarını ve taleplerini KaosGL.org’a anlattı.

23 yıldır cezaevinde

Özata’nın verdiği bilgilere göre Buse 22 yaşında cezaevine girdi. Şu anda 45 yaşında. Hakkında müebbet hapis cezası kararı var. 20 yıla yakın bir süre daha cezaevinde kalacak. Diren Coşkun’un Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ne sevkinden önce uzun yıllar tek başına tecrit koşullarında tutuldu.

Hastaneden rapor alındı ancak…

Özata, Buse ile mektup arkadaşlığı yaptıklarını da söyleyerek son süreci şöyle aktardı:

“Buse çok uzun süredir cinsiyet geçiş ameliyatı için dilekçeler yazıyor. Geçiş ameliyatının yapılabilmesi için mücadele ediyor. Biz de birlikte dilekçeler yazdık. Yine Av. Eren Keskin de süreci takip etti ve ediyor. Nihayetinde Buse mektubunda hastanenin kendisine ‘cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğuna’ dair rapor verdiğini yazdı. Ardından Adalet Bakanlığı’na tekrar dilekçe yazıldı. Ancak Buse’nin aktardığına göre bakanlıktan cezaevine, ‘ameliyat zorunludur ancak aciliyeti yoktur’ diye geri dönüş yapılıyor. Bu se de 5 Haziran itibariyle hem başka bir cezaevine nakli hem de ameliyatının yapılması talebiyle ölüm orucuna başlıyor.”

“Bedenimi kadın olarak görmek istiyorum”

Özata, Buse ile görüşmeye giden avukata Buse’nin, “Bedenimi kadın olarak görmek istiyorum. Ben artık bu bedenle yaşamak istemiyorum. Ne kadar yaşayacağım, cezaevinden çıkıp çıkamayacağım belli değil” diyor.

Özata, Av. Eren Keskin’in bugün Adalet Bakanlığı’na tekrar dilekçe yazacağını da ekledi.

Sosyal medyada eylemler

Buse’nin cezaevinde cinsiyet geçiş ameliyatı ve sağlık hakkına erişimi için hukuki adımlar atılırken bir yandan da sosyal medyada eylemler yapılıyor. Dün (27 Haziran) #BuseyeSesVer hashtag’iyle yapılan sosyal medya eylemi Twitter Türkiye gündeminde TT’ye girdi. Bugün ise saat 20.00’de #buseiçinameliyathemenşimdi hastagiyle sosyal medyada eylem yapılacak.

#BuseyeSesVer eyleminde sosyal medyadaki paylaşımlardan bazıları şöyle:

“OHAL’de LGBTİ+ Mahpus Olmak”

Kaos GL’den Umut Güven Ohal’de LGBTİ+ Olmak söyleşisini yazdı. Haberin detaylarını sizlerle paylaşıyoruz.

İstanbul Onur Haftası’nda “Hapishanede LGBTİ+ Olmak” söyleşisi yapıldı: “Son zamanlarda infaz koruma memurlarının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik saldırıları arttı.”

Bu yıl “Sınır” temasıyla yapılan İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında, LGBTİ+ mahpusların son dönemde yaşadıkları hak ihlalleri, ayrımcılıklar ve karşılaştıkları tecridin deneyimlerle aktarıldığı panel Cezayir Salonu’nda gerçekleşti.

KADAV’dan Beyza Bilal’in moderatörlüğünde gerçekleşen panel Hilal Başak Demirbaş’ın Konuşması ile başladı.

“OHAL hapishanelerde kötü muamele için zemin oluşturdu”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Hilal Başak Demirbaş, OHAL döneminde LGBTİ+ mahpusların yaşadığı sorunları anlattı. En çok kötü muamele, şiddet ve tacizle karşı karşıya kalan kişilerin LGBTİ+’lar olduğunun altını çizen Demirbaş, ulusal mevzuatın mahpus LGBTİ+’lar için yetersiz olduğunu belirtti.

Türkiye’nin pek çok bölgesinde, 18 farklı hapishanede mahpus LGBTİ’ler ile bağlantılı olduklarını ve OHAL sürecinde değişen devlet-toplum ilişkilerinin de mahpusları doğrudan etkilediğinden bahseden Hilal Başak Demirbaş, yaşanan hak ihlallerine dair örnekler verdi:

“696 sayılı KHK ile tek tip kıyafet giyme zorunluluğu kondu. Henüz uygulanmasa da ikili cinsiyet sistemi üzerinden bunlar belirlendi ve LGBTİ mahpuslar yine göz ardı edildi.

OHAL’de bunun benzeri diğer yeni düzenlemeler ile de mahpusların yaşam alanları kısıtlandı ve kötü muamele için daha fazla zemin oluşturulmuş oldu. Son zamanlarda infaz koruma memurlarının da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik saldırıları arttı. Mahpusların eşyalarına el konuyor ve istemedikleri kıyafetler ve iç çamaşırlarını giymek zorunda bırakılıyorlar.”

Mahpus LGBTİ’ler ile iletişimlerinin kısıtlandığını belirten Hilal Başak Demirbaş, “Mektuplar üzerinden şikayetler anlatılamıyor. Çünkü durum böyle olduğunda mektuplara el konuluyor. Gönderilmiş bazı mektuplar elimize ulaşmıyor” Sözleriyle konuşmasını sürdürdü.

Hapishanelerde LGBTİ+ ların hak ihlallerine dair çarpıcı örnekler sunan Hilal Başak Demirbaş, hakların geri kazanılması için kamuoyunun oluşmasının ve aktivistlerin desteklerinin önemine değindi.

Mektuplar ve haberleşme özgürlüğü ihlali

Deneyim paylaşımlarıyla devam eden panelde Dersim Roştîya Asmê LGBTİ kurucu aktivisti eski mahpus Loren Elva, OHAL sürecinde tutuklanmanın sonuçlarının çok ağır olduğunu belirtti:

“Üç kişilik hücrelerde yedi kişi kalıyor. Diğer hapishanelerden işkence, baskı haberleri alıyorduk. Diyarbakır’da hapishane personeliyle pek temasımız olmasa da, bizlerin de yaşam alanı tamamen kısıtlanıyordu. Hiçbir yayın ve kitabı yanımıza alamıyorduk. Gelen tüm mektuplara el konuyordu. Diğer arkadaşlarıma gelen radikal metinler dahi kabul görürken, bana gelen en basit mektuba dahi el konuyordu. Bunların başında da derneklerden gelen mektuplar yer alıyordu.”

“Adama benziyorsun ama gittiğin yol yanlış, normal ol!”

Açık ceza infaz kurumlarına dair deneyimler paylaşan panelistlerden Coşkun Yanat, hapishanelerdeki sorun ve sıkıntılara şu sözlerle dikkat çekti:

“Eskiden LGBTİ+ Mahpuslar açık ceza infaz kurum haklarından faydalanamıyorken, ilk kez on dört ay önce Maltepe 1 No’lu ceza infaz kurumundan bir mahpus LGBTİ’ye ‘açık hakkı’ tanındı.

Açık ceza infaz kurumlarında her türlü ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz fakat tüm düzem memurların inisiyatifi çerçevesinde şekilleniyor. Memurlar, ‘top, ibne’ gibi kelimeler kullanarak rahatlıkla seni aşağılayabiliyorlar. Mahpus LGBTİ+lara ‘Adama benziyorsun ama gittiğin yol yanlış, gel bu yoldan dön, normal ol.’ gibi homofobik ve transfobik söylemleri var.”

Açık ceza infaz kurumlarında infaz koruma memurlarının LGBTİ+’ları açık açık tehdit edebildiğini ve mahpusların da sevk edilmekten çekindikleri için şikayet haklarından faydalanamadığını belirten Coşkun Yanat, hapishanelerde çok ciddi bir psikolojik baskı ve şiddet olduğunun altını çizdi.

Etkinliğin sonunda ise “içeri ve dışarı” arasındaki sınırları bir nebze olsun kırabilmek adına mahpus LGBTİ+lerin mektupları okundu ve katılımcılar tarafından mahpus LGBTİ+’lar için mektup yazıldı.

Mahpus LGBTİ+’lara dair tüm etkinlik ve haberleri takip etmek için Hapiste LGBTİ bloğunu takip edebilirsiniz.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑