“Trans Kadın Mahpuslar Neler Yaşıyor?”

Sizlerle Bianet’in haberini paylaşacağız;

Adalete erişimden cinsiyet kimliğinin reddine cezaevlerinde neler oluyor? Onur Haftası kapsamında, trans kadın mahpusların sorunları ve talepleri konuşuldu.

“Hakaret, küfür, aşağılama… mahkumlara alıştım, kulak asmıyorum, ama o devlet memuru… neler çekiyorum, hiçbir şikayet dilekçemi herhangi bir resmi makama ulaştıramıyorum.”

“Cezaevlerinde bulunan, spor hariç, hiçbir aktiviteden yararlanamıyoruz. 15 günde bir spor salonuna bir saatliğine çıkıp spor yapmaya çalışıyoruz, fakat koğuşta her gün voleybol oynuyoruz.”

“Cinsel kimliğim nedeniyle 2 yıldır beni hep tek kişilik bir odada rehineler gibi tutuyorlar. Güvenlik sağlıyoruz diye tecrit ediyorlar. Her bir sorununu, her bir ihtiyacını işkenceye çeviriyorlar.”

“Timsahın ağzındayız. İsteyen bizi çiğneyebiliyor, çünkü bunların dokunulmazlıkları var. Ne savcı, ne infaz hakimi ne başsavcı ne Adalet Bakanı ne de mahkeme bunlara dokunmuyor. O nedenle cezaevi idaresi o kadar çok insanlık suçu işliyor ki.”

“Tek suçumuz tercih ettiğimiz hayat. Tek suçumuz özgür yaşamak.”

(Trans kadın mahpusların mektuğlarından alıntılar)

25. LGBTİ+ Onur Haftası’nın beşinci günü “Türkiye’de Trans Kadın Mahpuslar” oturumuyla başladı.

Oturumda Pembe Hayat LGBTİ Dayanışma Derneği’nden Selin Berghan ve Demhat Aksoy konuştu. Oturumu Pembe Hayat’tan avukat Yalçın Koçak modere etti.

67 trans kadınla mektuplaşıldı

Berghan geçtiğimiz günler yayınlanan “Türkiye’de Trans Kadın Mahpuslar” raporunu sundu. Pembe Hayat’ın trans mahpuslarla iletişiminin derneğin Genel Başkanı Buse Kılıçkaya’nın tutuklanması ile güçlendiğini hatırlatan Berghan rapora dair şunları söyledi:

“Raporumuz, temelde Pembe Hayat’ın cezaevinde bulunan trans kadınlardan aldığı mektuplara dayanıyor. 2008 yılında yönetim kurulu başkanı Buse Kılıçkaya’nın cezaevine girmesiyle başlayan trans mahpuslarla dayanışma çalışmaları, 2014 yılında nefret cinayeti ile katledilen Dilek İnce adına açılan ‘Giysi Bankası’ ile sistematik hale geldi.”

2008-2016 tarihleri arasında 67 trans kadınla yapılan mektuplaşmaların rapora dahil edildiğini hatırlatan Berghan, “Dilek İnce Giysi Bankası ile trans kadınlarla mektuplaşma sistematik hale geldi ve 2014-2016 yılları arasında 150 mektup cevaplandı” dedi.

“Trans kadınlar kimlikleri nedeniyle ‘suçlu’ görülüyor”

Ulusal ve uluslararası mevzuatları hatırlatan Berghan, raporda ortaya çıkan hak ihlallerini şöyle sıraladı:

“Trans kadın mahpusların adalete erişim sorunları ceza-adalet sistemine girmeden başlıyor. Trans kadınlar, trans kimlikleri nedeniyle ‘suçlu’ görülüyor. Türkiye’de yasal olarak LGBTİ kimliklerine sahip olmak suç olmasa da, genel olarak LGBTİ bireylere özelde trans kadınlara karşı ayrımcılık hayatın her alanında elle tutulur bir somutluk taşıyor.

“Trans kadınlara karşı şiddet haklı görülürken, trans olma halinin kendisi cinayet davalarında bile ceza indirimine gerekçe olabiliyor. Trans kadınların fail olduğu davalarda ise süreç benzer davalara göre çok daha hızlı ilerliyor. Trans kadınların suçu, bu ülkede herkesinkinden daha hızlı kanıtlanıyor.”

Karakollarda kötü muamele

Berghan, dava sürecinden önce trans kadınların karakollarda polis tarafından kötü muamele görerek ikinci kez mağdur edildiğini vurgulayarak şöyle konuştu:

“Sözlerinin ciddiye alınmaması, güvenlik güçleriyle ilgili şikayetlerinin sonuçsuz kalması, avukat tutamayanlar için atanan baro avukatlarının davalarda bulunmaması, hakimlerin ayrımcı tavırlarının hapis cezası kararını etkilemesi, cezaevi idaresine yapılan şikayet başvurularının sonuçsuz kalması adalete erişimde yaşadıkları sorunlar olarak sıralanabilir.”

Cinsiyet kimliğinin reddi

Trans mahpusların adalete erişimin yanı sıra cinsiyet kimliklerinin reddedilmesi dolayısıyla cezaevlerinde sorun yaşadıklarını belirten Berghan, cezaevlerinin ikili cinsiyet sistemine göre tasarlanmış yapılar olduğunu hatırlattı ve ekledi:

“Trans kadınlar nüfus cüzdanlarındaki renge göre, erkeklerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş erkek hapishanelerine yerleştirilir. Bu durum trans kadınlar için birçok hak ihlaline neden oluyor ve şiddete maruz kalma riskini arttırıyor. Erkek memurlar tarafından çıplak arama trans kadınlar söz konusu olduğunda kurala dönüşmüş oluyor.

“Erkek cezaevlerinde tutulan trans kadınların cımbız, ağda gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması, erkek kıyafeti giymeye zorlanmaları ve ‘erkek gibi’ yaşamaya mecbur bırakılmaları, saçlarının kesilmesi yine cinsiyet kimliğinin reddi anlamına geliyor.

“Kendilerine ait paraları yoksa, dışarıdan başka birinden destek görmüyorlarsa ve güvenlik nedeniyle İş-Kur’un işlerinde çalıştırılmadıklarından, maddi açıdan çok zorluk çekmekte, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geliyorlar.”

“Adalet sistemindeki ayrımcılığa karşı eğitim ve düzenlemeler yapılmalı”

Berghan trans kadın mahpusların ‘güvenlik’ gerekçesiyle tecrit altında tutulduklarını bu sebeple bütün haklarından mahrum bırakıldığını vurgulayarak, “Bütün bunlar çok keyfi ve işkenceye varan uygulamalara dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

Berghan, raporun sonuç bölümünde bütün bu ayrımcı uygulamalara karşı önerilerini sunduklarını söyledi. Bu önerilerin bazılarını şöyle sıraladı:

“Trans kadınların, hayatın her alanında yaşadıkları ayrımcı uygulamalar ve şiddetin önlenmesi ve transfobi ile mücadele etmek için öncelikli olarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eşitlik ve ayrımcılık karşıtı yasalara eklenmesi gerekiyor.

“Adalet sistemindeki transfobi ve homofobi ile mücadele etmek için tüm personelin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliği konularında eğitilmeleri gerekiyor. Ayrıca bu temelde ayrımcılık yapan kamu personeli hakkında cezai işlem yapılması da ilgili yönetmeliklere eklenmelidir.

“Cezaevine yerleştirilirken uygulanan çıplak aramaya derhal son verilmesi gerekiyor.

“Tüm mahpuslar gibi, trans mahpuslar da cezaevlerine girişte sağlık kontrolünden geçmeli ve sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanmalıdır.”

Rapora ulaşmak için tıklayınız.

Trans mahpuslar için bir umut: Dilek İnce Giysi Bankası

Berghan’ın ardından söz alan Demhat Aksoy, Pembe Hayat’ın Dilek İnce Giysi Bankası’ndan bahsetti.

Aksoy; Pembe Hayat’ın 20 Kasım 2014 yılında Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Haftası kapsamında kurduğu Dilek İnce Giysi Bankası’nın, adını 2006 yılında Eryaman olaylarında pompalı silah ile öldürülen trans kadın Dilek İnce’den aldığını belirtti ve ekledi:

“Dilek İnce Giysi Bankası bir dayanışma ağı çevresinde, gönüllülerin yardımları ile ilerliyor. Banka, gönüllülerden gelen temiz, kullanılabilir kıyafetleri, ihtiyaç sahibi mülteci ve mahpus LGBTİ’lere derneğimize gelen; Kaos GL ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin ilettiği mektuplar doğrultusunda ihtiyaçlara yönelik olarak iletiliyor. Dilek İnce Giysi Bankası kurulduğundan bu yana, 10 toplu gönderim yapıldı. 2014 yılında yapılan ilk gönderim 30 kişiye ve 2016 Mart ayı gönderiminde 70 kişiye ulaştık.”

“OHAL ile birlikte cezaevlerine ulaşmakta zorlanıyoruz”

Trans kadın mahpuslarla düzenli mektuplaşmaları sonucu çok farklı şehirden mahpuslara ulaşabildiklerini, bu mektuplaşmaların sadece ihtiyaç temini için olmadığını bir dayanışma ve sosyal hizmet ağına dönüştüğünü hatırlatan Aksoy sözlerine şöyle devam etti:

“Dilek İnce Giysi Bankası artık kendi kendisini örgütleyen bir yapıya dönüştü. Yayın yolladığımızda bazen hapishanelerde sansür ile karşılaşabiliyoruz. Kaos GL dergisinin iletilmediği durumlar yaşadık. Özellikle OHAL ile birlikte daha önce mektuplaştığımız kişilerden haber almakta zorlanıyoruz. Cezaevlerini ziyaret ettiğimizde mektuplara el konulduğunu öğreniyoruz.”

“Trans kadınlara ısrarla ‘bey’ diye sesleniyorlar”

Avukat Yalçın Koçak da Pembe Hayat adına LGBTİ mahpusları ziyaret ettiklerini, bu ziyaretlerde mahpusların kendilerine yaşadıkları yoğun ayrımcılığı aktardığını söyledi:

“Cezaevinde trans kadınlara özellikle ve sürekli ‘bey’ diye sesleniyorlar. Buna itiraz ettiğimizde ise ‘nonoş’ gibi ifadeler kullanmaya başlayan cezaevi görevlileri oldu. Gardiyanlar trans kadın mahpusların taleplerini değerlendirmiyor. Mektubu alıp köşeye atıyor. Biz, bütün müvekkillerimizin yasalar gereği suçsuz olduğunu iddia etmiyoruz. Biz yargılama mercii de değiliz. Ancak trans olmanın kendisinin suç olarak algılandığını, adalet sisteminin tamamen ayrımcılık üzerine kurulu olduğunu söylüyoruz.”

Trans kadın mahpusların cezaevlerinde diğer mahpuslara göre daha yalnız hissettiklerini de vurgulayan Koçak, hukuki yöntemlere paralel olarak Dilek İnce Giysi Bankası gibi örnekleri çoğaltmak gerektiğini belirtti. (YT/ÇT)

* Bu haber KaosGL haber sitesinde yayınlanmıştır.

23 Haziran 2017

“Beni Bırakma” Sergisi Başlıyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği / Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi olarak 2012 yılından bu yana yürüttüğümüz Hapiste LGBTİ Ağı ile LGBTİ ve insan hakları alanında çalışan dernek, araştırmacı ve aktivistlerle çeşitli platformlarda bir araya geldik, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunduk ve birlikte LGBTİ mahpusların hak ihlallerini çözmeye, sorunlarını ve ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık.

8. Trans Onur Haftası kapsamında Hapiste LGBTİ Ağı’nın düzenlemiş olduğu “Beni Bırakma” sergisi ile LGBTİ mahpusların bize iletmiş olduğu hapishane deneyimlerini, karşılaştıkları baskıları ve bu baskılar karşısında geliştirdikleri direniş pratiklerini yansıttıkları eserleri sizlerle buluşturarak duvarları ve sınırları kaldırmayı, paylaşımı ve dayanışmayı arttırmayı ümit ediyoruz.

Birlikte daha güçlüyüz!

 

Hapiste LGBTİ Ağı

 

Türkiye Hapishanelerinde Cinsiyet Geçiş Süreci

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD) hazırlamış olduğu “Cinsiyet Geçiş Klavuzu” yayını çıktı. Yayına buradan ulaşabilirsiniz: https://drive.google.com/file/d/0B2ecJ5N_lVXFeGZ4MXo3U0NCakE/view 

Yayının hazırlanma sürecinde Türkiye Hapishanelerinde Cinsiyet Geçiş Sürecini  anlattığımız bir yazı da mevcut. Ayrıca cinsiyet geçiş sürecini hapishanede başlatan trans kadının deneyimine de klavuzdan ulaşabilirsiniz.

06.06.2017

 

Trans Mahpus Cinsiyet Geçiş Sürecini Hapishanede Tamamlayacak

Trans mahpuslar Türkiye hapishanelerinde cinsiyet geçiş süreçlerini başlatabilmekte, başlatanlar ise sürecini hapishanelerde tamamlayabilmekteler. Dışarıda olduğu gibi hapishanede de bu süreci tamamlamak bir dizi bürokratik engeller sebebiyle uzayabilmektedir. Hapishanelerde  bilinen ilk trans ameliyatı 2014 yılında çeşitli derneklerin ve avukatların desteği ile başlamış ve yapılan başvurular sonucunda Bülent Ecevit Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde mahkum koğuşu açılarak ameliyatı gerçekleşmişti.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği olarak Adalet Bakanlığı’na yapmış olduğumuz bilgi edinme başvurularına cinsiyet geçiş ameliyatı olan ve ameliyat için başvuran mahpusların sayısına dair sorularımız yanıtsız kalmış ve cevapsız bırakılmıştır. Derneğimize trans mahpusların yollamış olduğu mektuplarda cinsiyet geçiş sürecine dair sorular gelmeye devam etmekte ve bizler de bu yönlü danışmanlık vererek mahpusları bilgilendirmekteyiz.

Uzun süredir yazıştığımız trans kadın mahpusun cinsiyet geçiş ameliyatı olmasında bir engelin olmadığına ilişkin mahkeme kararı, ancak 4 yılın sonunda verilmiştir.   Mahpusun yollamış olduğu Sağlık Bakanlığı kararını sizlerle paylaşıyoruz.

 

cinsiyet geçiş süreci belge

 

31.05.2017

Hapishanelerde ‘Cinsel Yönelim Bozukluğu’ Tanımı

Eskişehir hapishanesi yönetiminin LGBTİ mahpusları ‘cinsel yönelim bozukluğu’ şeklinde tanımladığı görüldü. Duvar gazetesinin haberini ve raporun detaylarını sizlerle paylaşıyoruz.

Cezaevi yönetimi LGBTİ+ bireyleri ‘cinsel yönelim bozukluğu’ şeklinde tanımladı. Cezaevi raporunda hükümlü görüşmeleri bölümünde de ‘LGBTİ mahpuslar’ tanımlaması kullanıldı.

DUVAR – Eskişehir H ve T Tipi cezaevi’nde hükümlü ve tutuklulara yönelik davranışların yer aldığı rapora göre, LGBTİ+ bireylerin ‘cinsel yönelim bozukluğu kategorisi’ altında değerlendirildiği ortaya çıktı.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Cezaevi Alt Komisyonu’nun 2016 ve 2017 yıllarında incelemelerin gerçekleştirildiği Kırıkkale F Tipi, Ümraniye E ve T Tipi, İstanbul Çocuk Bakım Evi, Eskişehir H ve T Tipi, Bursa H Tipi ve Balıkesir L Tipi cezaevleriyle ilgili raporları dün gerçekleştirilen toplantıda ele alındı.

Cumhuriyet gazetesinden Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, Ümraniye E Tipi Cezaevi’ne ilişkin raporda cezaevinde kalabalıklaşma ve ısınma sorunu yaşandığı, yemeklerin hazırlanışı ve kantinden bazı ürünlerin temin edilemediğine ilişkin şikâyetler bulunduğu belirtildi. Raporda, özellikle son dönemde Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında kalabalıklaşma sorunu bulunduğuna işaret edilerek, yeni cezaevi inşaatlarının hızlandırılması önerildi.

LGBTİ MAHPUSLARIN HEPSİ AYNI KOĞUŞTA

Eskişehir H ve T Tipi cezaevleri raporunda ise kapasitenin üzerinde hükümlü ya da tutuklunun cezaevinde olduğu belirtildi. Raporda, kurum idaresi tarafından komisyona yapılan bilgilendirme kapsamında cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklular sıralanırken, LGBTİ bireyler hakkında “cinsel yönelim bozukluğu kategorisi” tanımlaması yapıldı. Söz konusu tutuklu ve hükümlülerle yapılan görüşmeyle ilgili bölümde ise “LGBTİ mahpuslar” tanımlamasının yapılması dikkat çekti. Raporda, LGBTİ mahpuslar, gay, lezbiyen ve trans bireylerin karışık olarak aynı odalarda kaldığını da bildirdi.

18.05.2017

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑