“LGBTİlerin hukukla imtihanı”

sizinle Sol Haberin yaptığı haberi sizinle paylaşacağız;

Biraz “marjinal”, biraz kırılgan bir konudan bahsedeceğim. Telaşlıyım. Meramımı düzgün anlatabileceğim bir örnek seçmeye çalışıyorum.

Hukuk fakültesinin başında, avukatlık mesleğini yapacak kişilerin ortalama insan hakları bilgisini haiz olarak mezun olacaklarını düşünürdüm. Bunun hukuk nosyonundan bağımsız olduğu nedense aklıma gelmemişti. İşlerin, özellikle dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda hiç de böyle güllük gülistanlık olmadığını anlamam pek uzun sürmedi. Özellikle meslek hayatına girince suratımın düştüğü, kaşlarımın çatıldığı, bazen gözlerimin dolduğu olaylarla karşılaşmam için yıllar geçmesine gerek kalmadı. Ve bu dezavantajlı grupların birden fazlasına çeşitli sıfatlarımla dâhil olarak, olaylarda yalnızca tanık ya da dinleyici değil, mağdur olduğum da oldu.

Staj Eğitim Merkezi derslerindeyim. Sınıfta sürekli bana yer tutan tanımadığım bir erkek arkadaş var. İşimden dolayı derslere tam vaktinde giremiyorum, sıra kalmamış oluyor. O bana bir kaş göz işaretiyle yer tuttuğunu gösteriyor ve hemen yanına oturuyorum. Böyle günler geçiyor. Artık birbirimize gülümsemeye ve selam vermeye başlıyoruz.

Bir gün medeni hukuk dersinde, “zina” anlatılırken, zinanın var sayılabilmesi için eşin karşı cinsten biriyle birlikteliğinin olmasından bahsediliyor. Bunun üzerine, kıkırdamalarla “hocam hemcinsiyle olsa ne olur?” soruları geliyor. Hoca hafif tedirgin, gülümseyerek, “Yargıtay bunu haysiyetsiz hayat sürme kapsamına sokuyor” diyor. Sınıfta uğultu halinde fısıldaşmalar, kikirdemeler. Huzursuz oluyorum. “Kanun koyucularımızın ve uygulayıcılarının homofobikliği komik mi sahi? Bir heteroseksüel eşini aldatınca zina ama eşcinsel-biseksüel aldatınca haysiyetsizlik oluyor. Buna mı gülüyorsunuz gerçekten?” diyorum. Soruyu kime yönelttiğim meçhul. Sesim, düşündüğümden daha yüksek çıkıyor. Hoca da ufak bir açıklamayla konuyu kapatıyor.

Bu benim için yönelimime dair bir beyan değil. “Öyle olsa ne olur?” sorusu bir köşede, sorulması gereken soruları soruyorum. Birkaç ay sonra avukatlık ruhsatı alacak kişilerin böylesine saçma tepkiler vermesi canımı sıkıyor.

Sınıftan çıktıktan sonra biri yanıma geliyor. “İyi ki söyledin. Dilimi ısırıyordum ‘size ne’ dememek için” diyor. Gey bir arkadaş. Meslek hayatına ve gelecekteki meslektaşlarına dair umutsuz. Ayrılıyoruz.

Sonrasında pis bir şeyler oluyor. Yazarken bile beni tedirgin eden… Bana sürekli sınıfta yer tutan çocuk, artık yer tutmamaya başlıyor. Bu sorun değil. Çocuk, beni gördüğü yerde, arkadaşlarını dürtüyor ve benim duyabileceğim şekilde içinde “ibne” geçen cümleler kuruyor. Tedirgin olmaya başlıyorum. Canım sıkılıyor. Homofobiyle hiç bu kadar açıktan karşılaşmadığımı fark ediyorum. İyi arkadaşlarıma durumu anlatıyorum. “Korkma, biz buradayız” diyorlar. Aslında korkmuyorum. Daha doğrusu, hissettiğim şey, o ana dair bir korku değil. İleride, bana bunu yapan kişinin bir avukat olacağını ve karşısına çıkacak “ibnelere” nasıl davranacağını düşünüyorum. Korkum, bugünü aşıp geleceğe yöneliyor.

Bugün, yaklaşık bir sene geçmişken bu olay üzerinden ne kadar haklı olduğumu tekrar tekrar hissediyorum. Çoklar. Çoksunuz.

LGBTİ bireylerin dernekleri hakkında sürekli kapatılma davaları açılıyor. Her gün bir sürü LGBTİ birey, tacize, şiddete, hakarete maruz kalıyor. Öldürülüyor. İntihara sürükleniyor. Cezaevlerindeki LGBTİ mahpusların anlatımlarında oldukça sık taciz ve tecavüz iddialarıyla karşılaşılıyor. Tedavi görmek için gittiği hastanede, meslek etiğinden bihaber gerici doktorlar tarafından “durumunu makbul bulmuyorum” diyerek en temel hakları yok sayılıyor. Üstüne üstlük aynı doktor bunu yaptığı hastadan şikâyetçi oluyor! Homofobikler hem yavuz hem hırsız rolünü çok iyi oynuyor!

Benim aktardığım hikâye çok basit. Çok küçük. Her gün bir sürü arkadaşım, eşim, dostum aynı muamelelerin kat be kat fazlasına maruz kalıyor. Yaşadıkları durumları polise, savcıya, avukata anlattıklarında çoğu alaycı bakışlarla karşılaşıyor.

İstanbul Barosu’ndan “yönetici” sıfatlı birine bir gün “LGBTİ komisyonu kursak ya baroda?” diyorum. “Ne gerek var? Kadın komisyonunun içine girsinler işte LGBTİler de” diyor. Gülüyorum.

Hukukta LGBTİler temalı bir yazı olacaktı bu aslında. Onu da yazarım bir ara. Daha teknik, daha teorik olur. Hukukta LGBTİler deyince aklıma trans kadınların katillerine verilen “haksız tahrik indirimi” dışında bir şeylerin geldiği bir zaman…

Güzel bir haberle bitireyim: Şiddet mağduru kadın ve çocuklara ücretsiz hukuki danışmanlık ve avukat desteği veren Ankara Barosu Gelincik Merkezi, artık LGBTİ bireylere de ücretsiz hizmet vermeye başlayacağını duyurdu. Telefon hatlarının Türkiye’nin her yerine açık olduğunu, her zaman danışmanlık vermeye hazır olduklarını, ancak birebir avukat görevlendirmeyi sadece Ankara içinde gerçekleştirebildiklerini duyurdular.

Yeterli mi? Kesinlikle değil. Ancak çok güzel bir adım. Öncelikle SEM dersleri ve CMK eğitimlerinde LGBTİ başlığı açılmasından başlanarak, Baroların LGBTİ dernek ve örgütleriyle dirsek temasına geçmesi en büyük temennimiz. Ankara Barosu güzel bir başlangıç yapmış. Darısı tüm barolarımızın başına!

Not: Yazının son noktasını koyduğumda, bir trans kadının Şirinevler’de evinde öldürüldüğü haberi geçiyor. Failler belli, adalet aranıyor!

27/01/2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑