OHAL’den Sonra LGBTİ Mahpuslar

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği / Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi’nden Hilal Başak Demirbaş Evrim Kepenek’in sorularını yanıtladı. LGBTİ mahpusların son dönemde yaşadıkları hak ihlallerinin ve güncel durumunun anlatıldığı röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Nefret suçu: Maltepe Cezaevi’nde trans tutsağa darp!

09:10 26 KASIM 2017

Evrim Kepenek

İSTANBUL – Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu Üyesi Hilal Başak Demirbaş, Türkiye cezaevlerinde LGBTİ’lerin yaşadığı sorunların en başında ekonomik yetersizlikler olduğunu belirterek, Maltepe Cezaevi’nde trans bireyin gardiyanlar tarafından darp edildiğini ve Alanya L Tipi Cezaevi’nde bir LGBTİ bireyin hücrede tutulduğu bilgisini paylaştı.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) uzun zamandır Türkiye cezaevlerinde ayrımcılığa maruz bırakılan tutsaklara ilişkin çalışma yürütüyor. Son olarak ‘Türkiye’de Roman Mahpus Olmak’ başlıklı bir kitap yayınlayan ekibin en dikkat çeken ve önemli çalışmalarından biri de ‘Türkiye’de LGBTİ Mahpus Olmak’ isimli kitap. Kitap önemli çünkü  LGBTİ tutsakların cezaevi koşullarına dair bilgi ve belgeye ulaşmak oldukça güç. CİSST ve LGBTİ sivil toplum temsilcilerinin Cezaevleri Genel Müdürlüğü’yle yaptığı görüşmeye göre, Türkiye’de tutuklu bulunan LGBTİ tutsak sayının 137’ye ulaşmış durumda.

Türkiye’de Maltepe, Metris, Rize, Tekirdağ, Eskişehir, Samsun, Alanya ve birçok cezaevinde LGBTİ koğuşları var. LGBTİ bireylerin en fazla yaşadığı sorunların başında ekonomik sorunlar geliyor.  LGBTİ tutsaklara yönelik hak ihlallerine dair çalışma yürüten Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu Üyesi Hilal Başak Demirbaş,  Maltepe Cezaevi’nde trans bireyin gardiyanlar tarafından darp edildiğini ve Alanya L Tipi Cezaevi’nde bir LGBTİ tutsağın hücrede tutulduğu bilgisini paylaştı.

Türkiye cezaevlerinde nüfus cüzdanlarının rengine göre cezaevlerine yerleştiren LGBTİ tutsaklar, eğer cinsel yönelimlerini aileleri ile paylaşmamışlarsa cezaevinde ekonomik sorunlar yaşıyorlar. Çünkü birçok tutsağın gittiği kurslara, atölyelere gidemiyorlar ve herhangi bir gelir elde edemiyorlar. LGBTİ tutsakların boncuk işleri yaparak para kazandıklarını anlatan Başak, oradan gelen ekonomik desteğin de çok küçük miktarda olduğunu söylüyor.

LGBTİ tutsakların bir sorunu da cezaevinde de olsa almaları gereken hormonu almamak. Bu durumu yönetime bildirdiklerinde transfobik söylemlere maruz bırakılan tutsaklar doktora gitmek istediklerinde de bu sorunları çözülmüyor.

Her iki olay da takip altında

Maltepe Cezaevi’nde trans bireyin gardiyanlar tarafından darp edildiğini ve Alanya L Tipi Cezaevi’nde bir LGBTİ bireyin hücrede tutulduğunu söyleyen Başak, her iki hak ihlalini de takip ettiklerini ve sorunun çözümü için yetkilerle görüştüklerini söylüyor.

Son olarak özellikle açık cezaevlerinden tutsakların kendilerini arayabileceklerini söyleyen Başak,şunları belirtiyor: “Mahpuslar aileleri aracılığı ile bize ulaşabilirler. Sorunları çözmemiz için bilmemiz gerekiyor. Bize mektup gönderebilirler, biz tüm bilgileri gizli tutuyoruz. Biz çeşitli metotları ile durumu biliyoruz, anlayabiliyoruz. Ayrıca bize danışma hattından ulaşabilirler.”

29.11.2017

Trans Mahpusa Tecavüz İddiası

Diyarbakır Barosu’nun hapishanelerdeki hak ihlallerini anlattığı raporunda bir trans mahpusun karşılaştığı kötü muamele ve tecavüz iddiasına da yer verildi. Raporun ilgili kısmını sizlerle paylaşıyoruz.

TRANS BİREYE TECAVÜZ İDDİASI

Raporda, trans birey M. P. ile yapılan görüşmeye de yer verildi:

“Elazığ CİK’de yaşanan yoğun hak ihlallerine yönelik başvuruların yanı sıra, Elazığ T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan trans birey M. P. (Miray) infaz koruma memurları tarafından tecavüze uğradığı iddiası ile 20.10.2017 tarihinde komisyonumuza başvuru yapılmıştır. Diyarbakır Barosu Cezaevi İzleme Komisyonumuz 23.10.2017 tarihinde Elazığ T Tipi Cezaevinde kendisi ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede tarafımıza, defalarca tacize uğradığını, darp edildiğini, infaz koruma memurları tarafından makatına cop sokulduğunu, bu durumun tespiti için hastaneye gitmek istediğini, izler kaybolana kadar hastaneye sevkinin gerçekleştirilmediğini hatta revire dahi götürülmediği ve süngerli odaya alındığını aktarmıştır. Söz konusu iddialar ile ilgili olarak cezaevinden sorumlu savcıyla görüşülmüş, bu görüşmede tarafımıza soruşturmanın takipsizlikle neticelendireceği ve trans birey Miray hakkında ise iftiradan soruşturma açacağını dile getirmiştir.”

Raporda, tutuklu ve hükümlülere yönelik hak ihlallerinin OHAL döneminin cezaevlerine ilişkin genel politikalarını yansıttığı vurgulanarak, bu döneme ilişkin ayrıntılı raporun kamuoyu ile daha sonra paylaşılacağı ifade edildi. Raporun sonunda ağır hak ihlallerine son verilmesi ve Adalet Bakanlığı’nın önlem alması çağrısı yapıldı.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/11/17/cezaevlerinde-keyfi-yasaklar-yayginlasti/

23.11.2017

Hapis İçerisinde Hapis, LGBT-İ Mahpus Olmak

LGBTİ mahpusların sorunlarını Gazete Duvar’dan Filiz Gazi ile konuştuk. Haberi sizlerle paylaşıyoruz.

Ceza İnfaz Sistemi Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST), LGBT-İ (Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti-transeksüel ve interseks) temsilcileriyle birlikte Cezaevleri Genel Müdürlüğü’yle yaptığı görüşme sonrası 2016’da, Türkiye’de tutuklu bulunan LGBT-İ mahpus sayının 137 olduğu öğrenildi. 2014’te ise bu rakam 95’ti. Sonrasında bilgi edinme başvuruları yapılmasına rağmen cevap alınamadığı için güncel bir rakam bilgisine sahip değiliz. Türkiye’de Maltepe, Metris, Rize, Tekirdağ, Eskişehir, Samsun, Alanya ve birçok cezaevinde LGBT-İ koğuşları var.

Bir hafta kadar önce Isparta E Tipi Cezaevi’nde 3 gündür tutuklu bulunan, 22 yaşında, Tamara adlı genç bir trans kadın ölü bulundu. Yerel medyada intihar olduğu yazıldı fakat KaosGL.org’un ulaştığı bilgiye göre bundan öncesinde Tamara’nın sosyal ve ekonomik destek talebi yanıtsız bırakılmıştı.

KaosGL.org’da aktarılan bilgiye göre, Tamara, reşit olmadan önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koruması altındaydı. Reşit olduktan sonra koruma sona erdi. Sosyal ve Ekonomik Destek Yönetmeliği gereği “yaş sınırı tamamlandıktan” sonra sosyal ve ekonomik destek hizmetinden faydalanmak istedi. Ancak bu isteği “ikametgahı burada değil” denilerek reddedildi.

Ne olmuş ne bitmiş aydınlatılmış değil. Konuyla ilgili Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapılmış. CHP’li vekillerin soru önergesi vermesi yönünde iletişime de geçilmiş.

İntihar iddiasının aydınlatılmamış olması bir yana bu bilgiyle anlıyoruz ki ihmale terk edilmiş Tamara. Şayet intiharsa, onu yalnız bırakan “sistemi” oturup konuşmak gerekir, değilse içeride ne olmuş olabilir? İkisinde de ok devleti ve tabii bir yanıyla da toplumu gösteriyor.

Cezaevlerine daha önce giremeyen sivil toplum kuruluşlarının işi OHAL sonrası daha da zorlaştırıldı. Orada neler olup bittiğine dair kısıtlı bilgiler var. Sıkça unutulsa da koğuşlar sadece heteroseksüellerden oluşmuyor. Evet, cezaevlerinde LGBT-İ koğuşlar var. Fakat bu koğuşlara girmek için kişinin kimliğini açık etmesi gerekiyor. Bu her kişinin tercihi olabilir mi? “Karma” koğuşlarda bunu gizli yaşayan bireyler illaki var. Kurulu hapishanenin içinde bir diğer hapishane. Yaşanan çifte şiddeti siz düşünün.

Hapiste Kadın Ağı, şimdilerde ped kampanyasının yasallaşması üzerine çalışma yürütüyor. Bizler için gündelik hayatta sıradan ihtiyaçlar, içeridekiler için ihtiyaç listesinin en başındalar ve her biri ayrı ayrı “büyük” sorun içeride. En basit örneğin ped olması durumu yeterince özetliyor.

Hapisteki LGBT-İ bireylerin yaşadıkları sıkıntılar neler? Toplumsal yargılar, hapishane personelleri tarafından sürdürülüyor mu? İhtiyaç listelerinde neler var? OHAL sonrası neler değişti? Bu ve benzeri sorunları KADAV’ın (Kadınlarla Dayanışma Vakfı) da içinde olduğu Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Derya Özata, avukat Eren Keskin ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş’la konuştuk.

Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Türkiye’de birçok kurumda olduğu gibi cezaevlerinin de cinsiyet duyarlılığı olmadan, eril bir zihniyetle yönetildiğini söyleyerek sözlerine başlıyor. En basit örnek olarak cezaevinde sağlanan iş imkanlarının dahi erkeklerin çalışabileceği türden olduğunu belirtiyor.

Bilal, mektuplarda en çok vurgulanan şikayetin fiziksel ihtiyaçlar olduğunu söylüyor. Kıyafet ihtiyaçları, anneleriyle birlikte içeride olan çocukların üst baş ihtiyaçları, revire çıkamamak gibi sıkıntılar en baş sıralarda.

Mahpuslara her mektup ulaşmıyor, aynı şekilde gelen mektuplar da verilmiyor. Avukat ve birincil derece akraba görüşlerine OHAL dönemiyle kısıtlamalar getirilmiş.

Rahatsızlanan kişilerin türlü gerekçelerle doktora götürülmediğini söylüyor Bilal ve ekliyor: “Trans olduğu için sürekli darp edilen bir arkadaşımız var. Muayene olacağı zaman erkek gardiyanın dışarı çıkmaması bir şiddettir. Hemen her defasında bu yaşatılıyor.”

LGBT-İ BİREYLER NASIL BİR CEZAEVİNDE YAŞAMALI?

Bilal, LGBT-İ tutsakların çoğunun açık havaya çıkamadığını, cezaevlerinde iş imkanı varsa çalışamadıklarını, kurslara katılamadıklarını ve bunun sebebi olarak da güvenlik gerekçe gösterilerek, “diğer mahkumlardan sizi koruyamayız” denildiğini anlatıyor.

Bilal, bir trans kadın için en basitinden cımbız ihtiyacının giderilmemesinin örtük bir şiddet biçimi olduğunu söylüyor: “Cımbız, peruk, topuklu ayakkabı ve cinsiyet geçiş süreçlerinde kullanılan hormon ilaçlarına kadar birçok şeye erişimin olmaması ruhsal ve bedensel bütünlüğü etkileyen, baskı ve şiddet oluşturan işkencelerdir.”

Bilal, cezaevlerinde olan kadınların, LGBT-İ bireylerin toplum tarafından suçlu ilan edilmelerine karşın asıl suçun toplumdaki transfobi, homofobi ve cinsiyetçilikten kaynaklandığını söylüyor. Bunu şöyle açıklıyor: “Diyelim ki trans bir birey, yaralama sebebiyle cezaevindeyse sebebi belki de transfobik bir saldırıya karşı koymaktır. Benzer şekilde, eşi tarafından ekonomik şiddete uğrayan bir kadın, gidip bir yerden bir şey çaldığında ‘suçlu’ olarak cezaevine konulan kişi oluyor.”

İlgili çevrelerin üzerinde tartışmalar yürüttüğü, hapisteki LGBT-İ bireyler nasıl bir cezaevinde yaşamalı sorusunu şöyle yanıtlıyor Bilal:
“İçeriden gelen taleplerin bir kısmında ayrı bir cezaevi olması isteniyor. Bir grup ise istemiyor. Çünkü aslında bu şu demek: kimliğini açık etmek. O cezaevlerine ancak kimliğini beyan eden girebilir. Pembe cezaevi olarak adlandırılan bu cezaevlerinin dünyadaki örneklerine baktığımızda aslında buraların bir ıslah etme kurumlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz ve genelde oraya özel gardiyanların yollandığını ve bu gardiyanların geçmişlerinde genelde faillik deneyimleri olduğunu biliyoruz. Bu konudaki genel kanı, ayrı bir cezaevi olmaması. Bunun yerine var olan eril kurumlara, cinsiyet kimlikleri ve yönelimlerini kabul ettirmek gerekiyor.”

“KALORİFER YANMADIĞI İÇİN DONUYORUZ”

Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Derya Özata, gelen mektuplara göre en çok hak ihlali yaşanan cezaevinin Elazığ Cezaevi olduğunu söylüyor.

Oradan gelen, izin alarak paylaştığımız bir mektupta şunlar yazıyor: “Bize dayatılan kimlikleri tanımadığımız için telefon, kargo, revir ve spor vs. hiçbir şey için dışarı çıkamıyoruz. Avukatlarımızla da görüşemiyoruz. 3 haftadır bu durum sürüyor. Daha da sürecek gibi. Kargo alamıyoruz, kışlık kıyafetlerimiz yok. Kaloriferlerde yanmadığı için donuyoruz. Basına nasıl yansıyor ama burada gün geçtikçe durum kötüleşiyor.”

KADAV tarafından gönderilen kıyafetler Balıkesir Cezaevi yönetimi tarafından geri gönderilmiş. Cezaevi yönetimi tarafından mahkumlara; kurum, vakıf, sivil toplum kuruluşundan gelen eşyaları kabul edemeyecekleri söylenmiş. Aynı şekilde, birçok cezaevine yollanılan kitaplar geri gönderiliyor.

Tekirdağ Cezaevi’nde ise trans mahpuslar havalandırılmaya çıkarılmıyor. Oradaki bir mahpusla ilgili şu bilgiyi aktarıyor Özata:

“Oradaki trans bir arkadaş cinsiyet geçiş süreciyle ilgili bütün prosedürleri bitirmiş olmasına rağmen halen süreci başlayamadı. İstanbul’a gelmesi gerekiyor. Bu bekletilme şiddet değil de nedir?”
Mahkumların personeller tarafından kendi kullanmak istedikleri isimlerle değil, kimlik isimleriyle çağrıldığını ve tüm bunların yanında psikolojik destek almak isteyenlerin bu isteklerine yanıt verilmediğini söylüyor Özata.

Hapiste Kadın Ağı’nın bir senedir yürüttüğü mahpuslara ücretsiz ped kampanyasına değinen Özata, içinde siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının olduğu 88 kurumun bu kampanyayı desteklediğini ve kasım ayında konuyla ilgili İnsan Hakları Cezaevi Alt Komisyon Başkanı Mehmet Metiner’le görüştüklerini ve konu hakkında sözler aldıklarını söylüyor. Beri yandan Özata, yasal bir güvence alana kadar kampanya çalışmalarının devam edeceğinin de vurgusunu yapıyor.

“TRANS MAHPUSLAR TECRİTTE TUTULUYOR”

Uzun yıllardır birçok LGBT-İ bireyin avukatlığını yapan Eren Keskin, LGBT-İ bireylerin aslında yazılı hukuktan çok, uygulamadan kaynaklı mağduriyetler yaşadığını söylüyor. LGBT-İ bireylere özellikle translara karşı geliştirilen yaklaşımları “ırkçılık” olarak değerlendiren Keskin bu değerlendirmesini şöyle açıklıyor: “Sokakta yürürken durdurulan trans kadına Kabahatler Kanunu’na göre ceza kesiliyor. Ceza gerekçesi olarak çevreyi kirletmek, zarar vermek gösteriliyor.”

Keskin, TCK’da (Türk Ceza Kanunu) fuhuşa sürüklenen bireyin psikolojik desteğe yönlendirilmesi içerikli bir maddenin olduğunun bilgisini veriyor. Bu maddenin bugüne kadar bir seks işçisi kadına hiç uygulanmadığını ve fakat trans kadınlara yönelik bu tip davaların açıldığını söyleyen Keskin, “fuhuşa sürüklenmiştir, psikolojik desteğe ihtiyacı var ve hastaneye sevk edilmesi gerekir” şeklinde iddianameler düzenlendiğini anlatıyor.

Cezaevlerindeki LGBT-İ bireylerin genelde hücrelerde kaldığını söyleyen Keskin, iki gün önce ziyaret ettiği Tekirdağ Cezaevi’nde iki trans kadının tecrit halinde yaşatıldığının bilgisini aktarıyor. Bunun dışında Keskin, gözaltında cinsel işkenceye maruz kalan çok sayıda trans müvekkili olduğunu söylüyor. Bilhassa trans kadınların “görünür, fark edilir” olması sebebiyle toplumda daha fazla şiddete maruz bırakıldığının altını çizen Keskin, şu olayı anlatıyor:

“2013 yılında kadın kimliği almış trans bir kadın olan Ebru Kırancı, Galatasaray Hamamı, kadınlar bölümüne, ‘burası kadınlar hamamı, buraya transeksüelleri almıyoruz’ denilerek alınmadı. Kimliğini gösteriyor, ben kadınım diyor. Ona bu yaklaşımda bulunan kişi hakkında suç duyurusunda bulunduk ve bu kişi 1,5 yıl önce ayrımcılıktan ceza aldı. Mahkeme karar verse de bu kararlar yargıtaya gitmediği için bir içtihat oluşturmuyor. Yani bağlayıcı bir yargıtay kararı olmuyor.”

“GEÇİŞ SÜRECİYLE İLGİLİ BAŞVURULAR ARTTI”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş, cezaevinde LGBT-İ koğuş yoksa mahpusun tekli hücrede tutulduğunu söylüyor. Buna örnek olarak Alanya L tipi Cezaevi’nde kapasite yetersizliği sebebiyle LGBT-İ mahpusların tekli hücrelerde tutulduğu örneğini veriyor: “Bunu gündeme getirdiğimizde bize, ‘hayır bu insanlar tekli hücrelerde kalmak istiyor’ dediler. Sonrasında o cezaevinden, koğuşa yerleşmek istenildiğine dair üç mektup aldık.”

Demirbaş, bir diğer örnek olarak ise şunu anlatıyor: “Çeşitli sebeplerle iki senedir Antalya Cezaevi’ne sevkini yapamadığımız bir mahpus var. Teklide kalıyor ama koğuşa geçmek istiyor. Tüm belgeleri hazır, tek başına kalamaz raporu var ama bekletiliyor.”

Mahpusların maddi imkansızlıklarından dolayı yeterince zorlandıklarını ifade eden Demirbaş, bazı sorunların kemikleştiğini ve o sorunların çözümlerine ne yazık ki ne Adalet Bakanlığı’nın ne de sivil toplum kuruluşlarının yetemediğini söylüyor. Bu yüzden diyor Demirbaş, “Yapısal bir çözüm olmadığı için LGBT-İ mahpuslar, bireysel olarak geçiş süreciyle bu durumu sonlandırmak istiyorlar.”

Bunun dışında son dönemde cinsiyet geçiş sürecine dair çok fazla mektup almalarının nedenini şöyle açıklıyor Demirbaş:

“Devlet artık ameliyat masraflarını karşılıyor. Süreci hızlandırmak istiyorlar. Çünkü trans kadın, kadınların olduğu hapishaneye gitmek istiyor, aynı haklara sahip olmak istiyor. Aynı şekilde erkekler de, erkek hapishanesine gitmek istiyor. Aslında cinsiyet geçiş süreci kurtuluş gibi bir şey. Yaşanılan hak ihlallerini, maruz kalınan kötü muameleyi tüm imkansızlıkları giderme yönünde bir karar bu.”

Ameliyat için Maltepe’ye sevk edilen ve orada darp edilen Esra’dan bahsediyor Demirbaş. Kadın kıyafetleri ve topuklu ayakkabı giymek istediği için memurlar tarafından darp edilmiş. Bu saldırıyla ilgili hukuksal başvurular yapılmış.

Maltepe 1 No’lu Cezaevi’nde ise trans görünümlü kişilerle eşcinsel erkekler ayrılmış. Mahpuslara istedikleri kadın kıyafetleri verilmiyor.

Demirbaş, “OHAL sonrası içeride neler değiştiğini çok iyi bilmiyoruz ama bazı sorunları anlatan mektupların gelmediğini biliyoruz. Kıyafetlerin, parfümlerin, takıların, topuklu ayakkabıların depolara kaldırıldığını, verilmediğini duyuyoruz. Trans kadınlar daha önce dış kantin alışverişi yapabiliyorlardı. Makyaj malzemelerini alabiliyorlardı. OHAL sonrası dış kantinde ihtiyaçlar karşılanamıyor. Bunun sebebi kapasitenin artışı da olabilir” diyor.

Demirbaş, yeni aldıkları bir mektupta, sevk ücretini ödemiş, ailesine yakın Tarsus’a gitmek isteyen bir mahkumun ring aracına alınmadığını, LGBT-İ olması sebebiyle diğer mahkumlarla, güvenlik gerekçesiyle bir arada götürülemeyeceği söylenerek bekletildiğini söylüyor.

Ödenilen sevk ücretinin üç aylık olması sebebiyle, bu sürenin uzatılmasına ilişkin başvurular yapılmış.

17.11.2017

Hapishanede Cinsiyet Geçiş Operasyonunu Karşılayan İlk Eyalet Kaliforniya Oldu

Avukatlarının yaptığı açıklamaya göre; ABD hapishanelerinde devletin finanse ettiği ilk cinsiyet geçiş operasyonu ömür boyu hapis cezası alan 57 yaşındaki mahpus için yapıldı.

Cinayet, insan kaçırma ve fidye isteme suçlarından şartlı tahliye ihtimali bulunmayan ömür boyu hapis cezasını infaz eden Shiloh Heavenly Quine’in operasyon masraflarının ödenmesi için Kaliforniya cezaevleri yetkilileri Ağustos 2015’te karar vermişlerdi.

Bayan Quine’in dava süreci ile birlikte ABD hapishanelerindeki trans mahpusların cinsiyet geçiş operasyonuna başvurmaları konusunda standartların belirlenmesi sağlandı.

Bu duruma ek olarak Federal bir hakimin California’daki erkek hapishanelerinde kalan trans kadın mahpuslara gecelik, eşarp, kolye gibi eşyalar verilmesi gerektiğine ilişkin kararı belirtildi.

Quine’ın avukatları, cinsiyet geçiş operasyonun San Francisco’da bir hastanede yapıldığını ve müvekkillerinin, hastanedeki tedavi sürecinin ardından kadın hapishanesine sevk edileceğini söyledi.

Quine, operasyonun yapılmasını öneren hapishane psikoloğuna bu ameliyatın kendisi için “hayati önemde bir iç bütünlük” sağlayacağını söyledi.

Mağdurun kızı Quine’in bu geçiş operasyonunun devlet tarafından karşılanmasını eleştirdi ve vergi mükelleflerinin finansal destekleriyle gerçekleştirilmesine itiraz edeceğini söyledi.

Quine’in ameliyatının engellenmesi için mahkemelere başvuran Farida Baig, “Babam hayatı için yalvardı,” dedi. “Başımı döndürdü ve beni hasta yaptı. Kaliforniya’da yaşıyorum ve ameliyatını yaptırması için ona yardım etmiş oluyorum. Tokatlanmış gibi hissediyorum” dedi.

1980 yılı Şubat ayında Los Angeles şehir merkezinde, alkol ve uyuşturucunun etkisi altındaki Quine ve suç ortağı, 3 çocuk babası 33 yaşındaki Shahid Ali Baig’i kaçırmış; silahlı saldırı ile ölümüne sebep olmuş ve 80 doları ile arabasını çalmışlardır.

Kaliforniya ceza infaz kurumları yetkilileri cinsiyet geçiş operasyonun devlet tarafından karşılanmasını önlemek için yıllardır mahkemede mücadele etmişlerdir. Başka bir önemli davada, cinsiyet geçiş sürecinin devlet tarafından karşılanması talebinde bulunan Michelle-Lael Norsworthy, federal mahkemede dinleneceği duruşmadan bir gün önce tahliye edilmiştir.

Haberin orijinal linkine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.nytimes.com/2017/01/07/us/california-is-first-to-pay-for-prisoners-sex-reassignment-surgery.html

Tarih: 7 Haziran 2017

Çeviri: Hilal Başak Demirbaş

Isparta’da Trans Kadının Hapishanede ‘İntihar Ettiği’ İddiası

Kaos GL’nin haberini sizlerle paylaşıyoruz.

Isparta’da tutuklanan, yerel medyanın hedef gösterdiği bir trans kadın cezaevinde ölü bulundu. Yerel medya ‘intihar ettiğini’ yazdı. KaosGL.org’un ulaştığı bilgilere göre trans kadının sosyal ve ekonomik destek talebi cevapsız kaldı.

Isparta’da tutuklandıktan sonra yerel medyanın hedef gösterdiği trans kadın Tamara, cezaevinde ölü bulundu. İki kişiyi gasp ettiği iddiasıyla tutuklanan Tamara hakkında aralarında bomba32.com ve haber32.com sitelerinin de olduğu yerel medya kuruluşları, “Gaspçı travesti tutuklandı” başlıklarıyla haber yapmış; tutuklanan trans kadının fotoğraflarını “İşte o travesti” diye servis etmişti.

22 yaşındaki trans kadın 3 gündür tutuklu bulunduğu Isparta E Tipi Cezaevi’nde ölü bulundu. Trans kadını daha önce hedef gösteren yerel medya, “Cenazesi otopsi için Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne getirildi. İlk belirlemelere göre intihar ettiği ihtimali üzerinde duruluyor” diye yazdı.

Sosyal ve ekonomik destek reddedildi

Yaşananların ardından KaosGL.org Isparta’dan Tamara’yı tanıyanlara ulaştı. Tanıkların verdikleri bilgilere göre; Tamara, reşit olmadan önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koruması altındaydı. Reşit olduktan sonra koruma sona erdi. Sosyal ve Ekonomik Destek Yönetmeliği gereği ‘yaş sınırı tamamlandıktan’ sonra sosyal ve ekonomik destek hizmetinden faydalanmak istedi. Ancak bu isteği ‘ikametgahı burada değil’ denerek reddedildi.

Yönetmelik ne diyor?

Yönetmeliğin ilgili 6. maddesinde şu ifadeler yer alıyor:

“MADDE 6 – (1) Sosyal ve ekonomik destek hizmetlerinden yararlanacaklar şunlardır:

***

c) Bakım tedbir kararlı iken yaş sınırlarını tamamlamaları nedeniyle, sosyal hizmet kuruluşlarından veya koruyucu aile yanından ayrılanlardan iş ve meslek edinme kursuna veya eğitimlerine devam eden veya bir iş ve meslek sahibi olamayıp desteklenmedikleri takdirde muhtaç duruma düşecek olan gençler.

***

(2) Çocuklar, sosyal ve ekonomik destek hizmetinden en fazla onsekiz yaşını tamamlayıncaya kadar yararlandırılır. Ancak onsekiz yaşından sonra ekonomik destek verilmesine aşağıdaki esaslar çerçevesinde devam edilebilir:

***

c) Bakım tedbiri kararı uzatılanlardan yükseköğrenime devam edenler ise yirmi beş yaşına kadar.

ç) Birinci fıkranın (c) bendi kapsamında olan gençlerden, iş ve meslek sahibi olamayan ve öğrenime devam etmeyenlere süreli ekonomik destek hizmetinden en fazla iki yıl süresince, ön lisans veya lisans eğitimine devam edenlere ise öğrenim süresi boyunca.”

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı sorumluları tespit etmeli”

Tamara’yı tanıyan ve Isparta’da yaşadıklarına şahit olan bir kişi şöyle dedi:

“Bu genç son üç aydır başka çaresi kalmadığı için hırsızlık yaparak hayatını sürdürüyordu. Sonrasında ne mi oldu? İşte medyanın iğrenç ve ötekileştirici dili, sosyal linç, zaten kimsesi ve sosyal direnci olmayan bu çocuğun intiharı ve ölümü.

“Bugün çok üzgünüm. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan beklentim, bu süreçteki uygulama zorluklarını iyileştirmesi, süreçten sorumlu personel varsa sorumlusunun cezasının çekmesini sağlaması, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı çocuklar için uzmanlaşmış personel sayısını artırması.

“Ne kadar da yabancılaşmış şekilde yaşıyoruz dünyada. Birileri ölüyor, kayıtsızız.”

“Kimse çözüm üretmedi”

Isparta’dan bir başka tanık da, “Aç kalan insan başka ne yapabilir” diyerek Tamara’nın yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Gecelerce sosyal hizmetler binasının bahçesinde yattı. Gidecek yer yok, yakını yok, iş yok, işveren de yok. Çünkü trans… Bu kadar kolay. Aç kalan insan başka ne yapabilir? Düşündüklerimi aktaramıyorum maalesef. Her gördüğümde içim acıyordu. Sonunun böyle olacağını bütün Isparta halkı biliyordu. Bütün kurumlar biliyordu. Kimse çözüm üretmedi. Çözüm bulmak isteyen bile kınandı. İnanın söylenecek hiçbir şey yok…”

“İntihar iddiası araştırılmalı”

Öte yandan Kaos GL Derneği’nden Umut Güner, kapalı bir kurumda ‘intihar ettiği iddiasının’ ivedilikle araştırılması gerektiğini söyledi. Medyanın nefret içeren yayıncılığını, hedef göstermesini de eleştiren Güner şöyle dedi:

“Medyanın hedef göstermesi, kullandığı nefret dili kabul edilemez. Gazetecilik etiğine aykırı bir yayıncılık izlendi. Yanı sıra gerek sosyal ve ekonomik destek talebine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın gerek kapalı bir kurum olan cezaevinde ‘intihar iddiasına’ ilişkin Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğu var. Her iki Bakanlık da derhal etkin bir soruşturma yürütmeli ve hem ihmali olanları tespit etmeli hem de ‘intihar’ iddiasını aydınlatmalıdır. Kaos GL Derneği olarak LGBTİ toplumuna ve sevenlerine baş sağlığı diliyor, bütün bu ihmal ve ihlaller sürecinde sorumlu olanların yasalar gereğince cezalandırılmasını talep ediyoruz.

“Kaos GL Derneği olarak özellikle sosyal hizmet kurumlarında lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin yaşadıkları ayrımcılık konusunda sosyal hizmet uzmanlarının farkındalıklarını arttırmak için çalışıyoruz. Bu kapsamda özellikle yetiştirme sosyal hizmet kurumlarında kalan LGBTİ’lere destek olmak isteyen sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek elamanlarının bizimle iletişime geçmelerini istiyoruz.”

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑