“Cihan Erdal’a verilmeyen mektup Meclis gündemine taşındı”

21 Mayıs 2021 Tarihli İstanbul – BİA Haber Merkezi haberini sizlerle paylaşıyoruz:

HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlanması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu önergede, mektubun hangi gerekçe ile Cihan Erdal’a verilmediğini sordu.

Kobani Davası tutuklularından Kanada Carleton Üniversitesi doktora öğrencisi ve LGBTİ+ aktivisti Cihan Erdal’a gönderilen söyleşi sorularının sakıncalı bulunup kendisine verilmemesi Meclis gündemine taşındı.

HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlanması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu önergede, Erdal’a gönderilen mektuptaki söyleşi sorularının teslim edilmemesinin gerekçesini sordu.

Dara Demiralp bianet’te yayımlanmak üzere Cihan Erdal’a söyleşi soruları göndermiş ancak Sincan 2 No’lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu idaresi, soruları “sakıncalı” bularak Erdal’a teslim etmemişti.

“LGBTİQ+larla ilgili sorudan dolayı mı verilmedi?”

Koçyiğit önergede şu hususları dile getirdi: 

“Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Cihan Erdal, tez araştırması kapsamında İstanbul’da olduğu esnada 25 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınarak tutuklanmıştır. Cihan Erdal, partimiz içerisinde Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmış ve aynı zamanda Halkların Demokratik Kongresi ve HDP’nin LGBTİ+ komisyonlarında yer almıştır. 2 Ekim 2020 tarihten bu yana

Sincan 2 No’lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olarak bulunan Erdal’a Bağımsız İletişim Ağı (Bianet) isimli internet haber sitesinde yayınlanmak üzere gönderilen söyleşi soruları sakıncalı bulunmuş ve kendisine teslim edilmemiştir. Söyleşi yapacak olan gazetecinin göndermiş olduğu sorular içerisinde LGBTİQ+ hareketine ilişkin bir soru olduğu belirtilmiştir.

Bu bağlamda;

1- Sincan 2 No’lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olan Cihan Erdal’a gönderilen mektubun teslim edilmemesinin gerekçesi nedir?

2- Cihan Erdal’a gönderilen mektubun içeriğinde ‘Öteki olarak gördüğü herkesi ve her kesimi hedef haline getiren iktidar, son zamanlarda yaratmış olduğu nefret söylemiyle bu sefer LGBTİQ+ hareketini hedef almış durumda. Farklı kimliklerinin yanında LGBTİQ+ bir mahpus olarak bu süreci nasıl yorumluyorsun?’ sorusu yer almaktadır. Bu sorunun sakıncalı bulunduğu iddiası doğru mudur?

3- Mahpusların iletişimlerine ve ziyaretlerine ilişkin yasada yer alan düzenlemeye göre, mektuba el konulması hakkında kararın mahpusa tebliğ edilmesi gerekmektedir. Yasaya uygun hareket edilmiş midir? Söz konusu mektuba hangi birim el koymuştur?

4- Mektup, mahpusların dış dünyayla kurdukları iletişimde faydalandıkları en temel araçlardan biriyken bu araca kısıtlama getirilmesi ifade özgürlüğü ihlali değil midir?

5- Avrupa Cezaevi Kuralları “Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir” diye belirtmektedir. Mahpusların sayılan araçlarla iletişim kurma haklarına yönelik getirilen kısıtlamaların çözümüne dair neler yapılmaktadır?

6- Cezaevlerinde bulunan LGBTİQ+ bireylerin karşılaştıkları homofobik saldırılar sonucunda başlatılmış soruşturma var mıdır?

7- Türkiye cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak kalmakta olan kaç LGBTİQ+ birey vardır? Bu mahpusların bulunduğu cezaevlerinde özgün koşullarına uygun hareket edilmekte midir?”

Ne olmuştu?

Dara Demiralp, bianet’te yayımlamak amacıyla akademisyen Cihan Erdal’la yapacağı söyleşinin sorularını 31 Mart 2021 Çarşamba günü Acele Posta Servisi (APS) yoluyla gönderdi. Bir süre sonra PTT Gönderi Takip sisteminden yaptığı sorgulamada, mektubun 2 Nisan Cuma günü cezaevi yetkilileri tarafından teslim alındığını gören Demiralp, aradan iki hafta geçip Erdal’dan bir yanıt alamayınca Erdal’ın ailesini aradı. Ancak ailesi mektubun henüz Erdal’a ulaşmadığını söyleyince Demiralp, Sincan F2 No’lu Cezaevi idaresine telefon açarak mektubun akibetini öğrenmek istedi. Cezaevi Mektup Komisyone yetkilisi, Demiralp’a, “Sizin gönderdiğiniz mektupta ‘sakıncalı’ sorular görüldü. ‘Sakıncalı’ görüldüğü için de mektup şahsa teslim edilmedi” dedi. Dara Demiralp mektubun giriş kısmının Erdal’a veridlidğini ancak söyleşi sorularının olduğu kısmın çıkarıldığını ve kendisine başka bilgi verilmediğini belirtti. Demiralp mektubun verilmemesinin nedeninin LGBTİQ+ hareketiyle ilgili şu soru olabileceğini söyledi: “‘Öteki’ olarak gördüğü herkesi ve her kesimi hedef haline getiren iktidar, son zamanlarda yaratmış olduğu nefret söylemiyle bu sefer LGBTİQ+ hareketini hedef almış durumda. Farklı kimliklerinin yanında LGBTİQ+ bir mahpus olarak bu süreci nasıl yorumluyorsun?” Demiralp, “Gönderdiğim mektup, Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum olarak atanma sürecine denk gelmişti. Hükümetin, o süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nde direnen öğrencilerin direniş meşrutiyetini kırmak için LGBTİQ+ hareketine yönelik nefret söylemi üretip hedef haline getirmişti. Cihan Erdal’a sansür uygulamalarının bir nedeni de bu olsa gerek” yorumunu yaptı. Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Erdal, tez araştırması için geldiği İstanbul’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verilen Kobani eylemlerine ilişkin operasyon kapsamında 25 Eylül Cuma 2020’de gözaltına alındı. Erdal, 2 Ekim tarihinde tutuklandı.

(FD)

“HDP, Fabien Azoulay’a cezaevinde homofobik saldırıları Meclis gündemine taşıdı”

KaosGL’nin 19.04.2021 tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

HDP’li Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Fransız eşcinsel Yahudi mahpus Fabien Azoulay’ın yaşadıklarını Adalet Bakanı’na sordu: Şiddet, kötü muamele, adil yargılanma hakkının ihlali…

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Fransa vatandaşı eşcinsel Yahudi mahpus Fabien Azoulay’ın Türkiye hapishanelerinde yaşadıklarını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

Fabien Azoulay’ın Fransız asıllı olup şu an Giresun Hapishanesi’nde hükümlü olarak bulunan eşcinsel bir mahpus olduğunu belirten Koçyiğit, avukatları ve ailesinin 2017 senesinden bu yana Fransa’ya geri gönderilmesi için mücadele ettiğini hatırlattı ve ekledi:

“Bulunduğu Giresun Hapishanesi’nden ailesine gönderdiği mektupta sürekli halde tacize uğradığını, kötü muamele ve şiddete maruz kaldığını ve tehdit edildiğinden söz etmiştir.

“Gelinen bu aşamada Fabien Azoulay isimli Fransız vatandaşı hakkında Türkiye’deki ceza mahkemesi tarafından hükmedilen mahkûmiyet cezasının Fransa’da infazının devam edilmesi için kampanya başlatılmıştır.”

Fabien Azoulay

Koçyiğit Bakan’a şu soruları yöneltti:

1-   Fabien Azoulay isimli Fransız vatandaşının cezasının infazı amacıyla götürüldüğü Maltepe Cezaevinde kötü muamele ve şiddete maruz kaldığı Türkiye-Paris Büyükelçisi tarafından doğrulanmıştır. Konuya dair Bakanlığınıza bağlı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından başlatılmış bir soruşturma var mıdır?

2-   Fabien Azoulay’ın maruz kaldığı kötü muamele, homofobik saldırının ardından yargılanan fail 1 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Nefret suçu bağlamında değerlendirilmesi gereken bu eylemler hakkında belirtilen suç tipi ne olmuştur?

3-   2019 yılının Kasım ayında Maltepe Cezaevinde bulunduğu esnada eşcinsel olduğu gerekçesiyle homofobik bir saldırıya uğrayan mahpusun vücudunda ikinci derece yanıklar oluştuğu belirtilmiştir. Bu saldırıyı gerçekleştirenler arasında şüpheli olarak cezaevi personelinin ifadesine başvurulmuş mudur?

4-   Fransa ve Türkiye’nin 1980’li yıllardan bu yana taraf oldukları “Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi” kapsamında, Azoulay’nin mahkumiyetinin kalan infaz süresinin Fransa’da devamı amacıyla Mayıs 2019’da avukatları tarafından yapılan nakil başvurusu neden kabul edilmemiştir?

5-   Mahpusun avukatlarının aktarımına göre yargılama sürecinde her biri yaklaşık beş dakika süren duruşmalar gerçekleşmiştir. Bu durum adil yargılanma hakkının ihlali değil midir?

6-   Mahpusun önce Maltepe Cezaevinde daha sonra şu an bulunduğu Giresun Cezaevinde yaşamış olduğu şiddet ve kötü muamele eylemleri eşcinsel ve Yahudi kimliğine sahip olduğu gerekçesiyle mi gerçekleşmiştir?

7-   Türkiye cezaevlerinde bulunan mahpusların kaçı yabancı uyrukludur?

8-   Türkiye cezaevlerinde bulunan mahpusların kaçı cinsel kimliğine dayalı olarak şiddete maruz bırakılmıştır? Kaçı soruşturulmuştur?

9- Türkiye cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü mahpusların içerisinde bulunan LGBTİ+ bireylerin hakları konusunda Bakanlığınız ne tür çalışmalar yapmaktadır? 

Fransız asıllı mahpus ülkesine geri gönderilmek için mücadele ediyor

Fotoğraf açıklaması : 2016’da New York’ta Fabien Azoulay. © Fabien Azoulay / Facebook

France24.com’un 13/04/2021 tarihli haberinin fransız asıllı eşcinsel mahpus Fabien Azoulay’la ilgili kısımlarını sizlerle paylaşıyoruz : 

İstanbul Ceza Mahkemesi, 2017 yılında Fabien Azoulay’ı 16 yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırdı. Avukatları ve akrabaları, o zamandan beri Fransa’ya geri gönderilmesi için savaşıyor. Yakın zamanda, Fransız hükümetine baskı yapmak amacıyla davasını kamuoyuna açıklamaya karar verdiler.

Giresun hapishanesinden ailesine gönderdiği mektuplarda Azoulay, “Bir mucize için her gün dua ediyor ve ağlıyorum. Burada 16 yıl sekiz ay kalmayı hayal bile edemiyorum” diye yazdı.

43 yaşındaki Azoulay, “Yasaklanmış bir narkotik ürünü ithal ettiği” gerekçesiyle neredeyse dört yıldır hapiste, Fransız devletinden cezasının geri kalanını kendi ülkesinde çekebilmesi için onu ülkesine geri göndermesini istiyor.

Eşcinsel ve Yahudi olan Azoulay, günlük olarak tacize uğradığını, kötü muamele gördüğünü ve tehdit edildiğini söylüyor.

Azoulay’ın avukatlarından biri olan Carole-Olivia Montenot, müvekkilinin yaşadığı dehşeti duyduğunda bir acizlik hissettiğinden bahsediyor. FRANCE 24’e verdiği demeçte, “Korkunç. Göz korkutuluyor, mahpus arkadaşları ona İslam’a dönmesini ve günde beş kez namaz kılmasını söylüyor. Aynı zamanda cinsel yönelimi nedeniyle de tacize uğradığını söylüyor.”

Think-thank Hexagon Society’nin kurucusu ve Fabien Azoulay Destek Komitesi başkanı Sophie Wiesenfeld, “Tutukluluk koşulları insan onuruna bir saldırıdır” dedi.

Azoulay’ın bir akrabasına gönderdiği mektupta “Burada küçük bir alanda pek çok kişiyle beraber yaşıyoruz. Geceleri tuvalete gitmek için uyuyan insanların üzerinde yürümek zorundayız. Uyandıklarında sinirleniyorlar ve kavga çıkıyor.” diye yazdı.

“Türkiye’de yakın zamanda bu uyuşturucu yasaklandı”

Azoulay, yaklaşık dört yıl önce Türkiye’ye yola çıktığında, sonunda bir Türk hapishanesine düşeceğini asla düşünmemişti. Saç ektirmek için İstanbul’a yaptığı gezi sırasında, parti çevrelerinde popüler, sentetik bir ilaç olan GBL’yi (Gamma-Butyrolactone) satın aldı.  Litvanya menşeili bir web sitesi üzerinden 300 dolar ödeyerek aldığı ürünün oteline teslim edilmesini sağladı.

Montenot, “Ürün Türkiye’de sadece birkaç ay önce yasaklanmıştı. Ancak web sitesi onu yasaklayan ülkelerin listesini güncellememişti. Bu nedenle Azoulay, bu ürünün Türkiye’de yasadışı uyuşturucu olarak sınıflandırıldığından habersizdi.” dedi.

Türk gümrüğü paketi yakaladı ve Azoulay’ın otel odasına kadar takip ederek onu tutukladı.

Montenot’a göre, tutuklamayı “her biri yaklaşık beş dakika süren art arda küçük duruşmalar” izledi. Azoulay’ın kaderinin 27 Şubat 2018’de, “tüm çeviriler dahil yaklaşık 15 dakika süren hızlandırılmış bir yargılamanın” sonunda belirlendiğini söyledi. Mahkeme Fransız vatandaşını 20 yıl hapis cezasına çarptırdı, daha sonra temyiz duruşmasında iyi halden 16 yıl sekiz aya indirdi.

Temyize ve yasal bir dilekçeye rağmen, Türk mahkemeleri ilk kararı onayladı. Azoulay’ın cezası Ocak 2019’da kesinleşti. Beş ay sonra avukatları, cezasını Fransız topraklarında çekmesine izin verecek bir geri dönüş talebinde bulundu.

Azoulay, ilk olarak İstanbul’un Maltepe ilçesinde bir ceza infaz kurumunda hapsedildi. Dini bağını gizlemenin gerekli olduğuna inanıyordu ve bir arkadaşına gönderdiği bir mektupta “cihatçıların diğer mahpusları radikalleştirmeye çalıştığını” açıkladı. Bu aşırı kalabalık hapishanede zorla ibadetlere, fiziksel şiddete maruz kaldığını ve hatta bir cinayete tanık olduğunu söyledi.

“Bir adam dört Suriyeli tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Ben uyuyordum ama diğer mahpusların çığlıkları beni uyandırdı. Her yerde kan görmek korkutucuydu, bir korku filminden daha beterdi. Daha sonra ölen mahpusun Suriyelilerden birine cinsel yaklaşımda bulunduğunu öğrendim. Allah adına eşcinselliğinden dolayı canıyla yaptığını ödemek zorunda kaldı. ” dedi.

‘Tali hasar’

Cinsel yönelimini diğer mahpuslardan saklamaya çalışsa da Azoulay, Kasım 2019’da homofobik bir saldırının kurbanı oldu. Montenot’un aktardığı üzere “Bir mahpus, eşcinsel olduğunu biliyordu. Gecenin ortasında, Fabien’in vücudunun her yerine kaynar su fırlattı. Bu durum ikinci derece yanıklara sebep oldu, Fabien’in hastaneye kaldırıldı.”

Azoulay’ın avukatları durumu Fransa’nın dışişleri bakanlığına bildirdi ve acil toplantı çağrısında bulundu. Bakanlık, Azoulay’ın Türkiye’deki başka bir hapishaneye nakledilmesini önerdi. Azoulay’ın hukuk ekibi, bu öneriyi reddetti ve geri gönderilmesi için taleplerini yineledi.

Olayın ardından Azoulay şu anda bulunduğu hapishaneye İstanbul’a 800 km uzaklığa gönderildi. Wiesenfeld, “Orada İstanbul’dakinden daha izole durumda” diyor ve ekliyor: “Bölge cihatçılarla çevrili ve tehlikeli olduğu için ailesi artık onu ziyaret edemiyor.”

Ağabeyiyle mektuplaşmaları ve haftalık kısa bir telefon görüşmesi, ailesiyle olan tek iletişim aracı.

Geri dönüş süreci ise bir çıkmazda. Avukatları 8 Nisan’da yaptığı açıklamada, “Fabien Azoulay’ın durumunda Kasım 2019’da resmi olarak yapılan nakil talebinden bu yana neredeyse iki yıldır herhangi bir ilerleme görülmedi.” dedi ve  “Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gergin olduğunun farkındayız, ancak Fabien Azoulay’ın bunun yükünü taşıması kabul edilemez. ” ekledi.

(Yazan: Tiffany Fillon – Çeviri : Meriç G. Doğan)

Fabien Azoulay için oluşturulan imza kampanyasını ise şu şekilde :

https://www.change.org/p/emmanuel-macron-extradez-fabien-azoulay-fran%C3%A7ais-en-prison-turque-harcel%C3%A9-et-tortur%C3%A9-car-juif-et-gay?recruiter=false&recruited_by_id=16b020f0-9a1e-11eb-8bd4-6bbe167cac3e

“Tunus: LGBT Hakları Aktivistine Taciz ve Keyfi Gözaltı”

Fotoğraf altı yazısı : Rania Amdouni, 26, Tunus Demokratik Kadınlar Derneği ofisinde, 27 Ekim 2020, 2020 Hamza Nasri

İnsan Hakları İzleme Örgütü 9 Mart 2021 13:46 (Avrupa saati) tarihli haberini sizlerle paylaşıyoruz:

(Beyrut) İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, bir Tunus mahkemesinin tanınmış bir LGBT hakları aktivistine “yaptığı taciz şikayetinin polisler tarafından işleme alınmasının reddedilmesinden sonra polis merkezi önünde bağırması” gerekçesiyle 4 Mart 2021’de altı ay hapis ve para cezası verilmesine hükmettiğini belirtti. 26 yaşındaki aktivist Rania Amdouni, Tunus’un batısında bulunan Manouba isimli bir kadın hapishanesinde ve avukatı, Amdouni’nin cinsiyet ifadesinden dolayı hapishane görevlileri tarafından taciz edildiğini söyledi.

Avukat Hamada Hanchiri, Amdouni’nin Tunus şehir merkezindeki 7. karakolu perişan bir şekilde terk ettikten sonra 27 Şubat günü saat 20:00’da polis tarafından gözaltına alındığını söyledi. Hanchiri, karakoldaki polislerin, Amdouni’nin polis memurları tarafından sokakta ve internet üzerinden defalarca tacize maruz bırakılmasına ilişkin şikayetini işleme almadıklarını söyledi. Daha sonra karakoldaki polis memurlarının varsayılan cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği nedeniyle onu taciz etmeye devam ettiğini belirtti. Hanchiri, Amdouni’nin istasyonun dışındaki sokakta bağırmaya başladığını ve Tunus polis sistemine küfrettiğini bildirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) hakları araştırmacısı Rasha Younes, “Amdouni’nin şikayetine polisin tepkisi onu koruma altına alınmaktan alıkoyuyor ve halkın kolluk kuvvetlerine ve Tunus adalet sistemine olan güvenini zayıflatıyor. Tunuslu yetkililer, Amdouni’yi tutuklayıp cezalandırarak, ayrımcılık mağdurlarına gidecek hiçbir yerleri olmadığına ve yapacakları herhangi bir itirazın kendilerini hapishaneye götürebileceğine dair korkunç bir mesaj gönderiyorlar. ” dedi.

Hanchiri, 1 Mart’ta Tunus İlk Derece Mahkemesi savcısının Amdouni’nin karakol önündeki davranışına dayanarak “görev başındaki bir kamu görevlisine hakaret etmek” ve Ceza Kanunu madde 125 “utanç ve huzursuzluğa neden olmak” ve “bariz sarhoşluk” hükümleri uyarınca bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılması için mütalaa verdiğini söyledi. 4 Mart’ta Tunus’un güneybatısındaki Montfleury’deki Kanton Mahkemesi, Amdouni’yi tüm suçlamalardan suçlu buldu ve onu altı ay hapis ve 18 Tunus dinarı (6,50 dolar) para cezasına çarptırdı. Avukat 5 Mart’ta karara karşı itiraz yoluna başvurdu.

Tunus merkezli bir LGBT hakları grubu olan Damj Derneği adına Amdouni’nin savunmasını üstlenen Hanchiri, Amdouni’nin karakolda ya da sokakta bir polis memurunu hedef aldığına veya sarhoş olduğuna dair dava dosyasında hiçbir kanıt bulunmadığını belirtti. Hanchiri dava dosyasında, Amdouni’nin “huzur bozucu davranışlarda bulunmasının” ve polis merkezinin dışında bağırarak ve küfür ederek “polis onurunu zedelemesinin” hükme gerekçe olarak gösterildiğini söyledi.

Amdouni, 27 Şubat’ta Tunus şehir merkezindeki bir lokantadan ayrılırken sokakta bir polis memuru onu sözlü olarak taciz etmeye ve cinsiyet ifadesine dayanarak onunla alay etmeye başladı, bunun üzerine Amdouni en yakın polis karakoluna şikayette bulunmaya gitti. Hanchiri, “Amdouni, aylardır sokakta ve internette polis tarafından sürekli tacize maruz bırakılıyor ve bu durum onun akıl sağlığı ile ilgili ağır sonuçlara ve ruhen yıkılmasına neden oldu” diye belirtti.

Amdouni’ye 27 Şubat’ta 7. polis karakoluna kadar eşlik eden avukat Mohammed Amin Hdeiji, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne karakoldaki polis memurlarının Amdouni’nin görünüşüyle alay ettiğini ve varsayılan cinsel yönelimi nedeniyle onu taciz ettiğini söyledi. Hdeiji, “Sekiz polis memuru onu çevreledi ve defalarca ona hakaret etti ve biri ona ‘Eşcinselsin, bize karşı kazanamayacaksın ve polis memurlarını karalamana izin vermeyeceğiz’ dedi.” şeklinde belirtti.

Hanchiri, Amdouni ile konuştuğunu;  gözaltına alındığı Manouba kadın hapishanesinde kadın hapishane gardiyanlarının uyurken Amdouni’nin hücresine defalarca girdiğini, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğiyle ilgili aşağılayıcı dil kullanarak ona hakaret ettiğini ve polis hakkında şikayette bulunmaya çalıştığı için onu tehdit ettiğini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tunus güvenlik güçlerinin protestolarda aktivistlere yönelik gerçekleştirdiği ihlalleri;  keyfi tutuklamalarla LGBT aktivistlerini hedef alma, fiziksel saldırı, onlara tecavüz etme ve onları öldürme tehditleri ve hukuki danışmana erişimlerini reddetme dahil olmak üzere belgeledi. Amdouni’nin davası, polisin cinsiyet kimliği ve LGBT hakları aktivizmi nedeniyle protestolarda onu özellikle seçmesi nedeniyle İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün belgelenen ihlalleri arasında yer aldı.

Tutuklanmasından önce Şubat ayında yapılan bir röportajda Amdouni İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Ocak ayından bu yana internet üzerinden tacize, zorbalığa, ölüm ve tecavüzü de içermek suretiyle şiddet tehditlerine maruz bırakıldığını söyledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Amdouni’yi cinsiyet kimliği ve varsayılan cinsel yönelimi nedeniyle taciz eden, kendilerini polis memuru olarak tanımlayan kişilerce yapılanlar da dahil olmak üzere Facebook gönderilerinin çoğunu inceledi. Seif Eddine Makhlouf isimli bir milletvekili de kişisel Facebook sayfasındaki cinsiyet ifadesine dayanarak Amdouni’yle alay etti. Bu olaydan sonra Amdouni sosyal medya hesaplarını sildi.

11 Ocak’ta polis Amdouni’yi yaşadığı yerin yakınlarında aradı ve komşulara Amdouni’nin orada olup olmadığını sordu, bu da Amdouni’yi mahallesini terk edip saklanmak zorunda bıraktı. Amdouni “Dairemde bile kendimi güvende hissetmiyorum. Polis mahallemde beni aramaya geldi. Hayatım tehdit altında ve akıl sağlığım kötüye gidiyor. İnsanlar sokakta bana bakıyor ve internette beni taciz ediyor. ” dedi.

Mahremiyet hakkı ve ayrımcılığa uğramama hakkı, Tunus’un 2014 Anayasasında sırasıyla 24. madde ve 21. madde kapsamında korunuyor. Buna rağmen İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün söylediğine göre hesap verilebilirliğin olmaması ve güvenilir şikayet sistemlerinin bulunmaması, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı engelleyen yasaların iç hukukta bulunmaması, LGBT kişilerin adalete erişimini sınırlayarak polislerin cezasız kalarak suistimal edebileceği bir ortam yaratıyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Tunus’un onayladığı Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesine ilişkin yorumu, “İfadenin bir kamu görevlisine hakaret şeklinde gerçekleştirilmiş olması ceza verilmesini haklı çıkarmak için yeterli değildir[…]. Dahası bütün kamu görevlileri […] meşru olarak eleştiriye ve politik muhalefete konu olabilir.” şeklindedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tunus parlamentosunun, yetkililer tarafından ifade özgürlüğünü sınırlandırmak için yorumlanabileceği çeşitli yollar içermesi nedeniyle, Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde reform yapması gerektiğini söyledi.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğiyle ilgili uluslararası insan hakları hukukunun uygulanmasına ilişkin Yogyakarta İlkeleri, devletlere “[…]Mağdurun cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliğiyle ilgili nedenlerden kaynaklanan işkence, zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya ceza görmesine ve böylesi eylemlerin kışkırtılmasına engel olacak ve bunlara karşı kişileri koruyacak gerekli tüm yasal, idari ve diğer önlemleri alma” yükümlülüğü getirmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tunus makamlarının Amdouni’ninki de dahil olmak üzere şikayetlerin gizli ve hızlı bir şekilde ele alınmasını, net bir prosedür izlenmesini ve  insanların misilleme korkusu olmadan şikayette bulunabilmesini sağlamaları gerektiğini söyledi. Ayrıca yetkililer, ayrımcılık mağdurlarının cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri nedeniyle yardım almasının engellenmemesini, tutuklanmamasını veya taciz edilmemesini sağlamalıdır, dedi.

Younes, “Tunus hükümeti bireysel özgürlükleri korumaya kararlı olduğunu iddia ediyor, ancak haklarının ihlal edildiğini bildiren bireylerin yargılanması, bu retoriğin gerçeklikle uyuşmadığını gösteriyor. Tunus makamları, Amdouni’ye karşı polis tacizi iddialarını araştırmalı ve ona eziyet etmek için yargı sistemini kullanmayı bırakmalıdır.” şeklinde belirtti.         

(Çeviri: İpek Baydilli)

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑