İHD Trans Mahpuslar İçin Basın Açıklaması Yaptı

İnsan Hakları Derneği’nin Tekirdağ F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan iki trans kadın için basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının metnini sizlerle paylaşıyoruz.

10.01.2018
BASIN AÇIKLAMASI

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak, İstanbul LGBT-İ+ hareketinden yol arkadaşlarımızın bilgilendirmesi üzerine, Tekirdağ F Tipi

Cezaevinde kalan iki trans kadın mahpus ve onlara yapılan ayrımcı uygulamalardan haberdar olduk.
Buse ve Diren… Her ikisi de cinsiyet kimliklerine sahip çıkan iki trans kadın…

Buse, Erzurum DGM’de hiç avukatsız olarak yargılanan bir müebbet hükümlüsü, siyasi mahpus…
Diren ise, “örgüt propagandası” yapmak iddiasıyla yargılanıp 3 yıl ceza almış bir siyasi mahpus…

Buse’nin cezaevinde geçireceği daha 17 yılı var; Diren ise 1 yıl sonra tahliye olacak.

Her ikisi de cezaevinde tecritte tutuluyorlar…

Trans kadın olmalarına rağmen zaman zaman erkek memurların elle aramasına maruz kalıyorlar. Gardiyan ve askerler tarafından sadece onları rencide etmek için sık sık kendilerine, ‘ya beyefendi’ ya da kimliklerinde yazılan ‘erkek’ isimleriyle hitap ediyorlar.

Buse, uzun yıllardır geçiş sürecini tamamladığına inandığı için, kadın kimliğine sahip olmayı amaçlıyor ve ameliyat olmak istiyor.
Kişinin cinsiyet değişikliğine başvurması işlemi, MK. 40. maddesinde tanımlanıyor. 40. maddeye göre, kişi mahkemeye başvuruyor ve cinsiyet değiştirme ameliyatı olmak için izin istiyor. Mahkeme, kişiyi tam teşekküllü bir devlet hastanesine sevkediyor. Hastane heyeti , ‘kişinin fizikken ve ruhen cinsiyet değiştirmesinin uygun’ olduğuna ilişkin rapor veriyor, mahkeme de ”cinsiyet değiştirmeye’ izin veriyor.

Buse, tüm bu işlemleri cezaevinde tamamlamış; kendi çabasıyla Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, ‘cinsiyet değiştirme izni’ talep etmiş. Mahkeme Buse’yi Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu’na sevketmiş, ve Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu, 21 Temmuz 2017 tarihli raporu ile, ‘ Kişinin transseksüel yapıda olduğu ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından uygun olduğu’ şeklinde durum tespiti yapmış. Ve mahkeme de bu raporu dayanak alarak Buse’nin ‘cinsiyet değişikliğine’ ilişkin izin kararını vermiş ve bu karar kesinleşmiş.

Ancak, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfik İşleri Genel Müdürlüğü, Türk Ceza Kanunun 122. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ayrımcılığı Yasaklayan 14. maddesine aykırı bir biçimde, Buse için verilen raporun yetersiz olduğuna karar vermiş.

Ve şöyle demiş; ‘…adı geçenin cinsiyet değişikliği ameliyatının kurumdaki yaşantısına devam etmesi açısından tıbbi açıdan bir zorunluluk olup olmadığı tespit edilmeli ve zorunluluk yoksa hükümlünün tahliyesinden sonra da ameliyat olması mümkündür…’

Buse, kendi cinsiyet kimliğine sahip bir kadın; 4 yaşından bu yana kendisini kadın olarak görüyor. Ve Medeni Kanunun ona verdiği hakkı kullanarak ameliyatla kadın olmak istiyor. Bunun önünde yasal hiçbir engel yok. Buna rağmen Adalet Bakanlığı’nın gerek Türkiye’nin iç hukukunda yeralan TCK’nın 122. maddesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesine aykırılık teşkil eden ayrımcı kararı nedeniyle ameliyat olamıyor.

Buse’nin tek dileği var; ‘Bedenimdeki hapishaneden kurtulmak istiyorum’ diyor.

İnsan Hakları Savunucuları olarak, Buse’ye karşı Adalet Bakanlığı tarafından takınılan ve ayrımcılık içeren bu tutumun bir an önce değiştirilerek iç hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun bir biçimde Buse’nin İstanbul’daki cezaevlerinden birine nakledilmesini ve vakit geçirmeksizin cinsiyet değişikliği ameliyatının gerçekleşmesine imkan sağlanmasını talep ediyoruz.

Kişilere, ırk, cins, dil, inanç ve tüm kavramlar üzerinden yapılan ayrımcılık bir suçtur.

İnsan Hakları Savunucuları olarak, Buse ve Diren’e yönelik Tekirdağ F tipi cezaevinde uygulanan tüm ayrımcılıkların sona erdirilmesini ve Buse’nin ameliyatının bir an önce gerçekleştirilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi
Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon

                                                                                                                                        11.01.2018

Tekirdağ 2 Nolu’da İki Günahkar(!); Diren ve Buse

Kıvılcım Arat’ın Bianet’e yazmış olduğu haberi sizlerle paylaşıyoruz.

Tekirdağ’dan İstanbul’a uzanan yol boyunca yaşamlarımızın değeri ve anlamı üzerine düşünüp durdum. Çoklu ayrımcılığın çeşitli varyasyonları ile mücadele ederken güçlenmek için tutunduğumuz dayanışma alanlarının onlarca yıla varan mücadele birikimine rağmen ne kadar sınırlı ve dar olduğunu bir kez daha gördüm.

Sistemin ve toplumun kamusal yaşamı dizayn ederken temel aldığı ikili cinsiyet rejiminin yarattığı sıkıntılar ve devamı için kurban edilen yaşamlar sadece trans kadınları değil, kendini bu ikili cinsiyetin içinde tanımlamayanları da içinden çıkılmaz bir şiddet sarmalında çevirip duruyor. Dayatılan ideal kadın ve erkek profili toplumsal gruplara göre değişiklik gösterse de, İslami kesimden liberallere, sosyal demokratlardan sosyalistlere uzanan geniş yelpazede “ikili cinsiyet rejimi” besleniyor, destekleniyor ve kurumsallaştırılıyor.

Bu sisteme ve yaratıcılarına lanet okurken, Tekirdağ’ın 2 No’lu tabutluğunda yatan 2 günahkarın direnişi geliyor aklıma. Duyulmayan, bilinmeyen, yazılmayan direnişleri… Ve bu direnişin sahipsizliği…

Tarihin tekeri her daim dönerken, birileri yazar o tarihi. İşte sizlere bu yazıyı yazmamın sebebi tarihi yalan yanlış yazanların egemenliğine inat iki günahkar kadının direnişini tarihe not düşmek ve bilinir kılmaktır aslında.

Diren 30’lu yaşlarına yeni adım atmış bir trans kadın. Dersimli bir ailenin çocuğu. Görünür trans kimliği ile Amed’de yaşama tutunmaya çalışıyordu geçtiğimiz Ağustos ayına kadar. Öylesine naif bir kalbe sahip ki kendisi; Amed’de hasta, sakat, işkence edilmiş ne kadar kedi varsa muhakkak geçmiştir evinden. Hem öyle sıradan bir hayvan sevgisi de değil onun ki… Bilinçle yoğrulmuş bu duygu. İnsan türünün zalimliğini en derininde hissetmiş bir vegan. Yediği bir dilim peynirin kölelikle olan bağını kurmuş müthiş bir insan. Ve aynı zamanda vicdani reddini açıklamış cesaretli bir trans kadın.

Diren var ettiği tüm bu güzelliklerle yaşama tutunmaya çalışırken, yargı makamlarının hiçbir somut delile dayanmayan “propaganda” suçlaması ile karşı karşıya kaldı ve ne yazık ki hüküm giydi. 3 yıl kadar daha F tipi tabutluklarda sistemli işkencelere maruz bırakılacak.

Buse ise cinsiyet kimliğini mahpuslukta tanımlayan 40’lı yaşlarında bir trans kadın. Ağrılı bir ailenin çocuğu. Müebbet hükümlüsü. Yanında tek bir avukat dahi olmadan Erzurum DGM kesivermiş cezasını. 20 yıldır mahpus ve daha 17 yılı var o karanlık hücrede.

Diren ile Buse’yi aynı hücrede buluşturan şey ise ikisinin de aynı örgüt suçlaması üzerinden ceza alması. Birinin varlığı diğerine güç verirken, bilinmezlikleri her ikisini de sonsuz bir boşluğun içine atıyor.

30 yaşında 3 ayrı hapishaneyi 3 ayrı kadın için gezmiş biri olarak, Tekirdağ 2 No’lu girişinde maruz bırakılacağım şiddetin bilinceydim. Ve yol boyunca Diren’in asker ve gardiyanların elinde yaşadıklarını düşünerek mızmızlanmamaya karar verdim ve bu şiddeti 3 yıl kadar daha yaşayacağım gerçeğine alıştırmaya çalıştım kendimi. Nitekim bir görüşçüydüm ve ayda bir kez dayattıkları onursuzluğu yaşayacaktım. Bedenim görece özgürdü Diren’e göre.

Gördüğüm her hapishane gibi Tekirdağ 2 No’lu da insanı moralsiz kılmak adına inşa edilmiş bir yapı. Kapısından içeri girerken Diren’i görecek olmanın mutluluğunu gölgeleyecek hiçbir yaklaşıma izin vermemem gerektiğini bir kez daha hatırlayıp ilerledim. Gidenler bilir açık görüşler çoluk, çocuk, yaşlı, genç bir sürü mahpus yakının olduğu kalabalık görüşlerdir. Kalabalığın içinde bir umut diyerek pasaportumu görevliye verdim. Olur ya cinsiyet rengi taşımayan bu pasaportla arama noktalarını tacizsiz, hakaretsiz geçebilme şansım olur.

Kayıt sonrası ilk arama noktasını diğer kadınlarla birlikte geçebildim. İkinci arama noktasına doğru ilerlerken Diren’in abisi “Dikkatli ol bu noktadan sonra gülen bir yüz göremeyeceksin” diye uyardı. Nitekim kadın gardiyan onlarca insanın içinde bana “Ameliyatlı mısın?” diye alabildiğine yüksek sesle bir soru yöneltti. Ve kimliği bıraktığım ilk noktayı arayarak cinsiyet hanesini sordu. Telefonu kapattıktan sonra kötülükten karanlığa boğulmuş suratını ekşiterek erkek gardiyanlara; “Ben bunu aramam. Alın götürün o tarafa” diye direktif verdi. Onlarca bakışın sessizliği altında göğüslerimden kalçalarıma ellenmedik yer bırakmayan gardiyanlar, vatani bir görevi yerine getirmenin mutluluğu ile işlerine devam ettiler.

Kapıda bunlar yaşanırken Buse ve Diren ne yaşıyordu acaba?

Diren’in açık görüşü ayrı bir odada gerçekleşiyor. Tecrit altında ayrı bir tecrit politikası. Başımızda iki gardiyan her bir kelimemizi dinliyor. Ne rahat sarılabiliyoruz ne de rahat konuşabiliyoruz.

Diren, vegan yemek olmadığı için aylardır haşlanmış patates ve domates ile besleniyor. Hormon ilaçlarını engelliyor infaz kurumu idaresi. Kadın kıyafetleri sokmak ayrı bir sorun. Sütyen vs. gibi ihtiyaçları kabul görmüyor. Revirdeki doktorların kayıtsızlığından bahsediyor. Görevlilerin sık sık kimlik ismi ile hitap ettiklerini ve “beyefendi” dediklerini ifade ediyor. O kadar ağır bir şiddete dönüşmüş ki “beyefendi” hitabı, geçtiğimiz haftalarda bir kutu hormon ilacını bir kere de yutuvermiş. Yazdığı veda notunda ise uygulanan sistematik şiddeti teşhir etmiş. Midesi yıkandıktan sonra devlet hastanesinde kalorifere kelepçelenmiş o haliyle. Neyse ki haykırışa dönen itirazları hücresine geri dönmesini sağlamış. Bu halde bile kendinden çok Buse’yi düşünüyor. Buse’nin 20 yıldır yaşadıklarını ve daha 17 yıl yaşayacaklarını. Ameliyat izni olmasına rağmen engellenen operasyonu ruh sağlığını iyice bozmuş. Elinde olan tek silahını, yeni bedenini açlığa yani ölüme yatırmayı planlıyor Buse.

Toplumun günahkarları ilan edilen biz trans kadınlar, direnerek var olmaya çalışıyoruz. Bu direniş insanlığın ayıbı üzerinden doğuyor. Öyle bir günah ki bu 9 ay yük edinip taşıyan anne bile yanaşamıyor.

Diren, görüşün sonuna doğru Buse’nin sabah makyaj yapıp hazırlandığını söyledi. Niye hazırlandığını sorduğunda ise “Belli mi olur? Belki abim gelir” diye cevaplamış. 20 yıldır beklenen ve gelmeyen bir abi! Buse’nin verdiği cevap içime dert, mücadeleme güç oldu. Görüşe dahi getirtmeyen bu günah ise topluma vebal olsun.

Buse, 20 yıldır kimi kimsesi olmadan var olmaya çalışıyor mahpuslukta. Unutulduğunu düşünüyor. Neyse ki 20 yılın sonunda İHD Eş Genel Başkanı ve avukat Eren Keskin tüm sürecin sorumluluğunu üstlenerek Buse’nin engellenen ameliyat hakkının ve yaşadığı hukuksuzlukların takipçisi olacak. Bu Perşembe günü Buse’nin yasal temsilcisi olarak Tekirdağ 2 Nolu’ya taleplerini netleştirmek üzere gidecek. İHD’de Buse ve Diren için oluşturulacak komisyon sonraki hafta basın toplantısı düzenleyerek yaşanan ihlalleri kamu ile paylaşacak. Buse’nin 20 yıllık sahipsizliği biraz da olsa son bulacak. Onurlu duruşlarını yazan tarihçiler ufak bir not düşecek belki ama peşi sıra gelen translara bin bir umut olacak.

Tekirdağ’ın iki günahkarı tarihi direniş ile yazarken onları ittiğimiz yalnızlık günü geldiğinde bizleri de bulacak. İkili cinsiyet rejiminin cehenneminden kurtulmanın yolu kişileri norma davet etmek değil normu dağıtmaktır. Norm diye dayatılanlar karanlığa, trans kadınların direnişi ise aydınlığa çıkıyor. (KA/EA)

02.01.2018

 

Yabancı Uyruklu Trans Kadın Mahpusun Kıyafet Talebi

Hapishanelerde LGBTİ mahpusların hiçbir maddi olanaklarının olmaması nedeniyle  birçok ihtiyaçtan mahrum olduklarını anlattıkları mektupları okuyucularımızla paylaşmıştık. Güvenlik gerekçesi nedeniyle diğer mahpuslarla bir araya gelemeyen ve atölye hakkından yararlanamayan mahpuslar maddi sıkıntılar yaşamakta ve ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar.

Maltepe 3 No’lu L  Tipi  Kapalı  Ceza İnfaz Kurumunda kalan yabancı uyruklu trans kadın mahpus kıyafet ve ayakkabı talep etmektedir.

Adsız

LGBTİ mahpuslara destek olmak, doğrudan isteklerini kendisine yollamak isterseniz  bu ihtiyaçları nasıl yollayabileceğinize dair bilgi almak için CİSST’in 0212 293 69 82 numaralı telefonunu arayabilirsiniz.

“Sen Bana TUTSAK, Ben Sana YASAK!”

Nakka LGBTİ+ LGBTİ mahpusların sorunlarının konuşulacağı bir söyleşi ve sonrasında mahpusların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik dayanışma partisi organize ediyor. Etkinliğin detaylarına aşağıda ulaşabilirsiniz.

 

“İçeride Koli Yaptın mı?” SÖYLEŞİ

Artan baskılar ile tutsak edilen LGBTİ+’ların sayısı da artıyor. Peki cezaevlerinde hayat nasıl? Hapishanelerde LGBTİ+’lar neler yaşar, neye ihtiyaç duyar; gizlenir mi, açılır mı; siyasi mi adi mi; koli mi yapar, dolu mu yağar? Hem cezaevine girmiş çıkmış arkadaşlarımızın mahpusluk deneyimlerini dinliyor ve hem de halen tutsak olanlar hakkında bilgiler alıyor, kafamızdaki soruları onlara soruyoruz.

Katılımcılar: Uğur, Diren (adına Resul), Burak, Hilal (CİSST-hapistelgbti ağı)
Kolaylaştırıcı: Derya (hapistelgbti ağı)

Leman kültür, 18:00

23 Aralık

https://www.facebook.com/events/540070353036164/ 

Parti: “Sen Bana TUTSAK, Ben Sana YASAK!”

Okulda, işte, mecliste; gözaltında, denetimli serbestlikte, hapiste: LGBTİ+ lar her yerde. Terör, erör; feminen, maskulen; bayrak, sakarya denerek hepimizin yolu OHAL dönemi ile artan bir şekilde, mahpustan geçmeye başladı. Bu süreçte Ankara vilayetinde muktedirlerin buyurduğu yasakların ardından bir çok şehirde keyfi olarak LGBTİ+ temalı etkinlikler yasaklandı ya da engellenmeye çalışıldı. Vilayetlere de muktedirlere de; onların sınırlarına da yasaklarına da nakka , nakinta!
Nakkalgbti+ sizleri tutsak edilen LGBTİ+’lar ile dayanışma partisine ve hemen öncesinde yapılacak olan söyleşiye* davet ediyor ve tutsaklara ufak bir ekonomik kaynak yaratmanızı istiyor.

giriş: 10 TL

Birlikte olmanın, hep beraber eğlenmenin gücü ve politikliği il 23 Aralık, 22:00’de Ren Bar’da (Eski Nayah) görüşmek üzere…

CHANTAGE MONTAGE 22:00-00:30
Barbara, Lezbiyen olan 00:30-03:00
DEEPİNOZA 03:00-05:00

 

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑