“Mahpusun İfade Özgürlüğünde Güvenlik Değil Özgürlük Perspektifi”

sizinle Bianet’in haberini paylaşacağım;

AYM’nin bu kararını, mahpusların ifade özgürlüğünü kullanmaları konusunda kapsamlı bir tartışmayı başlatmak için bir şans olarak değerlendirebiliriz.

Anayasa Mahkemesi Recep Bekik ve Diğerleri kararında[1], birbirinden farklı yayınların, farklı ceza infaz kurumlarına alınmamasına ilişkin 233 bireysel başvuruyu toplu olarak değerlendirerek mahpusların ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve bu hakkı kullanmalarını güvence altına alacak bir mekanizma kurulması gerektiğini belirtti.

TIKLAYIN – AYM: Mahpuslara Gazete ve Dergi Verilmemesi, İfade Özgürlüğünün İhlali

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, İsveç Konsolosluğu desteği ile geçen yıl yürüttüğü “Hapishanelerde İfade Özgürlüğü” projesi kapsamında, süreli ve süresiz yayınlara erişimdeki kısıtlamalara ilişkin mahpus şikayetlerinin, 2017-2018 arasında 3 katına çıktığı tespit etti[2]. Bu durum,  AYM’nin işaret ettiği sorunun önem ve aciliyetini bir kez daha vurguluyor.

TIKLAYIN – CİSST’ten “Hapishanelerde İfade Özgürlüğü” Kitabı

Mahkeme, başvurucuların aylık abone oldukları ve hakkında toplatma kararı verilmemiş olan yayınların verilmemesine ilişkin idari işlemleri ve bu işlemler için itiraz mercii olan infaz hakimliği kararlarını inceleyerek; idari işlemlerin birbirleriyle tutarlı olmadığını ve infaz hakimliklerinin kararlarının birbirleriyle uyumsuz olduğunu belirtti. Mahkeme, idarenin uygulamada bütünlük ve tutarlılık sağlayamadığını; Türkiye genelindeki hapishanelerde yayınların kuruma alınması konusunda öngörülebilir ve belirli bir pratik bütünlüğü bulunmadığını tespit etti. Ayrıca hapishane idarelerinin işlemlerinde, mahpusların bireysel durumları gözetilmeden suç tiplerine göre kategorik ayrımlara gidildiğini vurguladı.

İnfaz hakimlikleri tarafından verilen kararlarda, Mahkeme’nin Halil Bayıkkararında belirlediği kriterlere[3] uygun değerlendirme yapılmadığı; bazı kararlarda sakıncalı kısımlar belirtilse dahi neden bu kısımlar çıkarılarak yayının teslim edilmediğinin gerekçeli biçimde açıklanmadığı değerlendirildi. Mevcut durumun keyfi idari kararlara yol açtığını belirten Mahkeme, infaz hakimliklerinin de uygulamadaki farklılıkları gidermekte ve idarenin keyfi uygulamalarını engellemekte yetersiz kaldığını tespit etti. Dahası, bu yetersizlik nedeniyle ihlal iddialarının ilk derece mahkemelerince çözülmemesi ve bireysel şikayet yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne gelmesinin, Mahkeme’nin inceleme kapasitesini aşacak düzeyde bir iş yükü oluşturduğunu belirtti.

Kısacası, Anayasa Mahkemesi idare ve infaz hakimliklerinin konuya ilişkin yetersiz kaldığı tespitini yapıyor ve bu uygulamaların Mahkeme üzerinde oluşturduğu iş yükü sorunun çözülmesi için yasa koyucuya bir mekanizma oluşturma çağrısı yapıyor. Hangi yayının kuruma kabul edileceği konusunda asıl yetkili merciin idare olduğunun altını çizen Mahkeme[4], mekanizma için hapishane idarelerini işaret ediyor.  Bu çağrı dikkate alınırsa, önümüzdeki süreçte yeni bir düzenleme yapılabilir.

Bu tespit önemli; ancak bu mekanizmanın nasıl bir perspektif ve yöntemle; hangi önceliklere göre kurulacağı, bu tespitten daha önemli gözüküyor. Mahpuslarla alakalı düzenlemelere ilişkin tartışmalarda, özellikle de söz konusu olanlar Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılanan ya da hüküm almış mahpuslar ise, özgürlük ve güvenlik dengesinin güvenlik lehine bozulduğunu söylemek mümkün. Ancak Mahkeme’nin konuya ilişkin tartışmada özgürlüğün korunmasına vurgu yaptığı; idari işlem ve infaz hakimliklerinden kaynaklanan sorunları çözecek mekanizmanın işlevini, mahpusların ifade özgürlüklerini kullanmalarını korumak olarak tarif etmesi dikkat çekiyor.[5] Bir bütün olarak bakıldığında da, idarenin belirli ve öngörülebilir olmayan işlemleri ve bunları denetlemekte yetersiz kalan infaz hakimlikleri kararları nedeniyle ifade özgürlüğü hakkını kullanamayan bireyin menfaatinin korunmaya ihtiyaç duyulduğu açıkça görülüyor. Dolayısıyla, kurulacak mekanizmaya ilişkin düzenlemenin ve bu mekanizmada yer alacak kişilerin, güvenlik değil özgürlük perspektifine sahip olması gerektiği anlaşılıyor.

***

Öte yandan söz konusu kararın 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da düzenlenen haller için geçerli olduğunu vurgulamakta fayda var. Anayasa Mahkemesi’nin, 5275 sayılı kanuna dayanarak yaptığı değerlendirmeye göre mahpusların yararlanabileceği yayınlar şöyle:

a) mahpusların emanet para hesaplarına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla kendi paraları ile satın aldığı yayınlar,

b) resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan yayınlar,

c) kurum kütüphanesindeki yayınlar,

d) dini bayram, yılbaşı ve doğum günlerinde gönderilen kitaplar ve

e) eğitim ve öğretimine devam eden mahpusun ders kitapları[6].

Dolayısıyla Mahkeme Recep Bekik ve Diğerleri kararında önerdiği mekanizmanın konusu olarak yukarıda sayılan yayınları değerlendiriyor ve mahpusların posta veya kargo yoluyla aldığı kitaplar bu tartışmanın dışında kalıyor. Aslında posta ve aileler aracılığıyla kitap gönderme, 5275 sayılı kanundaki düzenlemelerin dışında kalarak gri bir alan oluşturuyor; ancak mahpusların bilgiye erişim için yıllardır kullandığı ve ekonomik sebeplerle en avantajlı bulduğu yöntem olduğu unutulmamalı. Anayasa Mahkemesi, İbrahim Kaptan (2) kararında[7] mahpuslara kargo yoluyla ya da ziyaretçileri aracılığıyla getirilen süreli ya da süresiz yayınların tümünün kategorik olarak kuruma kabul edilmemesine ilişkin başvuruda; mahpuslara bu yollar aracılığıyla gönderilen yayınları incelemenin, ceza infaz kurumu idareleri üzerinde görevlerini layıkıyla yerine getirmelerine engel olacak derecede yükümlülük oluşturabileceğini belirterek[8] ifade özgürlüğü ihlaline ilişkin şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermişti. Bu karar aslında oldukça kritik, zira kargo ve aileler aracılığıyla gönderilen yayınlar özellikle ekonomik geliri düşük olan mahpuslar için –ki bu hapishane nüfusunun büyük bir kısmını temsil ediyor- en temel bilgi, kişisel gelişim ve günlük aktivite kaynağı.

***

AYM’nin Recep Bekik ve diğerleri kararını, mahpusların ifade özgürlüğünü kullanmaları konusunda kapsamlı bir tartışmayı başlatmak için bir şans olarak değerlendirebiliriz. Öncelikle mahpusların ifade özgürlüğü hakkını tartışırken, süreli ve süresiz yayınların dış dünyadan bilgi, haber almak ve hayatın akışıyla bağı koparmamak açısından ne kadar önemli olduğunu da gözetmek gerekiyor. Tüm mahpuslar için, ancak özellikle gününün büyük bir kısmını tek başına geçiren ya da uzun yıllar hapishanede kalan mahpuslar için süreli ve süresiz yayınlar, yani dergiler, kitaplar hayati bir önem taşıyor. Ayrıca mahpusların bilgiye erişimlerini yalnızca ifade özgürlüğü bağlamında değil; haklarını bilmeleri açısından da değerlendirmek gerekir. Adalete erişim hakkının güvence altında olması için, başta hapsedilmiş kişilerin hem temel haklarını, hem de vatandaş ve mahpus olarak hak ve yükümlülüklerini düzenleyen yerel ve uluslararası mevzuat ile hapishane işleyişini düzenlendiği tüzük, yönetmelik ve genelgeler olmak üzere tüm yasal mevzuata ulaşabilmeleri sağlanmalı. Hatta Resmi Gazete’nin ve bazı tüzük, yönetmelik ve genelgenin yalnızca online olarak erişilebildiğini düşünürsek, internet erişim hakkı olmayan mahpusların kitaplarla ulaşabileceği bilginin zaten oldukça dar olduğunu itiraf etmemiz gerekiyor.

***

Bu tartışmaya, mahpusların süreli ve süresiz yayınlara erişimlerini sağlayan yöntemlerin elverişliliğini de dahil etmek önemli. AYM’nin kabul ettiği yöntemlere bakalım… Kurum kütüphanelerindeki yayınlar sayıca az, çeşit olarak sınırlı ve güncel olmamak ile eleştiriliyor. Bunların geliştirilmesi, 389 ceza infaz kurumu olduğu hesaba katıldığında ciddi bir maddi kaynak gerektirecektir ve yine de kurumda bulunan mahpusun istediği yayına ulaşmasının garanti edilmesi mümkün gözükmüyor.  Ayrıca yasal mevzuatlara ilişkin yayınların sayı ve kapsam olarak yetersiz olduğu (veya hiç bulunmadığı ya da kaybolduğu) aktarılıyor. Özel günlerde gönderilen yayınların yeterli olmayacağı ise açık.

Mahpusların kendi paraları ile satın alarak yayınlara ulaşması ise; süreli ve süresiz yayınlara erişimi ekonomik kaynaklara bağlı kılmak anlamına gelir ve çoğu ailesinden veya dışarıdaki diğer kişilerden ekonomik destek alamayan ve temel ihtiyaçlarını karşılamak konusunda sıkıntı çeken mahpuslar için yeni bir engel doğurabilir. Üstelik LGBTİ ve ağırlaştırılmış müebbet mahpusların tamamı ve engelli mahpusların büyük bir kısmının kurumlarda çalışma olanağı bulunmuyor; dolayısıyla bu mahpusların kendilerinin gelir elde etmesi de mümkün değil.

Dolayısıyla mahpusların kitaplara erişimini satın aldıkları yayınlar ile sınırlamak, onları kendi ekonomik zorunluluklarına mahkum etmek ve eşitsizlikleri perçinlemek anlamına gelir. Öte yandan hapishane kuralları, ekonomik durumu iyi olan mahpuslar için bile bilgiye erişimi oldukça güç hale getiriyor. Her mahpus için aylık harcama limiti, yani emanet paranın maksimum tutarı, 300 TL iken ve mahpusun bu tutardan, elektrik ve günde 3 öğün yemek dışındaki tüm ihtiyaçlarını -tuvalet kağıdı, içme suyu, permatik, mektup pulu, telefon kartı, ağda, ped dahil- karşılaması gerekirken, mahpus bir ayda kaç adet kitap ya da süreli yayın satın alabilir?

***

Bu tartışmalar en önemli meselelerden birinin, mahpusların ifade özgürlükleri üzerine önemli bilgi ve deneyime sahip olan sivil toplumun bu sürece nasıl dahil edileceği olduğunu da gösteriyor.  Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Berivan E. Korkut ve Hilal Başak Demirbaş’ın 70’in üzerinde hapishaneden gelen 1660 mektubun taranması ile yaptığı çalışma, Hapishanelerde İfade Özgürlüğü, mahpusların ifade özgürlükleri konusunda yaşadıkları ve yukarıda kısaca yer verdiğimiz sorunları açıkça ortaya koyuyor.

Bu çalışma kapsamında 22 Eylül 2018’de bianet ile birlikte Hapishanelerde İfade Özgürlüğü Çalıştayı düzenledik. Aralarında Görülmüştür ve Dışarıda Deli Dalgalar İnisiyatifi’nin de bulunduğu çok sayıda kurum ve insan hakları savunucusunun yer aldığı çalıştayın en önemli konularından biri de mahpusların süreli ve süresiz yayınlara erişimiydi. Çalıştay kapsamında yapılan tartışmalar sonucunda birçok öneri ve bir politika belgesi hazırlandı ve bunlar geçtiğimiz ay yayınlanan Hapishanelerde İfade Özgürlüğükitabında sıralandı. Önerilerden süreli ve süresiz yayınlara ilişkin olanlar, AYM’nin önerdiği mekanizmaya ilişkin bir perspektif sunabilir:

  • Yasaklanmamış ve toplatılma kararı verilmeyen kitapların ve süreli yayınların çok istisnai durumlar dışında engellenmemesi,
  • Bu engellemelerin her hapishanede farklı uygulanmaması ve bu konuda önlemler alınması,
  • Sınırlamaların çerçevesinin belirlenmesi ve geniş takdir yetkisinin hak ve özgürlükler lehine düzenlenmesi,
  • Toplatma kararı olmayan tüm süreli yayınların mahpuslara verilmesi
  • Koğuşlardaki kitap sayısı sınırlamasının kaldırılması,
  • Posta ve aile aracılığıyla hapishaneye getirilen kitapların hapishaneye alınması ve mahpuslara ulaştırılması,
  • Dış kantin yoluyla mahpusların ücretini ödemek koşuluyla kitap alması uygulamasının zorunlu tutulmaması.

Bu öneriler tartışmalara ışık tutabilir ve ceza infaz kurumlarının güvenliği için alınan önlemlerin mahpusların ifade özgürlüğünü kullanmalarını engellemeyecek biçimde uygulanmasını sağlayabilir. (İA/AS)


[1] Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019.

[2] Hapishanelerde İfade Özgürlüğü, Berivan E. Korkut, Hilal Başak Demirbaş, TCPS Kitaplığı, Nisan 2019,  s/39, 

[3] Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, § 28-47.

[4] Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, §54.

[5] Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, §54, 57.

[6] Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, §31

[7] İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018.

[8] İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, §33

* Fotoğraf: Eskişehir H Tipi Cezaevinden.

27 Mayıs 2019

Panel: LGBTİ+ Mahpuslar ve Ekonomi

27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri kapsamında LGBTİ+ Mahpuslar ve Ekonomi başlıklı panel 28 Haziran saat 17.00’de  Vault 34’de gerçekleşecektir. Etkinliğin detaylarını sizlerle paylaşıyoruz. 

Panel: LGBTİ+ Mahpuslar ve Ekonomi

Hapishanelerde işçi mahpusların yaşadığı sorunları, LGBTİ+ mahpusların tahliye öncesi yaşadıkları hak ihlallerini, tahliye sonrasında yaşadıkları istihdam alanındaki ayrımcılıkları ve barınma sorunlarını konuşacağımız bu toplantıda emek ve mahpus hakları eksenini Kadınlarla Dayanışma Vakfı ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği güncel durumu aktarırken, Tekirdağ hapishanesindeyken mektuplaşıp dayanıştığımız ve artık aramızda olan Diren hapishane ve tahliye sonrası sürecini ve bu süreçte yaşadığı sorunları bizlerle paylaşacak..

Konuşmacılar:
CİSST: İdil Aydınoğlu
KADAV: Derya Özata

Moderatör: Beyza Bilal (KADAV)

Panel: LGBTI+ Prisoners

In this meeting, we will discuss the problems experienced by prisoners who work in penal institutions, the rights violations faced by LGBTI + prisoners before the release, and the discrimination they face in the field of employment alongside with the right to housing, after the release. Whilst Woman Solidarity foundaiton and Civil Society in the Penal System Association will present their findings on the current situation regarding these issues, Diren, whom we have been in solidarity during her imprisonment in Tekirdağ Prison, will share with us the prison and post-release process and the problems she has experienced.

Speakers:
CİSST: İdil Aydınoğlu
KADAV: Derya Ayata

Moderation: Beyza Bilal (KADAV)

https://www.facebook.com/events/319410868986638/

 

Ermenistan’da LGBT Mahpuslar: Eşcinsellik Kriminal Dünya’da Ömür Boyu Taşınan Bir Leke

Ermenistan’da LGBT Mahpuslar: Eşcinsellik Kriminal Dünya’da Ömür Boyu Taşınan Bir Leke

Nare Hovhannisyan

10 Nisan 2019

Ermenistan Cezaevi İzleme Grubu’nun 2017 Yıllık Raporu’na göre Ermenistan’da LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel) mahpuslar cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden dolayı sistematik ayrımcılık ve işkenceye maruz kalıyorlar.

2016 Ocak ve Şubat ayları arasında 112 hak ihlali raporu alan gözlemci grup şu hapishanelere 94 ziyaret düzenledi: Abovyan, Artik, Armavir, Goris, Hrazdan, Kentron, Kosh, Nubarashen, Sevan, Vanadzor, Vardashen ve Mahpus Hastanesi.

 

Raporda psikolojik baskının yanı sıra mahpusların hapishane personeli ve diğer mahpuslar tarafından cinsel istismara ve fiziksel tacize maruz kaldıkları belirtiliyor. Aynı zamanda diğer LGBT mahpuslarla iletişimin veya herhangi bir şekilde ilişkilenmenin kabul edilemez olduğu raporun bulguları arasında.

 

Nubarashen hapishanesinin yönetimi de diğer tutuklu ve hükümlülerin LGBT mahpuslarla iletişime geçmeyi ve onlarla aynı sofraya oturmayı reddettikleri bilgisini doğruluyor (Rapor sayfası 99). Hapishane alt kültürünün yazılı olmayan kurallarına göre heteroseksüel bir kişi bir eşcinselle konuşursa “haysiyetini” veya “normal insan” statüsünü kaybeder.

 

Hapishanelerde translara “bigudzi” (bigudi) diye sesleniyorlar. Kapılarında her zaman bir sıra vardır. Bazen bunun için hücrelere alınıyorlar fakat onlarla daha çok tuvalette cinsel ilişkiye girilmesine izin veriliyor. Hücreye girmelerine izin verilmiyor. Öpüşmek yasak, sadece seks  izin var.

Fiyat ise değişkenlik gösteriyor. Anal seks 20,000 dram, oral ise 15.000. İkisi için ise indirim yapılıyor, toplamda 30.000 dram. Yaş da önemli bir faktör; genç olanlar için daha fazla ödeniyor.  Kadın kıyafetleri giyenler de daha fazla ücret alabiliyor.

Nubarashen’de kondom istediği için personelle tartışan bir trans vardı. Personelden alamadığı için ya kendisi satın alacak ya da bir hapishane sağlık personelinden bir sigarayla takas yapacaktı.

Eski mahpus, “Nubarashen” PI

En önemli “pragon”lardan (ortak kural) biri de, mahpuslar eşcinsellerle hiçbir ilişki kurmazlar, buna alışveriş yapmak da dahil. Normal bir suçlu onlardan cep telefonu bile satın alsa,  statüsünü kaybedebilir ve onların hücresine gönderilebilir. Yalnızca “sıfırlar” (aşağı kabul edilen mahpuslar) ve “abslug”lar (hizmet edenler) onlarla iletişim kurabilirler, çünkü onların suçlu olarak bir statüleri yoktur.

Hücre sistemi,  yiyecek, sigara ve esrar gibi malzemelerin hücreler arası iletilebilmesine olanak verir.  İletimi sağlayan bu yola mahpus hattı adı verilir. Mahpuslar malzemeyi “ayağa” ( alan kişi) verir ve malzemenin nereye gideceğini söyler. Zeminin altından yapılması gereken transferler için ise bir kablo kullanılır. Eşcinsellerin hücreleri bu mahpus hattından bile dışlanır.

Eski mahpus, “Nubarashen” PI

Önizleme linki

 

“Onlar toplum tarafından görülmüyen izgoy’lar (dışlanmış) –  hem içeride hem dışarıda”

Hükümlüleri ve tutukluları cinsel yönelim veya cinsiyet kimliklerine göre ayrı tutmaya dair herhangi bir yazılı yasa mevcut değil.

 

Bununla birlikte  “Tutukluların ve Hükümlülerin Muamelesi” ile ilgili Ermenistan Ceza İnfaz Kurumu Kanununagöre ceza infazı ve tutukluluk prosedür ve koşulları her kişi için cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi kimlik veya diğer düşünce, etnik ya da toplumsal köken, vatandaşlık, doğum, varlık durumu veya diğer tüm statüler dikkate alınmadan uygulanır. Mahpusların tamamının kişisel güvenlik ve saygılı muamele görme hakkının yanı sıra kendi isimleri veya soyadlarıyla çağırılma hakları vardır.

 

Fakat kamusal gözlem grubunun kayıtlarına (Rapor sayfası 99) göre LGBT mahpuslar yazılı başvuru ile “meczup”, “arvamol” (erkek düşkünü), “gomik” ya da “yabancılar” için tasarlanmış hücrelere geçebiliyorlar. Bunlar diğer hücrelerden hoş olmayan ve yetersiz koşulları ile ayrılıyorlar (hücrelerin resimlerini görmek için linki takip edin).

Hapishane personeli ise LGBT mahpusların cinsel ya da diğer türdeki istismarlardan, insani olmayan ya da onur kırıcı muamelelerden korunabilmeleri için bu hücrelerin gerekli olduğunu belirtiyor. LGBT mahpuslar başvurularında cinsel yönelim ve kimliklerini, başkalarıyla aynı hücrede kalmalarının mümkün olmadığına dair bir neden olarak sunuyorlar. Fakat başvurular hapishane personeli tarafından kayıt altına alınmıyor çünkü buna dair yasal bir prosedür herhangi bir yasa tarafından ortaya konulmuş değil.

Aynı bilgileri eski mahpuslar ve Nubarashen, The Hospital for the Convicted, Armavir and Abovyan ceza infaz kurumlarındaki LGBT mahpuslarla yapılan mülakatlardan da aldık ( LGBT mahpuslar ile mülakatlar telefon üzerinden 2018 Ağustos ve Eylül aylarında yapıldı).

 

“Alana” (hapse) giren herhangi birisi “öyle” (eşcinsel) olduğunu derhal açıklamak zorundadır. Doğrudan personeli bu konuda bilgilendirmek zorundadır. Eğer bunu yapmaz ve normal bir hücreye girerse ve bu durum öğrenilirse diğerleri tarafından dövülebilir, darp edilebilir, fiziki zarar görebilir. Eğer bu kuralları bilmeden normal bir hücreye giriyorsa 2-3 soru sorup onu gönderebilirler. Eğer bunu bir sır olarak saklar ve bu daha sonra ortaya çıkarsa korkunç bir durumla karşı karşıya kalır. Hapishaneye giren her eşcinsel yerini bilmelidir. Aksi halde, ona yeri gösterilir.

Eski mahpus, “Nubarashen” PI

 

 

Burada bizim “takımımız” için 4 tane hücre bulunuyor. Tam olarak sayı söylemem mümkün değil. Burada 11 civarı insanız. Bu kurumdaki herkes bu hücreleri bilir. Kurumda olmayanlar dahi bilir. Uzun ve kısa ziyaretlerin gerçekleştirildiği odalar da bizler için ayrıdır. Hepimiz bu etikete sahibiz, sırtlarımızda yazan bir eşcinsel etiketi.

Her gün 2 saat boyunca para almadan iş yapıyoruz. Hükümlü veya tutuklu fark etmeden hepimiz çalışıyoruz. Temizlik yaparak onlara yararlı oluyoruz. Bu yüzden saygı duyuluyoruz. Kim olduğumuzun pek bir önemi yok.

Eşcinsel mahpus, “Nubarashen” PI

 

 

“Mahpuslar Hastanesi”nde yaklaşık 10 kişiyiz; 5 kişi tedavi, 2 kişi cerrahi, 5 kişi ise göğüs hastalıkları birimlerinde (herkes hasta değil). Ortalığı süpürüyoruz, çöpleri topluyoruz, bahçeyi kazıyoruz ve malçlama yapıyoruz. Bunun karşılığında “palazhenie” (sistem) bize sigara ve yiyecek veriyor. Mutfaktan yemeğimizi kendi kaplarımızla alıyoruz.

Başta Nubarashen’e getirilmiştim. Orayla ilgili çok da önemli bir şey yok. Bizi gören personel,  “ Bir hediye aldık – içeri bir “arvamol” (erkek düşkünü) getiriyoruz. Yine de burdaki yönetim çok sert değil. Onurumuzu kırmıyorlar ya da aşağılamıyorlar.

Eşcinsel mahpus, “Mahpus Hastanesi” PI

 Şuan için 30’dan fazla insan hücrelerimizde kalıyor. Karantina ve ceza hücrelerimiz de ayrı burada. Kriminal dünyadan ayrı sayılırız. Bu nedenle, “obshyak”(adli suçluların ortak para birikimi) için de ödeme yapmıyoruz. Mutfaktaki hiçbir şeye dokunmuyoruz, kapkaçaklara ya da ekmeğe. Yemeğimizi aynı yerden almıyoruz; tencerelerimiz ayrı. Çamaşır makinemiz de ayrı. Diğerleri ile el bile sıkışamıyoruz. Bizden sadece kahve ya da sigara alıyorlar, tabii paketleri açılmamışsa.

Kütüphaneyi kullanabiliyoruz. Burada bilgisayar, çanak çömlek, Ermeni dili ve edebiyatı ve yabancı dil dersleri var. Fakat bu dersleri almamıza izin verilmiyor. Sadece ücretsiz iş yapıyoruz. Temizlik yapıyoruz. Bunun karşılığında bize iyi davranıyorlar. Örneğin, kapatmaları gerektiği halde hücrelerimizin kapılarını açık bırakıyorlardı.

Eşcinsel mahpus, “Armavir” PI

 

Burada yaklaşık 100 kadın var. Buradaki tek “lesbianka” (lezbiyen) benim. Eşcinsel kadınları bu şekilde çağırıyorlar. Bir kere müdürden beni ve kız arkadaşımı diğerlerinden ayırmasını istemiştim. Herhangi bir karışıklık olmadan huzur içinde yaşamak istiyorduk. Dahası, diğerleri “kız arkadaşını kucakladığın zaman iyi hissetmiyoruz” demezdi. O zamanlar personel ve mahpuslar arasındaki ilişkide daha sıktı. Birlikte kahve içebiliyorlardı. Doğrusu personelin 90-95%’i “geghatsi” (okur-yazar olmayan, taşralı ve kaba) idi. Hakkımızda dedikodu yaparlardı. Fakat sonra müdür daha sıkı bir düzen getirdi. Artık personel mahpuslarla oturmuyor ve onlarla konuşmuyordu. Bizimle ilgili gereksiz yorumlar yapmıyorlardı ya da artık bize dokunmuyorlardı.

Lezbiyen mahpus, “Abovyan” PI

Önizleme linki

Önemli olan noktalardan biri ise aynı hücrelerde kalan ve aynı statüye sahip olan her mahpus kendisini eşcinsel olarak tanımlamıyor. Kriminal alt kültürünün yazılı olmayan kurallarına riayet eden ya da onları ihlal edenler ve belli suçlar işlemiş olanlar da eşcinseller için tasarlanmış hücrelerde kalıyorlar (Ermenice dilinde).

Bazıları eşcinsel. Bazıları ise eşcinsel olarak muamele görenlerden oluşuyor. Bu, o kişinin hapiste kabul edilemez bir şey yaptığı anlamına geliyor. Bu yüzden de “oraya” (eşcinsel hücreleri) gönderiliyorlar. Örneğin, o kişi “obshyak”dan para çalmış olabilir ya da bir eşcinselle birlikte yemek yemiş ya da tokalaşmış olabilir. Mahpuslar, “Eğer eşcinsellerle o kadar ilişki geliştirmek ya da yemek yemek istiyorsan onların yanına git.” diyebiliyor.


Aynı zamanda birisini “bozabilirler”. Her zaman tecavüz yoluyla değil. Cinsel organlarıyla zorla bir insanın eline, kalçasına veya yüzüne dokunup “İşte, artık bozuldun, oraya git.” diyebilirler.

Eşcinsel etiketi, o im, artık o kişiye yamanmıştır ve kendisinin yapabileceği bir şey yoktur. Artık o “takıma” dâhil olmuştur. “Eşcinsel” kelimesi suç dünyasında tamamıyla farklı bir anlam taşır; ömür boyu taşınacak bir damgadır.

İlk defa hapishaneye giren birisi vardı. İçeri girmeden önce karısıyla klasik olmayan bir şekilde seks yaparmış. İçeride bununla ilgili safça konuşmuştu. Kendisine, “Sen de onlardansın (yani – eşcinsel), onların yanına git.” denmişti. Fakat eşcinsel değildi.

Çürük (ref. –  engelli) bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan birisi vardı. Onu da eşcinsellerin hücresine göndermişlerdi.

Bir diğeri ise annesini öldürdüğü için oraya gönderilmişti ve oradayken eşcinsel oldu.

Eski mahpus, “Nubarashen” PI

 

Genç bir adam Karabakh’tan getirilmişti. Daha öncesinde orduda görev yapıyormuş. Görevi sırasında tecavüz suçu işlediği için ceza almış. Derhal Shushi hapishanesinde eşcinsellerin arasına konuldu. Nereye konulduğunu bilmiyordu. İkinci gününde volta atarken diğerlerinin ona farklı gözlerle baktığını fark etti. Öğrendiğinde ise titremeye ve ağlamaya başladı… fakat çok geçti. Artık oradaydı… durum buydu.

Eski mahpus, “Sevan” PI

Önizleme linki

 

“Temizlik onların işi”

 

RA Cezaevi Kanunu’na göre mahpuslar kendi iradeleri doğrultusunda ve kurum müdürünün onayıyla ceza infaz kurumlarını ve çevresini geliştirecek ücret ödenmeyen işlerde çalışabilirler. Kanun dinlenme zamanında ve günlük 2 saatten fazla çalışmaya izin vermiyor.

 

Kurum müdürünün resmi kararı işin nerede ve ne zaman başladığı, işin ne olduğu ve ne kadar süreceği ve de kaç mahpusun işte çalıştırıldığı bilgilerini içermek zorunda. Öte yandan, “Tutukluların ve Hükümlülerin Muamelesi” RA yasasına göre tutuklular temizlik işleri hariç ücretsiz işlerde çalışamazlar.

 

LGBT mahpuslar da diğerleri gibi ücretsiz işlerde çalışıyorlar. Fakat diğerlerinden farklı olarak, en aşağılayıcı işi onlar yapıyorlar. Nubarashen ve Sevan Ceza İnfaz Kurumları’nda kalmış olan eski mahpuslar bize bu durum hakkında daha fazla detay verdi.

En kirli işleri onlar yapar; büyük alanları, koridorları, avluları, depoları, kanalizasyonları ve sigara izmaritlerini onlar temizlerler ve çöpleri toplayıp Sanitek çöp kamyonlarına taşırlar.

Örnek olarak duş alırken şampuan yere düşebilir ve giderleri tıkayabilir. Onlardan (eşcinseller) başka kimse bu işi yapmaz.  Onlara haber verilir ve yaklaşık 1000-2000 dram verilir ya da 1000 dram ve bir sigara karşılığı kollarını sıvayıp gider açma işine girişirler. Paralarını aldıktan sonra da giderler. Fakat eşcinseller başkalarının hücrelerini temizlemezler. Her hücre orada yaşayan birisi tarafından temizlenir. Tadilat durumlarında ortalığı ya da banyoyu temizlemeleri istenebilir. Genellikle hücrelerden çöpleri onlar (eşcinseller) toplar.

İşlerini bitirdikten sonra ise “valchok” (kapı gözetleme penceresi) önünde durur ve 1000 dram ve 2 paket sigara ya da hücrelerden biraz yiyecek alırlar.

Bir keresinde telefonlara el konulduğu için protesto amaçlı temizlik yapmadıkları olmuştu, hapishane pislik içinde kalmıştı.

Bu ücretsiz işler sayesinde hayatları daha da kolay. Pekâlâ, bu da sistemin oyun kurallarından biri. Bu toplumsal bir sözleşme.

Eski tutuklu, “Nubarashen” PI

 

Mutfağa girmelerine, yemeğe ya da kolilere yaklaşmalarına bile izin yok. Sadece işlerini, yani temizlik, yapıyorlar– karşılığında “bir şeyler” aldıkları işlerini.

Sevan’da her bir “prakhod” da (Rusça argoda geçit, koridor) dört kişi kalıyor.  Genellikle bir ya da iki çöp kutusu olur hepsinde. Her sabah gelirler ve kutuları boşaltırlar. Her “prakhod” bunun için aylık 500 dram öder. Her bir bölgede 8 ile 10 arası “prakhod” olur. Tuvalet temizliğinin ücreti ise ayrıcadır–  yaklaşık 1000-2000 dram arası.

Eski mahpus, “Sevan” PI

Önizleme linki

Ermenistan’da cezaevlerinde olan LGBT bireylerin sayısı bilinmiyor

 

Hukuki İnisiyatif Merkezi Sivil Toplum Kuruluşu’nun (The Center for Legal Initiatives NGO) yaptığı bilgi edinme başvurusunun sonucunda Ermenistan’ın Ceza İnfaz Genel Müdürlüğü LGBT mahpusların sayısının bilinmediğini resmen açıkladı. Açıklamada LGBT mahpuslara farklı bir muamele yapılmaması için  özel bir kayıt sisteminin oluşturulmadığı belirtildi. Fakat farklı hapishane kurumlarından gelen bilgiler çelişkili bilgiler barındırıyor.

 

Abovyan, Artik ve Armavir cezaevlerinde eşcinsel mahpuslar kayıt altına alınmıyor. Goris ve Hrazdan hapishanelerinde ve Mahpus Hastanesinde ise mahpusların birbirinden ayrılması yasal bir prosedüre göre işliyor.

 

Yerevan’ın Kentron Cezaevi’nde eşcinsel mahpuslar kalmıyor. Vardashen’de ise eşcinseller için ayrı hücreler bulunmuyor. Kosh’da ise tüm mahpuslar koğuş sisteminde kalıyorlar. Eşcinsel mahpuslar ayrı tutulmuyor. Diğerleri ile aynı koşullarda yaşıyorlar.

 

Aralık 2017’den Temmuz 2018’e kadar geçen sürede, Vanadzor’da 5 mahpus ayrı hücrelere yerleştirildiler. Aynı süre zarfında, Nubarashen’e 8 eşcinsel mahpus daha geldi ve 7 mahpus Sevan’da eşcinseller için tasarlanmış koğuşa geçtiler.

Bununla birlikte, Cezaevi İzleme Grubu’nun ziyaretleri ve acil durum istatistikleri  (Ermenice dilinde) kimi zaman durumun tam tersini gösteriyor.

 

2017 ve 2018 arasında izleme grubu 25 LGBT mahpustan acil durum bilgisi aldı ve toplamda 19 ziyaret gerçekleştirildi. Acil durum bilgilerinin çoğu Nubarashen (15) ve Armavir (7) hapishanelerinden alınmıştı. 2’si Mahpuslar Hastanesi’nden, 1’i ise Abovyan’dan gelmişti. 19 ziyaretin 14’ü Nubarashen’e, 1’i Abovyan’a yapıldı. İzleme grubu Armavir ve Mahpuslar Hastanesi’ni 2’şer defa ziyaret etti.

 

Acil durumların, daha çok LGBT bireylerin sağlık problemleri,  güvenliği ve yaşam şartları ile ilgili olmasının yanı sıra, kendi kendine zarar verme vakaları ve hapishane personellerin ayrımcı davranışları ile ilgili olduğu anlaşıldı.

Yine de birçok nedenden dolayı LGBT bireyler yaşadıkları hak ihlallerini nadiren bir problem olarak gündeme getirebiliyorlar. Her şeyden önce, Ermenistan’da ayrımcılığa uğramama hakkını koruyan yasal düzenlemeler bulunmuyor. Aynı zamanda nefret kaynaklı insan hakları ihlalleri için etkin soruşturma yürütme ve cezalandırma mekanizmaları bulunmuyor. Bununla birlikte, LGBT mahpuslar kimliklerini açıklamaktan ya da gördükleri kötü muameleyi özel bir problem olarak görmüyorlar.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık yaşayan bireyler kanun tarafından korunmuyor

 

Ermenistan’da ayrımcılık karşıtı bir yasa bulunmuyor. Şubat 2018’de, Adalet Bakanlığı “Eşitliğin Sağlanması” üzerine bir yasa tasarısı çıkardı ve dolaşıma soktu. Tasarı henüz yürürlüğe girmiş değil. Öte yandan,   ayrımcılık karşıtı yasaların uluslararası ve Avrupa asgari standartlarına uyum göstermiyor. Diğer sorunların yanı sıra, ayrımcılığa uğramama hakkına ilişkin temeller tasarıda kısıtlı. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa uğramamak için ise herhangi bir koruma planı sağlanmıyor.

 

Ermenistan anayasası ve ceza kanunları ayrımcılık karşıtı hükümler ortaya koysa da bu konuda kapsayıcı olabilmekten ve yasal koruma sağlayabilmekten uzak. Aynı zamanda, yukarıda bahsedilen sorunlar devlet tarafından acil ya da öncelikli sorunlar olarak görülmüyor. Bu nedenle de ilgili devlet dökümlerinde ve tasarılarda yer almıyor.

 

Örneğin, Ermenistan İnsan Haklarını Savunma Kurumu’nun (Human Rights Defender of Armenia) yıllık ve özel raporlarında hapishanelerde yaşanan ihlaller tüm nüfusun sorunlarına odaklanıyor, grupların yaşadıkları hak ihlallerini göz önünde bulundurmuyor. Bu nedenle, bu raporlarda LGBT mahpusların yaşadıkları ihlallere dair bir bilgi bulmak mümkün değil.

Mevcut yasa ve yasama sistemindeki boşluklardan dolayı mahpusların maruz kaldığı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıklar yasal düzlemde dikkate alınmıyor ve bahsedilen vakalar üzerinde etkin soruşturmalar yürütülemiyor.

 

Sonuç olarak, diğer mahpuslar ve hapishane personeli tarafından uygulanan kötü muamele, damgalama ve ayrımcılık LGBT mahpuslar için ciddi derecede yetersiz ve kötü yaşam koşullarını da beraberinde getirirken; tahliye sonrasında re-entegrasyon açısından zoruklar oluşturabiliyor.

 

Nare Hovhannisyan Ermenistan Hukuki İnisiyatif Merkezi Sivil Toplum Kuruluşu’nun başkanı olarak görev yapıyor.

https://hetq.am/en/article/102685

Haber çevirisi: Berke Aydoğan

11.06.2019

“Trans mahpus Buse’nin sağlık hakkı engelleniyor!”

Gaia Dergi’nin haberini sizlerle paylaşıyoruz.

24 yıldır cezaevinde tutuklu bulunan trans mahpus Buse’nin cinsiyet uyum operasyonu hakkı, mahkeme ve sağlık raporuna rağmen Adalet Bakanlığı tarafından engelleniyor. Buse’nin tek talebi ise kendi deyimiyle “Bedenindeki hapisten kurtulmak”…

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi tutulan 45 yaşındaki trans mahpus Buse, 24 yıldır cezaevinde. Hakkında müebbet hapis cezası ile hüküm verilmiş. Buse, tutuklu bulunduğu cezaevinden sesini kamuoyuna duyurmak istiyor. Ancak şuana kadar mahkeme ve sağlık raporu ile cinsiyet uyum operasyonu için izin verilmesine rağmen Adalet Bakanlığı tarafından “operasyon hayati öneme sahip değil”, “operasyonun aciliyeti yok” gibi gerekçelerle cinsiyet uyum operasyonu hakkı engelleniyor.

31 Ocak tarihinde Bakanlığın sağlık hakkını engellemesine karşı “ölüm orucuna” başlayan Buse, bu süre içerisinde basına yansıyan haberlere göre yalnızca şekerli su ve bir çay kaşığı tuzla beslendiğini, takviye olarak da B12 vitamini aldığını; Buse’nin yoğun böbrek ağrıları çekmeye başladığını aktarmıştı.

Buse’nin tek talebi: Bedenindeki hapisten kurtulmak

Buse’nin tek bir talebi var. Sağlık hakkına erişmek. Kendi deyimiyle bir an önce Bakanlığın engeline takılan sağlık hakkına ulaşarak “Bedenindeki hapisten kurtulmak” istiyor.

Buse, arkadaşları ve avukatları aracılığıyla gönderdiği birçok mesajda kamoyununa dayanışma ve duyarlılık çağrısını da “Ölüme sürüklenmek istemiyorum. Bu işe bir son verilmesi ve sorunun ortadan kaldırılması ve kurtulma için yardımlarınıza ihtiyacım vardır. Beni yalnız bırakmayın”, “Ben bedenimdeki hapisten kurtulmak istiyorum” diyerek belirtiyor.

“Ölüm orucuna” ara verdi

Buse, dışarıda kendisi için verilecek mücadele ve dayanışmayla birlikte “ölüm orucuna” doğum günü olan 15 Mayıs’a kadar ara verirken, bakanlıklarca ve idarece atılacak adımları izleyeceğini açıkladı.

Buse’nin arkadaşlarından dayanışma kampanyası 

Buse’nin dışarıdaki arkadaşları da kendisiyle dayanışmak ve engellenen sağlık hakkı için kendisine mektup ve kart gönderme etkinliğinin yanı sıra sosyal medya üzerinden #DoğumGününKutluOlsunBuse etiketiyle kampanya başlattı. Bu kampanya kapsamında Buse’nin arkadaşları Adalet ve Sağlık Bakanlıklarına engellemenin kaldırılması için adım atılması çağrısında bulunuyor. Bu kapsamda ise yarın Keskesor LGBTİ tarafından kendisine mektup ve kart gönderilecek.

Buse’nin engellenen sağlık hakkı hakkında 

Çiçek Tahaoğlu’nun Bianet’teki 5 Temmuz 2018 tarihli haberine göre;Tekirdağ 2 nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Buse, Medeni Kanun’un 40. Maddesinde “cinsiyet değişikliği” olarak anılan cinsiyet uyum operasyonu için tüm yasal prosedürleri cezaevinde bulunduğu süreçte tamamladı. Ardından Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ameliyat izni için başvurdu. Tekirdağ Asliye Hukuk Mahkemesi, Buse’yi Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu’na sevk etti.

Mahkeme kararı ve sağlık raporu operasyona izin verdi 

21 Temmuz 2017 tarihli Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu’nun raporunda, “Kişinin transseksüel yapıda olduğu ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından uygun olduğu” ifadeleri yer aldı. Mahkeme bu rapora dayanarak Buse’nin cinsiyet uyum operasyonu için izin verdi.

Buse’nin sağlık hakkına bakanlık engeli

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğü ise mahkeme kararı ve sağlık raporuna rağmen Buse için verilen raporun yetersiz olduğuna karar verirken, Bakanlık da “operasyon hayati öneme sahip değil”, “operasyonun aciliyeti yok” gibi gerekçelerle kendini savundu.

13.05.2019

“Mahpus LGBTİ+ ve Kadınlar, Tahliye Sonrası Hangi Sorunlarla Karşılaşıyor?”

Bianet’ten Evrem Kepenek’in haberini sizlerle paylaşıyoruz.

“Ya Sonra? Tahliye Sonrası İstihdamda Cinsiyet Eşitsizliğinin Hapishaneye Geri Dönüşe Etkisi” başlıklı araştırma, mahpus LGBTİ+ ve kadınların tahliye sonrası, etiketlenme, istihdam ve barınma sorunu yaşadıklarını söylüyor.

Düzenli olarak, “Açık kapı” buluşmaları düzenliyorlar. Sendikalarla sivil toplum örgütleriyle görüşüyorlar. Tahliye olan mahpusların sorunlarıyla ilgileniyorlar.

Onlar, Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nın (KADAV) çalışanları, Beyza Bilal ve Derya Özata.

Vakıf, bu çalışmaları, cezaevinden tahliye olan kadın ve LGBTİ+ mahpuslar için yapıyor. Çünkü, bu mahpuslar, tahliye sonrasında, istihdam, eğitim, barınma gibi çok ciddi sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bilal ve Özata, tahliye olan mahpsuların sorunlarına dair bir ön araştırma da yaptı. Araştırmanın adı, “Ya Sonra? Tahliye Sonrası İstihdamda Cinsiyet Eşitsizliğinin Hapishaneye Geri Dönüşe Etkisi”.

Araştırmanın destekçisi: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği/Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi’nin (CİSST/TCPS) ve Kadınlarla Dayanışma Vakfı.

TIKLAYIN – Araştırmanın tamamını okuyun

“Açık Kapı”ya destek bekleniyor

Sadece araştırma ile yetinmedi Bilal ve Özata, duruma dikkat çekmek için bir de video hazırladı.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=mMEmbIbm_lg?t=4]

Bilal ve Özata, “Bu konuda dayanışmak  isteyen destek olmak isteyen herkesi  düzeni olarak her ay yapacağımız açık kapı toplantımıza davet ediyoruz” diyor ve ekliyor: “ Özellikle eski mahpus kadın ve LGBTİ+ları  çünkü onların  aktarımları ile birlikte  ihtiyaçlar sorunlar neler olduğunu daha doğru bir şekilde  tespit edip yol alabiliriz.”

Bilal ve Özata ile söyleştik.

Öncelikle, bu araştırmayı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Beyza Bilal: Hapishanede olan mahpuslarla mektuplaşmaya devam ederken mahpuslara erişimimizin  kısıtlı olması ve hapishanelerde yapabilecek çalışmaların da kısıtlanması sebebiyle, hapishane sürecinin yanında hapishane sonrası süreç ile ilgili neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık.

Hapishane öncesinde cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi ile iç içe olan yoksulluk, barınma, şiddet ve ayrımcılık gibi nedenlerle “suç-ceza” döngüsüne giren kişiler hapishane sürecinde de temel ihtiyaçlarına ve temel haklarına erişimde sıkıntılar yaşayabiliyor.

Tahliye olduktan sonra da yalnızlaşma, etiketlenme, istihdam ve barınma problemleri, eğitime devam etme, hukuki ihtiyaçlar gibi ihtiyaçlar devam ediyor. Destekleyici ve güçlendirici mekanizmalar neler olabilir diye düşünürken tahliye sonrasında neler yapabiliriz diye bir ön araştırma yapmaya karar verdik ve CİSST de bu dönemde araştırma projelerini destekliyordu ve onların desteği ile bu araştırmayı gerçekleştirmiş olduk.

Tahliye olmuş LGBTİ+lar ve kadınlar en çok hangi sorunlarla karşılaşıyorlar?

Derya Özata: Tahliye olmaya yakın mahpuslarda  mektuplaşmalarımız da kişilerin yasadığı endişeler genelde dışarıya dönük olan yaşama hazır olmadıkları  ve bu endişelerini  giderecek herhangi bir destek  mekanizmasının olmaması  ve dışarıya dair bilgilendirmelerin yapılmaması yönünde.

“Şiddet döngüsüne dahil oluyorlar”

Birkaç örnek verir misiniz?

Derya Özata: Aileleri  ve çevreleriyle olan bağlarının  hapishaneye girdikten sonra zayıflaması ve yalnız bırakılmaları, bunun çıktıktan sonrada devam etme  endişesi taşıyorlar. Bu durum ağırlıklı olarak  adli mahpuslarda  oluyor. Dışarı çıktıklarında yalnız kalmış oluyorlar  ve sonrası kendilerini kabul gören küçük gruplarda alanlarda var olmaya çalışıyorlar. Bunun bazen sonucu hapishaneye geri dönüş oluyor.

Barınma, birçoğunun çıktığında kalacak yerinin olmaması yalnız kadın ve özellikle LGBTİ+ mahpuslar mahpus deneyimi olmaması durumda bile barınma sorunları yaşarken bir de üstüne eski hükümlü olmaları bu durumu daha ağır yaşamalarına neden oluyor .

Devletin gene buna dönük herhangi bir mekanizmasının olmaması ile birlikte kişiler tekrardan kendilerini bir şiddet döngüsünün içinde buluyorlar. Cinsel şiddet, fiziksel şiddet, psikolojik şiddet gibi gibi artırabiliriz.

Başka ne gibi sorunlar yaşıyorlar?

Derya Özata: Eğitim, istihdam, özel ve kamu sektöründe eski hükümlü çalıştırma kotasının sadece kamuda kalması ve burada da kadın ve LGBTİ+ sayının yok denecek kadar  az olması kişileri ekonomik alanda zayıflatıyor.

Birçok kadın ve LGBTİ+ mahpusun uzun yıllar hapishanede kalıp herhangi bir iş alanına dair tecrübe ve  eğitimimin olmaması ve hapishanelerin de bu yönden mahpusları güçlendirmesine dönük gene hiç  bir mekanizma yok maalesef

Denetimli serbestlik şartıyla tahliye olan  kişilerin haftada iki günden fazla imza vermeleri ve iş yerlerinde izin alma probleminin olması kişilerin istihdam alanındaki olumsuzları olarak söyleye bilir ve daha da artırabiliriz.

Peki, mahpusların çözüm önerileri neler?

Derya Özata: Ceza ve tevkif  evleri  mahpusların salıverilme süreçleri  yaklaştığında, hiçbir şekilde  sosyal yaşama adaptasyon görüşmeleri, kişinin sosyal çevresi ile ilişkiye geçmek, kişiye salıverilme sonrası yapabileceği işlerle ilgili bilgilendirme yükümlülükleri olmasına rağmen bu yükümlülükler yerine getirmiyor. Bu yükümlülükleri yerine getirecek mekanizmaların oluşturulması.

Özel olarak eski mahpusların önerileri üzerinden gidersek şunları aktardıklarını söyleyebiliriz.

-Tahliye olmuş kadınlara ve LGBTİ+lara istihdam alanı yaratacak meslek edindirme kursları ücretsiz olarak sağlanması

– Tahliye olmuş kadın ve LGBTİ+’lara iş bulana kadar işsizlik fonu açılabilir.

-Sendikaların eski mahpusların istihdamda yaşadıkları sorunları gündemlerine alıp savunuculuk yapmalı ve mekanizmalar oluşturmalı.

-Özel sektörde eski hükümlü çalışma kotasının yasal olarak geri getirilmesi ve bunlara da cinsiyet kotası konulmalı.

Sendikalarla da görüşülüyor

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Derya Özata: Son olarak da kapalı olan kapıları hep beraber dayanışmayla  birlikte aralayabiliriz.

Bu konuda dayanışmak  isteyen destek olmak isteyen herkesi  düzeni olarak her ay yapacağımız açık kapı toplantımıza davet ediyoruz. Özellikle eski mahpus kadın ve LGBTİ+ları  çünkü onların  aktarımları ile birlikte  ihtiyaçlar sorunlar neler olduğunu daha doğru bir şekilde  tespit edip yol alabiliriz.

Beyza Bilal: 2019 yılı itibariyle mahpuslarla mektuplaşmaya devam ediyoruz, hem yaşadıklarını paylaşmak hem de ihtiyaçları tespit edebilmek ve dayanışma örebilmek için.

Bir yandan da bu dönemde tahliye olan kişilerle buluşmalar düzenliyoruz ve hem hapishane süreci hem salıverilmeye hazırlık dönemi hem de tahliye sonrasında nasıl mekanizmalar destekleyici ve güçlendirici olabilir üzerine bir eğitim modülü üzerinde çalışıyoruz.

Eş zamanlı olarak sendikalarla eski mahpusların istihdama katılımlarının arttırılması için neler yapabileceğine dair görüşmelere devam ediyoruz. Bu alanda özellikle sendikaların desteğine ihtiyacımız devam ediyor.

Araştırmadan detaylar

Türkiye’de hapishaneler ikili cinsiyet sistemine dayanarak “kadın” ve “erkek” hapishaneleri olarak adlandırılmışlardır; lakin hapishanelerin hemen hemen birçoğu ataerkil yapı içerisinde kurgulanmıştır.

Mevcut durumu anlayabilmek için sayılarla başlamak gerekirse, 2018 yılı itibariyle Türkiye’de 8 kadın kapalı “cezaevi” ve 5 kadın açık “cezaevi” bulunmaktadır; ayrıca erkek hapishaneleri içerisinde de kadın koğuşları yer almaktadır.

LGBTİ+ koğuşlarının ise hemen hemen hepsi erkek hapishaneleri içerisinde yer almaktadır.

Mahpus sayısına bakacak olursak, 2018 yılı itibariyle resmi rakamlara göre Türkiye hapishanelerindeki kadın mahpus sayısı 10.019 (Evrensel, 2018) ve LGBTİ+ mahpus sayısı 2001 (Pembe Hayat, 2018) ve kadınlarla birlikte kalan 0-6 yaş çocuk sayısı 624’tür (Bianet, 2018).

LGBTİ+ koğuşlarında cinsel yönelimini açık kimliği olarak beyan eden kişiler kalabilmektedir ve koğuşun çoğunluğunu bildiğimiz/erişebildiğimiz kadarıyla trans kadınlar oluşturmaktadır, elbette kimliğini açık olarak beyan etmeyerek kadın ve erkek hapishanelerinde kalan LGBTİ+’lar vardır.

Kişilerin erkek hapishanelerinden kadın hapishanelerine geçebilmeleri devlet tarafından kimliklerde “atanan cinsiyet”in “resmi” değişimine dayanmaktadır.

30.04.2019

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑