Yabancı LGBTİ Mahpustan (Maltepe Hapishanesi) Yeni Mektup 9 Mart 2015

Hapishanelerde LGBTİ mahpusların hiçbir maddi olanaklarının olmaması nedeniyle giysiden, ayakkabıdan ve birçok özel ihtiyaçtan mahrum olduklarını anlattıkları mektupları okuyucularımızla paylaşmıştık.

Maltepe 2. Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesi’nden yazan bir LGBTİ mahpus derneklerden gelen giysilerin kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığını söylemiş, ayakkabı ve giysi talebinde bulunmuş.

2 adet 40 numara kadın ayakkabısı

4 LGBTİ mahpus için kadın giysisi

Türkiye’de yabancı mahpus olmada en önemli problem görevlilerin yabancı dil bilmemesi, mahpusun da Türkçe bilmemesi oluyor. LGBTİ ve yabancı mahpus Türkçe öğrenebilmek için Türkçe- Portekizce sözlüğe de ihtiyaç duyuyor.

Mahpusa yardımcı olmak isteyenler doğrudan isteklerini kendisine yollayabilirler. Bu ihtiyaçları nasıl yollayabileceğinize dair bilgi almak için CİSST’in 0212 293 69 82 numaralı telefonunu arayabilirsiniz.

Rafael1

r.

“Yargı LGBTİ mahpuslar için daha mı hızlı işliyor?”

Kaos Gl Derneği ile Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV) farklı alanlarda mücadele yürüten STK’larla birlikte çalıştığı “Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı” projesi çalışmaları devam ediyor. Ağ bileşenlerinden Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Sivil Düşün Bülteni’nde çalışmalarına ve Ağ’dan beklentilerine ilişkin soruları yanıtladı. İlgili haberi paylaşıyoruz.

“Yargı LGBTİ mahpuslar için daha mı hızlı işliyor?”

Hukuki yardım ve LGBTİ haklarının takibi gibi insan hakları koruma mekanizmaları konusunda çalışmalar yürüten Kaos GL Derneği ile Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV) sekreteryasını yürüttüğü “Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı” projesi çalışmaları devam ediyor.
Proje kapsamında geçtiğimiz günlerde ayrımcılığa uğrayan kişilerinTürkçe, Kürtçe, Arapça ve İngilizce olarak başvuruda bulunabildiği “Ayrımcılığa Uğradım” websitesi açıldı.
Ağ bileşeni sivil toplum kuruluşları ise ayrımcılığa karşı birlikte çalışmalarını sürdürüyor. Farklı alanlarda mücadele yürüten STK’lar stratejik davalama için bir arada çalışıyor.
Ağ bileşenlerinden Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Sivil Düşün Bülteni’nde çalışmalarına ve Ağ’dan beklentilerine ilişkin soruları yanıtladı.
 
Dernek/vakıf/kurum olarak bize çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Hangi alanlarda ne gibi faaliyetler yürütüyorsunuz?
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin amaçları;
Türkiye’de hapishanelerin şartlarını uluslararası standartlara ulaştırmak için sivil toplumun katkısının mobilize edilmesi;
Hapishanelerin şeffaflaştırılması, sivil toplumla bağlarının güçlendirilmesi;
Mağdurların da durumunu dikkate alarak hapsetmeye alternatif, onarıcı, sosyal entegrasyonu teşvik eden yaptırımların uygulanmasına katkıda bulunulması, suçu önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması ve bu sayede hapishanelerin kullanımının azaltılabilmesi için destek olunması;
Mahpusların haklarının ve özgürlüklerinin korunması, bu hak ve özgürlüklerin insan onuruyla ve evrensel değerlerle bağdaşır duruma gelebilmesinin sağlanması;
LGBTİ, engelli, yaşlı, yabancı uyruklu, kadın, çocuk, 0-6 yaş arası çocuklarıyla kalan anneler gibi “dezavantajlı”, “hassas”, “kırılgan” olarak da adlandırılan “özel ihtiyaçları olan” mahpus gruplarına ilişkin farkındalığın arttırılması, bu mahpus gruplarının ihtiyaçlarının karşılanması için özel çalışmalar yürütülmesi;
Yazılı ve görsel medya ile sosyal medyanın ve internetin etkin kullanımı yoluyla hapishaneler konusunda farkındalık ve hassasiyet yaratılması;
Hapishanelere ilişkin uluslararası standartları içeren belge ve kaynakların Türkçeye çevrilerek basılmasının sağlanması ve bu yolla hapishaneler alanında çalışan kişi, kurum ve kuruluşlara kaynak yaratılması;
Derneğimizin Çalışma Metodları;
Ceza İnfaz Sistemi’ndeki iyileştirme çalışmalarına destek vermek isteyen sivil toplum örgütleri (STÖ), meslek odaları, başka uzman kuruluş, uzman kişi ve gönüllülerden oluşan bir ağ oluşturarak Ceza İnfaz Sistemi iyileştirme çalışmalarına sivil toplum desteğini güçlendirmek, sistematikleştirmek ve kurumlar arası koordinasyonu sağlamak;Ceza İnfaz Sistemi İle ilgili çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile diyaloga öncülük etmek. Bu diyalog süresince gerektiğinde eleştiri ve alternatif çözüm önerileri getirmek;
Koordinasyonu güçlendirmek ve birbirlerini tamamlayıcı çalışmaların oluşturulmasına katkıda bulunmak amacı ile Ceza İnfaz Sistemi’yle ilgili çalışmalar yapan STÖ’lerin uyguladıkları bütün projeleri ve uygulayan STÖ’lerin iletişim bilgilerini içeren bir bilgi bankası oluşturmak ve bunu bütün ilgili kurumlar ile paylaşmak;“Ceza İnfaz Sistemi” hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek. Kamuoyuna bülten ve başka yayınlar ile ceza infaz reformu, insan hakları, uluslararası, ulusal ve yerel kurum ve derneklerin aktiviteleri hakkında tarafsız, doğru ve net bilgi iletmek. Bu konuda yazılı ve görsel medyanın farkındalığını arttırmak ve bilgilenmesini sağlamak;
Hapsetmenin birey üzerindeki olumsuz etkilerini göz önüne alarak, hükümlü ve tutukluların sosyal ve psikolojik entegrasyonunda toplumun önemli rolünü kabul ederek, hapsetmeye alternatif yaptırımların yaygınlaştırılması konusunda kamuoyu desteğini güçlendirmek;Hapishanelerde uluslararası insan hakları standartlarının uygulanmasına katkıda bulunmak için değişik alanlarda STÖ eğitim programları ve araçları geliştirmek ve bu konularda eğitim verilmesini sağlamak;
Ceza İnfaz Sistemi alanında çalışan STÖ temsilcilerini, Ceza İnfaz Kurumları Genel Müdürlüğü’nü, hükümet temsilcilerini bir araya getiren ulusal, bölgesel, uluslararası konferans, seminer ve çalışma ziyaretleri düzenlemek. Bu sayede bilgi alışverişinin ve ileriye dönük planların oluşturulmasına katkıda bulunmak; Komşu ve diğer ülkelerde Ceza İnfaz Sistemleri’nde insan hakları standartlarının sağlanması için çalışan STÖ’ler ve diğer kurumlarla işbirliğini geliştirmek.
 
Çalıştığınız alanda (insan hakları vs.) karşılaştıklarınız ışığında Türkiye’deki yargı sistemini değerlendirebilir misiniz? Ne gibi eksikler ve yanlışlar var?
Derneğimiz yargı aşamasından ziyade infaz alanında yani hapishaneler alanında faaliyet yürütüyor. Bu nedenle doğrudan yargıyı değerlendirmek yerine, mahpusların yaşadıkları ve bize başvuruları üzerinden gözlemlerimizi dile getirebiliriz.
Toplumun genelinde var olan önyargıların yargı aşamasında da var olup olmadığı ciddi bir soru bizim açımızdan. Örneğin mahpusların tutukluluk hükümlülük oranlarına bakıldığında Temmuz 2013 rakamlarına göre her 5 mahpustan 1’i tutukluyken bu oran LGBTİ mahpuslar için 9’da 1’e kadar yükselmektedir. Bu rakamlar, “Yargı LGBTİ mahpuslar için daha hızlı mı işliyor?”, “Toplumda var olan ‘LGBTİ ise zaten suçludur’ benzeri önyargılar, yargı aşamasında da varlığını koruyor” sorularını akla getiriyor.
Yine avukat tutamayacak durumda olanlar için yargının hızlı ve “acımasız” olabildiğini derneğimize yapılan başvurularda görebiliyoruz. Örneğin zihinsel engelli iki bireyin karıştığı taciz vakalarında, konu taciz de olduğu için bu durumu bariz gördük.
Yargı söz konusu olduğunda en fazla sorun yaşayan gruplardan diğer ikisi ise LGBTİ bireyler ve yabancılar. Maddi olanaklarının yok denecek kadar az olduğu bu iki grup için “savunmadan yoksunlar” diyebilmek mümkün. Yabancıların buna ek olarak, baro tarafından kendilerine atanan avukatla dil bilmedikleri anlaşamamaları ciddi bir problem örneğin.
“Hapishaneler ve yargı” denilince atlanmaması gereken başka konular da var. Bunlardan ilki iller arası sevkler nedeniyle, mahpusların her duruşmada yüzlerce kilometrelik yolu ring araçlarıyla yapmak zorunda bırakılması geliyor. Bu sevkler sırasında kazalar nedeniyle yaşanılan ölümler basına da yansıdı. Bir diğer konu ise Adalet Bakanlığı’nın SEGBİS diye yeni bir yöntemi kullanmaya başlaması ve mahpusların artık sesli ve görüntülü bu sistem nedeniyle mahkeme salonuna götürülmeden hapishanenin bir odasında kamera karşısına oturtularak bir nevi SKYPE oturumu ile duruşmaya çıkarılması. Yargılamada yüz yüzelik önemli esaslardan biridir ve bu yeni yöntem bu esası yok saymaktadır.
 
Sizce stratejik dava takipleri ile bu eksiklerin üstesinden gelinebilir mi?
Stratejik dava takiplerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu önem iki aşamadan kaynaklanıyor. İlk olarak daha ilk aşamada sorunu görünür kılmak gibi bir işlevi var. Çünkü çoğu sorun görünür durumda dahi değil. Bu nedenle sorunu görünür kılmanın bile bir başarı olduğunu atlamamak gerek. İkinci olarak ise görünür kılınan sorunu AİHM aşamasına kadar takip edip üzerine gitmek olası çözüm yollarını da ortaya çıkaracaktır. Çözüm olmasa dahi çözüme dair olasılıklar belirecek ve o yol açılmış olacaktır.
 
Stratejik Davalama Ağı’ndan beklentileriniz nelerdir?
Bir önceki soruda buna da cevap vermiş olduk aslında. Bu ağ, sorunları görünür kılmak ve olası çözümleri ortaya çıkarmak için bir araç olarak işlev görebilmeli diye düşünüyoruz.
*“Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı” projesi AB Delegasyonu Sivil Düşün Programının desteği ile yapılmaktadır.
05.03.2015

“LGBTİlerin hukukla imtihanı”

sizinle Sol Haberin yaptığı haberi sizinle paylaşacağız;

Biraz “marjinal”, biraz kırılgan bir konudan bahsedeceğim. Telaşlıyım. Meramımı düzgün anlatabileceğim bir örnek seçmeye çalışıyorum.

Hukuk fakültesinin başında, avukatlık mesleğini yapacak kişilerin ortalama insan hakları bilgisini haiz olarak mezun olacaklarını düşünürdüm. Bunun hukuk nosyonundan bağımsız olduğu nedense aklıma gelmemişti. İşlerin, özellikle dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda hiç de böyle güllük gülistanlık olmadığını anlamam pek uzun sürmedi. Özellikle meslek hayatına girince suratımın düştüğü, kaşlarımın çatıldığı, bazen gözlerimin dolduğu olaylarla karşılaşmam için yıllar geçmesine gerek kalmadı. Ve bu dezavantajlı grupların birden fazlasına çeşitli sıfatlarımla dâhil olarak, olaylarda yalnızca tanık ya da dinleyici değil, mağdur olduğum da oldu.

Staj Eğitim Merkezi derslerindeyim. Sınıfta sürekli bana yer tutan tanımadığım bir erkek arkadaş var. İşimden dolayı derslere tam vaktinde giremiyorum, sıra kalmamış oluyor. O bana bir kaş göz işaretiyle yer tuttuğunu gösteriyor ve hemen yanına oturuyorum. Böyle günler geçiyor. Artık birbirimize gülümsemeye ve selam vermeye başlıyoruz.

Bir gün medeni hukuk dersinde, “zina” anlatılırken, zinanın var sayılabilmesi için eşin karşı cinsten biriyle birlikteliğinin olmasından bahsediliyor. Bunun üzerine, kıkırdamalarla “hocam hemcinsiyle olsa ne olur?” soruları geliyor. Hoca hafif tedirgin, gülümseyerek, “Yargıtay bunu haysiyetsiz hayat sürme kapsamına sokuyor” diyor. Sınıfta uğultu halinde fısıldaşmalar, kikirdemeler. Huzursuz oluyorum. “Kanun koyucularımızın ve uygulayıcılarının homofobikliği komik mi sahi? Bir heteroseksüel eşini aldatınca zina ama eşcinsel-biseksüel aldatınca haysiyetsizlik oluyor. Buna mı gülüyorsunuz gerçekten?” diyorum. Soruyu kime yönelttiğim meçhul. Sesim, düşündüğümden daha yüksek çıkıyor. Hoca da ufak bir açıklamayla konuyu kapatıyor.

Bu benim için yönelimime dair bir beyan değil. “Öyle olsa ne olur?” sorusu bir köşede, sorulması gereken soruları soruyorum. Birkaç ay sonra avukatlık ruhsatı alacak kişilerin böylesine saçma tepkiler vermesi canımı sıkıyor.

Sınıftan çıktıktan sonra biri yanıma geliyor. “İyi ki söyledin. Dilimi ısırıyordum ‘size ne’ dememek için” diyor. Gey bir arkadaş. Meslek hayatına ve gelecekteki meslektaşlarına dair umutsuz. Ayrılıyoruz.

Sonrasında pis bir şeyler oluyor. Yazarken bile beni tedirgin eden… Bana sürekli sınıfta yer tutan çocuk, artık yer tutmamaya başlıyor. Bu sorun değil. Çocuk, beni gördüğü yerde, arkadaşlarını dürtüyor ve benim duyabileceğim şekilde içinde “ibne” geçen cümleler kuruyor. Tedirgin olmaya başlıyorum. Canım sıkılıyor. Homofobiyle hiç bu kadar açıktan karşılaşmadığımı fark ediyorum. İyi arkadaşlarıma durumu anlatıyorum. “Korkma, biz buradayız” diyorlar. Aslında korkmuyorum. Daha doğrusu, hissettiğim şey, o ana dair bir korku değil. İleride, bana bunu yapan kişinin bir avukat olacağını ve karşısına çıkacak “ibnelere” nasıl davranacağını düşünüyorum. Korkum, bugünü aşıp geleceğe yöneliyor.

Bugün, yaklaşık bir sene geçmişken bu olay üzerinden ne kadar haklı olduğumu tekrar tekrar hissediyorum. Çoklar. Çoksunuz.

LGBTİ bireylerin dernekleri hakkında sürekli kapatılma davaları açılıyor. Her gün bir sürü LGBTİ birey, tacize, şiddete, hakarete maruz kalıyor. Öldürülüyor. İntihara sürükleniyor. Cezaevlerindeki LGBTİ mahpusların anlatımlarında oldukça sık taciz ve tecavüz iddialarıyla karşılaşılıyor. Tedavi görmek için gittiği hastanede, meslek etiğinden bihaber gerici doktorlar tarafından “durumunu makbul bulmuyorum” diyerek en temel hakları yok sayılıyor. Üstüne üstlük aynı doktor bunu yaptığı hastadan şikâyetçi oluyor! Homofobikler hem yavuz hem hırsız rolünü çok iyi oynuyor!

Benim aktardığım hikâye çok basit. Çok küçük. Her gün bir sürü arkadaşım, eşim, dostum aynı muamelelerin kat be kat fazlasına maruz kalıyor. Yaşadıkları durumları polise, savcıya, avukata anlattıklarında çoğu alaycı bakışlarla karşılaşıyor.

İstanbul Barosu’ndan “yönetici” sıfatlı birine bir gün “LGBTİ komisyonu kursak ya baroda?” diyorum. “Ne gerek var? Kadın komisyonunun içine girsinler işte LGBTİler de” diyor. Gülüyorum.

Hukukta LGBTİler temalı bir yazı olacaktı bu aslında. Onu da yazarım bir ara. Daha teknik, daha teorik olur. Hukukta LGBTİler deyince aklıma trans kadınların katillerine verilen “haksız tahrik indirimi” dışında bir şeylerin geldiği bir zaman…

Güzel bir haberle bitireyim: Şiddet mağduru kadın ve çocuklara ücretsiz hukuki danışmanlık ve avukat desteği veren Ankara Barosu Gelincik Merkezi, artık LGBTİ bireylere de ücretsiz hizmet vermeye başlayacağını duyurdu. Telefon hatlarının Türkiye’nin her yerine açık olduğunu, her zaman danışmanlık vermeye hazır olduklarını, ancak birebir avukat görevlendirmeyi sadece Ankara içinde gerçekleştirebildiklerini duyurdular.

Yeterli mi? Kesinlikle değil. Ancak çok güzel bir adım. Öncelikle SEM dersleri ve CMK eğitimlerinde LGBTİ başlığı açılmasından başlanarak, Baroların LGBTİ dernek ve örgütleriyle dirsek temasına geçmesi en büyük temennimiz. Ankara Barosu güzel bir başlangıç yapmış. Darısı tüm barolarımızın başına!

Not: Yazının son noktasını koyduğumda, bir trans kadının Şirinevler’de evinde öldürüldüğü haberi geçiyor. Failler belli, adalet aranıyor!

27/01/2015

Cezaevinde Cinsiyet Geçiş Operasyonuna Onay

Maltepe Cezaevi’nde hükümlü olan trans mahkum Aslı A. cinsiyet geçiş ameliyatı talebinde bulunmuştu ve talebi kabul edilmişti. Geçtiğimiz yıl Ocak ayında ismini değiştiren Aslı A. ameliyatının hükümlü olduğu süre zarfında yapılması gerektiği ve aciliyeti belirtilmişti.

Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden rapor aldırdı ve raporda “Kişinin cezaevi koşullarının da cinsel kimliğine uygun hale getirilmesi, öz bakımı için gerekli malzemelerin temini konusunda gerekli kolaylıkların sağlanması ruh sağlığı açısından önemlidir ve gereklidir. Kişinin cinsiyetinin kadın olarak değiştirilmesi ve gereken operasyonlar için ruh sağlığı açısından bir engel bulunmadığı kanaatine varılmıştır” belirtildi.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, kararın ardından  1 yıl geçmesine rağmen Aslı A.’nın cinsiyet geçişine ilişkin ameliyat gerçekleştirilmedi. Bunun üzerine Aslı A., Anadolu 1. İnfaz Hakimi Servet Kartal’a bir mektup yazdı. Daha önce Deniz Ç. isimli hükümlünün başvurusunu kabul eden ve ceza infaz kurumunu idaresinden gereğinin yapılması yönünde karar veren Hakim Kartal’ın kendisi için de aynı yönde karar verilmesini talep ederek, ceza infaz kurumu idaresi tarafından ameliyat olması konusunda engellendiğini belirtti.

Anadolu 1. İnfaz Hakimi Servet Kartal’ın 2 sayfalık kararında şu cümleler yer aldı: “Fiziki görünüşü nedeniyle sıkıntı yaşayan insanların hissettiği derin üzüntü ve utanç duygusu da dikkate alındığında, hükümlünün ruh sağlığında meydana gelebilecek olumsuzluklar nedeniyle telafisi sonradan mümkün olmayan sonuçların yaşanabileceği, bu durumun da en az fiziki olarak yaşanan sağlık sorunları kadar önem arz ettiği, bu ameliyattan uzak tutulması ilerde ruhsal çöküntüler sonucu hayatını tamamen tehlikeye sokabileceğinden infazının bitmesinin beklenmemesi gerekir”.

“Cinsel kimlik bozukluğu” tanısı konulan hükümlünün doktor raporlarına göre cezaevi koşulları içinde tercihine aykırı olarak devam ettirildiği belirtilen kararda, “Kişinin tercihine uygun olarak yaşama hakkının verilebilmesi açısından bu cinsiyet değişikliğinin cezaevindeyken de yapılabileceği değerlendirildiğinde talebin kabulü ile gerekli masrafın hükümlü tarafından karşılanması halinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınarak ameliyatın yapılması mümkün olan tam teşekküllü bir devlet hastanesine sevkinin sağlanması için Maltepe Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne yazı yazılarak Adalet Bakanlığı’na bilgi verilmesine karar verilmiştir” denildi. Ameliyatın aciliyetinin olduğu vurgulanan karar, Maltepe Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne gönderildi.

Trans mahkum  D. Ç. 2013 yılında kaldığı Maltepe Kapalı Cezaevi’nin yönetimine geçiş ameliyatı için başvurmuştu. D.Ç.’nin  hapishanede tutulduğu süreçte, cinsiyet geçiş ameliyatı geçirmesinin zorunluluk olduğu sağlık heyeti raporunda belirtilmişti. Başvurusu, devlet hastanelerinin üroloji bölümlerinde mahkum koğuşlarının olmayışı gerekçesiyle ameliyatı gerçekleşmemişti. D.Ç’nin bu durumu üzerine Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi ve Marmara Üniversitesi Pendik Araştırma Hastanesi mahkum koğuşu oluşturduklarını ve cinsiyet geçiş ameliyatı yapabileceklerini D.Ç’ye bildirmişti.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑