Macron, Erdoğan’dan Türkiye’de bulunan LGBTİ+ Mahpus Fabien Azoulay’ın naklinin hızlandırılmasını istedi

Euronews Türkiye’nin 14.06.2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz

“NATO Zirvesi için Brüksel’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’de tutuklu bulunan Fransız vatandaşı Fabien Azoulay’in Fransa’ya naklinin hızlandırılmasını istedi.

Fabien Azoulay isimli Fransız ve ABD vatandaşı, 2017’de GBL adlı cinsel uyarıcı satın aldığı için “uyuşturucu ticareti ve ithalatı” suçundan 16 yıllık hapis cezasına çarptırılmıştı.

Giresun’da tutuklu bulunan Azoulay’in avukatları, müvekkillerinin eşcinsel ve Yahudi kimliği nedeniyle hapishanede kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürüyor. Türk makamları, Kasım 2019’da, Azoulay’e bir mahkum tarafından kaynar su döküldüğünü, yüzü, ensesi ve kısmen göğsünün yandığını kabul etti.

Bu olayın ardından avukatlar, Fransa ve Türkiye’nin 1980’li yıllardan bu yana taraf oldukları “Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi” kapsamında, Azoulay’nin mahkumiyetinin kalan infaz süresinin Fransa’da devamı amacıyla Mayıs 2019’da nakil başvurusunda bulundu. Ancak başvuruya bugüne kadar yanıt gelmedi.

‘Zorla Müslüman yapılmak istendi, namaz kıldırttılar’

Fabien Azoulay’in ailesinin iddialarına göre, Yahudi olan mahkum defalarca İslam’a geçme ve zorla namaz kılma olaylarına maruz kaldı. Ayrıca cinsel yönelimi nedeniyle bazı tutuklulardan şiddet gördüğü iddia ediliyor.

Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği diğer mahkumların kötü muamelesini doğruladı

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Onaner ise, Fransız kanalına yaptığı açıklamada Azoulay’nin ilk tutuklu bulunduğu cezaevinde bazı mahkumlardan kötü muamele gördüğünü doğruladı. Onaner, cezaevi yetkililerinin derhal önlem aldığını ve Azoulay’ın daha az mahkumla beraber olduğu yeni bir cezaevine (Giresun) gönderildiğini belirtti.

Azoulay’nin avukatlarının Fransa’ya nakil başvurusunu Türkiye’nin reddettiği imajı yaratmalarını eleştiren Onaner, bu tür işlemlerde resmi formalitelerin tamamlanmasının yaklaşık üç yıl aldığını kaydetti.

Fransa’da GBL, çözücü bir madde olarak sanayide kullanılabiliyor. Ancak uyarıcı veya uyuşturucu olarak kullanımına 2011 yılından bu yana Fransız yasalarında 3 yıldan 5 yıla varan hapis ve 45 bin eurodan 75 bin euroya kadar para cezası veriliyor.

Fabien Azoulay’in 2 litre GBL satın almasıyla, kendi tüketimi için değil ticaret için aldığı ifade edildi ve bu yüzden daha ağır bir ceza aldığı ileri sürüldü.”

SPoD’un Hazırladığı “Cinsiyet Uyum Sürecinin Hukuki Boyutu – Sıkça Sorulan Sorular Kılavuzu” Yayınladı!

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD) hazırladığı Cinsiyet Uyum Sürecinin Hukuki Boyutu – Sıkça Sorulan Sorular Kılavuzu yayınlandı! SPoD’un Hukuk Alan Koordinatörü Av. Hatice Demir’in hazırladığı kılavuz translara dava açmadan önce ve dava süresince yardımcı olmak amacıyla, cinsiyet uyum sürecinin hukuki boyutunda sıkça sorulan soruları ve cevaplarını derlemek amacıyla hazırlandı. Sorular oluşturulurken derneğin danışma hattına en sık gelen sorular derlendi ve trans hak savunucularıyla birlikte son haline getirildi. Derneğimiz LGBTİ+ tematik alan temsilcisi Meriç G. Doğan, Umut Derin ve Özgür Durmaz’ın katkıları, yine Özgür Durmaz’ın tasarımı, Arel Talu’nun ise çizimleriyle son haline getirilen kılavuza buradan erişebilirsiniz.

“LGBTİ+ aktivisti Cihan Erdal’ın da aralarında olduğu 4 kişiye tahliye!”

KaosGL – LGBTİ+ Haber Portalı’nın 15.06.2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

“Mahkeme; Ayhan Bilgen, Berfin Özgü Köse, Can Memiş ve Cihan Erdal’ın yurtdışına çıkış yasağı adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verdi. Erdal savunmasında “İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) siyasetçilerin yargılandığı kamuoyunda Kobanî davası olarak bilinen davanın görülmesine bugün Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Mahkeme, tutuklu sanıklardan Ayhan Bilgen, Berfin Özgü Köse, Can Memiş ve Cihan Erdal’ın yurtdışına çıkış yasağı adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verdi. Dava, yarınki oturumla devam edecek.

Erdal, mahkeme heyetine sordu: Ben neden buradayım? İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı!

HDP eski MYK üyesi, akademisyen ve LGBTİ+ aktivisti Cihan Erdal, tutukluluğunun 262. gününde savunma yapabildi. HDP’nin aktardığına göre Erdal, savunmasında mahkeme heyetine, “Size yüz yüze sormak için sabırsızlandığım bir soru var; ben neden buradayım? İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı” diye sordu.

“Genç, Yeşil Sol Parti’den gelen bir insan, bir LGBTİ aktivisti” olarak HDP MYK’sında yer aldığını hatırlatan Erdal, şöyle devam etti:

“HDP’nin Türkiyelileşme aksına katkıda bulunmaya çalıştım. İnanıyorum ki birbirini önyargısız dinleyen yurttaşlar, ülkenin kaderini yok sayılanlar lehine değiştirebilir.

“O dönemin MYK’sını şöyle tarif edebilirim; “Bir liberalle bir sosyalistin, bir muhafazakarla bir LGBTİ’nin aynı masada durduğu, temsil ettiği bir birliktelikten bahsediyorum. Aralarında menfaat olmayan bir MYK”. Ben de orada kendi kimliğimle yer aldım.

HDP MYK toplantısına biri dışarıdan gelecek, girecek kimse ‘hayrola kardeşim’ demeyecek! Bu ancak vasat bir dizi senaryosu olur. Katıldığım toplantılardaki gözlem, bunu söylememi zorunlu kılıyor.

“Hukuka ve vicdana sığan bir süreç mi yaşıyoruz? 6-8 Ekim’den 14 ay sonra emniyetten aranıyorum ve ertesi gün gidip ifademi veriyorum. Tam 6 yıl sonra bir baskınla evden gözaltına alınıyorum. Yeni bir delil, makul şüphe olarak değerlendirilebilecek hiçbir şey yokken!”

Erdal’ın Avukatı Levent Pişkin de şöyle dedi:

“Müvekkilim Cihan Erdal’ın üç paylaşımı 2019 tarihine ait. Kuantum fiziği dahi bunu açıklamakta zorlanacak. Bu paylaşımların 2014’te meydana gelen olaylara nasıl etkisi olduğu anlaşılmamaktadır!”

Cihan Erdal hakkında

Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Cihan Erdal, tez araştırması kapsamında İstanbul’dayken gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı.

Cihan Erdal, iki dönem üst üste HDP’de Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştı. Uzun yıllar boyunca Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP’nin LGBTİ komisyonlarında da yer alan Erdal, LGBTİ Barış Girişimi’nin de kurucularından.

Erdal, MYK üyesi olduğu dönemde HDP’nin LGBTİ+ haklarına ilişkin çalışmalarında yer almış, LGBTİ+ hakları alanında parti içerisindeki çalışmalarının yanı sıra kamuoyuna dönük çalışmalar da yürütmüştü.

Erdal, Şubat 2015’te seçim öncesi KaosGL.org’a verdiği röportajda LGBTİ haklarına ilişkin yaklaşımlarını şöyle anlatmıştı:

“LGBTİ meselesinde de heteroseksizmle mücadelenin kapitalizme ve diğer tüm eşitsizlik kaynaklarına karşı mücadeleden ayrıştırılamayacağını düşünüyoruz. HDP, homofobi ve transfobi temelli ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına hedefleyen bir parti. Ancak öte yandan genel anlamda önerdiğimiz bir “Yeni Yaşam” siyaseti var. Bu siyaset ve teklifin Kürtler için de translar için de eşcinseller için de eşit derecede geçerli ve gerekli olduğunu söylüyoruz. Kimliksel, sosyal, ekolojik sorunların iç içe geçmiş, hayatın içindeki karmaşıklaşmış haline tüm bu sorun alanlarını birbirinden soyutlayan yanıtlarla çözüm getiremeyiz. Orada yeni yaşam olmaz.”

Haziran’daki seçimde HDP’nin başarısının ardından tekrardan KaosGL.org’un sorularını yanıtlayan Erdal, “Açık bir şekilde LGBTİ haklarını savunan, seçim programında ayrı bir başlıkla çok detaylı bir şekilde LGBTİ eşitlik ve özgürlüğünü öneren, bunu da her yerde ilan eden bir siyasi parti oylarını arttırdı, barajı yıktı geçti” demişti.”

“Cihan, bir LGBTİ aktivisti olarak HDP’de yer aldığını hakimlerin gözünün içine bakarak söyledi”

KaosGL – LGBTİ+ Haber Portalı’nın 15.06.2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

LGBTİ+ aktivisti Cihan Erdal’ın tahliyesini eşi Ömer Ongun’la konuştuk: Bu davanın baştan beri altının boş olduğunu, bu iddianamenin polis tarafından yazılmış bir doküman olduğunu baştan beri hatırlatıyoruz.

Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) siyasetçilerin yargılandığı kamuoyunda Kobanî davası olarak bilinen davanın görülmesine bugün Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Mahkeme, tutuklu sanıklardan Ayhan Bilgen, Berfin Özgü Köse, Can Memiş ve Cihan Erdal’ın yurtdışına çıkış yasağı adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verdi. Dava, yarınki oturumla devam edecek.

Cihan Erdal’ın tahliye kararının ardından eşi Ömer Ongun’la konuştuk. Ongun, kararı KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:

“Cihan Erdal bugün tahliye edildi. Tutukluluğunun 262. gününde tahliye edildi. Bu davanın baştan beri altının boş olduğunu, bu iddianamenin polis tarafından yazılmış bir doküman olduğunu, hukuki bir metin olmadığını ısrarla hem bizler hem de diğer tutuklular hatırlattı, hatırlatmaya devam ediyor. Diğer tahliyelerin de gelmesini umuyoruz, bekliyoruz. Cihan’ın savunmasını “Genç, Yeşil Sol Parti’den gelen bir insan, bir LGBTİ aktivisti olarak HDP’nin içerisinde varoldum” diyerek açmasıydı. Bu cümleleri bütün seslerin kısıldığı, farklı seslerin, farklı görüşlerin, inançların, varoluşların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemde Türkiye’nin en önemli siyasi davalarından birinde hakimlerin ve herkesin gözünün içine bakarak söyledi. Bu bence çok önemli ve kıymetliydi. Türkiye’de hâlâ hukukun kırıntılarının kaldığını görmek önemli. Umutlu kalmaya devam etmek, mücadeleden sesini kısarak çekilmeden bunu sürdürmek çok önemli. Bakalım 9 ay sonra nasıl bir Cihan’la karşılaşacağız? Ben çok heyecanlıyım onunla görüşeceğim için. Herkese çok teşekkür ediyorum.”

Erdal, mahkeme heyetine sordu: Ben neden buradayım? İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı!

HDP eski MYK üyesi, akademisyen ve LGBTİ+ aktivisti Cihan Erdal, tutukluluğunun 262. gününde savunma yapabildi. HDP’nin aktardığına göre Erdal, savunmasında mahkeme heyetine, “Size yüz yüze sormak için sabırsızlandığım bir soru var; ben neden buradayım? İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakmak bu kadar kolay olmamalı” diye sordu.

“Genç, Yeşil Sol Parti’den gelen bir insan, bir LGBTİ aktivisti” olarak HDP MYK’sında yer aldığını hatırlatan Erdal, şöyle devam etti:

“HDP’nin Türkiyelileşme aksına katkıda bulunmaya çalıştım. İnanıyorum ki birbirini önyargısız dinleyen yurttaşlar, ülkenin kaderini yok sayılanlar lehine değiştirebilir.

“O dönemin MYK’sını şöyle tarif edebilirim; “Bir liberalle bir sosyalistin, bir muhafazakarla bir LGBTİ’nin aynı masada durduğu, temsil ettiği bir birliktelikten bahsediyorum. Aralarında menfaat olmayan bir MYK”. Ben de orada kendi kimliğimle yer aldım.

HDP MYK toplantısına biri dışarıdan gelecek, girecek kimse ‘hayrola kardeşim’ demeyecek! Bu ancak vasat bir dizi senaryosu olur. Katıldığım toplantılardaki gözlem, bunu söylememi zorunlu kılıyor.

“Hukuka ve vicdana sığan bir süreç mi yaşıyoruz? 6-8 Ekim’den 14 ay sonra emniyetten aranıyorum ve ertesi gün gidip ifademi veriyorum. Tam 6 yıl sonra bir baskınla evden gözaltına alınıyorum. Yeni bir delil, makul şüphe olarak değerlendirilebilecek hiçbir şey yokken!”

Erdal’ın Avukatı Levent Pişkin de şöyle dedi:

“Müvekkilim Cihan Erdal’ın üç paylaşımı 2019 tarihine ait. Kuantum fiziği dahi bunu açıklamakta zorlanacak. Bu paylaşımların 2014’te meydana gelen olaylara nasıl etkisi olduğu anlaşılmamaktadır!”

Cihan Erdal hakkında

Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Cihan Erdal, tez araştırması kapsamında İstanbul’dayken gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı.

Cihan Erdal, iki dönem üst üste HDP’de Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştı. Uzun yıllar boyunca Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP’nin LGBTİ komisyonlarında da yer alan Erdal, LGBTİ Barış Girişimi’nin de kurucularından.

Erdal, MYK üyesi olduğu dönemde HDP’nin LGBTİ+ haklarına ilişkin çalışmalarında yer almış, LGBTİ+ hakları alanında parti içerisindeki çalışmalarının yanı sıra kamuoyuna dönük çalışmalar da yürütmüştü.

Erdal, Şubat 2015’te seçim öncesi KaosGL.org’a verdiği röportajda LGBTİ haklarına ilişkin yaklaşımlarını şöyle anlatmıştı:

“LGBTİ meselesinde de heteroseksizmle mücadelenin kapitalizme ve diğer tüm eşitsizlik kaynaklarına karşı mücadeleden ayrıştırılamayacağını düşünüyoruz. HDP, homofobi ve transfobi temelli ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına hedefleyen bir parti. Ancak öte yandan genel anlamda önerdiğimiz bir “Yeni Yaşam” siyaseti var. Bu siyaset ve teklifin Kürtler için de translar için de eşcinseller için de eşit derecede geçerli ve gerekli olduğunu söylüyoruz. Kimliksel, sosyal, ekolojik sorunların iç içe geçmiş, hayatın içindeki karmaşıklaşmış haline tüm bu sorun alanlarını birbirinden soyutlayan yanıtlarla çözüm getiremeyiz. Orada yeni yaşam olmaz.”

Haziran’daki seçimde HDP’nin başarısının ardından tekrardan KaosGL.org’un sorularını yanıtlayan Erdal, “Açık bir şekilde LGBTİ haklarını savunan, seçim programında ayrı bir başlıkla çok detaylı bir şekilde LGBTİ eşitlik ve özgürlüğünü öneren, bunu da her yerde ilan eden bir siyasi parti oylarını arttırdı, barajı yıktı geçti” demişti.”

“Hapishanedeki trans mahpuslar hangi sorunları yaşıyor?”

Fotoğraf: csgorselarsiv/Özge Özgüner

24 Mayıs 2021 Tarihli İstanbul – BİA Haber Merkezi Buse Özsümer’in haberini sizlerle paylaşıyoruz:

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın düzenlediği “Salgın Sonrası Dönemde İnsan Hakları Gündemi” çevrimiçi sempozyumda LGBTİ+’ların yaşadığı hak ihlalleri de gündeme taşındı.

“O dönemlerde Hortum Süleyman diye bir polis vardı Beyoğlu’nda. Amirdi o. Evimizden çıkarken bile bizi alıyordu. Çok dayağını yedim o Hortum Süleyman’ın ben. Gözaltı da vardı. Şiddet de vardı. Mesela o zamanlar hortumları vardı. Hangi renk istiyorsun der, sustuğun zaman hepsiyle vururdu.”

Halk Sağlığı Uzmanı Onur Şimşek, 90’larda translara yönelik şiddeti anlattığı sunumunda bir transın tanıklığını, yukarıdaki cümlelerle ifade etti. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın, 20-23 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen “Salgın Sonrası Dönemde İnsan Hakları Gündemi” sempozyumunda öne çıkan konularından biri de translara yönelik hak ihlalleri ve şiddet oldu.

Araştırmacı Hazal Akpınar’ın yaptığı “Trans Mahpuslar: Cezaevi Koşulları, Hak İhlalleri, Mücadele Yöntemleri” sunumu ve Halk Sağlığı Uzmanı Onur Şimşek’in konuşmacı olduğu “90’larda Beyoğlu’nda Transgender Seks İşçilerinin Yaşadığı Şiddet ve Transfobi” sunumu sempozyumun öne çıkan başlıklarındandı.

“Tekli hücrede tecavüze daha açık hale geliyorlar”

Akpınar, cezaevlerindeki LGBTİ+’lara yönelik gerçekleştirdiği hak ihlalleri raporuna değindi, şunları belirtti:

“Türkiye’deki karar süreci ve infaz sistemi, cis erkek yani natrans erkek heteronormatif ve militer değer yargıları ile örülmüştür. Cezaevine giren herkes öncelikle bu değer yargıları uyarınca hizaya getirilmektedir ve disipline edilmektedir.

“Cezaevi insanları kapamakla kalmaz, onların bedenlerini ve benliklerini de terbiye etmeyi amaçlar. Bu amaç esas olarak kişinin kimliğini ezer. Kişinin kendini ifade etmesini engeller. Bu durum yalnızca trans mahpuslar için geçerli değildir elbette.

“Ama trans mahpusların durumları kendilerine özgü farklılıklar içerir. Çünkü translar toplum içerisinde de kendilerini ifade edebilmede özgür değillerdir. Ben bu çalışmamda cezaevi koşullarını ve mücadele biçimlerini ortaya koymayı amaçlıyorum. Trans mahpuslara uygulanan ayrımcılık, daha tutuklama sürecinde başlıyor.

‘Gardiyanlar alay ediyor’

“Mesela iyi hal indirimi gibi haklarından yararlanamıyorlar. Çünkü ya ekonomik sebeplerden avukat tutamıyorlar, ya onlara hizmet veren yeterince avukat yok, ya da kimliklerinden dolayı onları savunacak avukat bulamıyorlar. Hüküm aldıktan sonra trans kişiler beyan ettikleri cinsiyete göre değil, kimliklerinde yazan cinsiyete göre hapishaneye yerleştiriliyorlar. Hapishaneye girişte talep ettikleri cinsiyetten gardiyanlar tarafından aranılıyorlar, bazen çıplak aramaya zorlanabiliyorlar.

“Trans mahpuslarla iletişimde olan kişiler, yani görüşmecilerin, trans mahpusların cezaevinde maruz bırakıldıkları en büyük hak ihlali olarak, onların ölü isimleri ile çağırılmasını belirtmektedirler. Gardiyanlar bilerek ve alay etmek için, trans mahpuslara kullandıkları isimleri ile değil, kimlikte yazan isimleri ile seslenmekteler.

‘Kamera kayıtları siliniyor’

“Trans mahpusların deneyimlerinden ve görüşmecilerin söylediklerinden yola çıkarak, denilebilir ki, kimlikteki isimle çağırmak yani kişinin ölü ismi ile çağırmak psikolojik bir şiddet ve işkencedir.

“Örneğin bir trans mahpus, mavi kimliğe, yani atanmış cinsiyeti erkek olduğu için, erkek hapishanesine, hem kendisinin hem de diğer mahpusların refahı adına tekli hücreye konulmaktadır. Tekli hücrenin kendisi bir işkenceyken, gardiyanların keyfi davranışlarına, işkence, taciz, tecavüz ve şiddet gibi eylemlerine daha açık hale geliyorlar. Çünkü bir hak ihlali yaşandığı zaman mahpusun bunu ispat edemeyeceğini biliyorlar.

“Şiddet uygulandıktan sonra görüşe çıkması, doktora gitmesi yasaklanıyor ve iyileşince çıkarılıyor. Mektupları bu süreçte gönderilmiyor, varsa şiddete dair kamera kayıtları siliniyor. Bu da şiddetin ispat edilmesini imkansız hale getiriyor.

“Cezaevi bürokrasisi içinde de ihtiyaçlarını taleplerini ve sorunlarını dilekçelerle ya da diğer yollarla iletemedikleri ve yaşadıkları hak ihlallerini de dışarıda kamusallaştıramadıkları için trans mahpuslar açlık grevine mecbur bırakılıyorlar. Mahkeme salonunda götürüldüğünde, mesela tuvaleti geldiğinde, beyan ettiği cinsiyetin tuvaletine götürülmüyorlar.”

“Saatte bir dövülüyorduk, aç bırakılıyorduk”

Onur Şimşek ise “90’larda Beyoğlu’nda Transgender Seks İşçilerinin Yaşadığı Şiddet ve Transfobi” başlıklı sunum gerçekleştirdi. Sunumda şu noktalara dikkat çekti:

“Bugünkü anlatacağım araştırma 90’larda Beyoğlu’nda transgender seks işçilerinin yaşadığı şiddet ve transfobi üzerine olan trans kişiler, zorunlu bir şekilde itildikleri meslekleri sebebiyle de kriminalize edilip şiddetin her türlüsüne maruz kalıyorlar. 

“Araştırmadaki örneklememizi çeşitli sivil toplum kuruluşları ve sosyal medyadan ulaştığımız 90’larda çalışmış olan sekiz tane seks işçisi oluşturuyor.

‘Darp raporları tutulmadı’

“Bu sosyolojik verilere baktığımızda kendilerinden bir kod isim istedik. Kendilerini çeşitli spektrumlarda tanımladılar. Kadın diyenler oldu, trans diyenler oldu travesti diyenler oldu.

“Yaşları 35 ila 51 arasında değişiyordu. Birçoğu yaşadıkları müşteri şiddetinden, yaşadıkları ayrımcılık ve transfobiden bahsettiler ve devlet engeli ve yasal engellerden bahsettiler. Kolluk kuvvetleri ile ilgili sorunlarda şiddetin her türlüsünden bahsedildi. Sağlık kurumu çalışanlarının ilgisizliğinden bahsedenler oldu, ya da tutulması gereken darp raporunun tutulmamasından ve delil karartılmasından bahsedenler oldu.

“Bugünle kıyaslandığında bir kısım geçmişin bugüne göre daha zor olduğundan, bir kısım da bugünkü şiddetin daha çok olduğundan, bir kısım da sistemin değişmesi gerektiğinden bahsetti. Bugüne yansımalara baktığımızda kalıcı fiziksel ve psikolojik sorunlarından bahsedenler oldu. Ve savunma mekanizmasını sorguladığımızda da öz savunma yönteminden dayanışma yöntemi ile kendilerini savunduklarından bahsedenler oldu.

“Gözaltına alınırken çeşitli şekillerde darp edilmeden bahsedenler, hortumlarla sopalarla. Sokaklarda sürüklenme, saçlardan sürüklenme şeklinde.

“Bugünle kıyaslamalarını istediğimizde 90’lı yılların bugüne göre şiddet ve çalışma olanakları olduğundan daha zor olduğunu söyleyenler vardı. Savunma mekanizmalarını sorguladığımızda, katılımcılardan altı kişi, protesto eylem basın açıklaması onur yürüyüşleri gibi eylemlere katıldıklarından bahsettiler.

“Sonuç olarak 90’lı yıllar transgender seks işçileri açısından karanlık bir dönem olsa da o karanlığın getirdiği örgütlenme ve dayanışmanın ilerlemesi ve dönüşümü ile ilgili vardığımız noktada köklü toplumsal politik dönüşümlere ihtiyacımız var. Mücadelenin artarak devam ettiği ve hak ihlalleri ve şiddetin, transfobinin son bulduğu ve eşitlendiği günler diliyorum.”

(BS/EMK)

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑