“Komünist LGBT’ler: Diren’i yaşatacağız”

Sizinle SoL Haber’in haberini paylaşıyoruz;

Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde 26 gündür ölüm orucunda olan trans kadın Diren Coşkun’la dayanışma büyüyor. Komünist LGBT’ler Diren’e yazdıkları mektupta sürecin takipçisi olacaklarını ilan etti.

Tekirdağ 2 No’lu Hapishanesi’nde tabutlukta tutulan trans kadın Diren Coşkun, 25 Ocak itibariyle ölüm orucuna başlamıştı.

Diren Coşkun’un taleplerinin cezaevinde olan tüm trans kadınların talepleri olduğuna dikkat çeken Komünist LGBT’ler, hazırladıkları mektupta herkesi bu talepleri sahiplenmeye çağırdı.

Komünist LGBT’lerin Facebook sayfasında yayımlanan mektup şöyle:

Diren’i yaşatacağız

Tutuklanmasından bu yana kendisine dayatılan hukuksuzluklara karşı yaklaşık bir aydır ölüm orucunda olan Diren’i yaşatacağız.

Tutuklanır tutuklanmaz tek kişilik hücreye konulan, trans geçiş sürecinin gerektirdiği sağlık hizmetlerinden yararlanamayan Diren’in talepleri meşrudur. Diren’in talepleri tüm mahpus trans kadınların talepleridir.

Diren susmayı veya sinmeyi tercih etmemiş, sesini dört duvarın ötesine duyurabilmek için ölüm orucuna başlamıştır. Bu aşamada hızla adım atması gereken taraf görevlilerdir.

Komünist LGBT’ler olarak sürecin takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz. Bu süreçte Diren’i yaşatabilecek yegâne gücün dayanışma olduğunu biliyoruz.

Herkesi Diren’in taleplerini sahiplenmeye, tutuklu tüm trans kadınlarla dayanışmaya çağırıyoruz.

Sözümüzü tutacağız, Diren’i yaşatacağız.

20 Şubat 2018

“LGBTİ+ Mahpuslar Tek Başlarına Tutulmaktadır!”

Derneğimiz LGBTİ Ağı Temsilcisi Hilal Başak Demirbaş LGBTİ mahpusların tek tutulmalarını, tecrite maruz kalmalarını ve Diren Coşkun’un talebini Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’ne anlattı. Haberi sizlerle paylaşıyoruz.

CİSST (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği)’ten Hilal Başak Demirbaş, Diren Coşkun’un ölüm orucunun 26. gününde görüşlerini Pembe Hayat ile paylaştı.

LGBTİ+ koğuşu açılmamış hapishanelerde “güvenlik” tedbirleri gerekçe gösterilerek LGBTİ+’ların tekli hücrelerde tutulduğunu söyleyen Hilal Başak Demirbaş, görüşlerini şu şekilde paylaştı:

“Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne yapmış olduğu bilgi edinme başvurularından birine LGBTİ mahpuslar “ortak kullanım alanı ve sosyal faaliyetlere çıkartılırken diğer hükümlü ve tutuklularla bir araya gelmeyecek şekilde planlama yapılır” denmiştir. Bu durumu göz önünde bulundurduğumuzda diğer mahpuslarla bir araya getirilmemeleri ve diğer mahpusların haklarından faydalanamamaları cezalarına ek olarak tecrite maruz kalmalarına da sebep olmaktadır. Yine müdürlüğün vermiş olduğu başka bir bilgi edinme başvurusunda çeşitli hapishanelerde 1 LGBTİ mahpus olduğunu görmekteyiz. LGBTİ koğuşu açılmamış bu hapishanelerde tek başına tutulmakta LGBTİ mahpuslar. Eğer mahpus ağırlaştırılmış müebbet, siyasi, HIV pozitif ve/veya yabancı uyruklu ise yalnız ve tek kalma olasılığı da artar ve bu da demek oluyor ki Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün planlamasına göre ceza süresince tecrit koşulları ortadan kaldırılmayacaktır.

8 ay boyunca avukat görüşü hariç olmak üzere, kapatıldığı 7 metrekarelik hücresinden dışarıya çıkarılmayan eşcinsel mahpusun başvurusu üzerine Türkiye 2012 yılının Ekim ayında AİHM tarafından mahkum edilmiştir.

Birleşmiş Milletler hapishane idareleri için şöyle önerilerde bulunur: “(Otoriteler) LGBTİ mahpusların ayrımcılığa tabi tutulmaksızın tüm cezaevi etkinliklerine katılımlarını ve bu etkinlikler esnasında şiddet ve tacize karşı korunmalarını sağlamalıdır. Cezaevine yeni giren mahpusların kendilerini tecavüzden ve cinsel saldırıdan korumaları için verilen oryantasyonu da içeren, cezaevlerinde tecavüzü önlemeye yönelik özel programların oluşturulması düşünülmelidir. Bu programlar LGBTİ olan ya da öyle algılanan mahpusların korunmasına yönelik özel unsurlar içermelidir. LGBTİ mahpuslara yönelik özel danışmanlık programları oluşturulmalıdır. Bu türden danışmanlık, entegrasyon, güvenlik, sağlık ve ilgili konulara eksiksiz olarak yönelmeli, özellikle de cezaevine girmeden önce aşağılanmaya, cinsel tacize ve tecavüze uğramış kişilere uygun destek verilmesi sağlanmalıdır.”[1]

Diren’in koşullarının iyileştirilmesi, kaygılarının ve görüşlerinin alınması, LGBTİ mahpuslarla bir araya gelebilmesi, diğer mahpusların yararlandığı haklardan eşit olarak yararlanması, “güvenlik” tedbirlerinin tecrite sebep olmaması ile mümkün gözükmektedir.

[1] Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (2013:117), Özel İhtiyaçlara Sahip Mahpuslar Üzerine El Kitabı, çev. Ömer B. Albayrak, CİSST, İstanbul.”

 19.02.2018

Sezgin Tanrıkulu Diren Coşkun’un Taleplerini Meclise Taşıdı

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu vermiş olduğu soru önergesinde Diren Coşkun’un taleplerinin karşılanmadığı yönündeki iddiaların cevaplamasını istedi.

Başbakan Binali Yıldırım tarafından yanıtlanmasını istediği soru önergesinin soruları şu şekilde:

1.Tekirdağ 2 No’lu Cezaevinde kalan ve yaklaşık 21 gün önce ölüm orucuna başlayan trans kadın tutuklu Diren Coşkun’un insan hakları taleplerinin yerine getirilmesi hususunda Adalet Bakanlığı bir an önce talimat verecek midir?

 2.Yaklaşık 21 gün önce ölüm orucuna başlayan trans kadın tutuklu Diren Coşkun’un kaldığı Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi Müdürünün insan hakları talebine duyarsız kaldığı iddiası doğru mudur?

 3.İddialar doğru ise, Cezaevi Müdürü ve yönetim ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı inceleme ve soruşturma başlatılacak mıdır?

 4.Cinsiyet kimliği, insan varoluşunun ayrılmaz bir bütünü olup, Diren Coşkun’un hapishane yönetiminden sağlık hakkına dair talepleri aynı zamanda kişisel bütünlüğünün korunması ve kişilik hakkına saygı gösterilmesi gerekirken; hapishane yönetiminin Diren Coşkun’un cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsiyet geçişi ile ilgili en temel talepleri olan ameliyat, ve diğer her türlü tıbbi, psikolojik, psikiyatrik ve sosyal desteği sağlamamasının gerekçesi nedir?

 5.Diren Coşkun’un, açık cezaevine gitme hakkı olmasına rağmen buna izin verilmediğini iddiası doğru mudur?

6.Türkiye’de illere göre cezaevlerinde tutuklu toplam kaç trans kadın ve erkek vatandaş bulunmaktadır? Tutuklu trans kadın ve erkeklerden kaçı hak ihlali yapıldığı gerekçesiyle cezaevi yönetimlerine başvuru yapmış, yapılan başvuruların kaçına ne şekilde yanıt verilmiştir?

 

20.02.2018

87 Kadın ve LGBTİ+ Örgütü: Diren’in ve Tüm LGBTİ Mahpusların Yanındayız!

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi hapishanesinde kalmakta olan ve 25 Ocak 2018 tarihinde yaşadığı ihlaller sebebiyle ölüm orucuna giren Diren Çoşkun’un taleplerinin karşılanması için 87 kadın ve LGBTİ+ örgütü basın metni yayınladı. Metni sizlerle paylaşıyoruz.

Tekirdağ 2 No’lu cezaevinde tutuklu olan Diren Coşkun 25 Ocak 2018 tarihinden itibaren cezaevinin transfobik uygulamalarına karşı, Kıvılcım Arat da Diren’in sesine ses olmak için 6 Şubat 2018’de ölüm orucuna başladı. Biz aşağıda imzası bulunan kadın ve LGBTİ+ kurumları ölüm orucundaki Diren’e ve onunla birlikte tecrit altında tutulan diğer bir trans mahpus Buse’ye uygulanan insanlık dışı tecritin kaldırılması, görevlilerin trans mahpuslara yönelik ayrımcı söylem ve uygulamalarının son bulması için sesleniyoruz. Diren’i ölüm orucuna iten epilasyon, hormon tedavisi ve ameliyat hakkının gaspının temel ve ertelenemez bir varoluş hakkının gaspı olduğunu tekrar ediyoruz.

Diren’in ve taleplerinin yanında olduğumuzu beyan ederek bunları ısrarla bir kez daha ilgili kurumların dikkatinize sunuyoruz: Diren’in ve tüm trans mahpusların ameliyat, hormon tedavisi ve epilasyon gibi talepleri birer insan hakkı olarak acilen karşılansın, cezaevlerindeki transfobik şiddet, taciz, erkek egemen, keyfi ve hukuk dışı uygulamalar son bulsun.

17+ Alevi Kadınlar

78’liler Federasyonu’ndan Kadınlar

AKDAM – Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınmaevi Derneği

Anarşist Kadınlar

Ankara Kadın Platformu

Antalya  Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği

Avrupa Kadın Lobisi – Türkiye Koordinasyonu

Avrupa Lubunya İnisiyatifi

Bayan Yanı

Beden Olumlama Hareketi

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği

Boysan’ın Evi

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği

CİSST Hapiste LGBTİ Ağı

CİSST Hapiste Kadın Ağı

Demir Leblebi

Demokratik Kadın Hareketi

Eğitim-Sen İstanbul LGBTİ+ Komisyonu

Ekmek ve Gül

Emepli Kadınlar

erktolia

EŞİTİZ – Eşitlik İzleme Kadın Grubu

FeminAmfi

Feminist Kadın Çevresi

FKF’li Kadınlar

Gaia Dergi

GENDER – Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi

Gözaltinda Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu

Halkevci Kadınlar

Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden LGBTİ+’lar

HDK Kadın Meclisi

İlerici Kadınlar Meclisi

İmece Kadın Dayanışma Derneği

İstanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği

İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu

İzmir Amargi

İzmir Genç LGBTİ+ Derneği

İzmir Kadın Dayanışma Derneği

Kadın Avukat Dayanışması

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi

Kadın Özgürlük Meclisi

Kadın Partisi

Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi

Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği

Kadınlarla Dayanışma Vakfı

Kampüs Cadıları

Kaos GL Derneği

Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği

Kaws Kuzah LGBTİ topluluğu

KESK İstanbul Kadın Meclisi

Kırmızı Biber Derneği

Kuir Eskişehir Lgbti Topluluğu

Ladeg+ (lgbtiq+ Aileleri ve Yakınları Destek Grubu)

Ladeg+ Gençlik Komisyonu

Lambda İstanbul

Lezbiyen Biseksüel Feministler

Lbgti+ barış girişimi

LGBTİ+ Kolektifi

Lotus Kadın Dayanışma ve Yaşam Derneği

Mahallede LGBTİ

Maltepeli Kadınlar

Mersin 7 Renk LGBT Derneği

Mor Dayanışma

Nar Kadın Dayanışması

ÖDP’li Kadınlar

Özgür Renkler Derneği

Sınır Tanımayan Kadınlar

Sosyal Dayanışma Ağı – SODA

Sosyal Haklar Derneği’nden Kadınlar

SPoD

Sosyalist Kadın Meclisi

SYKP Kadın Meclisi

Tevgera Jinen Azad – TJA

TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu

TODAP Kadın Komisyonu

Transblok

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği

Üniversiteli Kadın Kolektifi

www.gorulmustur.org

Yeni Demokrat Kadın

Yeniyol’dan kadınlar

Yeryüzü Kadınları

Yeşil Feministler

Yoğurtçu Kadın Forumu

Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu

“Yaşama Giden Ölüm Yolculuğu”

Sizinle Bianet’in haberini paylaşacağız;

Ölüm, birçoğumuz için bilinmezliği temsil eder. Ve ölüme dair tüm kurgular bu bilinmezlik üzerinden yükselir. Bilinmezlik aynı zamanda korku demektir. Bilinmezlik ile birlikte gelen bu duygu, Homo sapiens denen türümüzü 45 bin yıldan bu yana şekillendirir ve yönlendirir. Varoluşa dair tartışmalardan, cennet ve cehennem tahayyüllerimize kadar her şeyin temelinde bilinmezlik ve yarattığı bu korku duygusu vardır.

Trans varoluş zannımca bu korkuyu ciddi manada sönümlendiren bir yerde duruyor. Ait hissettiğiniz kimliğe geçiş kararı ile birlikte gelen görünürlük sizi hep  bir bilinmezliğe itiyor. Ve bu bilinmezlik birçok insan için korkuya yol açarken, biz translarda etkisiz bir hal alıyor.

Diren, bu bilinmezlik ile yıllardır yaşama tutunmaya çalışan ve dolayısıyla korkuları toplumdan bambaşka olan bir kadın. Korkuları ile birlikte duyarlılıkları da birçok insana göre başka temeller üzerinden yükseliyor. Kan dökerek ibadet edilen bir dünyada, boğazına bıçak dayanan kuzunun korkusunu hissediyor mesela. ‘İnsan dışındaki tüm türler bizim için  yaratılmıştır’ inancı bu kadar genel geçer bir doğruyken, 2 metrelik bir alanda sütü gasp edilen ineğin özgürlüğünü isteyebiliyor.

TIKLAYIN – Cinsiyet Geçiş Hakkı Tanınmayan Trans Mahpus Ölüm Orucunda

Süregiden bu bilinmezlik yaşamın bir parçası olurken varoluşun önüne çıkan her engel, “ölüm” denen duygunun bilinmezlikten gelen korkusunu geçiyor. Kısacası bir trans kadın için ait olduğu bedenle kurduğu ilişkiyi engelleyecek her olgu büyük bir korkuya dolayısıyla bu korkudan kurtulmasını sağlayacak sağlam bir iradeye zemin hazırlıyor. Tıpkı cennet uğruna doğru kabul ettiği dini eylemleri yerine getiren milyarlarca insan gibi.

Eşitsizlik pınarı: Heteroseksizm

Heteroseksist toplumlarda devlet denilen aygıt sadece kamusal yaşamı düzenlemekle kalmıyor. Norm olarak belirlediği kodlar üzerinden milyonlarca yaşamı zapturapt altına alıyor. Kadınlık ve erkeklik bu ikilik üzerinden inşa edilirken, ikisi arasındaki geçişkenlik en ağır biçimde cezalandırılıyor.

Kamusal yaşamı dizayn eden unsurları göz önüne aldığımızda altyapı ve üstyapı olarak tabir edilen dinamiklere bakmak, normun yarattığı çerçeveyi görmek açısından önemlidir. Ortadoğu coğrafyasında hayat bulan üretim ilişkileri ve geniş toplumsal grupların bu ilişkilerde konumlandığı yer, o coğrafyanın düşün dünyasına rengini veren bir yerde duruyor. Daha somutlayarak gitmek gerekirse maddi zenginliği elinde bulunduran azınlığın temel referansları kamusallaştırılarak, norm haline getirilebiliyor. Türkiye özeline baktığımızda AKP iktidarı ile birlikte daha çok tartışılagelen ‘Siyasal İslam’ kavramı devlet ve kurumlarına, dolayısıyla da sermaye sınıfının düşün dünyasına direkt yansıyor. Palazlanan İslami sermaye, devraldığı tekçi, ırkçı, ikiyüzlü seküler algıyı nüanslarla yeniden var ederek yaşamlarımızı tekrardan kurguluyor. Üretim araçları ve bu araçların konumlandığı yer neresi olursa olsun (Demokratik Halk Devrimleri ve Sosyalist Devrimler dahil) normun belirlenmesine rengini veren temel ideoloji heteroseksizm oluyor.

Heteroseksist ilişki biçimi, özel ve kamusal alanın biçimlenmesinde rol oynarken, her şey bu iktidar biçimine göre konumlandırılıyor. Eğitim, sağlık,  aile, hukuk gibi özel ve kamusal alanlar bir iktidar ilişkisi olan atanmış cinsiyet temel alınarak heteroseksüel ilişkiler üzerinden tanımlanıyor. Kavramın yarattığı tahakküm sadece LGBTİ+’lara değil, farkında olmasalar bile heteroseksüel/natrans kadın ve erkeklere de yansıyor.

Nasıl mı?

Heteroseksist ilişki biçiminde kadın bedeni toplumsal denetimin odağı, savaşlar ve politik çatışmalar için bir uzamdır. Bu realite bütün dünyadaki silahlı çatışmalarda, üreme haklarına yapılan müdahalelerde, göçmenlik ve sığınmacılık politikalarında, “namus” kisvesi adı altında işlenen cinayetlerde, cinsel saldırılarda, kadınların örtünmeye zorlanarak tecrit edilmesinde, ev içindeki şiddetin yaygınlığında kendisini açıkça ortaya koyar. Devletler, kadına yönelik şiddete, özel alanda cereyan ettiği gerekçesiyle seyirci kalarak; göstermelik önlemlerle erkek egemenliğinin devamlılığını sağlamaya çalışır.

Özcesi heteroseksizm,

Kadını; eve kapatıp, üretim ilişkilerinde ucuz iş gücü olarak görüyor. Belirli bir yaşa kadar babaya, bir yaştan sonrada kocaya bağımlı kılıyor. Edepli hareket etmesini ve erkeğin belirlediği sınırların dışına çıkmamasını salık veriyor. Giyiminden tutalım da saç kesimine, vücut kıllarının durumuna kadar birçok normu belirliyor. Her şeyden önemlisi devlete işçi ve asker yetiştiren bir kuluçka makinesi gibi davranılmasını sağlıyor.

Erkeği; güç merkezi olarak kodluyor. Atanmış cinsiyet farklılığını sistemli bir biçimde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dönüştürerek, tüm güç kaynaklarını nihai olarak erkeklerin elinde tutmasını sağlıyor. Namus kavramını sahiplenmesini, evlenmesini, erkini korumasını salık veriyor. Hazlarını bile bu ideoloji belirliyor. Ailenin yegane kurucusu, kollayıcısı ilan ediyor. Heteroseksist hegemonyanın bekası için erkeği ailenin içinde bir tanrı olarak var ediyor. Ve bu tanrı; kuralları belirliyor, takip ediyor, denetliyor. Hem savcı hem hakim oluyor. İnfazı kesip, kendi düzenini keyfine göre işlevsel hale getiriyor. Anadolu kültüründe gözlemleyebileceğimiz aile içi bayramlaşma ritüeli heteroseksizmin erkeği tanrısallaştırmasına en güzel örnektir. Çocuklarla birlikte anne de evin tanrısı olan erkeğin elini öperek kutlama yapar. El öpme; hürmet ve  itaat demektir.

Eşcinsel ve biseksüelleri  ise dayatılan ve norm olarak kabul edilen heteroseksüel ilişkiler üzerinden baskılıyor. Hasta ve sapkın bireyler olarak kodluyor. Toplumsal yaşamı kapatıyor. Kamusal alana girebilmeleri için susmalarını şart koşuyor.

Transseksüalite: En büyük günah – En büyük ceza

Özel mülkiyet, aile, din ve devlet dörtlüsü heteroseksizmin günümüze kadar kendini yenileyerek gelmesini sağladı. Toplumun örgütlenme formu olan aile, heteroseksizmin temel taşıyıcı birimiyken  üretim ilişkileri de aile gibi en etkili birimlerden biri olageldi. Din ve devlet ikilisi ise heteroseksizmin günümüze kadar kurumsallaşarak gelmesini sağlayan kamusal taşıyıcılar olarak görevlerini layıkıyla yerine getirdi.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik arttıkça heteroseksizmin norm dışı kalan topluluklara yönelttiği şiddetin boyutu ağırlaştı. Peki kim bu norm dışı kalanlar? Kadınlar, ikincil cins olarak hem dini metinlerde hem de kamusal yaşamda tamamlayıcı/yardımcı/hizmetçi konumundaydı. Doğal ve evrensel hedef ise yalnız yaşayan kadınlar, evlenip boşanan kadınlar, seks işçileri, eşcinseller, biseksüeller, öz gereksinimlerini yerine getiremeyenler vb olarak sıralanabilir. Fakat bunların dışında bir hedef vardır ki şiddetin, damgalamanın, yok sayılmanın en ağırını yaşarlar: TRANSLAR…

İkili cinsiyet sistemini bir ustanın elinden çıkmış bir duvar olarak düşünelim. Güvenlik güçlerinden kamu kurumlarına, siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarına kadar devlet sistemini oluşturan tüm unsurlar ikili cinsiyet rejimini korumak, ayakta tutmak adına heteroseksizmi sürekli olarak yeniler ve yaşatır. Eşitsizlik üzerine kurulu olduğundan dolayı yenileme ve yaşatma çabaları her daim belirli çatlaklar yaratır. Norm dışı kalan bu gruplar belirli tavizler karşılığında bu çatlaklara yerleşebilir. Örneklemek gerekirse bir eşcinsel, Alevi, Rum ya da Ermeni, bir plazada beyaz yakalı olarak çalışabilir. Fakat bir transı bu çatlağa yerleştirdiğiniz an o çatlak derinleşir ve duvar yerle bir olur.

Tüm yaşamın ikili cinsiyet üzerinden kurgulandığı bir sistemde trans varoluş en büyük tehlikedir. Penis bu kadar büyük bir erk iken, erkten vazgeçmenin, yardımcı/tamamlayıcı/hizmetçi unsur olarak görülen bir cinsiyete geçmenin bedeli de buna uygun olmalıdır. Doğurgan olmayan kadının bile yarım olarak tanımlandığı bir toplumda, trans olmanın günahı, yeryüzünün tanrısı olan erkekler tarafından en ağır cezayla karşılanmalıydı.

Peki, bir insan için nedir en ağır ceza?

Yaşarken öldürmek, yaşayan bir ölüye çevirmek en ağır cezadır insan için. Aile formları üzerinden örgütlenen bir toplumsal düzende bu formun dışında tutarak, yok sayarak, barınma, çalışma ve yaşama haklarında mahrum bırakarak, kamunun dışında tutarak verilir. İkili cinsiyet rejimi, yarattığı normun dışında kalan her şeyi düşman olarak kodlar. Trans varoluş, cinsiyeti darbeleyen bir muhtevaya sahip olduğundan her daim hedef tahtasındadır. Bu da kamusal yaşamdan ağır bir biçimde tecrit edilmelerine imkan sağlar.

Bu gerçeklik hiç de öyle uzağımızda değil. Birkaç basit soru ile sonuca ulaşmak mümkün. Onlarca meslek odasından kaç tanesinde görünür olarak kayıtlı bulunan trans meslek erbabı vardır? Kaç tane kamu kurumunda trans bir çalışana denk geldiniz? Ya da kaç siyasi partinin MYK’sında söz sahibi bir trans görebildiniz?

Bunlar her birimizin gözlemleyerek sonuca ulaşabileceği basit doneler. Ulaşması basit ama özneleri için deneyimlemesi ağır gerçeklikler. Ve bu gerçekliğin kaynağı olan heteroseksist hegemonya sadece kendi çemberi dışında kalanlara zorlaştırmıyor yaşamı. Tahlil edilmesi zor da olsa ikili cinsiyet rejiminin öznesi olan erkekler için de zorlayıcı bir noktada duruyor. Sürüne sürüne erkek olmayı, duygulardan uzak, insan özüne aykırı bir baskılanmayı yaşatıyor. Eşit bireyler olarak kolaylaşan bir arada yaşam yerine gereksiz yüklenmelerle zorlaşan bir insan ömrü var ediyor. Yarattığı ağırlık şiddetin çıkış noktası olarak çeperine zarar veriyor ve bütünlüğü dağılmış bireyler birlikteliğinden hastalıklı bir toplam yaratıyor.

Özgür olan bir kadın niçin ölüme yatar?

Bunca tahlilin ardından gelelim asıl sorumuza: Özgür olan bir kadın niçin ölüme yatar? Heteroseksizmin var ettiği kültür sistemli bir ‘düşmanlar toplamı’ yaratarak kendi varlığını sürdürüyor. Bir trans kadın olarak varoluş mücadelemde sıklıkla bahsini ettiğim ayrıştırmanın acımasız uygulamalarıyla muhatap olmak durumunda kaldım. 31 yıllık yaşam serüvenim erkek şiddeti ile baş etmenin türlü yollarını öğrenmeme vesile oldu.

Bir trans kadın olarak var olmak, tüm bu yaşam pratikleri içinde en az dayanışılan toplumsal grup olmayı beraberinde getiriyor. Heteroseksizmin zihinlere nakış nakış işlediği transfobi, en özgürlükçü zihinlerin prangası oluyor. Kamusal yaşamı aralamak adına atılan her adım, ‘ama’lı, ‘fakat’lı cümlelerin soğuk yüzüne çarparak engelleniyor. Translara yönelik işlenen her türlü sistematik suç, toplumsal bir suskunluğa dolayısıyla kabullenişe ve onaya dönüyor. 90’ların hafızamıza yerleştirdiği ‘travesti terörü’ genel ahlakın ikiyüzlü uygulamaları ile öteki olanın yok edilmesine zemin hazırlıyor.

Diren ve Buse’yi yaşadıkları “iki kişilik” yalnızlığa (*) iten toplumsal mutabakat, yazı boyunca anlatmaya çalıştığım zemin üzerinden yükseliyor.

Yaptığımız toplantı çağrısı son bir şanstı aslında, Diren ve Buse şahsında, yaşadığımız topluma. İşlenen kolektif suçlar, taşıması zor yükler bırakır omuzlara. Tıpkı 21. yüzyılın ilk ve en acımasız katliamı olan Ermeni Soykırımı’nın bıraktığı yük ve yaşattığı utanç gibi. Tüm çabalarımıza rağmen duyulmadı Diren’in çığlığı. Tüm kapılar kapanmışken yüzüme, hicap duydum Diren ve Buse’nin varlığına. Ya kan tutacaktı, ya utanç basacaktı. Ya da….

Ya da özgür bir beden olarak ölüme yatacaktım, ayaklar altına alınmaya çalışılan onurumuz adına, insanlık adına, vicdan adına…

Umudun, dayanışmanın, bir arada durmanın gücüne inanan bir insan olarak hepinizi dayanışmanın güven veren kollarına davet ediyorum. Tedavi hakkımızı geri alamasak bile yine kazanan biz olacağız. Geride kalanlara onurlu bir tarih bırakarak. Tıpkı, Stonewall’da ilk taşı atan Marsha’nın bizlere bıraktığı gibi…

Zihnimin en berrak yerine kazınan bir cümle ile bitirmek isterim: “Zafere mahkum edilenler, ölümü küçülterek yenerler”. (KA/ÇT)

(*) Diren Coşkun’un son görüşmesinde  avukat Eren Keskin’e söylediği cümle: “Biz, Buse’yle iki kişilik yalnızlık yaşıyoruz”.

 

Ne olmuştu?

LGBTİ aktivisti Diren Coşkun, “örgüt propagandası” suçlamasıyla Ağustos 2017’de Diyarbakır’da tutuklandı. Kesinleşmiş hükümle üç yıl hapis cezası bulunuyor.

Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’nde tabutlukta tutulan Coşkun, 25 Ocak’ta lazer epilasyon tedavisi, cinsiyet geçiş hakkı ve üzerlerindeki ağır tecridin son bulması talebiyle ölüm orucuna başladı.

İstanbul LGBTİ’den Kıvılcım Arat da Diren Coşkun’a destek için 6 Şubat’ta ölüm orucuna başladı.

14 Şubat 2018

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑