Ayla Akat Ata’dan Meclis Araştırması Önergesi

BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, aralarında LGBT mahpusların da bulunduğu “özel ihtiyaçları olan” ya da “dezavantajlı gruplar” olarak adlandırılan mahpuslar için Meclis Araştırması Önergesi verdi ve konuyla ilgili Meclis Araştırması başlatılmasını istedi.

Konuya ilişkin 29 Ocak tarihli XQW News.com’un haberini okuyucularımızla paylaşıyoruz:

29 Ocak 2014 13:54 
BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, cezaevlerinde hak ihlalleri ve hasta mahkûmlarla ilgili Meclis araştırması istedi

BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, son iki ay içerisinde aralarında hasta mahkûmların da bulunduğu 314 mahkûmun bulundukları cezaevinden “sürgün”e gönderildiğini öne sürdü. Ata, 1800 kilometrelik mesafeler yüzünden ailelerin de mağduriyet yaşadığına vurgu yaptı.

“Cezaevlerindeki çocuk, engelli, hasta, yaşlı, LGBT ve kadın mahpuslar başta olmak üzere neredeyse tüm mahpuslar taciz, işkence, tecrit gibi pek çok onur kırıcı yönteme maruz kalmaktadır” diyen BDP’li Ata, cezaevlerinde hak ihlalleri ve hasta mahkûmlarla ilgili verdiği Meclis araştırması önergesinde şunları ifade etti:

‘Süngerli oda, vücutlarında sigara söndürülerek işkence…’
“Son aylarda basına yansıyan haberler ve ilgili insan hakları örgütlerinin yaptığı incelemeler sonucu, Şakran ve Sincan Çocuk Cezaevleri’nde çocuk mahpusların ‘süngerli oda’ya kapatılarak dövüldüğü, vücutlarında sigara söndürülerek işkence edildiği, çıplak arama ve tuvalete izinsiz çıkamama gibi uygulamalarla rencide edildiği ve üzerlerine biber gazı sıkarak etkisiz hale getirilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır. Bu çocukların bir kısmı daha önce Pozantı Cezaevi’ndeki istismara maruz kalmış ve daha güvenli olduğu gerekçesiyle yeni cezaevlerine nakledilmiştir.

Çocuk mahpusların burada da vücutlarında açıkça izlerin görüleceği ölçüde ağır darba uğramış olması, cezaevlerinin hiçbirinin ‘güvenli’ olmadığı ve mahpus haklarının temel ölçü alındığı bir yaklaşım benimsenmeden hak ihlallerinin artarak süreceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

‘314 mahkûma son iki ayda sürgün edildi’
Cezaevlerindeki bir başka hak ihlali konusu da sürgünlerdir. Son iki ay içerisinde 314 kişi bulundukları cezaevinden başka cezaevlerine sürgün edilmiştir. Ailelerinin yaşadığı yerlerden 1800 km uzağa kadar sevk edilebilen tutsakların ailelerinin görüş ve ziyarete gelmesi fiilen engellenmektedir. Pek çok aile maddi olanakları yeterli olmadığı için yol masraflarını karşılayamamakta ve hem tutsaklar hem de tutsak yakınları mağdur olmaktadır. Ayrıca bu sürgünlerin ağır koşullarda gerçekleştiği bilinmekte, sürgün edilenlerin içinde hasta tutsaklar da bulunduğundan tedavi süreçleri aksamakta ve daha olumsuz sonuçlar doğmaktadır. Üstelik tutsakların sürgün edildikleri yerlerde de üzerlerindeki baskının arttığı bilinmektedir.

‘Cezaevlerinde 160’ı ağır 540 hasta mahkûm var’
İHD’nin verilerine göre cezaevlerinde 160’ı ağır olmak üzere yaklaşık 540 hasta mahpusun bulunuyor olması ceza infaz sisteminin gayri insani yönünü açıkça ortaya koymaktadır. Cezaevlerinden gelen ölüm haberleri, devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek mahpusların yaşam hakkını ihlal ettiğinin göstergesidir. Ayrıca hasta mahpuslara yapılan tecrit uygulamaları, kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek durumda olan bu kişilerin sağlık durumunu daha da ağırlaştırmaktadır.

‘24 saat kamera il izleniyorlar’
Ayrıca cezaevlerinde tutsakların 24 saat kamera ile gözlem altında tutulması, çıplak aramanın dayatılması, revir ve hastane sevklerinin yapılmaması, sosyal haklarının kısıtlanması, keyfi disiplin cezası verilerek görüş ve ziyaretlerin engellenmesi gibi hak ihlali ve onur kırıcı muamelelerin rutin hale geldiği görülmektedir.”

Ankara Barosu’na “Cinsiyetçi Yaklaşımı Nedeniyle” Protesto

Gazetelere, televizyon kanallarına bakıldığında her gün cinsiyetçi yaklaşımların yeni bir örneği ile karşılaşmak mümkün. Kadınlara yönelik bu cinsiyetçi yaklaşımların söz konusu LGBT’ler olduğunda katlanarak kendisini gösterebildiği de yaşanan deneyimlerle kendisini ortaya koyan bir durum.

Aşağıda Ankara Kadın Platformu’nun Türkiye Barolar Birliği’ne hitaben kaleme aldığı bir “uyarı” yazısı var. Konu LGBT’ler değil genel olarak kadın hareketi olsa da insan hakları konusunda daha duyarlı olmalarının beklendiği barolar gibi bir örgütlülükte dahi cinsiyetçi yaklaşımların görülebileceğinin ifadesi olduğu için bu açıklamayı okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Ankara Kadın Platformunun Türkiye Barolar Birliği’ne Verdiği “Uyarı” Yazısı:

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NE,

Konu : TBB’nin cinsiyetçi karar ve uygulamaları.

Bilindiği üzere Ankara Barosu’nun 2012 yılında gerçekleştirdiği Hukuk Kurultayında Muğla Baro Başkanı Mustafa İlker Gürkan’ın konuşması platformumuz tarafından protesto edilmiştir. Zira söz konusu kurultaya Av. Mustafa İlker Gürkan’ın konuşmacı olarak davet edilmiş olması, Fethiye Davası sürecindeki kadın düşmanı performansı sebebiyle, platformumuzda hayal kırıklığı ve öfke yaratmıştır. Bundan duyduğumuz rahatsızlığı Kurultay’dan bir gün önce Ankara Barosuna gönderdiğimiz faks ile bildirmiş olmamıza rağmen, ilgili şahsın konuşmasına müsaade edilmiş ve biz kadınlara bu durumu protesto etmekten başka bir yol kalmamıştır.
Söz konu protesto eylemini Ankara Kadın Platformu olarak ortak karar ve irademizle gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Eylem yapma nedenimizi, platformumuz üyesi olan Candan Dumrul arkadaşımız hepimiz adına dile getirmiştir. Sözleri hepimizin fikirleridir, eylemin yapılma gerekçesidir. Kaldı ki hiçbir hakaret, iftira veya asılsız isnat da içermemektedir.
Ancak Birliğinizin tanımı ile “insan hakları savunuculuğu, demokrat, özgürlükçü, entelektüel ve sevecen kişiliği ile Barolarınızın ve Meslektaşlarınızın saygınlığını kazanan Muğla Barosu Başkanı, Avukat Mustafa İlker Gürkan”bu kadar eleştirilmeye dahi katlanamamış, aynı kurultayda eylemimizin ardından“Kadın hareketi 21. Yüzyılın umududur, öyle düşünüyorum. Kadın hareketinin başarıya ulaşabilmesi için, çalışması ve bir tepkiler ortaya koyması gerekir. İş yapan yanlış da yapar, arkadaşlarım yanlış yapıyor olabilirler, belki doğru yapıyorlar bilmiyorum, ben yanlış yaptıkları inancındayım, ama yanlış yaptıkları için bir tepki gösteren topluluğa engel olmamak gerekir.”demesine rağmen arkadaşımızı Ankara Barosuna şikâyet etmiştir.
Şikâyetin nedeni arkadaşımızın avukat olmasıdır. Ankara Barosu bu haksız şikâyeti dikkate alarak Candan hakkında soruşturma açmış ve Disiplin Kurulu aylar süren duruşmalı incelemenin ardından, yapılan eylemin avukatlıkla ilgisi bulunmadığı gerekçesiyle ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir. M. İlker Gürkan bu isabetli karara, kadın hareketine açıkça hakaret içeren bir dilekçeyle itiraz etmiş ve bu itirazı arkadaşımıza bildirme ihtiyacı dahi duymayan Birliğiniz Disiplin Kurulu, tamamı erkeklerden oluşan yapısıyla arkadaşımıza uyarı cezası vermiştir.
Bu ceza sadece Candan’a değil, hepimize bir uyarı mahiyetindedir. Zira kararınızda ““Zaten çirkin bir olayın mağduru olan …. Kamuoyu yaratma çabaları ile psikolojik koruma tedbirleri de alınmaksızın basına malzeme olmuş ve şikayetçinin Baro Başkanı sıfatı da kullanılarak kamuoyu oluşturulmuştur.” Denilerek kadın hareketi suçlanmakta ve bizzat platformumuzun kamuoyu oluşturma çabası mahkûm edilmektedir.
Sadece erkeklerden oluşan ve toplumsal cinsiyet düzleminde meşruiyeti bile tartışmalı olan kurulunuzun, hangi hak ve hadle kadın hareketine mücadele dersi verdiğini merak ediyoruz? Kurulunuz bu kararı ile tecavüz davalarının toplumsal içerikli davalar olmadığını mı ileri sürmektedir? Kadınlar hangi davanın politik olup olmadığını sizden mi öğreneceklerdir? Birliğiniz arkadaşımıza verdiği cezanın, platformumuzun protesto eyleminde yapılmış bir konuşmadan kaynakladığının farkında mıdır? Gürkan’ı protesto etme hakkını kullanan bir kadına, avukat olmasını bahane ederek ceza vermek, bu hakkı sokaklarda kullanmaya çalışan “yurttaşlara” açılan davalar ve cezalarla ne kadar da benzemektedir. Makbul vatandaş tanımı yapan siyasal iktidarla, makbul avukat tanımı yapan Barolar Birliği aynı ideolojik zeminde olduğunun farkında mıdır?
Sizler de biliyorsunuz ki mücadele bir bütündür. Meslek örgütleri de bu mücadelenin önemli parçalarından biridir. Fakat Barolar Birliği bu kararı ile kadın hareketini karşısına almaktadır, kadın cinayetlerini politik değil adi vaka olarak görmektedir. Oysa tam da bizim gibi erkek şiddetinin sürekli yükseldiği bir ülkede, barolar ve diğer demokratik meslek örgütleri bu mücadelenin merkezinde olmalı, kendilerine bu alanda önemli bir misyon biçmelidirler.
Biz kadınlar kendi meslek örgütlerimiz üzerinden de demokrasi mücadelesine katılıyoruz. Yaşam içindeki örgütlülüğümüzün bir parçası olarak meslek örgütlerinin bizi alanlarda, yaşamda, meslekte ve elbette ki kadın kurtuluş hareketi içinde de güçlendirmesini bekliyoruz. Biz bunu beklerken Birliğiniz ne yapıyor, mücadele alanımıza yönelik eylemimizi cezalandırıyor. Protesto hakkına yaklaşım konusunda Birliğiniz, siyasal iktidarla aynı noktaya düşüyor, meslek etiğini bahane göstererek mücadeleyi ve mücadele etiğini hiçe sayıyor. Protesto hakkını meslek etiğine aykırı tanımlamakla, işkence mahiyetindeki polis şiddetini güvenlik gereği orantılı saymak arasında, insan haklarına yaklaşım bağlamında ne fark vardır?
Bu süreçten ve tavrınızdan anlıyoruz ki kadın avukatlar, ne zaman erkek egemenliğine karşı bir eylem yapsa demek ki önce kendi örgütü tarafından vurulacak, hedef olacak, cezalandırılacak. Demek ki birliğiniz önce erkeklerin, erkek avukatların örgütü olacak, sonra da eğer beğenirse “sınırı aşmayan” kadın avukatların örgütü olacak. Ne kadar adil!
Yine arkadaşımıza verdiğiniz cezanın içeriğinden anlıyoruz ki; Barolar Birliği, feminist bir avukatı ve onun mücadelesini taşıyamayacak kadar mücadelenin uzağındadır. Birliğinize göre kadın mücadelesi “farklı fikirleri” savunan marjinal bir harekettir. O halde size şunu bildirmek istiyoruz, biz Ankara’da 10 yılı aşkın süredir kadın mücadelesi yürüten, 40’tan fazla örgütten kadının ve yüzlerce bağımsız kadının oluşturduğu Ankara Kadın Platformu olarak Barolar Birliği’nin bundan sonra kadın özgürlük ve kurtuluş hareketi adına söz söyleme, politika yapma hakkını tanımıyoruz. TBB kamuoyu önünde Candan Dumrul’dan ve bizlerden özür dileyene kadar, bizim için kadın düşmanı ve cinsiyetçi bir örgüttür, hiçbir eylem ve etkinlikte yan yana gelmemenin yanı sıra, bizzat karşısında mücadele edeceğiz.
Bilginize, 30.01.2014

ANKARA KADIN PLATFORMU

Yabancı Bir LGBT Mahpusun İsyanı!

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’yle mektuplaşan Brezilyalı yabancı bir LGBT mahpusun mektubu ve sorunları Hürriyet gazetesinde yer buldu. Carolina takma adını kullanan Ronilson Soares de Mendonca 7 yıldır Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde tutuldu. Cezasını tamamlamış olmasına rağmen, hakkında verilen 6 bin lira para cezasını ödeyemediği için yaklaşık bir yıl daha hapishanede tutulacak.

Hürriyet gazetesinden Fırat Alkaç imzalı 21 Ocak 2014 tarihli haberi okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Carolina’nın isyan mektubu

Fırat ALKAÇ/İSTANBUL
21 Ocak 2014
Carolina’nın isyan mektubu

Uyuşturucu kaçakçılığından mahkûm olduğu İstanbul’daki Maltepe Cezaevi’ne konulan Brezilyalı transseksüel ‘Carolina’, cezasını bitirmesine rağmen özgürlüğüne kavuşamamasına mektupla isyan etti: “Can güvenliği bahanesiyle çalıştırılmıyorum. Bu nedenle 6 bin lira biriktiremediğim için serbest kalamıyorum.”

MALTEPE Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve “Carolina” takma ismini kullanan Brezilya uyruklu transseksüel Ronilson Soares de Mendonca, iddiaya göre ülkesinde mafyanın ailesini ve kendisini tehdit etmesi nedeniyle, Türkiye’ye uyuşturucu ticareti için kuryelik yaptı. İstanbul’da polis operasyonuyla yakalanan Carolina’ya, 12 yıl altı ay hapis ve 6 bin TL adli para cezası verildi. Yedi yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde kalan Carolina, son olarak Maltepe Cezaevi’ne gönderildi. Cezasındaki indirimler nedeniyle tutukluluk süresini tamamlayan, ancak ödeyemediği adli para cezası nedeniyle iki yıldır cezaevinden çıkamayan Carolina, yaklaşık bir yıl daha cezaevinde kalması gerektiğini belirterek, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) yazdığı bir mektupla yardım istedi.

‘EŞİT DEĞİLİZ’

Transseksüellerin kalabileceği cezaevlerinin azlığı nedeniyle kapalı cezaevinde kalan Carolina, mektubunda şunları söyledi: “Trans olduğum için can güvenliği bahane edilerek cezaevinde çalıştırılmıyorum. Sosyal aktivitelerden dışlanıyorum. Bu nedenle çalışıp 6 bin lira biriktiremediğim için serbest kalamıyorum. Bizlere tahsis edilmiş bir cezaevi bulunmadığından burada kalıyorum. Normalde açık cezaevinde kalmam gerekiyor. Bu nedenle sadece açık cezaevinde verilen izinlerden faydalanıyorum. Para cezam da bulunduğu için denetimli serbestlik hakkından da faydalanamadım. Bu nedenle iki yıldır cezaevinden çıkamıyorum. Kanun ve uygulamalarda bizlere ayrımcılık yapıldı, yapılıyor. Halbuki kanun herkese adil ve eşit olmalıdır.”

‘ERKEK KIYAFETİ GİYDİRMEK İSTEDİLER’

CAROLINA, mektubuna şöyle devam etti: “Bundan önce beş cezaevinde kaldım. Buralarda bana çok kötü davranıyorlardı, erkek kıyafetleri dahi giydirmeye çalıştılar. Bu cezaevinde bize çok iyi davranıyorlar. 6 bin lira adli para cezamı bugün ödeyebilsem aynı gün tahliye olacağım. Benim bu mağduriyetimi yetkililer görmelidir. Ben kadın-erkeklerden farklı trans birey olduğum için ayrımcılığa maruz kaldım. Bu nedenle para biriktiremedim. Eşitlik istemek bile bu ülkede suç görülebiliyor. Demokratik bir ülkede hak ve eşitlik olmalıdır.”

“Hapishanedeki Translar”

BirGün gazetesinden Önder Abay, “Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi” kapsamında LGBT mahpuslarla ilgili çalışmalar da yürüten Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Proje Koordinatörü Mustafa Eren ile bir röportaj gerçekleştirdi. Hapishanedeki transların konuşulduğu ve BirGün gazetesinde 13 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan bu röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz:

“Cezaevinde 42 numara topuklu ayakkabı, bulmak çok zor. Ücretini ödesek de memurlar getiremiyor. Burada kurum müdürümüz bizi anlıyor, ancak Ankara’da kalanlar cımbızın bile kısıtlı verildiğinden, diğerleri de hep personel şiddetinden dert yanıyor. Sizden isteğim, bana 42 numara topuklu ayakkabı göndermeniz.” (Deniz’in Mektubundan bir parça)

Hapishanedeki translar

ÖNDER ABAY onderabay603@gmail.com

‘İnsanları hapsetmenin öncelikli nedeni onları iyileştirmektir’ diye yazıyor kanunda, yani her tutukluyu sağlıksız olarak kabul ediyor devlet. Son yıllarda yaşanan keyfi tutuklamaları göz önünde bulundurursak hepimizin her an girebileceği bir yer olarak ele alabiliriz hapishaneleri. İçeride yaşanan hak gasplarından ve kötü muameleden dolayı bırakın iyileşmeyi çok daha kötü/hasta olup çıkıyorsunuz ama. Hapishanelerdeki translara ise ayrıca bir hukuksuzluk ve ayrımcılık uygulanıyor. Cezaevindeki hak ihlalleriyle yakından ilgilenen Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Mustafa Eren’le Cezaevindeki transların durumlarını konuştuk…

»Öncelikle hapishanelerde kaç tane trans var ve kaç ayrı hapishanede tutuluyorlar?
Genel Müdürlüğün 5 Temmuz 2013 tarihli bilgi edinme başvurumuza verdiği cevaba göre 15 Mayıs 2013 tarihi itibariyleTürkiye hapishanelerinde 79 LGBT mahpus bulunuyor. Bu mahpuslar 18 ayrı cezaevinde bulunuyor.

»Translar için ayrı kural ve uygulamalar var mı hapishanelerde?
Girişten itibaren farklı uygulamalar söz konusu. Girdiğinde LGBT olduğunu ifade etmişsen eğer, sana bir sağlık raporu alman dayatılıyor. Hastaneye sevk ediliyorsun ve sağlık kurulu raporu alıyorsun. Bir insanın beyanı üzerinde nasıl bir muayene yapılıyor da rapor veriliyor bilmiyoruz. Eğer söz konusu olan bedene yönelik bir muayene ise bu tamamıyla bir insan hakları ihlâlidir. Diyelim ki LGBT olduğunu ispat ettin ve bir sağlık kurulu raporu aldın, hapishane yaşantısındaki ikinci büyük problem başlıyor bu sefer. Hapishanelerin fiziki koşulları ve LGBT mahpusların kendi güvenliği gerekçe gösterilerek fiili tecrit hayatı yaşatılıyor.

»Bu tecrit olayını biraz açabilir miyiz?
18 ayrı hapishanede 79 trans tutuluyor. Sayılarının en fazla olduğu hapishane Maltepe ve orada da 11 trans mahpus 4 ayrı koğuşta. Yani en iyi ihtimalle 3 kişi bir araya geliyorlar. Tecrit derken iki durumu kastediyorum. İlk olarak, diğer mahpuslarla bir araya getirilmiyorlar. Onlarla bir araya getirilmemek adına atölyelerde de çalıştırılmıyorlar meselâ. Diğer ortak kullanım alanlarını da ne kadar kullanabildikleri muamma. Bu durum sosyal yaşamdan izole ediyor LGBT mahpusları. İkinci olarak ise eğer LGBT mahpus o hapishanede tek ise, diğer mahpuslarla da bir araya getirilmediği için hapislik hayatı boyunca tek başına tutulabiliyor. Bakanlığın verilerine göre 5 LGBT mahpus bulunduğu hapishanede tek tutuluyor.

»Yoğun olarak kaldıkları bir cezaevi yok mu?
Maltepe’deki 11 ve Eskişehir’deki 9 mahpus dışında geriye kalan 59 mahpus diğer 16 hapishanededir. Devletin LGBT mahpuslar için ayrı bir cezaevi yapma projesi var ama bizce de bu sorunun çözümü için doğru yol değil.

»Doğru yol sizce nedir?
Sivil toplum örgütlerinin ve özellikle de LGBT derneklerinin hapishanede çalışma yapabilmesine izin verilmelidir. Bu çalışma sadece LGBT mahpuslara yönelik olmayacak, hapishane personelini ve diğer mahpusları da kapsayacaktır. Personele ve diğer mahpuslara trans olmanın bir hastalık olmadığını anlatmak gerekiyor. Bulundukları hapishanelerde sosyalleşmelerini sağlamak yerine yapılacak özel bir hapishaneye bütün LGBT’leri toplamak doğru olmaz. Çünkü örneğin bütün sosyal ortamı Ankara’da olan birinin hapis için İstanbul’a ya da bu cezaevinin yapılacağı başka bir kente götürülmesi onu sosyal çevresinden tamamen koparmak anlamına gelir. Ayrıca sadece mahpuslar için de değil oraya ziyarete gidenler için de bir damgalama aracına dönüşür bu hapishane.

»İçeride hapis yatan translar kişisel ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar? Ailelerinden destek görebiliyorlar mı?
İçeriden aldığımız mektuplara ve hapishanelerdeki görüşmelerimize dayanarak söyleyebilirim ki, büyük bir kısmının ailesiyle bağı yok. Zaten bu durumu ailesine açıkladıktan sonra ailesiyle bağları kopmuş oluyor bir çoğunun, genelde hapis öncesinde kurdukları sosyal ortamdan arkadaşları destek olmaya çalışıyor. Hapishanelerde atölyeler var ve mahpuslar günlük altı, altı buçuk liraya çalıştırılıyorlar ve aslında yoğun bir emek sömürüsü var. Bu ayrı bir tartışma konusu, ancak LGBT mahpuslar buralarda da çalışamıyorlar, hiçbir geliri yoksa bu olanaktan da yoksunlar..

»Dile getirmek istediğiniz başka bir sorun var mı?
Bir de cezalarının büyük bir kısmını yatmış artık açık hapishaneye geçme hakkını kazanmış insanları da güvenlik gerekçe göstererek kapalı cezaevlerinde tutmaya devam ediyorlar. Bu hukuksuz bir durum, bir hak gaspı. Devlet içerideki mahpusun güvenliğini sağlayamadığı gerekçesiyle haklarını gasp ediyor.

»İçeriye girme nedenleri nelerdir. Bununla ilgili herhangi bir araştırma yapıldı mı?
Bir soru önergesine verilen cevapta bu bilgiler var. 79 mahpustan 22’si adam öldürme, 30’u yağma, 14’ü hırsızlık, 6’sı uyuşturucu, 3’ü cinsel saldırı, 2’si konut dokunulmazlığını ihlal, 1’i kamu malına zarar verme, 1’i ise yaralama fiilleri nedeniyle hapishanede tutuluyorlar. LGBT mahpusların dörtte birinin adam öldürme, yarısından fazlasının ise hırsızlık, yağma gibi nedenlerle hapishanede tutulduğu göz önüne alınırsa ülkemizde LGBT’lerin başlıca sorunlarının can güvenliği ve geçim kaynaklarından mahrumiyet olduğu söylenebilir. LGBT’ler bu sorunlar nedeniyle “hapishaneye düşmekte”dirler.

»Mahkemelerde hâkimlerin veya hapishanelerdeki gardiyanların tutumlarında söz konusu trans olunca bir farklık oluyor mu ?
Şu an hapishanede olanların yüzde 90’ı hükümlü, yalnızca küçük bir kısmı tutuklu olarak kalıyor. Bu hükümlülük oranı mahpus kitlesinin geneli düşünüldüğünde çok yüksek. Bu verileri göz önünde bulundurduğumuzda acaba mahkemeler LGBT’ler için çok hızlı mı sonuçlanıyor, toplumda varolan genel olumsuz kanılar, mahkemelerde de mi varlığını koruyor sorularını akla getiriyor. Basına yansıyan haberlerden, içeride tacize ve tecavüze uğrayan LGBT mahpuslar olduğunu da biliyoruz. Bir gardiyandan şikâyetçi olan mahpusa ‘Olmaz öyle şey o namazında niyazında biridir’ karşılığı verildiğini de biliyoruz.

»Çok teşekkür ederiz bilgiler için. Son olarak ne söylemek istersiniz?
Hapishaneler şu haliyle ‘iyileştirmeden’ çok rahatsızlıkların ve hastalıkların merkezi haline gelmiş durumda. LGBT mahpusların sorunlarının çözümü için STÖ’lerin hapishaneye girebilmesi ve LGBT mahpusların yanı sıra personele ve diğer mahpuslara yönelik çalışmalar yapabilmesi gerekiyor. Gerçek çözüm için ilk adım bu diye düşünüyorum.

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑