“Eski Mahpuslar Cihan Erdal ve Can Memiş Anlatıyor”

Bölüm 1: Hapishanelerde hak ihlalleri

Hapiste LGBTİ+ Tematik Alan temsilcimiz Meriç Doğan ve Hapiste Öğrenci Tematik Alan temsilcimiz Özge Akyüz eski mahpuslar Cihan Erdal ve Can Memiş’le hapishanede yaşadıkları hak ihlallerinden öğrenci mahpusların eğitime ulaşma imkanlarına kadar birçok konuda konuştu. Dört bölüm halinde yayınlanacak olan söyleşimizin ilk bölümünde Cihan’la ve Can’la hapishanelerde mahpusların karşılaştıkları hak ihlalleriyle ilgili konuştuk.

Cihan Erdal, 32 yaşında, Kanada’nın başkenti Ottowa’da Carleton Üniversitesi Sosyoloji bölümünde Doktora öğrencisi. Eylül 2020 tarihinde hem ailesini ziyaret etmek hem de doktora araştırmasını sürdürmek için geldiği İstanbul’da gözaltına alındı ve 9 ay boyunca Sincan 2 No’lu F Tipi Hapishanesinde tutuklu kaldı.

Can Memiş Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu. Şu anda Bilgi Üniversitesi’nde Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans Programında öğrencisi, aynı zamanda MEF Üniversitesi hukuk fakültesinde lisans öğrencisi. İlki 2018’de, ikincisi 2020’de olmak üzere iki kere tutuklandı. Toplamda bir buçuk yıla yakın bir süreyi hapishanede geçirdi.


Kaldığınız hapishanelerde herhangi bir ayrımcılığa maruz kaldınız mı, idareden ya da infaz koruma memurlarından doğru bir ayrımcılıkla karşılaştınız mı?

 Cihan Erdal (CE): Ben aynı zamanda bir LGBTİ+ aktivistiyim ve hayatımızın her alanında bir ayrımcılığa uğramak hissiyle yaşıyoruz. Ama bu hapishanede biraz daha yoğun bir hal alabiliyor. Açık kimlikli bir LGBTİ+ mahpus olmak daha yoğun ve sürekli bir tedirginlik hali yaratıyor sizde. Her an infaz koruma memurları tarafından, hapishane yönetimi tarafından maruz kalabileceğiniz ayrımcılıkları aklınızda tutmanız gerekiyor. Bu tedirginliği dışarda beni destekleyen sevdiklerimin de yoğun olarak yaşadıklarını biliyorum.

9 ay boyunca yasal olarak evli olduğum eşimle telefon görüşmesi gerçekleştiremedim

Daha somut olarak belki şunu anlatabilirim, Nisan 2020 idi yaklaşık olarak 6-7 aydır görüşemediğim Kanada’da yasal olarak evli olduğum eşim ile telefon görüşmesi yapma talebimi bir dilekçeyle hapishane müdürlüğüne iletmiştim. Bu talebime verdikleri ilk reaksiyon “Pardon, Ömer bir erkek ismi, erkek ismi yazıyor kağıdın üzerinde” diyerek verdikleri reaksiyon bir yanlışlık mı var, burada bir erkek ismi yazıyor diyerek şaşırdıkları homofobik bir tepkiydi. Bunun üzerine benim sağlıklı olup olmadığımı teyit etmek amacıyla kendini kurumun psikoloğu olarak tanıtan birisi ile görüşmem sağlandı. Eşimle telefon görüşmesi yapma talebimi yazılı olarak hapishane yönetimine iletirken beraberinde aldığım risklerin farkındaydım. O dönem Can’la birlikte kalıyorduk aynı koğuşta. Başka bir odaya alınma, tecrit halinin daha da yoğunlaştırılması riskini göz önünde bulundurarak bu talebimi iletmiştim. Çıkıncaya kadar da yaklaşık 9 aylık süreçte eşimle bir telefon görüşmesi gerçekleştiremedim. Sesini duyamadım, bu benim için başlı başına büyük bir eşitsizlik ve ayrımcılık biçimiydi. Bu bağlamda hapishane yönetimiyle Kanada konsolosluğu arasında sürecin başladığı, evliliğimizin resmiyetine dair bilgilerin talep edildiğine yönelik bilgilendirildik.

Can Memiş (CM): Ben ayrımcılıklara maruz kalmaktan çok şahit oldum. İlk tutukluluk sürecimde OHAL kapsamında sınırlandırılmalar çok fazlaydı hapishanelerde. İnsanlar telefonda Kürtçe konuştukları için uyarılıyorlardı. Aile görüşlerinde diller, kitaplar problem haline gelebiliyordu. Kimliklerin birer ayrımcılık konusu haline gelişine çok defa tanık oldum. Sincan hapishanesi sürecinde de tanıklıklarım oldu.

‘Burası devlet dairesi uzun saç olmaz’

Kendi deneyimimde ise saçımın uzunluğu dolayısıyla bir ayrımcılığa uğradım. Kurum düzeni ve ciddiyeti gereği, orası bir devlet dairesi olduğu için saçlarımızın kısa olması gerektiği söyleniyordu. Hapishane ikinci müdürü tarafından yönetmelik bu şekilde denilerek saçıma müdahale edilmeye çalışıldı. Ancak çeşitli kurum ve derneklerin aracılığıyla Adalet Bakanlığına yaptığımız başvuru sayesinde kısa bir sürede o sorun çözüldü. Çıplak arama dediğimiz şey de bir ayrımcılık, ben doğrudan maruz kalmasam da tanık oldum. Yine bir önceki yargılama sürecinde de sevk sırasında kadınlara yönelik bir şiddet olayı söz konusu olmuştu. Burada biz tahliye olduktan sonra dosya arkadaşlarımız mahkemeye götürülürken tacize varan bir şekilde aramaya maruz kalmışlar vs. Doğrudan maruz kalmasam da tanıklıklarım daha fazla. Ben sadece erkeklerin saçı bu kadar uzun olamaz, burası devlet dairesi şeklinde ifadelerle bir ayrımcılığa maruz kaldım. Öğrenci olmakla alakalı olarak tabii başka ayrımcılıklardan bahsedebilirim.

“Kısıtlamayı aşmak için evlenmek zorunda kaldım”

 Can, OHAL ve Pandemi sürecinde hapishane deneyimi yaşadın bu iki dönem arasında bir farktan bahsedebilir misin?

CM: OHAL sırasında nasıl ki KHK’lara (Kanun Hükmünde Kararname) dayanılarak bir takım kısıtlamalar yapılıyorduysa, şimdi de pandemi var bahanesiyle benzer kısıtlamalarla karşı karşıyayız. Örneğin Cihan’la aynı odayı paylaşıyoruz F Tipi bir hapishanede ama pandemi gerekçesiyle birlikte fotoğraf çekilemiyoruz. Pandemi dolayısıyla aynı fotoğraf karesinde olmamız sakıncalıymış ama aynı odada kalıyoruz gibi durumlarla karşılaştık. Pandemiyi tıpkı OHAL (Olağanüstü Hal) gibi değerlendirdiklerini düşünüyorum. OHAL’de birinci dereceden akrabalar, eş ve çocuklar, bir de babaanne-dede ile görüşebiliyordun. Arkadaş görüşü yasaktı. Sevdiklerimle, arkadaşlarımla görüşüme izin vermiyorlardı. Ben bu sebepten dolayı evlenmek durumunda kaldım o kısıtlamayı aşmak adına. Arkadaş görüşü var ama aylar sonra açılıyor, bazı arkadaşlarımıza o da mümkün olmadı.  Bizim açıldı ama zaten pandemi dolayısıyla görüşler de doğru düzgün yapılamadı. İki haftada bir yapılıyor, hepsi kapalı görüş, bayramda dahi açık görüş yapılamadı. Dolayısıyla pandemide de OHAL’de olduğu gibi kısıtlamalar devam etti. Örneğin kitap kısıtlamasının pandemiyle nasıl bir ilgisi olabilir ki. F tiplerine yönelik özel bir rejim uygulandığı için de olabilir bu durum, belki de diğer hapishane tiplerinde daha farklı durumlar. İlk tutukluluk sürecimde L tipinde kalmıştım, F tiplerinde belki de her daim bir OHAL var, o kısıtlamalar aşılamıyor bir şekilde.

“Pandemi dolayısıyla bazı kısıtlamalar gerekli ancak bunu telafi edecek bazı başka uygulamaların olması gerekiyor”

 Ziyaretçi görüşlerindeki süreci biraz daha açar mısın?

CM: Uzun bir süre 2 haftada bir gerçekleşiyordu görüşler, hatta o da uzun bir süre yapılamadı. Kapanma süreçleri sebebiyle. Arkadaş görüşleri konusunda da emniyete bir başvuruda bulunmak gerekiyor, başvuru yapılıyor ama orada sürecin bir yerde takıldığını deneyimledik, nerede olduğunu biz de çözemedik. Biz o anlamda şanslıydık süreç uzatılsa da bizim arkadaş görüşlerimiz bir şekilde onaylandı ve az da olsa yapabildik. Aynı dosyadan yargılanan başka arkadaşlarımızın görüşleri onaylanmadı. Dolayısıyla arkadaşları görüşlere gelemedi. Kapalı görüşler zaten iki haftada bir, pandemi gerekçesiyle açık görüşler zaten yapılamıyor. Biz hiç açık görüş yapmadık. Böyle bir kısıtlama hali söz konusu. Bizler de tabi ki pandemi dolayısıyla bazı kısıtlamaların gerekli olabileceğinin farkındayız ama bunu telafi edecek bazı başka uygulamaların olması gerekiyor. Örneğin telefon görüşleri bu konuda kolaylaştırıcı olabilir, uzatılabilirdi. Ben girdiğimde 10 dakikalık görüşler söz konusuydu, şimdi bunu 20 dakikaya uzatmışlar ama o da yeterli değil, örneğin yılbaşı, bayram zamanları, özel günler gibi durumlarda en azından yüz yüze görüşme yapılamıyorsa bile telefon görüşmesi süresini arttırılması sağlanabilirdi. Çünkü içerideyken insanın dışarıyla iletişiminin sürmesi adına bu görüşler çok önemli, hele ki F tipi hapishanelerde bu daha da kritik. Hapishanelerin de farklı uygulamaları oluyor, örneğin bizim ilk gittiğimiz Sincan Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda görüşler haftada iki farklı gün gerçekleşiyordu, bu durum bizim için daha iyi oluyordu ama bu son kaldığımız hapishanede hafta bir gün tek seferde 20dk kullanabiliyorduk, o vakti başka günlere bölme gibi bir şansınız olmuyordu. Hafta içerisinde birkaç farklı günde dışarıyla bağ kurabilmek çok daha iyi oluyordu. Onu dahi kabul etmiyorlardı.

Söyleşimiz ikinci bölümüyle haftaya devam edecek…

30 Eylül 2021

“Tutsak Lubunya Kitaplığı kitaplarınızı bekliyor”

KaosGL Haber Portalı’nın 22.09.2021 tarihinde yayınladığı haberi sizlerle paylaşıyoruz:

Tutsak Lubunya Kitaplığı, LGBTİ+ mahpusların rızası dahilinde ve ihtiyaçlarına göre kitapların hapishanelere ulaştırılması için kitaplarınızı bekliyor.

Tutsak Lubunya Kitaplığı kitaplarınızı bekliyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Tutsak Lubunya Kitaplığı, LGBTİ+ mahpusların yeterince okuma ve üretme materyallerine ulaşamaması ve bu konuda yaşanılan hak ihlallerini göz önünde bulundurarak tutsak LGBTİ+’lar ile bir dayanışma kampanyasına başladı. Kampanya çalışması, kuir ve feminist kitaplar öncelikli olarak, mahpus LGBTİ+’ların rızası dahilinde ve ihtiyaçlarına göre kitapların hapishanelere ulaştırılmasını hedefliyor.

“Tutsakların güvenlikleri öncelikli ilkelerimiz arasında” diyen Kitaplık emekçileri gelen kitapların LGBTİ+fobik olmaması, herhangi bir ayrımcılık içermiyor olmasına ve yazarının fail olmamasına özen gösteriyor:

“Tutsak Lubunya Kitaplığı, hem ataerkil ve kapitalist sistem içerisinde tutsak edilmiş lubunyaların okumak ve üretmek için yeterli kitap ve benzeri materyallere ulaşamadığına dikkat çekmek, hem de tutsak lubunyalara bu materyalleri ulaştırabilmek için bizlerin, dışarıdaki lubunyaların bir araya gelmesiyle ortaya koyduğu bir kampanyadır. Ataerkil kapitalist sistem, lubunyaları tutsak ederken, bu tutsaklık süresince heteronormatif toplum da onların kendilerini dönüştürmesine ve ilerlemesine de engel olmak istemektedir. Bizler, ataerkil kapitalist sistemin varlığının farkında olan ve kendilerini değiştirip dönüştürmek isteyen lubunyalar olarak, tutsak edilmiş lubunyalar ile bir dayanışma sürecine giriyoruz. Tutsak lubunyalar ile dayanışmamızı örerken aynı zamanda biz, dışarıda olan lubunyalar sistemi eleştiriyor ve teşhir ediyoruz. Faşizmin varoluşumuzdan rahatsız olduğunu biliyor, faşizm ile mücadele ediyor, ve bu mücadeleyi tutsak lubunyalar ile birlikte büyütmeyi amaçlıyoruz. Tutsak lubunyaların ataerkil kapitalist sistem içerisinde ezilen bir konumda olduğunu biliyoruz, ve onların ataerkil, kapitalist, kuirfobik, ve ikili cinsiyet sistemine karşı verdikleri savaşlarında sizleri de yanımıza bu kitap kampanyası ile çağırıyoruz. Tutsak Lubunya Kitaplığı olarak önceliğimiz kuir ve feminist teori içeren kitapları tutsak lubunyalarla buluşturmaktır. Kampanya sürecinde tutsak lubunyalar ile dayanışırken, tutsak lubunyaların varoluşlarını, ve güvenli alanlarını tehlikeye atabilecek herhangi bir kuirfobik, homofobik, transfobik, bifobik, cinsiyetçi, irkçı, mülteci düşmanı, ayrımcı ve türcü her türlü pratiğe, ve söyleme izin vermemek, ve tutsak lubunyaları bunlara maruz bırakmamak amacıyla, kendilerine ileteceğimiz materyalleri, ve kampanya süresince birlikte dayanışacağımız kurumları bunları ilke edinerek seçeceğiz. Kampanyamıza başlarken biz lubunyaları; evde, iş yerinde, okulda, sokakta ve hayatın kalan her yerinde etkileyen mevcut sistemin her türlü mekanizmasına karşı başkaldırıyoruz. Faşizme ve ataerkil kapitalizme karşı yürüttüğümüz mücadelemizde dayanışmayı büyütüyoruz. ‘Tutsaklık sistemi okumaya ve ona karşı başkaldırmaya engel değildir.’ diyoruz. Tutsak lubunyalara kitaplar göndererek, dayanışmayı örgütlüyor, sömürü, güç ve mülkiyet ilişkilerinin yıkılması için mücadeleyi büyütüyoruz. Tutsaklığa karşı okuma ve üretim ile meydan okuyoruz. Herkesi kampanyamızla birlikte tutsak lubunyalar ile dayanışmaya çağırıyoruz.”

Kampanyanın Kürtçe çağrısı şöyle:

“Pirtûkxaneya Lubunyayên Girtî kampanyayeke ku me; him ji bo balê bikişînin ser lubunyayên ku di pergala baviksalarî û kapîtalîst de girtî ne û ji bo xwendin û hilberandinê têra pirtûk û materyalên bi vî rengî nakin, û him jî ji bo ku em; lubunyayên li derve, werin ba hev da ku van materyalan radestî lubunyayên girtî bikin, daniye. Dema ku pergala kapîtalîst a baviksalarî lubunyayên digire, civaka heteronormatîf jî dixwaze pêşî li veguherîn û pêşketina wan bigire di vê esaretê de. Em wekî lubunyayên ku ji hebûna pergala kapîtalîst a baviksalarî haydar in û dixwazin xwe biguherînin bi lubunyayên girtî re dikevin pêvajoya piştgiriyê. Dema ku em bi lubunyayên dîl re piştgiriya xwe bilind dikin, di heman demê de, em, lubunyayên ku li derve ne, pergalê rexne dikin û eşkere dikin. Em dizanin ku faşîzm ji hebûna me aciz dibe, em li dijî faşîzmê şer dikin, û em armanc dikin ku em bi lubunyayên girtî re vê têkoşînê berfirehtir bikin. Em dizanin ku lubunyayên girtî di nav pergala kapîtalîst a baviksalar de di rewşek bindest de ne, û em we vedixwînin ku hûn bi vê kampanyayê pirtûkê re beşdarî şerê wan ê li dijî pergala zayendî ya baviksalarî, kapîtalîst, kuîrfobîk û binaryî bibin.

Wekî Pirtûkxaneya Lubunyayên Girtî, pêşîniya me ev e ku em pirtûkên teoriya kuîr û femînîst bi lubunyayên dîl re bînin cem hev. Dema ku em di kampanyayê de bi lubunyayên girtî re hevkarî dikin, em ê destûr nedin kiryar û vegotinên cudakar, homofobîk, transfobîk, bîfobîk, zayendperest, nijadperest, dijîpenaberan, û cûreperest ku dibe ku hebûn û qadên ewle yên lubunyayên girtî xeternak bike. Ji bo ku em wan dûçarî wan tiştan nekin, em ê materyalên ku em ê ji wan re bişînin û saziyên ku em ê di kampanyayê de bi wan re hevkariyê bikin bi van prensîbên xwe hilbijêrînin.

Gava ku em kampanyaya xwe didin dest pê kirin, em li dijî hemî mekanîzmayên pergala heyî yên ku bandorê li lubunyayên li malê, li kar, li dibistanê, li kolanê û li her derê jiyanê dikin serî hildidin. Em têkoşîna xwe ya li dijî faşîzm û kapîtalîzma baviksalarî mezin dikin. Em dibêjin ‘Pergala esaretê ji xwendin û serhildana li dijî wê re ne asteng e.’

Bi şandina pirtûkan ji lubunyayên girtî re, em piştgiriyê organîze dikin û ji bo têkbirina têkiliyên mêtîngerî, hêz û milkiyetê têkoşîna xwe mezin dikin. Em li dijî girtinê bi xwendin û hilberînê li pêşberî wan derdikevin. Em bangewaziyê li her kesî dikin da ku bi kampanyayê me re piştgiriyê bidin lubunyayên girtî.

Ji bo şandina pirtûkan, Kadıköy PTT PK 59”

Kitap yollamak için

Bağımsız bir şekilde örgütlenen çalışmaya dahil olabilir ya da kitap göndererek destek olabilir, LGBTİ+ mahpuslar için dayanışma gösterebilirsiniz. Göndermek istediğiniz kitapları Kadıköy PTT PK 59’a gönderebilirsiniz.

Kitap gönderimi için belirli bir sayı olmamakla birlikte koşullarınız ölçüsünde göndermeniz mümkün. Bu dayanışma çalışmasını yaygınlaştırılabilir daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Eğer bildiğiniz tutsak LGBTİ+ kişiler var ise bu çalışmada ki kitapları onlara da ulaştırmamızı sağlamak için Tutsak Lubunya Kitaplığı’nı bilgilendirebilirsiniz.

Tutsak Lubunya Kitaplığı’nı Twitter ve Instagram’dan takip edebilirsiniz.”

“Kamerun’da Şiddetli Transfobik Saldırı Kameralara Yakalandı”

Mayıs ayında “eşcinselliğe teşebbüs” suçundan hüküm giyen iki trans kadın Patricia ve Shakiro, 16 Temmuz 2021’de serbest bırakılmalarının ardından Kamerun’un Douala kentinde kendilerini destekleyenlere teşekkür etmek için bir video kaydetti. © 2021 Josiane Kouagheu/REUTERS

Human Rights Watch organizasyonundan Ilaria Allegrozzi’nin 10 Ağustos 2021 tarihli haberinin Türkçe çevirisini sizlerle paylaşıyoruz :

Kamerun’da iki trans kadına yönelik vahşi bir saldırı, mahkemenin Shakiro ve Patricia’nın ‘keyfi’ “eşcinsellik” suçlamalarından dolayı beş yıl hapis cezasına çarptırılmaları davalarının askıya alınarak, hapishaneden serbest bırakılmalarına karar verilmesinden yalnızca birkaç hafta sonra gerçekleşti. Saldırı, demir parmaklıklar ardında olsun ya da olmasın Kamerun’daki transların özgür olmadıklarının açık bir göstergesiydi.

Shakiro, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne 8 Ağustos’ta Kamerun’un ekonomik başkenti olan Douala’da öfkeli bir kalabalığın kendisine ve Patricia’ya saldırdığını söyledi. Saldırganlar Shakiro ve Patricia’yı bir taksiden indirerek, hakaret ve ölümle tehdit etmiş ve jandarmanın araya girmesiyle kaçmadan önce yaklaşık 30 dakika da kendilerini darp etmişlerdi. Saldırı sosyal medyada paylaşılan bir video aracılığı ile yayıldı.

Shakiro, “Çırılçıplak kalana kadar soyuldum ve vücudumun her yerine birçok kişi tarafından vuruldu” olarak olayı aktardı. “Tekmelendim ve tokatlandım. Ölü rolü yapmak zorundaydım – hayatta kalmanın tek yolu buydu.”

Shakiro ve Patricia saldırganlar hakkında polise şikayette bulundu, ancak lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) kişilere karşı ayrımcılığın kurumsallaştığı ve şiddetin yaygın olduğu Kamerun’da adaleti sağlama umutları çok azdı.

8 Şubat’ta ise jandarma, Douala’da Shakiro ve Patricia’yı kadın kıyafetleri giydikleri için tutuklamış, Shakiro ve Patricia ‘Eşcinsel davranışa teşebbüs’, alenen ahlaksızlık ve ulusal kimlik kartlarına sahip olmamakla suçlanmıştı. Douala’nın aşırı kalabalık merkez hapishanesinde gözaltında tutuldukları sırada gardiyanlar ve diğer mahkûmlar kendilerine fiziksel şiddet uygulayarak, kendilerini hakaret ve tehdide maruz bırakmışlardı.

11 Mayıs’ta bir mahkeme, Shakiro ve Patricia’yı eşcinsel ilişkileri yasaklayan acımasız bir yasa uyarınca beş yıl hapis ve 200.000 CFA (370 ABD Doları) para cezasına çarptırmıştı. 16 Temmuz’da ise bir yargıç, 14 Eylül’de yapılması planlanan temyiz başvurularına kadar Shakiro ve Patricia’nın serbest bırakılmasına karar vermişti.

Kamerun’da LGBT’lere yönelik devlet destekli zulüm 2021’de yoğunlaşmıştır. Bu yılın Şubat ve Nisan ayları arasında güvenlik güçleri, aralarında bir çocuğun da bulunduğu en az 27 kişiyi, rızaya dayalı eşcinsel ilişki veya ‘cinsiyet uyumsuzluğu’ iddiasıyla tutuklamış, fiziksel şiddet uygulayarak, zorla anal muayeneye maruz bırakmıştır.

LGBT aktivistleri ve avukatları, Kamerun’un eşcinsel ilişkileri cezalandıran mevzuatının, yetkililerin LGBT’leri koruma sorumluluklarını görmezden gelebildikleri, nefret dolu söylemlere ve şiddete göz yumulan, homofobik ve transfobik bir ortama katkıda bulunduğunu söylemektedir.

Hükümetin ‘tüm’ Kamerunluları koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Otoriteler, Shakiro ve Patricia’nın adalete erişimini sağlamalı ve eşcinsellik karşıtı yasayı yürürlükten kaldırmak için hızla harekete geçmelidir.

Muhabir: Ilaria Allegrozzi (Kıdemli Orta Afrika Araştırmacısı)

Çeviren: Gözde Altınel

Haberin orjinali : https://www.hrw.org/news/2021/08/10/video-captures-vicious-transphobic-attack-cameroon

“LGBTİ+ tutuklu ve hükümlüler hakkında haber yaparken nelere dikkat etmeli?”

Defne Sarıöz’ün NewsLabTurkey için 15 Eylül 2021 tarihinde yayınladığı CİSST LGBTİ+ Tematik Alan temsilcisi Meriç Doğan’ın katkı sunduğu haberi sizlerle paylaşıyoruz:

“Bir gazetenin çalışanıyla bir dosya için iletişim içindeydik. Bir trans mahpus infaz koruma memuru tarafından cinsel saldırıya uğramıştı ve suç duyurusunda bulunmuştu bununla ilgili. Tüm bilgileri ve suç duyurusunu yolladık, haberin yapılmasını bekledik. En son konuştuğumuzda kendisi, gündeme getirmek için çok uğraştığını ama gündemin yoğunluğu dolayısıyla haberi yapmaya fırsat bulamadığını söyledi.”

CİSST’ten (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği) Meriç Doğan’ın geçen ay yüksek tirajlı bir gazetenin çalışanıyla yaşadığını söylediği diyalog, özellikle ana akım medyada, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili haber yapmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Doğan’a göre bu durum, neyin haber değeri olduğu ve neyin kamuoyuna yansıması gerektiği konusunda bir hiyerarşi kurulduğunun işareti: “Bir trans kadının hapishanede uğradığı cinsel saldırı haberini önceliklemek gibi bir eğilim yok.”

Türkiye’de tutuklu ve hükümlülerin gördüğü kötü muamele ve hak ihlalleri, insan hakları derneklerinin raporlarına geçerken, basında nadiren yer bulabiliyor; fakat tek sorun bu değil. Kimi zaman baro tarafından atanan avukatın dava hakkında yeterli bilgisinin olmaması kimi zaman ise doğru olmayan bir dilin kullanılması, habere konu olan tutuklu ya da hükümlünün cezaevindeki koşullarını daha da zorlaştırabiliyor.

Biz de bu konuda haber yapmak isteyen kişilerin işlerini kolaylaştırmak adına, Meriç Doğan’a sorularımızı yönelttik. 

Doğan, özellike hak ihlallerine yönelik haberlerde tutuklu ya da hükümlünün yargılandığı suçun öne çıkarılmasının yanlış olduğunu vurguluyor:

“Hapishanelerle ilgili hak ihlallerine yönelik yapılacak herhangi bir yayında vurgu mahpusun yargılandığı dosya ya da suç tipini odağa almamalı. Bu durum olası/var olan hak ihlalini oluşturan ortamla bireyin orda olma sebebiyle arasında bir bağ kurmak anlamına gelecektir. Bu durum hapsetmenin tek başına bir ceza olmasının ötesine geçip ikincil hatta üçüncül cezalandırma araçlarını meşru kılan bir söylemi doğurmasına sebep olabilir.”

Bu eğilimin bir diğer tehlikesinin de “makbul olan/olmayan mahpus” algısı yaratılması olduğunu ifade eden Doğan, suç tipleri arasında “hiyerarşi kurulmasının” beraberinde maruz kalınan hak ihlallerini meşru kılan söylemler üreteceği tehlikesine dikkat çekiyor.

Çözüm önerisi barındıran haberler yapmak kritik

Bu nedenle, “hak ihlallerinin ya da şiddet olaylarının söz konusu olduğu durumlarda mahpusların durumlarını iyileştirici, çözüm önerisi sunan” metinler yazmaya dikkat etmeli:

“Yapılan haberlerin mahpusların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere değinmesi yararlı olabilir. Bazı özel durumlarda, örneğin LGBTİ+ mahpusların tecrit koşullarında tutulması ve ikincil cezalandırılmaya maruz bırakılarak genel mahpus popülasyonunda kimlikleri dolayısıyla ayrıştırılması üzerine bir görüş verildiği noktada özellikle anayasal haklar ve uluslararası sözleşmeler göz önünde bulundurularak yürürlükte olan bir pratiğe yönelik görüş verilmesi, kamuoyu oluşturulması önemli olacaktır.”

Mahpusla iletişim nasıl kurulabilir?

LGBTİ+ tutuklu ve hükümlülerin konu olduğu haberlerde sıklıkla atanmış cinsiyetin kullanıldığı ya da kişinin beyanı olmadığı halde LGBTİ+ kimliğinin haberde yer verildiği örneklere rastlanıyor. Bu konuda haber yazılmadan önce avukata danışılmasının önemli olduğunu belirten Doğan, bununla birlikte baro tarafından atanan avukatların, dava dosyasına hakim olamayabileceği şerhini düşüyor. Hak ihlali iddiası varlığında ise, avukat, pek çok durumda gazetecinin doğrudan bilgi alabileceği tek kaynak olduğu için önemli. Doğan, bunun yapılmaması hâlinde yapılan haberin tutuklu ya da hükümlünün durumunu daha da zorlaştırabileceğine işaret ediyor:

“(Avukat) Kişinin özel biricik durumuna daha yakın, saygılı ve bu konuda hassas biriyse kesinlikle görüşü alınmalı. Şu önemli: İçeriyle iletişim çok kısıtlı olduğu için; bir şeyi teyit etmek gerektiğinde bu ancak ailedeki yakınlardan birine ulaşarak ya da birebir kapalı görüşte gerçekleşebilir. İkincisi için gazetecinin arkadaş listesine alınması ve 2-3 aylık bir bekleme sürecine girmesi gerekir. Dolayısıyla içeriyle en kolay ilişki kurma yolu avukattır. Bir haber yapılırken, kişinin güncel durumunu bu haberin nasıl etkileyeceğini öğrenmek için bile bu önemli olabilir. Örneğin içerde bir sıkıntı yaşamıştır ve konunun gündemleştirilmesi onu daha da zor duruma sokacaktır; bu durumda olayı haberleştirmeden önce avukata danışmak iyi olabilir. İlla yargılandığı dosya olmasına da gerek yok güncel koşullarla ilgili bir sorun da olabilir.”

Kişinin mahremiyeti ihlal edilmeden hak ihlali nasıl haberleştirilebilir?

Özellikle trans tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde karşılaştığı hak ihlallerinden biri de talep ettikleri malzemelerin kendilerine verilmemesi. Ama bu durumun okur tarafından anlaşılması için alışveriş listelerinin ve talep edildiği hâlde alınamayan ürünlerin haberde açıkça sayılması, kişinin mahremiyetini ihlal edecek seviyeye varabiliyor. Peki bu nasıl aşılabilir? 

Hapishanelerin; “hem fiziki hem sosyal olarak natrans, heteroseksüel, orta yaşlı, müslüman erkekler için kurgulanan alanlar” olduğunu söyleyen Doğan, mahpuslara yönelik ihtiyaçların karşılandığı alanların da yine bu varsayıma göre kurgulandığını ifade ediyor.

“İç kantinde bir liste var ve o listeden alabilecekleriniz sayılıyor; dış kantinden de taleple bir şeyler getirtebiliyorsunuz ama çoğu zaman bu idarenin inisiyatifine ve vicdanına kalmış bir şey. Dış kantinden (cinsiyet kimliğinize uymadığı öngörülen) belli ürünler getirtilmiyor.”

Cezaevi kantininin, LGBTİ+ tutuklu ve hükümlünün “kendi varoluşunu gerçekleştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu malzemeleri engelleyen bir kuruma dönüştüğünün” ifade edilmesinin önemini vurgulayan Doğan’a göre, bu bağlamın okura aktarılması hâlinde somut örnekler vermeden de ihlal haberleştirilebilir.

Peki beyan olmadığında ya da avukata ulaşılamadığında tutuklu ya da hükümlünün cinsiyet kimliğinden ya da cinsel yöneliminden bahsedilmesi ne kadar doğru? Farklı mecralarda LGBTİ+ olduğu ifade edilen bir hükümlü ya da tutuklunun deneyimini haberleştirirken, haberi doğrudan alıntılamak doğru mu? 

Mahpusun uğradığı hak ihlali ya da ihlallerinin mahpusun yargılandığı dosya ya da suç tipiyle ilişkilendirilmesinin bu ihlalleri meşrulaştıracak bir zemin hazırladığını ifade eden Doğan, bunun “Kadın şoför 5 can aldı” benzeri cinsiyetçi başlıklarda olduğu gibi, LGBTİ+ kimliklerin patolojize ve kriminalize edilmesine alan açacağını ifade ediyor. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, tutuklu ve hükümlülerin, bazı durumda da avukatlarının kullandığı kavramlar:

“Mahpuslarla konuşurken, yazışırken kullandığımız kavramlar ve onların kullandıkları kavramlar LGBTİ+ hareketinin kullandığından farklı olabiliyor. ‘Eşcinsel koğuşuna koydular beni’ diyor mesela bir tutuklu ya da kendini ‘travesti’ olarak tanımlıyor. Haber yazarken doğru bir dil kullanmaya ve güncel tanımlar kullanmaya çalışsak da bazen mahpusun kendisinin doğrudan beyanı buna uymayabiliyor. Irkçı ya da transfobik ifadeler kullanabilir, kendini zor duruma düşürecek şeyler söyleyebilir…”

Toplumsal ön yargıları pekiştirmekten kaçınmalı

Bu durumda kesin bir reçete olmasa da, Doğan, haberi yazacak kişinin, bu ifadelerin habere katkısını ölçüp tartarak karar vermesinin, katkısından çok zararı olacağı durumda ise habere dahil etmemesinin uygun olacağı görüşünde:

“Medya araçları hapishaneleri ve LGBTİ+’ları kesişen bir noktadan haberleştiriyorsa burada hem hapishanelerin ve LGBTİ+’ların toplumsal algı ve ön yargılarına dikkat etmek gerekir. Marjinalleştirilen ya da ayrıcalıksız konumda olan azınlık grupları haberleştirirken insan dışılaştırma, bireylerin özel hayatlarını ifşa etme ya da bu gruplara yönelik toplumsal ön yargıları pekiştiren söylemler üretme söz konusu olmamalı.

Hapishanede hak ihlaline, ayrımcılığa ya da işkenceye maruz kalan mahpusların maruz bırakıldıkları şiddetin farkında olmak, bu farkındalık çerçevesinde maruz bırakıldıkları şiddetin tekrarlanmaması adına hedef gösterici ya da içeride hayatlarını olduğundan daha da zor hâle getirici bir dil kullanmamak ya da kimlik ifşasında bulunmamak önemli.”

Podcast : Ceza İçinde Ceza: Hapishaneler ve Türkiye’de LGBTİ+ Mahpusluk

Queer Troublemakers isimli podcast serisinin 3. sezon açılışını “Hapishaneler ve Türkiye’de LGBTİ+ Mahpusluk” başlıklı iki bölümle yaptık. Seriyle ve bölümlerle ilgili bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

“Politik doğrucu olmayan podcast: Kimliklerimizle, stereotipleştirmeyle olan dertlerimizi ve deneyimlerimizi tartışıyoruz. Yeni ve bize özel olmadığı halde konuşulacak yeri pek bulamayan meseleleri konuşuyoruz.

Bu bölümde konuğumuz Meriç Doğan. Meriç, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum derneğinde LGBTİ+ tematik alan temsilcisi. Bize cezaevi sistemini, mahpusların içinde bulunduğu şartları, LGBTİ+’ların Türkiye’de cezaevlerindeki durumunu anlattı. Adalet mevcut sistemde ne kadar sağlanabiliyor, cezaevinin doğuşu ve bugünkü hali nasıl konularını konuştuk. Bu konuyu kısa kesmek istemediğimiz için de sohbetimizin ikinci kısmını haftaya ayırdık.

Keyifli dinlemeler! CİSST’e ulaşmak için:

https://cisst.org.tr/ https://twitter.com/cisstsocial https://hapistelgbti.cisst.org.tr/ https://twitter.com/HapisteLGBT Bölümle ilgili düşünceler, dinlerken aklınıza gelenler ve yeni bölüm fikirleri için queertroublemakers@gmail.com’a mail atabilirsiniz!

Bize ulaşın: www.queertroublemakers.com / https://twitter.com/qtroublemakers / https://www.instagram.com/queertroublemakers /

https://www.facebook.com/Qtroublemakers

Kapak görseli: Ashim D’Silva, Unsplash

This podcast uses these sounds from freesound: “Melodic Metal with Reverb Lead” by edtijo (https://freesound.org/people/edtijo/sounds/220713/) licensed under CCBYNC 1.0 and “Wonderful – Calm Beautiful Piano Loop” by ispeakwaves (https://freesound.org/people/nomiqbomi/sounds/578963/) licensed under CCBYNC 3.0″

  1. Bölüm: https://open.spotify.com/episode/13mqLw7W0ODsOeNZ26wZRm?si=c_wm0x-tRnSFLwZJcLKMxQ&dl_branch=1
  2. Bölüm: https://open.spotify.com/episode/6ePgLheCoZJpw4GiaoKwL0?si=-tSJF3FvQSyLKBLNS181Ig&dl_branch=1

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑