Hapishane Dizisinde Lezbiyen Mahpus

OrangeIsTheNewBlackTitle

New Yorklu Piper Kerman’ın hapishane anıları senaryolaştırılarak TV dizisine çevrildi. Hapishanedeki lezbiyen mahpuslara da değinilen ‘Orange is the New Black‘ adlı anı kitabında Piper Kerman 15 ay boyunca hapishanede başından geçenleri anlatıyor. Kitap ve Piper Kerman’ın hikayesiyle ilgili bilgi için: http://www.npr.org/2010/04/06/125630808/orange-is-the-new-black-in-federal-womens-prison

orange is new black

26 Ekim 2013 tarihli Hürriyet gazetesinden yayınlanan haberi okuyucularımızla paylaşıyoruz:

HAPİSHANE DİZİSİNDE LEZBİYEN  MAHPUS

New York’un havalı, elit sarışınlarından Piper Kerman’ın eski lezbiyen sevgilisi için yaptığı uyuşturucu taşımacılığı yüzünden hapishanede geçirdiği bir yılının anlatıldığı ‘Orange is the New Black’ önce çok satan kitaba, sonra bol reytingli bir diziye dönüştü. Son yıllarda popüler kültür sularına düşmüş en orijinal, gerçek, tuhaf, trajikomik hikâyenin aslını başkahraman Piper Kerman ve dizinin yapımcısı Jenji Kohen’den dinledik.

Sarışın, akıllı, bakımlı, alımlı, kıvrak, komik, hafif muzur, New York’un üst-orta sınıfına ait genç bir kadın. Amerikan rüyasının kıyısında, bir yandan yazar nişanlısıyla evlenme telaşında, diğer yandan en yakın arkadaşıyla el yapımı, mis kokulu, cicili bicili sabunlar üretip şık mağazalarda satma derdinde. Şahane sevişmeler, kusursuz gülüşler, mükemmel fotoğraflar… Ta ki geçmişinden gelen bir notun bu şahane tabloya ufak bir fırça darbesi vurana dek. Geride bıraktığı bir ilişki (uyuşturucu şebekesi için çalışan lezbiyen Alex Vause), bir suç (sevgilisi için yapılan taşımacılık) dönüyor dolaşıyor, Piper Kerman’ın hayatına 15 aylık hapis cezası olarak geri geliyor.
‘Orange is the New Black’ Kerman’ın pastel tonlarındaki hayatının nasıl da bir hapishane turuncusuna dönüştüğünün gerçek hikâyesi. Geçmişin insanın yakasını nasıl da bırakmak bilmediğinin, her kapanmayan hesapların elbet bir son ödeme tarihi olduğunun özeti. Cezasını çekmeye, faturasını ödemeye razı Kerman, parmaklıkların arkasında kadın mahkûmlarla geçirdiği bir yılın ardından başından geçenleri yazmaya başlıyor, ABD’de son yılların en çok satan romanı, en çok izlenen dizisi böyle ortaya çıkıyor. Kerman’ın hikâyesini anlatmaktaki derdi ‘sisteminden atmak’ değil, herkesin hapishane gerçeklerinin farkına varması: “Üst-orta sınıf mensubu biriyim ve çevremdeki insanların hapishane yaşamına dair en ufak bir fikirleri yok. Sorularının saçmalığını duydukça ben utandım!” Kitabın diziye dönüşmesindeki kilit isimse aynı zamanda Weeds dizisinin de yaratıcısı Jenji Kohen: “Kitabı ilk okuduğumda iştahla altını çizmeye, notlar almaya başladım. Piper’ın başına gelenler, yaşadığı aşklar, hapishanede edindiği arkadaşlıklar orijinal bir dizi senaryosu için kusursuz aeteryallerdi.”

‘GÜZELLEŞTİM YASLA’ SENDROMU

Hikâyenin Batılı tabirle en ‘juicy’ kısmıysa Piper’ın bir yıl boyunca eski lezbiyen sevgilisi Alex ile aynı hücreyi paylaşması. Zira, suçunun üzerinden 10 küsur yıl geçmesine rağmen, cezaevine gönderilmesinin sorumlusu da sırf cezası hafiflesin diye eski sevgilisini ihbar eden Alex. Kerman’ın bugün tüm olan bitene bakışı biraz da ‘Pişman mıyım asla/Güzelleştim yasla’ melodisi tadında. Alex ile hiçbir bağlantısı kalmamış. Sıfır iletişim. “Alex’in dizi ya da kitap hakkında düşüncelerine dair en ufak bir fikrim yok. Konuşmayalı çok uzun yıllar oldu. Ama nefret etmiyorum, kızgın değilim. Yollarımız kesiştiği için mutluyum. Hapishanedeki bir yıl sonunda yaptığım hatalardan ötürü başkalarını suçlamamayı öğrendim” derken “Benim hayatım, benim hatam” benzeri sloganlarla fiyonkunu atıyor, Alex mevzuunu kapatıyor. O zamanki nişanlısı bugünkü eşi New Yorklu yazar/editör Larry Smith ile yaşadıklarıysa neredeyse dizide aktarıldığı gibi: “Bir ziyaretinde diz çöküp evlenme teklifi etmesi de haberim olmadan hikâyemi New York Times’a yazması da bir ara içerdeki eski sevgilim Alex ile ilişki yaşadığımı düşünüp benden ayrılması da gerçek.”

NE KADARI GERÇEK?

Dizi, bildiğiniz/izlediğiniz hapishane öykülerinden değil. Kadınlar koğuşundan farksız bir hücrede esrarkeşi, tecavüzcüsü, hanımağası, hırsızı, rahibesi, travestisi yan yana; melezi, Afro-Amerikanı, İspanyolu, Rusu kol kola:
“Dizideki karakterlerden bazıları gerçekten de hapishanede tanıdığım, arkadaş olduğum insanlar. Sophia Burset’in canlandırdığı travesti kadın gibi. Bütçe kesintisi bahanesiyle kadının hormon ilaçlarını kestiklerine, kadının bunalıma girdiğine bizzat tanık oldum. Bazılarıysa tamamen kurgu.” Dizi, gerçek yaşamdan uyarlama olunca her sahnesinde, özellikle de seksten, uyuşturucudan, şiddetten geçilmeyen bölümlerde, kafadan “Gerçekten de oldu mu?” sorusu eksik olmuyor. Kohen, bir doz heyecan, birkaç tutam seksilik katmak adına dizide asıl hikâyeden farklılıklar olduğunu açık açık anlatıyor. Kerman’dan da Kohen’i onaylarcasına cümleler dökülüyor tek tek: “Dizi, adı üstüne bir uyarlama. Kitapta yazılanların birebir anlatımı olsaydı sıkıcı bir belgesele dönüşürdü.” İnsanın Piper Kerman’ı yakalamışken dizi de tüm sinir bozucu sahnelerin gerçeklik payını sorası, ABD’nin hapishane gerçeğini didikleyesi geliyor. “Evet, mutfaktan sorumlu Rus mahkûm sırf yemeğini beğenmedim diye günlerce aç bıraktı, ekmek arası kanlı tampon yapıp verdi. Evet, hamilelik sürecini içerde geçirenler oldu, görevlilerin ilişkiye girdiği mahkûmlar oldu.”
Peki, bu kadar ‘beyaz’, bu kadar steril bir kadın eski hayatına döndükten sonra mahpus geçmişiyle nasıl başa çıkar? Hücre arkadaşlarıyla Facebook’ta arkadaş olur mu misal?: “Belli bir süre iletişim kurmanız zaten yasak. Yasa buna izin vermiyor.

Piper Kerman

Lezbiyenlik çoktu, tecavüze tanık olmadım

Bu hikâye başımdan geçenlerle ilgili. Genellemeler yaparak, büyük tespitlerden bulunmam doğru olmaz. Evet, lezbiyen ilişkilere çok tanık oldum. Bu da çok normal. İnsan, cinsel enerjisi çok yüksek bir varlık çünkü. Görevlilerin mahkumları hor görmesi, onları taciz etmeleri, uyuşturucu satmaları, içeride daha kaliteli bir yaşam geçirmelerini sağlamaları gerekirken aksine zor durumda bırakmaları maalesef ki bir ABD hapishaneleri gerçeği. Devlet, hüküm giymiş insanların bakımına daha çok bütçe ayırmalı, onları topluma kazandırmak için daha çok uğraşmalı. Bu durum sadece ABD değil tüm dünya için geçerli.

Jenji Kohen

‘Oz’ gibi bir dizi beklemeyin

Bu hikâye biraz da kadın mahkumların, erkek mahkumlardan farkını ortaya koyuyor. Kadınların her ne şartlar altında olursa olsunlar, birbirleriyle arkadaş oluyorlar, kendi ailelerini yaratıyorlar. Eğlenmesini de kahkaha atmasını da daha iyi biliyorlar. Dizinin mizah dozuda buradan geliyor zaten. Oz gibi can acıtan, sinirleri geren bir dizi değil. Evet, sinir bozucu öğeler de var. Ama tüm bunlar hayatın gerçekleri olduğu için rahatsız edici!

“Devlet Yargısıyla Polisiyle Eziyor Bizi”

LGBT’lerin tutuklanıp hapishaneye düşmeden önceki süreçleri, gözaltına alındıkları sırada yaşadıkları da yargı sürecinin bir parçası. BBC Türkçe’den Elçin Poyrazlar, transseksüel Cansel ile yaşadıklarını konuşmuş. Biz de, LGBT’lerin yaşamlarına ve gözaltı süreçlerine dair önemli bilgiler içeren bu röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Hayata 2-0 geriden başlayanlar: Transseksüel Cansel’in öyküsü

Elçin Poyrazlar
İstanbul
Son güncelleme: 21 EKİM 2013 – TSİ 13:04

Beşiktaş’ta bodrum katındaki dairenin kapısını sarışın bir kadın açıyor.
“Hoşgeldin” diyerek iki yanağımdan öpüyor beni.“Kusura bakma bugün temizlik günü” diyor, beni içeriye buyur ederken. Cansel ve ev arkadaşı yerleri silip tozları alırken ben oturma odasında bekliyorum.
Televizyonda bir kadın programı açık. Sonunda Cansel gelip oturuyor karşıma. Üstünde siyah bir eşofman altı ve beyaz askılı bir tişört var.
Sohbete başlamadan önce kayıt aletini çalıştırıp yanına koyuyorum. “Çekiyor mu bu” diye soruyor. Çalıştığını öğrenince “Ayol dur kız, beni bekle” diyor alete ve kayıt cihazını kucağına alıp başlıyor anlatmaya.

‘Zorunlu seks işçiliği’
Cansel bir transseksüel. İşini “zorunlu seks işçiliği” olarak tanımlıyor. Zorunlu, çünkü hayatını kazanabileceği başka bir seçeneği ya da fırsatı yok. Cansel, bu işi neden yaptığını soranlara devlet kaynaklı olduğunu söylediğini anlatıyor.
“İlk önce bu devlet beni kabul etsin. Devlet dairelerine gittiğimde bana üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapılmasın. Devlet dairesinde işe başvursam alırlar mı beni?” diye dert yanıyor.
Seks işçiliğini artık sokakta yapıyor Cansel.
Önceden arkadaşlarıyla Beyoğlu’nda birlikte çalıştıkları ortak bir evden söz ediyor. Ona göre hayat garantisi yüzde 70’lere çıkmış, o dönem.
Ama polisin önce rüşvet talepleri, sonra da baskıları yıldırmış onları. Artık Elmadağ’da sokakta devam ediyor, fahişeliğe.
Bazen sokakların karanlık köşelerinde bazen müşterilerin arabalarında birlikte oluyor erkeklerle. Ne kadar kazandığı da değişiyor. Kimi zaman 100 TL, kimi zaman 40TL, işler çok kötü olduğunda da kimi zaman 25 TL’ye aşk satıyor.

“İlk önce bu devlet beni kabul etsin. Devlet dairelerine gittiğimde bana üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapılmasın. Devlet dairesinde işe başvursam alırlar mı beni?”

“Bu işi yaparken büyük bir yaşam riskim var” diyor, Cansel.
Müşterileri çoğunlukla eşcinsel ya da biseksüel erkekler. Kadın iç çamaşırları giyen erkekler, üç-dört çocuklu, eşcinsel olduğunu sadece onunlayken kabul eden aile babaları, polis, doktor, profesör ya da savcılar var müşterileri arasında.
Cansel bu adamların çoğunun bastırılmış eşcinsel olduğunu anlatıyor. Gündüz başka, gece başka yaşam süren insanlar.
Cansel de hayatının bir döneminde böyle yaşasa da zincirleri kırmayı başarabilmiş. Ailesi Karadenizli olmasına ve küçük bir kasabada büyümesine karşın ruhunu takip ettiğini anlatıyor.
“Kendimi bildim bileli kız hissettim ben. İlkokula giderken erkek vücudunda olduğumu anladım. İlkokul öğretmenime aşık oldum. Uzun boylu yakışıklı bir adamdı. İlk aşkım odur” diyor, Cansel.
Cansel aile konusunda pek çok eşcinsele göre daha şanslı. Kendisiyle ilgili konuştuğunda annesinin ona bu durumu “Allahtan” diyerek açıkladığını, babasının ise biraz zor da olsa sonunda kabul ettiğini söylüyor.

Eşcinselliği ispatlamak
Cansel’in devletle ilk ilişkisi askere çağrıldığında rapor almak için gittiği askeri hastanede olmuş. Eşcinselliğini “ispatlamak” için makatının fotoğrafının çekildiğini, göğüslerinin ve cinsel bölgelerinin ellendiğini söylüyor Cansel.
Açıkça taciz yaşamış ancak şikayet etmeyi aklına getirmeyecek kadar gençmiş.
Eşcinsel raporunu aldıktan sonra İstanbul’a gelmek için yola çıkmış. Başta travesti arkadaşlarının evlerine gündelik temizliğe gidiyormuş. Yemeklerini de yapmaktan gayet memnunmuş.
Dokuz yaşından beri komilik, hademelik, bulaşıkçılık, aşçı yardımcılığı gibi işlerde çalışan Cansel’in tek hayali iyi bir aşçı olabilmekmiş. Ancak bu hayal şu ana kadar gerçekleşmemiş.
Temizlikten kazandığı parayla geçinemediği için yavaş yavaş o da kendini aynı çarkın içinde bulmuş. Önce daha kadınsı giysiler satın almış sonra burnunu yaptırmış, ardından göğüslerini büyütmek için hormon almış sonra da kendini sokakta bulmuş.

“O anda ne yaptığını gerçekte bilmiyorsun” diye anlatıyor Cansel. “21 yaşındasın. Ne anne ne baba ne de başka bir desteğin var. Tek başınasın. Seni ancak para kurtarır düşüncesiyle mecburen çalışmaya başlamışsın.” İki gün sonra da karakolla tanışıyor Cansel.
“Artık ben buyum” diyen Cansel 25 yaşındayken ameliyat olarak kadın olmuş.
Bugün 39 yaşındaki Cansel’e hiç aşık olup olmadığını sordum. “Kadınlığa geçtikten sonra aşık oldum. Çok iyi bir çocuktu. 8 ay sevgili olduk. Ama çok dindar bir aileden geliyordu ve baskılar sonucu bir kızla evlendirildi” diye anlatıyor.
Ayrıldıktan bir yıl sonra eski sevgilisinin tekrar ilişkiye devam etmek istediğini hatta çocuğu olduktan sonra da kendisine geldiğini anlatan Cansel onu reddettiğini söylüyor. Cansel o ilişkisinden sonra kimseye aşık olmamış.

Kadınlar ve transseksüeller
Cansel’in yaşadığı duygusal travmalar bununla sınırlı değil. Eve çağrıldığı bir gece beş kişi tarafından dövüldüğünü, tecavüze uğradığını ve parasının çalındığını anlattı. Polise şikayetten söz ettiğimizde “Polise gitsem bir de onlardan dayak yerdim” diyor yüksek sesle.

“Biz hiç eşit değiliz. Kadınlardan da kötüyüz. Onlar hayata 1-0 geride başlıyorsa biz 2-0 geriden başlıyoruz”

90’lı yılların sonunda alındığı bir karakolda arkadaşlarıyla çırılçıplak bir saat boyunca tazyikli suyla yıkandıklarını, kış ortasında tek kişilik hücrelerde zifiri karanlıkta çıplak bırakıldıklarını ve ertesi gün oral seks karşılığında kendisine yarım ekmek verildiğini de ekledi.
Cansel polislerin hem psikolojik hem de fiziksel saldırılarına maruz kalmasının yanısıra hakkında polise mukavemet suçundan açılan davalarla da bezdirildiğini söylüyor.
Kimi savcı ve hakimlerin homofobik olduğunu savunan Cansel “Ben asla ne yargıya ne polise ne de bu devlete güvenirim.” diyor.
Cansel’i derinden yaralayan en yakın dostunu mecburi seks işçiliği yüzünden kaybetmiş olması.
Sevgi isimli transseksüel arkadaşı bu işi artık kaldıramadığı için 5 ay önce Boğaziçi köprüsünden kendisini atmış.
Cansel “Bu hayattan kurtulabilmek için güzellik merkezinin kurslarına gitti ve 100 üzerinden 99 puanla mezun oldu. Her yere iş başvurusu yaptı ama herkes ‘Geri döneriz’ dedi. Kimse geri dönmedi ama. Bir gün dışarı çıkıyorum diyerek evden ayrıldı ve kendini köprüden attı” diyor yoğun bir acıyla.
“Kendimi her yönden kıstırılmış hissediyorum. Devlet yargısıyla polisiyle eziyor bizi” diye devam ediyor Cansel.
“Biz hiç eşit değiliz. Kadınlardan da kötüyüz. Onlar hayata 1-0 geride başlıyorsa biz 2-0 geriden başlıyoruz.”

Amerikan Hapishanelerinde Cinsel Saldırının Boyutu Dışarıdakini Aşıyor

Amerikan Hapishanelerinde Cinsel Saldırının Boyutu Dışarıdakini Aşıyor

Sitemizde daha önce yayınladığımız bir haberde ABD’deki LGBT mahpusların 13 kat fazla cinsel saldırıya uğradığını duyurmuştuk. Yeni bir habere göre ise ABD’deki yetişkin mahpusların %4’ü ve ıslah evlerinde kalan gençlerin %9,5’u cinsel tacize maruz kalıyor. Kadınların %7’si başka bir mahpus tarafından tacize uğradığını belirtirken, daha fazla oranda erkek mahpus hapishane çalışanlarının tacizine maruz kaldığını ifade ediyor. Tecavüze uğrayan erkek mahpusların sayısı ise tecavüze uğrayan kadın mahpus sayısının neredeyse 2,5 katı. Yetişkin hapishanelerinde tutulan gençlerin yaklaşık %5’i cinsel saldırıya uğramış durumda, ıslah evlerinde tutulanların %7’den fazlası çalışanlarla cinsel temasta  bulunduğunu söylüyor. Söz konusu hapishaneye girmeden önce cinsel saldırıya maruz kalmış olanlar, LGBT mahpuslar ve akıl sağlığı bozuk olan mahpuslar olduğunda ise  bu oranlar daha da artıyor.  Bu veriler ABD’de hapishane ve ıslah evlerinde tutulanların, dışarıdaki insanlara göre daha fazla cinsel saldırıya maruz kaldığını gösteriyor.

Haberin aslı İngilizce’dir, okuyucularımızla paylaşıyoruz:

More men are raped in the US than women, figures on prison assaults reveal

  • In 2008 it was estimated 216,000 inmates assaulted in detention
  • Four per cent of prisoners said they had been sexually abused in 2011
  • Department of Justice introducing regulations to tackle high rates of abuse

By DAILY MAIL REPORTER

PUBLISHED: 10:25 GMT, 8 October 2013 | UPDATED: 11:54 GMT, 8 October 2013

More men are raped in the U.S. than woman, according to figures that include sexual abuse in prisons.

In 2008, it was estimated 216,000 inmates were sexually assaulted while serving time, according to the Department of Justice figures.

That is compared to 90,479 rape cases outside of prison.

216,000 prisoners are raped per year in the U.S., compared to about 90,000 reported rapes outside prison

Some 91 per cent of the victims were women and 99 per cent of the perpetrators were men.

The Department for Justice has now begun implementing new regulations to tackle the high rates of rape in federal prisons.

In recent studies 4.5 per cent of 16 and 17-year-olds in adult prison and 4.7 per cent of those in jail reported being the victims of sexual abuse.

The new Department of Justice rape regulations include separating under 18s from adult prisoners.

However, some critics say that will leave many youngsters in virtual solitary confinement.

The new regulations also include banning male prison staff from doing pat-downs in women’s prisons.

The rule changes have been brought in ten years after Congress passed the Prison Rape Elimination Act.

Under the terms of the act, all detention facilities are required to take a zero-tolerance approach to rape behind bars.

Procedures also must be put in place to investigate allegations of sexual assault and improve care for victims.

The report found incidents of women prison staff assaulting male prisoners.

States that do not implement the regulations will lose five per cent of their federal funding for prisons, US News reported.

They have also been warned they could face civil court cases from victims.

Separate figures produced by the Bureau of Justice Statistics found that sexual abuse rates in juvenile detention were as high as 9.5 per cent in 2011 to 2012.

In the same year, four per cent of state and federal prisoners and 3.2 per cent of all people in jail surveyed said they had been a victim.

Study author Allen J. Beck told New York Review of Books that the work shows almost 200,000 were sexually abused in detention in 2011.

He said the figures are lower than those recorded in 2008 because fewer people are in prison.

High rates of abuse were found among gay, lesbian and mentally ill inmates and inmates who had been abused before incarceration.

SEXUAL ASSAULT IN PRISON: THE SHOCKING STATISTICS

According to the latest National Inmate Survey, 4 per cent of prisoners, 3.2 per cent of people in jail and 9.5 per cent of those in juvenile detention said they had been the victim of sexual abuse.

Almost seven per cent of women said they had been sexually abused by a fellow inmate, while more men said they had been assaulted by staff.

The National Survey of Youth in Custody found 4.5 per cent of juveniles held in adult prisons had been abused.

Those figures have prompted calls for all under 18s to be detained outside adult prisons.

Of the youngsters held in juvenile detention, 2.5 per cent of boys and girls and said they had been abused by fellow inmates.

Shockingly, more than 7 per cent of teenagers in juvenile detention said they had sexual contact with staff.

Read more: http://www.dailymail.co.uk/news/article-2449454/More-men-raped-US-women-including-prison-sexual-abuse.html#ixzz2hDTNC3GJ
Follow us: @MailOnline on Twitter | DailyMail on Facebook

SPOD ve Lambdaistanbul’dan LGBTİ Mahpuslar İçin Çalışmalar

7 Ekim 2013 tarihli Milliyet gazetesinde, Damla Yur’un imzasıyla SPOD ve Lambdaistanbul’un LGBTİ mahpuslara yönelik çalışmalarını anlatan bir yazı yayınlandı. Bu yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Kimsesiz mahkûmlar

Cezaevlerindeki LGBT bireyler cinsel yönelimleri yüzünden aileleri tarafından terk ediliyorlar

“Evinizde giymediğiniz ne varsa yollayın. Travesti oluşumdan dolayı ailem tarafından hiçbir yardım ve destek alamıyorum. Parasız ve çaresizim.

Koğuştakilerle tartıştım, elbiselerimi atmışlar. İç çamaşırım dahi yok. Sadece 2 tane yırtık tişörtüm ve bir pantolonum var.”
Bu ifadeler cezaevinde kalan trans bir bireye ait. Onlar cinsel yönelimleri yüzünden aileleri tarafından cezaevlerinde de terk edilmiş bireyler. Her mahkum gibi ihtiyaçları var; pantalon, kazak, ayakkabı, iç çamaşırı…

‘Hukuk okumak istiyorum’
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 79 LGBT birey ceazevinde. Kaldıkları cezaevlerinde her mahkum gibi onların da ihtiyaçları var. Ancak birçoğunun ailesi cinsel yönelimleri nedeniyle onlara sırt çevirdiği için LGBT bireyler ihtiyaçlarını karşılamak için derneklerden medet umuyorlar. Kimi kıyafet, kimi ayakkabı kimi de eğitimlerini devam ettirmek için kitaba ihtiyaç duyuyor. Bu mektuplara kayıtsız kalmayan Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (Spod) de cezaevindeki trans kadın tutuklular için kıyafet toplamaya başlarken Lambda İstanbul da cezaevindeki LGBT bireylerden gelen talepler doğrultusunda kitap kampanyası başlattı.
Cezaevinde olan bir trans kadının eğitim hakkı için yardım talep ettiği mektubunda şu satırlar yer alıyor: “Cezaevine girmeden önce öğretmendim. Bir gün herkese lazım olacak olan adeleti bulamayınca açık öğretim fakültesi Adalet Bölümü’nü okumaya başladım. Birinci sınıfı iyi bir dereceyle bitirip, onur belgesi aldım. Hedefim dikey geçiş sınavı ile hukuk fakültesine geçmek ve çıktığımda avukat olmak. Bu eğitimimi tamamlayabilmem için maddi desteğinize ihtiyacım var. Fakülte kaydımı yapabilmem, kırtasiye masraflarımı karşılayabilmem, gerekli kitapları ve kaynakları alabilmem için burs ya da nakdi yardım bekliyorum.”

İhtiyaçları karşılanmalı
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Proje Koordinatörü sosyolog Mustafa Eren cezaevindekiler için de öğrenimin bir hak olduğunu belirtertti ve şunları söyledi: “Harçlar kaldırılmış olsa da, mahpuslardan sınavlara girebilmeleri için ring aracının benzin parasını ödemeleri isteniyor ya da eğitim evlerinde tutulan çocuk ve genç mahpuslar kırtasiye, yol parası, çanta ve kıyafet gibi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Tüm bu ihtiyaçların, yerel yönetimlerin de katkısıyla çözülmesi gerekiyor.”

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑