“Hapishanenin Feshi Bir Kuir Kurtuluş Meselesidir”

Jay Jones tarafından 8 Haz 2021 tarihinde yazılan ve Gözde Altınel tarafından türkçeleştirilen haberi sizlerle paylaşıyoruz:

“Polise kaynak sağlamayı durdurmanın ve hapishaneleri ortadan kaldırmanın hayatı değiştirme, dönüştürme ihtimali, geçen yıl boyunca yayılan bir hayal gücü olarak ortaya çıkmıştır. 2020 yazında sokaklarda kazanılan ivmenin büyük bir kısmı azaldı, ancak milyonlarca insan, bu yürürlükten kaldırma durumunun köklü işleyişine maruz kalmıştır. Şimdi LGBTQIA+ Onur Ayı olduğu için, şirketler logolarının gökkuşağı versiyonlarını yarattıkça, gökkuşağı ürünleri raflara yerleştirildikçe ve kuirlik kapsayıcılık adına siyasetten arındırıldıkça kuirlik ön plana çıkacaktır. Bununla birlikte, yürürlükten kaldırma ve dönüşümsel adaletin popülaritesi arttıkça, kuir insanlar ve kölelik karşıtları, queer ve trans kurtuluşu ile hapishane sistemlerinin ortadan kaldırılması arasında bağlantı kurma sorumluluğuna sahip olacaklardır. Hapishanelerin kaldırılması kuir bir konudur.

Kuir insanlar uzun süreler boyunca kriminalize edilmiştir ve hapishanelerin sanayileşmiş yapısı eli ile ciddi zararlarla karşı karşıya kalmışlardır.. 16. yüzyıl Batı Avrupasında bir sosyal kontrol aracı olarak ortaya çıkan, ahlakı kanunlaştıran ve sömürgelerinin de çoğuna yayılan Sodomi karşıtı yasalar bu durumun en açık örneklerinden bazılarıdır. 20. yüzyılın ortalarında, gey geziciliğinin (bulunulan ve bir araya gelinen çeşitli çevreler ile bu çevreler ile ilişkilenme ve biçimlerini içeren terim – cruising) kriminalize edildiği ve yüksek düzeyde polis denetiminin var olduğu dönemde, devletin gözetleme ve tuzağa düşürme taktikleri, devletin, ifşa etme, reddedilme, kovulma, saldırıya uğrama veya tutuklanma korkusuyla kuir insanları  ve ilişkilerini kontrol ettiği kilit taktiklerdendi. Benzer şekilde, barlar, tiyatrolar, kitapçılar ve dergiler de dahil olmak üzere birçok kuir alan, müstehcenlik ve ahlaksızlık yasaları adı altında denetlenmiştir ve denetlenmeye devam etmektedir. Sözde ‘kılık değiştirme’ (cross-dressing) ve kimliğe bürünme- başka bir deyişle, sözde ‘yanlış’ cinsiyetin kıyafetlerini giyme- karşıtı yasaların da uzun bir geçmişi vardır. En utanç verici olanlardan biri, New York’un üç maddelik kuralıydı; bu kuralda, insanların üç parça, sözde ‘doğru’ cinsiyete sahip giysi giymeleri gerekiyordu. Bu gayri resmi kural, polisin cinsiyet normlarına meydan okuyan kuir insanları, çoğunlukla travestileri, transları ve butch lezbiyenleri taciz etmesine izin veriyordu.

Kuirliğin uzun sürelerce bir hastalık olarak görülmesi nedeniyle birçok LGBTQIA+ ‘sapkın’ cinselliklerinin tedavi edilmesi kisvesi altında zorla akıl hastanelerine ve kurumlara teslim edilmiştir. Kuir insanlar, özellikle de beyaz olmayan kuir seks işçileri, AIDS krizi sırasındaki karantina emirleri (etkisiz olsa da) ve HIV’li göçmenlerin ülkeye girişlerinin yasaklanması yoluyla yoğun bir şekilde denetlenmiştir. Kuir insanlara, özellikle de yerleştirilmiş/normlaştırılmış cinselliğini reddeden kuir kişilere ve yerlilere yönelik polislik ve şiddet son birkaç yüzyılda önemli ölçüde değişmekle birlikte, topluluğumuzun gözetim, polislik ve tüm hapishanenin endüstriyel kompleksi tarafından sürekli olarak zarar gördüğüne şüphe bulunmamaktadır.

Hapishanelerin ve kuir topluluğa karşı yapılan polisliğin zararları hala oldukça canlıdır ve bu da kuir duruşun apolitikleşmesini daha da tehlikeli hale getirmektedir. Son birkaç yılda topluluğumuza yönelik en yüksek düzeyde politize edilmiş saldırılardan biri, Kuzey Carolina’nın 2016’da önerdiği, transların yönelimlerinden ziyade kendilerine atanan cinsiyetteki banyoyu kullanmalarının zorunlu tutulduğu tuvaletlere yönelik yasa tasarısıydı. Transfobik mevzuat geçtiğimiz yıl içerisinde yalnızca benzer tuvaletlere yönelik yasa tasarılarını değil, aynı zamanda trans sağlık hizmetleri ve transların spora katılımı üzerindeki kısıtlamaları da içererek yeniden canlandı. Bu yasa tasarılarının çoğu doğrudan hapis cezası tehdidine dayanmaktadır (örneğin gençlerine translarla ilgili sağlık hizmeti sağlayan ebeveynler için hapis cezası), ancak açık suç bulguları olmasa dahi, devletin ahlakı dikte etme ve uymayanları denetleme gücüne güvenilmektedir.

Yasal ayrımcılığa ek olarak, birçok kuir aynı zamanda birinci derece akrabaların tarafından sert bir şekilde reddedilmeye maruz kalırken, barınma ve finansal desteğe erişimi kaybetme riskiyle de karşı karşıya kalmaktadır. Evsiz insanlar cinsel yönelimlerine bakılmaksızın yüksek oranda polis şiddeti altında olmakla birlikte, evsiz kuir gençlerin %40’ının ders asma, okuldan kaçma gibi suçlardan tutuklanma olasılıkları, heteroseksüel cisgender akranlarına göre %200 daha fazladır. Ek olarak, evsiz kuir kişiler genellikle uyuşturucu satışı ve seks işçiliği gibi kriminalize edilmiş ekonomilere itilmektedir. Bu, özellikle saldırıya, polis tacizine, profil çıkarmaya (tamamen polisin kendi varsayımlarına göre karar vererek yoldan geçenleri değerlendirdiği ‘Trans Yürürken’ yasasında olduğu gibi) ve tutuklanmaya maruz kalan beyaz olmayan trans kadınlar için tehlikelidir. AIDS krizinde karantina emirlerinin ayak izlerini takip ederek verilmesi ve HIV bulaşının çoğunun ABD eyaletinde suç olarak kabul edilmesi, orantısız bir şekilde kuir insanları, özellikle de kuir beyaz olmayan erkekleri etkilemektedir. Bu aynı zamanda özellikle de pozitif HIV statüsüne dayalı olarak verilen hücre hapsine, sağlık hizmetlerinden yoksun bırakma ve sistematik şiddet ile karşı karşıya kalan ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza gözaltı merkezlerinde bulunan göçmenleri de kapsamına alacak şekilde genişletilmiştir.

Kuir insanlar, özellikle beyaz olmayanlar hem çocuk hem de yetişkin hapishane sistemlerinde fazlaca temsil edilir ve polis ve hapishane yetkililerinden gelen taciz ve şiddetle karşılaşma olasılıkları daha yüksektir. Topluluğumuzun her gün, özellikle polisin, hapishanelerin ve hapishane sanayi kompleksinin elinden muazzam miktarda şiddete maruz kaldığı açıktır. Hapishanelerin kaldırılması da dahil olmak üzere köklü toplumsal dönüşümü hareketimizde merkeze almazsak, kendimizi ve birbirimizi nasıl özgürleştirebiliriz?

Topluluğumuzun tarihinde sadece polis şiddeti değil, direniş de mevcuttur. En ünlü örnek, kuir dostu bir bara yapılan baskının ardından açıkça polis karşıtı bir isyan olan 1969 Stonewall İsyanlarıdır. San Francisco’daki Compton Kafeterya İsyanları, Los Angeles’taki Black Cat Tavern’deki isyanlar, Philadelphia’daki Dewey’s Lunch Counter Sit-In’leri ve Atlanta’daki Ansley’s Mini-Cinema’ya polis baskınının ardından çıkan ayaklanmalar da dahil olmak üzere polis vahşeti ve gözetimine yanıt olarak ülke genelinde isyanlar, ayaklanmalar meydana gelmiştir. ACT UP ayrıca, AIDS krizi sırasındaki eylemlerinde polis vahşetini ve ısrarlı tutuklamaları sesli olarak kınamış ve eşcinsel kurtuluş hareketi, devlet şiddetine direnmek için Kara Panter Partisi ile iş birliği yapmıştır.

Ek olarak, bugün ABD’deki tüm kuir direnişi, yerli halkların yerleşimci cinselliğine, heteronormativiteye, mononormativiteye, çekirdek aileye, cinsiyet ikiliğine ve yerlilerin akrabalık ve aile bilgilerine yönelik şiddetli devlet baskısına karşı sürekli direnişi üzerine inşa edilmiştir. İskancı cinselliğine direnmek, iskancı polisliğine direnmek demektir. Yerli kardeşleriyle dayanışma içinde, birçok kurucu Siyah feminist ve kölelik karşıtı, kuirliklerini direnişlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görmüşlerdir; Combahee River Collective’den Audre Lorde’a ve Angela Davis’e kadar çığır açan öncüllerimiz, hapishanelerin kaldırılması mücadelesinde kuirliği ve kuir kurtuluş mücadelesinde hapishanenin kaldırılmasını merkeze almanın önemini biliyorlardı.

Dışarıdaki kuir insanlarla şu anda veya daha önce hapsedilmiş olanlar arasındaki dayanışma çok önemlidir. ‘Siyah ve Pembe’, ‘Kuir Tutukluları Güçlendirme Projesi’, ‘Tutuklulara LGBT Kitapları’, ‘Hayatta Kaldı ve Cezalandırıldı’ gibi çabalar, cezaevlerindeki kuir ve transların daha iyi yaşam koşullarına erişmesi, topluluk üyelerimizin özgürleşmesi ve insanların özgürce hareket ettiği, polisliğin, hapishanelerin, gözetim ve cezalandırmaya özgü suistimallerin artık mümkün olmadığı bir dünya yaratmak için çalışmaktadır.

Siyah kuir feminist kölelik karşıtlarının ayak izlerini takip etmeli ve kuir gururu kutlamamızın, topluluğumuzun yüzyıllardır sahip olduğu radikal ve dönüşümsel niyetlerden saptırılmasına izin vermemeliyiz. Onur (Pride), kendimizi ve birbirimizi, bizi baskı altına alan sistemlerden kurtarmaktır. Onur (Pride), direniş demektir.”

Jay Jones (22Ox, 24C) Florida, Tallahassee’den.

Kaynak: https://emorywheel.com/prison-abolition-is-a-queer-liberation-issue/

Çevirmen: Gözde Altınel

“Mahpusa cinsel saldırıda bulunan ve şiddet uygulayanlar hakkında cezai bir soruşturma açıldı mı?”

KaosGL Haber Portalının 01 Temmuz 2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz: 

HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Eskişehir H Tipi Hapishanesi’nde tutulan lubunya mahpus Memiş Akbaş’ın uğradığı şiddet ve cinsel saldırıyı Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

UYARI: Bu haber şiddete ilişkindir. Detaylara girilmese de yaşananlar aktarılmaktadır. İçerik daha önce şiddete, ayrımcılığa, nefrete uğrayan ya da şahit olan kişiler için o anları tetikleyebilir, travmatik etkiler yaratabilir. Böyle bir durumda size destek olabileceğini düşündüğünüz ruh sağlığı uzmanına ulaşabilir, şehrinizdeki LGBTİ+ oluşumu ile bağlantıya geçebilir veya destek için 17 Mayıs Derneği’ne yazabilirsiniz.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Eskişehir H Tipi Hapishanesi’nde tutulan LGBTİ+ mahpus Memiş Akbaş’ın uğradığı şiddet ve cinsel saldırıya ilişkin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

Yaşadıklarını defalarca kamuoyuna, sivil toplum kuruluşlarına iletmek amacıyla mektup yazan Akbaş’ın mektupları mektup okuma komisyondan geçmemiş, Akbaş son çare olarak sorunları anlatmadan, “Bir avukat görmek istiyorum, mektupta yaşadıklarımı yazamıyorum” diyerek Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne mektup gönderdi. Mektubun ardından Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden bir avukatla görüşme sağlayabilen Memiş Akbaş, başka mahpuslar tarafında defalarca cinsel saldırıya uğradığını ve ceza infaz koruma memurları tarafından psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğü bildirdi.

Gülüm, Gül’ün yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

Memiş Akbaş’ın Eskişehir H Tipi ve L Tipi Hapishanelerinde koğuşundakiler tarafından cinsel saldırıya uğradığı yönündeki şikâyet talepleri niçin alınmamıştır? Uğradığı saldırıları bildirdiği mektuplarına mektup okuma komisyonu tarafından niçin el konulmuştur?

Memiş Akbaş can güvenliğinin olmadığını belirtmesine rağmen hasmı olan kişiyle neden aynı koğuşta tutulmuştur?

Bakanlığınız tarafından gerekli soruşturmalar yapılacak mıdır? Eskişehir H Tipi ve L Tipi Hapishanelerinde Memiş Akbaş’a karşı cinsel saldırıda bulunan, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayanlar hakkında cezai bir soruşturma açılmış mıdır?

Eskişehir H Tipi ve L Tipi Hapishanelerinde Memiş Akbaş’a işkence eden ve intihara yönlendiren gardiyanlar hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir idari bir soruşturma var mıdır?

Ayrımcılık ve işkence yasağına aykırı tutum ve davranışta bulunan personeller hakkında denetim mekanizmanız var mı?

Türkiye’de kaç hapishanede LGBTİ’lara ayrılmış koğuş mevcuttur? Bu koğuşların bulunmadığı hapishanelerin kaçında LGBTİ’lar erkek veya kadın koğuşlarında tutulmaktadırlar?”

“LGBTİ+ mahpus Memiş Akbaş: Cinsel ilişkiye zorlandım, şiddet gördüm…”

GazeteDuvar’dan Haci Bişkin’in 29 Haziran 2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“Eskişehir Cezaevi’ndeki LGBTİ+ mahpus Memiş Akbaş, cinsel istismara ve fiziksel şiddete uğradığını söyledi. Akbaş, “Eşcinselim” deyince kendisine diş fırçasıyla tuvalet temizlettirildiğini anlattı.

DUVAR – Eskişehir H Tipi Hapishanesi’nde tutulan LGBTİ+ mahpus Memiş Akbaş, cezaevinde fiziksel şiddete, psikolojik şiddete maruz kaldığını ve cinsel ilişkiye zorlandığını iddia etti. Yaşadıklarını defalarca kamuoyuna, sivil toplum kuruluşlarına iletmek amacıyla mektup yazan Akbaş’ın mektupları komisyondan geçmedi. Akbaş son çare olarak sorunları anlatmadan, “Bir avukat görmek istiyorum, mektupta yaşadıklarımı yazamıyorum” diyerek Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne mektup gönderdi. Mektubun ardından Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Hukuk Danışmanı avukat Esra Erin, cezaevine giderek hem Akbaş’la görüştü hem de cezaevinde yaşananlarla ilgili rapor hazırladı. Raporda Akbaş’ın, başka mahpuslar tarafında defalarca cinsel istismara uğradığı ve ceza infaz koruma memurları tarafından psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğü iddiaları yer aldı.

AVUKATA İLK SÖZ: EĞER GELEMESEYDİNİZ…

Avukat Erin, cezaevindeki avukat odasına girdiği an Akbaş’ın kendisine, “Sizi bekliyordum eğer gelemeseydiniz intihar edecektim, dayanamıyorum artık burası korkunç bir yer” dediğini aktardı. Erin, Akbaş’ın başka mahpuslar tarafından defalarca cinsel saldırıya ve fiziksel şiddete maruz kaldığı, infaz koruma memurları tarafından da defalarca fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı iddialarını aktardı. Ayrıca Akbaş’ın yaşadıkları hakkında gerekli soruşturmaların yapılması talebiyle insan hakları derneklerine gönderdiği mektuplara el konulduğunu ve çöpe atıldığını söyleyen Erin, Akbaş’la yaptığı görüşmeyi şöyle anlattı:

“Memiş Akbaş, Eskişehir H Tipi hapishanesine sevk edildiğinde kendisine hapishanede birkaç LGBTİ+ koğuşu olduğu söylenince önceden hasımlı olduğu bir mahpusun adını vererek ‘bu mahpusla önceden sorunlarım vardı aynı koğuşta kalmak istemiyorum’ şeklinde beyanda bulunduğunu ancak buna rağmen hasmıyla aynı koğuşa verildiğini aktardı. Memiş Akbaş, verildiği koğuşta hem hasmıyla hem de bazı mahpuslarla sorunlar yaşadığını, fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldığını,  idareyle görüşmek istediğinde de kendisine bazı infaz koruma memurlarının ‘burayı başka kurumlara benzetme çok sorun çıkartırsan sana burayı zindan ederiz’ şeklinde tehdit edildiğini beyan etti. Yazdığı şikayet dilekçelerinin çoğunun yırtıldığını aktaran mahpus, görüşme boyunca hem fiziksel hem psikolojik şiddete maruz kaldığını sık sık belirtti.

‘CİNSEL İLİŞKİYE ZORLANDI, ŞİDDET GÖRDÜM’

Erin’in aktardığına göre Memiş Akbaş sonunda cezaevi müdürüyle görüşebilmiş. Akbaş, yapılan görüşmeden sonra yaşananları Erin’e şöyle anlattı: “Müdürle yapılan görüşmeden sonra infaz koruma memurları bana, psikoloğa gidip ben eşcinsel değilim de seni buradan kurtaralım şeklinde beyanda bulundular. Hastaneye kendi iradem dışında sevk edildim. Buna rağmen hapishane dönüşünde, hukuka aykırı bir biçimde erkekler koğuşuna yerleştirildim. Burada da başka mahpuslar tarafından cinsel ilişkiye zorlandım. Aynı zamanda fiziksel ve psikolojik şiddet gördüm. Yetkili kişilerle görüşmek istedim ancak  bir infaz koruma memuru bana şu yanıtı verdi: Eğer kendini kesersen belki o zaman senle görüşürüz. Zaten yaşadıklarım sebebiyle psikolojik durumum iyi değildi, sırf benimle görüşsünler diye kollarımı ve göğsümü jiletle kestim, hastaneye kaldırıldım. Daha sonra aynı hapishaneye tekrar getirildim ancak bir ceza gibi çok pis bir hücreye konuldum. Burada hem insanlık onuruna aykırı koşullarda tutulmaya devam ettim hem de infaz koruma memurları tarafından psikolojik ve fiziksel şiddet gördüm.” 

‘EŞCİNSELİM DİYİNCE DİŞ FIRÇASIYLA TUVALET TEMİZLETİLDİ’

Tutulduğu hücrede yaşadıklarından sonra tekrardan intihara teşebbüs eden Memiş Akbaş’ın tekrardan hastaneye kaldırıldığını aktaran Erin, hastane sonrası Akbaş’ın bu kez Eskişehir L Tipi Hapishanesi’ne sevk edildiğini aktardı: “Eskişehir L tipi hapishanesinde 30 kişilik erkekler koğuşuna götürülen mahpus burada LGBTİ+ mahpus olduğunu söylemek istememiş ve kendi aktarımıyla ‘erkeksi’ davranmaya çalışmasına rağmen oradaki mahpusların kendilerine sürekli, ‘senin kulağın niye delik, niye böyle pantolonlar giyiyorsun, ibne misin’ şeklinde hakaretlere maruz kaldığını anlattı. Bu sözlere dayanamayıp ‘evet ben eşcinselim’ diyen mahpus, cinsel yönelimini açıkladıktan sonra burada da fiziksel şiddete maruz kaldığını, kendisine diş fırçasıyla tuvalet temizletildiğini ve sürekli ’emanet’ adı verilen ucunda jilet takılı diş fırçasıyla oluşturulan kesici alet ile tehdit edildiğini aktarmıştır. Bu baskılara dayanamadığını aktaran Memiş Akbaş, ölüm orucuna gireceğine dair idareye dilekçe vermiş bunun üzerine hapishane psikoloğu ile görüştürülmüştür. Psikolog ile olan görüşmesinde LGBTİ+ olmasına rağmen erkekler koğuşunda tutulduğunu aktarmış ancak bu şekilde sevkini sağlayabilmiştir.”

‘AYAKLARINA PLASTİK KELEPÇE, İPLE BAĞLANIYOR…’

Psikolog görüşü sonrası Akbaş’ın yeniden Eskişehir H Tipi Hapishanesi’ne sevk edildiğini aktaran Erin şu an tekli bir hücrede tutulan Akbaş’ın yaşadığı homofobinin artarak devam ettiğini aktarıyor ve Akbaş’ın kendisine anlattıklarını şu sözlerle ifade ediyor: “Memiş Akbaş, infaz koruma memurlarından kameraların olmadığı yerlerde şiddete maruz kaldığını, bazen ayaklarının plastik kelepçe ya da iple bağlanıp kendisine şiddet uygulandığını beyan etmiştir. Kendisine şiddet uyguladıkları sırada bazı infaz koruma memurlarının ‘sizi dövmekten namazlarımız kaçıyor’ dediğini aktaran mahpus, ayrıca kadın bir müdürün kendisine ‘siz zaten Allah tarafından lanetlenmişsiniz, yaşadıkların müstehaktır daha fazla sağa sola dilekçe yazıp bizi uğraştırma’ dediğini aktarmıştır.”

RAPOR: KÜRTÇE KİTAPLAR ALINMIYOR, TELEFON GÖRÜŞMELERİ KESİLİYOR…

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, hem Memiş Akbaş’ın yaşadıklarını hem de Eskişehir H Tipi Ceza İnfaz Kurumunda Yapılan Görüşmeyi raporlaştırdı. Raporda yer verilen tespitler şöyle:

– Hapishane genel olarak çok kalabalık olduğu için 12 kişilik hücrelerde 20-25 arası mahpusun kaldığı ve ranzaların fazlalığından ötürü odalarda hareket alanının kalmadığı aktarılmıştır. Hapishanenin çok kalabalık olmaması sebebiyle hapishanede bir sistemin oturmadığını aktaran mahpuslar, odalarda zil olmadığı için kapı vurarak infaz koruma memurların çağrıldığını bu sebeple hapishane içerisinde sürekli kapı vurma sesi olduğunu aktarmışlardır

– Mahpuslar pandemi sürecinin başından beridir sosyal faaliyetlerin durdurulduğunu; spor faaliyeti adı altında ayda 2 defa çim sahaya çıkarıldıkları aktarmışlardır.

– Mahpuslar havalandırma saatlerinde bir sorun olmadığını, havalandırmalarda tel kafes uygulamasının olmadığını aktarmışlardır.

– Yemeklerin hijyenik olmadığı; zaman zaman böceklerin çıktığı; porsiyonların az verildiği özellikle karantina hücrelerine ufak plastik kaplarda çok az yemek verildiği tarafımıza aktarılmıştır.

– Kalabalık bir hapishane olması ve jandarmaların çıkardıkları sorunlar sebebiyle; hastane sevkleri konusunda ciddi sorunlar yaşanan Eskişehir H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hastane sevkleri sırasında mahpusların ellerine çok sıkı kelepçeler takıldığı; hastanede mahkum koğuşlarında dahş bu kelepçelerin çıkarılmadığı; Doktor muayenelerinde çoğu zaman doktorların İstanbul Protokolüne aykırı bir şekilde kelepçenin takılı kalmasını istediği ve sevkten muayeneye kadar her aşamada insanlık onuruna aykırı muamele yapıldığı aktarılmıştır.

– Hapishaneye gönderilen Kürtçe kitapların alınmadığı; gönderilen müzik defteri ya da nota kitaplarının “şifre” olduğu gerekçesiyle mahpuslara verilmediği aktarılmıştır.

– Mektup gönderme ve dilekçelerinin işleme alınması sırasında çok fazla sorun olduğunu dile getiren mahpuslar birçok mektuplarının hukuka uygun el koyma kararı verilmeden yok edildiğini, dilekçelerinin yok edilerek ilgili kurumlara ulaştırılmadığı aktarmışlardır

– Mahpuslar özellikle hak ihlalleri aktarımları yaptıklarında telefon görüşmelerinin kesildiğini aktarmışlardır.

– Mahpuslar çok temel ihtiyaçların bile artık kantinde bulunmadığını örneğin yaklaşık 3 aydır tırnak makası almak istediklerini ancak kantinde yok denilerek alamadıklarını aktarmışlardır. Onun dışında var olan şeylerinde çok pahalı olduğunu aktaran mahpuslar dış kantinin tamamen kaldırıldığını aktarmışlardır.

– İnfaz koruma memurları ihtiyaç durumlarında dahi koğuşlara gelmediğini aktaran mahpuslar geldiklerinde covid-19 önlemlerine uymadıklarını aktarmışlardır.”

29 Haziran – 20:30 : LGBTİ+ Mahpuslar Atölyesi

Kesişimsel Feminizm Atölye Serisi’nin üçüncü gününde, 29 Haziran Salı 20.30’da, LGBTİ+ tematik alan temsilcimiz Meriç Doğan, LGBTİ+ mahpuslar başlıklı atölyeyi gerçekleştirecek. Katılım için info@unikuir.org adresine mail atabilirsiniz.

29 Haziran – 20:30 : LGBTİ+ Mahpuslar Atölyesi

Kolaylaştırıcı: Meriç Doğan

Türkiye hapishaneleri ikili cinsiyetlendirilmiş sistem esas alınarak düzenlenmektedir. LGBTİ+ mahpuslar hem giriş hem de mahpusluk süreçlerinde birçok sorunla karşılaşmaktadır. Özel ihtiyaç sahibi mahpuslar arasında olan LGBTİ+ mahpuslar, yaşlı, işçi, çocuk, etnik azınlık, kadın, hasta, engelli, müebbet hapis hükümlüsü veya öğrenci olmaları sebebiyle de farklı farklı ayrımcılıklara maruz kalmaktadır. Bu atölyede birkaç farklı vaka üzerinden ilerleyerek LGBTİ+ mahpusların maruz kaldıkları kesişimsel ayrımcılıklara odaklanacağız.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑